Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > Islamforum Turkish > Oku - Düşün - Anla

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

HeR HiCReT ENSaR İSTeR..
Alt 27.06.2008, 18:15   #1 (permalink)
Yeni Üye
 
HuLuSi_KaLP - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
HuLuSi_KaLP isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 03.06.2008
Yaş: 34
Mesajlar: 53
Tesekkür Etti: 0
3 Kunu Icin 9 Tesekkür Aldı
HuLuSi_KaLP Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 1
Standart HeR HiCReT ENSaR İSTeR..

Click the image to open in full size.



HİCRET DEYİNCE, HER mü’minin aklına önce Hz. Peygamber aleyhissalâtu
vesselam, sonra yol arkadaşı Ebu Bekir radıyallahu anh, sonra Mekke, sonra
Medine gelir. Bir adım sonra, Mekke’den Medine’ye hicret eden sair
sahabileri de düşünürüz.

Hicret deyince akla gelenler hayalimizde bu şekilde bir bir canlanırken,
Hicret deyince muhakkak akla gelmesi gereken bir grup insan bir şekilde
nazarlarda gizlenir yahut gerilerde kalır.

Bu bir grup insan, Ensar’dır. Ensar: Mekke’den hicret eden Muhacir
sahabilere, her açıdan yardım elini uzatan Medineli sahabiler.

İşte o Ensar, Hicret hatırlara geldiğinde, unutulmasa da, sıralamada geri
kalır ve nazarlardan gizlenir.Kimbilir, belki de, Hicretin asıl zor tarafını
Mekkeli mü’minler gerçekleştirdiği içindir bu. Hz. Peygamber’in bile,
terkederken geri dönüp “Benim için sen, Allah’ın arzında bana en sevgili
yersin. Kavmim beni mecbur bırakmasıydı, seni asla terketmezdim” buyurduğu
yerdir Mekke. Kâbe’si, Zemzem’i, Safâ ile Merve’si, Hira’sı ile, az ötedeki
Arafat’ı ile, insanlık tarihinin en ulvî hatıralarını özünde taşıyan yerdir.
Allah’a ibadet için inşa edilen ilk bina da Mekke’dedir, sözlerin en güzeli
olarak Kur’ân-ı Hakîm de ilk olarak burada Peygamber’e inmiştir.

Peygamber aleyhissalâtu vesselam ve Mekkeli sahabiler, işte böylesine kudsî
hatıralar yüklü olduğu halde Mekke’yi terketmişlerdir. Dahası, yanlarına
alabildikleri üç-beş eşya ve üç-beş dinar dışında, dünyalık namına neleri
varsa onları da geride bırakarak ayrılmışlardır bu şehirden. Daha da ötesi,
birçoğu anasını, babasını, eşini, evladını ve her hâlükârda akrabasını
arkada bırakarak ayrılmıştır Mekke’den.

Dolayısıyla, Hicret deyince, feragatin büyüğü, elbette Mekkeli Muhacirîn’e
aittir. Zira, imanları için herşeyden ve herkesten geçmişlerdir. Kurulu
düzenlerini bozmuş, işlerini-güçlerini bırakmış, eş-dost-akrabadan kopmuş;
sırf imanlarını tam olarak yaşamak adına, hepsinden feragat etmişlerdir.

Ama birşe var ki, Mekkeli sahabiler, hicret ederken, bir bilinmeze doğru göç
etmiş de değillerdir. Peygamber aleyhisselam ve yol arkadaşı Ebu Bekir,
hicret ederken, meçhul bir diyara ve meçhul bir akıbete doğru hicret ediyor
değildir.
Zira hicret, apar-topar, bir anda ve bir belirsizliğe doğru bir yolculuk
değildir.

Sahabiler de, Hz. Peygamber de, hicret ederken, nereye, hangi şartlarda,
kimlerle karşılaşmak üzere gidiyor olduklarını bilmektedir.

Açıkçası, Hicret, Mısır’dan Filistin’e o mucizevî hurucunda Hz. Musa’nın
yaşadığına benzer mihnetler barındıran bir yolculuk değildir. İkibin küsur
metrelik derinliğiyle Kızıl Deniz’in yarılıp yol olarak açıldığı bu mucizevî
hurucun akabinde Eriha’ya varıldığında gelen cihad emri karşısında Benî
İsrail’in tavrı “Ey Musa! Git, sen ve Rabbin savaşın!” aymazlığı iken;
Medineli sahabiler, Hicret gerçekleşmeden evvel, hem de iki kez Akabe’de
Peygambere biat etmişlerdir.
Hem de nasıl bir biat!

