Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > Islamforum Turkish > Oku - Düşün - Anla

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

Suda Susuzlari Arar
Alt 16.06.2008, 20:58   #1 (permalink)
Tercübeli Üye
 
Uhud dağı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Uhud dağı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 02.07.2007
Yaş: 24
Mesajlar: 915
Tesekkür Etti: 7
14 Kunu Icin 23 Tesekkür Aldı
Uhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 34
Standart Suda Susuzlari Arar

Yeter ki yan. Dumanın bulut oluverir. Yeter ki yak. Denizler kazan. Nerede ateş orada su. Ne tuhaf kimya! Suyun terkibinde ateş, ateşin terkibinde su. Bir ayna getirin ateşe, suyu görmek istiyor; bir ayna getirin suya, ateşi görmek...
Ellerini alınlarına dayayıp uzakları gözlüyorlar. Hem bîhaberler, hem birbirinden haberdar. Bu nasıl sır, adım atanın semaya yükseliyor dumanı. Bu nasıl gömlek, kim giyse deli oluyor.


“Sadece susayanlar suyu aramaz/ Su da susuzları arar durur,” diyor görklü Mevlâna. İyi de gözlerimiz seçemiyor dumandan. Hangisi ateş bunların hangisi su? Ateşin mi kadehinde su var, suyun mu kadehinde ateş? Bu sarhoşlar kim, kıvılcımlar çıkan dudaklarından. Ya kim şu ailesi ve talebeleriyle Belh’ten göç eden adam:

Bahaeddin Veled, Sultanu’l-Ulema. Peki yanındaki çocuk: Celaleddin, küçük Mevlâna. Peki sohbet ettikleri kim Şam’da: İbnü’l Arabî, Şeyh-i Ekber. Ne diyor uğurlarken Sultanü’l-Ulema’yla oğlu Celaleddin’i Anadolu’ya: “Sübhanallah! Bir umman bir gölün peşinden gidiyor!” Ne tuhaf, baba göl, oğul okyanus. Ne tuhaf, Konya’ya deniz geliyor. Ve gün geliyor buharlaşıyor göl postunu okyanusa bırakıp.

Daha yirmi dört yaşında Mevlâna. Beş sene dolup taşıyor ders verdiği medreseler. Beş sene ilmini kulluğuna katıyor, sözünü keşfine. Ününün dalgaları arzın bütün kıyılarını dövüyor. Fakat unutmuyor karşısına çıkan meçhul kişiyi gençliğinde. Şam’a gönderdiğinde ilim öğrensin diye babası Sultanü’l-Ulema. Kimdi o, bir an görünüp kaybolan saklayarak yüzünü? Bir anahtar bırakıp avcuna bütün kilitleri saklayan: “Ey dünya sarrafı, beni ara!”


Şems, yani güneş, kabına sığmıyor dehrin. Dizginlerini tutmakta zorlanıyor mana âleminin seyisleri.

“Bende olanı şeyhim göremiyor!” diye hayıflandığını sezip, bırakıyorlar dizginlerini. İşte “sohbetine dayanacak bir dost”u aramaya başladığı o günden beri, kâh şarktan doğuyor, kâh garptan; kıyamet alâmeti. Kara keçeler giyiyor, karartıyor yüzünü sırrını soranlara. “Ben sırrı kendimi onda göreceğim kimseye söylerim ancak,” diye fısıldıyor ürpertici bir sesle.

Kimden incinse ölümcül yaralar açıyor ruhunda. Şehirden şehre, handan hana varıyor. Bağdat’ta ayı leğendeki suda seyreden Şeyh Evhadüddîn Kirmânî’ye rastladığında, “Boynunda çıban mı var, başını kaldırıp göğe bakmıyorsun? Hem neye bakarsan bakılmaya değer olana orda rastlarsın!” diyor. Kirmânî eline sarılıyor Şems’in, dost olmak istiyor ona.

Şems, “O halde birlikte şarap içelim Bağdat çarşısının tam ortasında!” diye gülümsüyor Kirmânî’ye. “Yapamam!” kelimesi daha çıkar çıkmaz ağzından, lav püskürtüyor: “Uzak ol erlerin huzurundan! Demedim mi, gücün yetmez dostluğa, diye. Halbuki bütün müritlerini satmalıydın bir kadeh şaraba. Hem bil ki, ben mürit değil şeyh arıyorum!”


Güneş, bir nehirle yer değiştirdi. Nehir, bulutların koynunda gizlenirken, güneş nehrin yatağını altüst etti külleriyle. Ve ateşten bir ırmak, kıvılcımlar saçarak geldi Konya’ya: Şekerciler Hanı’nda bir kızıl şurup. Elini kalbine koyup, zamanın adımlarını ölçüyor.

“Değirmen taşı neden durmadan döndüğünü nereden bilsin!/ Bedenimiz taş ve düşüncelerimiz su / Taş der ki: ‘Evet su biliyor devranı!’/ Fakat su der ki: ‘Hayır değirmenciye sor / Suyu vadiye, aşağı indiren odur’” kelimelerini taşıyan kadehin, kırılıp okyanusa dönüşeceği ânı bekliyor. Kılıcını kınından sıyırıyor aşk. Şehidinin omzuna vuruyor vakit tamam, diye. Şems, Şekerciler Hanı’ndan çıkıp, Altın Aba Medresesi’ne doğru yürümeye başlıyor. Ne yürüme!


Mevlâna bir binek üstünde ilerliyordu. Hürmetle yürüyordu talebeleri yanında. Şems adımlarıyla dağlarken Konya’nın toprağını, O bineğinin üstünde nur saçıyordu. İki deniz bir deniz olmak için yükseliyor, iki güneş bir güneş olmak için çekiliyordu.

Met ve cezir böyle sürüp gitti her adımda. Ta ki “Marace’l-Bahreyn” denilen vuslat yerine varıldığında, dizginleri bırakılmış güneş, tuttu suyun dizginlerini. Ve o tehlikeli soruyu sordu: “Ey, dünya sarrafı! Muhammed Mustafa (s.a.v) mı büyük, yoksa Bayezid-i Bistâmî mi!” “Bu nasıl sorudur!” dedi Hüdâvendigâr. Fakat itham etmeyip dinledi onu.

“Hz. Muhammed(s.a.v), ‘Ya Rabbi seni tenzih ederim. Biz seni layıkıyla bilemedik,’ derken, Bistâmî, ‘Kendimi noksan sıfatlardan tenzih ederim. Cübbemin içinde Hak’tan gayrı varlık yok’ demişti.” Belli ki bir sınav sorusuydu bu. “Elbette Muhammed Mustafa(s.a.v) büyüktür” dedi Mevlâna. “Zira Hak tecellisine mazhar olan Bistâmî kabının darlığından taştı, bu sözü söylerken.

Halbuki Muhammed Mustafa, hangi mertebeye varsa önceki makamlardan istiğfar ediyor, ‘Ey, idrakimizin kuşatamadığı Rabbimiz! Seni layıkıyla bilemedik, diyordu.” Bir çığlık! Konya’dan kopup dalga dalga sarstı evreni. Bir uğultu; kalabalıkların içinden yükselen kara duman. Ve bir soru: “Bu çığlığı kim attı?”
__________________
Dünya zalim elinde tam ağlanacak andır.
Müminlere şimdi mevsim-i hazandır.
Bir an evvel derlenib de kendimiz olmazsak.
Hak bilir-yok olup gideceğimiz ayandır.
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bir Bardak Suda Boğulmak bekir Hikayeler & Hisseli Kıssalar 0 25.05.2008 17:22
Insan Vav şeklinde Doğar Bir Arar Doğrulunca Kendini Elif Sanir Uhud dağı Oku - Düşün - Anla 1 06.01.2008 01:40
Her Canli Eşini Arar..... berfut Oku - Düşün - Anla 0 21.04.2007 11:51



WEZ Format +2. Şuan Saat: 05:04.


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.

Template-Modifikationen durch TMS
IslamForumAd Management RedTyger