Akabe biatlarında Ensarın en ziyade öne çıkan ismi Es’ad b. Zürâre’nin
dediği şekilde, onlar, Peygamber aleyhisselamı ve Mekkeli sahabileri
Medine’ye davet ederken, kendileri için nelere davetiye çıkardıklarının
farkında olarak bu biatı etmişlerdir:

“Bizler, ancak bu zâtın Resûlullah olduğunu bilerek, develerimizin
böğürlerini tepe tepe buraya gelmiş bulunuyoruz. bugün kendisini alıp
Medine’ye götürmek, bütün Araplardan ayrılmaş, ayrı baş çekmek, ve neticede
en hayırlılarınızın öldürülmesi ve sizlerin de kılıç darbeleriyle kesilip
biçilmeniz demektir. (...) Ey insanlar! Muhammed’e ne üzerine bey’at
edeceğinizi biliyor musunuz? Siz ona; Arap ve Arap olmayanlarla, bütün cin
ve insanlar topluluğu ile savaşmak üzere bey’at edeceğinizin farkında
mısınız?”Yahut Abbas b. Ubâde’nin dikkat çektiği şu istikbale razı olarak:

“Sizler; insanların kızıl ve kara derilileriyle savaşmak üzere kendisi ile
biatlaşacaksınız!

Eğer karşılaşacağınız musibetle mallarınız azaldığı, eşrafınız öldürüldüğü
zaman ona yardım etmeyecek, kendisini muhaliflerinin ellerine
bırakacaksanız, vallahi bu, dünyada da, ahirette de yüzkarasıdır. Şimdiden
bundan vazgeçin.

Fakat eğer sizler kendisine vaadde bulunduğunuz yardım, barındırma,
muhaliflerinden koruma gibi şeyleri yerine getireceğinize kani iseniz,
mallarınızın azalması ve eşrafınızın öldürülmeleri pahasına da olsa onu
tutunuz ki, vallahi bu da, dünyada da, ahirette de hayırlıdır!”

Onlar işte bunun farkında olarak Akabe’de Hz. Peygambere biat edip onu
Medine’ye davet etmişlerdir.

Verdikleri bu sözün şartlarını da bihakkın yerine getirmişlerdir. Mallarını
da, zamanlarını da, hayatlarını da Resûlullah için feda etmekten çekinmemiş;
asla ve kat’a, “Git, sen ve Rabbin savaşın!” kabilinden bir aymazlığa
düşmemişlerdir. işte Bedir, işte Uhud, hele ki Hendek, bunun apaçık
delilidir.

Bu açıdan bakıldığında ise, Hicrette Ensar’ın da hissesi daha bir
berraklıkla çıkar karşımıza.

Anlarız ki, Hicret, tek-taraflı bir göç değildir.

İmanından dolayı yurdunda barınamayan ve canına kastedilen bir topluluğun,
imanını yaşayabilmek için meçhul bir diyara göç etmesi değildir Hicret.

İmanından dolayı yurdunda barınamayıp canlarına kastedilen bir topluluğun,
imanlarını yaşayabilmeleri için her açıdan onlara yardıma, her türlü destek
ve korumaya söz veren insanların olduğu bir diyara yapılan göçtür o.
Hicretten söz ediyorsak, bir tarafta tanım gereği elbette Muhacirîn, yani
‘göç edenler’ vardır.

Ama diğer tarafta o hicret edenleri yurtlarına kabule, her açıdan yardıma,
desteğe ve korumaya önceden söz vermiş Ensar, yani ‘yardımcılar’ da vardır.

Hicret, bir bilinmeze yolculuk değildir. Bir “Git, sen ve Rabbin savaşın!”
yolculuğu da değildir. Bir “Gidin, siz ve Rabbiniz savaşın!” yolculuğu da
değildir.

Hicretin bir ucunu Allah için herşeyden feragat eden Muhacirîn tutmuş,
gitmekte; öteki ucunu ise Allah için herşeyden feragat edenler için
herşeyden feragat eden Ensar tutmuş, “Bize gelin!” demektedir.

Hicret, “Gelin, ne gerekiyorsa ben de varım; ne yapılacaksa, ben de işin
içindeyim; hangi bedel ödenecekse, ben de hazırım!” diyebilen bir Ensarın
varlığında gerçekleşmektedir.Yok mudur “İçimde bir Muhacir var” diyebilen?

Var mıdır “İçimde bir Ensar var” diyebilen?
__________________
Hadid Suresi 20 - Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Engelliler Ne İster? bcetin811 Onların Dünyası 0 04.10.2007 13:24
Tarihte Hicret bcetin811 Genel Islam Konular 2 23.07.2007 08:57
Hiçret Ama Nereye....... berfut Hikayeler & Hisseli Kıssalar 0 24.02.2007 01:31
Hicret mugealanya Genel Islam Konular 2 22.02.2007 00:32
Hicret Doğuş Arşiv 0 11.02.2005 11:05



WEZ Format +2. Şuan Saat: 04:27.


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.

Template-Modifikationen durch TMS
IslamForumAd Management RedTyger