 | İnsan Ol!İnsan! (Mevlana Hz.'den) |  |
14.10.2007, 22:55
|
#1 (permalink)
| | Üye
beyza isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 26.09.2007 Yaş: 26 Mesajlar: 169 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 2 | İnsan Ol!İnsan! (Mevlana Hz.'den) Adamın biri, büyük bir şehre gelmişti. Çarşıyı gezerken güzel kokular satan attarların sokağına saptı. Dükkanlardan gül, menekşe, kokuları dalga dalga sokağa dökülüyordu. Adam birkaç adım attı. Güzel kokular başını döndürmüştü. Fazla dayanamadı, düşüp bayıldı.
Halk, bayılan adamın başına üşüşmüştü. Kimi kalbini yokluyor, bileklerini ovuyor, kimisi de gül suyu ile yüzünü yıkıyordu. Ne yaptılarsa adamı ayıltamamışlardı. Ferahlatıcı kokular, gülsuları boşuna harcanmış, adam bir türlü kendine gelememişti. Ve baygınlığı daha çok artmıştı. Çaresiz kaldılar. Etrafa haber salarak akrabalarını arattılar. Hiç kimse adama sahip çıkmıyor, saatler geçtiği halde adam da bir türlü kendine gelemiyordu. Akşama doğru oradan geçen bir debbağ (derileri terbiye eden) adamı tanımışta. Kalabalığa seslendi:
"- Sakın ona gülsuyu serpmeyin! Ben onun hastalığının ne olduğunu biliyorum. Siz ona hiç dokunmayın, ben biraz sonra geleceğim..." diyerek uzaklaştı. Bir vîraneye girdi. Avucuna bir parça gübre aldı. Attarlar sokağına gelerek, gizlice, gübreyi bayılan adamın burnuna tuttu. Hayret!.. Adam kendine gelmeye başladı. Biraz sonra da ayağa kalktı. Debbağla birlikte yürüyerek gitti.
Bayılan adam da bir debbağdı. Yıllarca kokmuş deriler arasında pis kokulara alışmış, attarlar sokağında güzel kokulara dayanamayarak düşüp bayılmıştı.
MESNEVİ:
- Mayıs böceği daima pislik taşır durur. Bu yüzden de gül suyundan bayılır. Onun ilacı yine pis kokulu şeylerdir. Çünkü ona alışmıştır, onunla hall ü hamur olmuştur.
Nasîhatçiler de, kasvetli kişiyi, kendisine bir kapı açılması, iyileşmesi ve şifa bulması için hikmetli güzel sözlerle, amberle, gülsuyu ile tedavî etmek isterler.
Kime öğüdün güzel kokusu fayda vermezse, muhakkak o, kötü kokulara alışmıştır.
Sen de nurdan, öğütten, iyilik ve güzellikten nasîbini al!.. Burnunu pisliğe sokma da, mayıs böceği olma! İNSAN OL, İNSAN!..." (Beyit: 278-281)
Sabah meltemi; gül, karanfil ve nadîde çiçeklerini açmış bir bahçe üzerinden eserek geçtiği zaman, nefis, leziz ve gönüllere bahar ferahlığı veren kokularını estiği yerlere alır götürür.
Gönül erleri, salihler ve arifler de kalplerindeki muhabbet, aşk ve vecdlerini sohbetlerine taşırlar. Kalplerindeki esrarın nuru cemaate akseder. İn'ikas ve insibağ (boyanma) neticesinde kabiliyyet ve istidada göre gönüller feyz ve hakikatin nuru ile dolar.
Eshab-ı Kehf'in Kıtmîr'i bir köpek olduğu halde, sadıklarla beraberliğinin ve onlara mağara kapısında sadakatle bekçilik etmesinin bereketi ile cennete girecektir.
Mevlana (k.s.) bu vakıayı şöyle anlatır:
"Eshab-ı Kehf'in köpeği ki, o cezbe (feyz-i ilahî) sayesinde murdarlıktan kurtuldu. Ve padişahların sofrasının başına oturdu."
"O köpek Eshab-ı Kehf'in sohbetini ihtiyar eylemiş olduğu için mağara kapısı önünde çanaksız, çömleksiz olarak rahmet-i ilahiyye suyunu arifler gibi içti."
Teaffün etmiş (kokuşmuş) mezbele ve leşler üzerinden geçip gelen bir meltem de, onların mülevves kokularını alarak etrafa yayar, nefesleri tıkar ve ruhları daraltır.
Kulluk lezzetinden mahrum fasıkların meclislerinde de çevrelerine kasvet yayılır. Onlar da birbirlerinin kasvetleri ile hem-hal olurlar. Kasvetlerinin yarenliği ile lezzetlenirler.
Mevlana (k.s.) bir beyitinde:
"- Mezarlığa git de orada bir müddet sessizce otur!. Orada susmuş söyleyenleri dinle!" buyurur.
Nasıl bir fareyi gül bahçesinde barındırmak mümkün değilse, zıddı olan bir bal arasını da alıştığı alemin dışında yaşatmak mümkün değildir. Zîra onun gıdası, teneffüs sahası, çiçek özlerinin içindeki alemdir. Onu da bunun dışındaki bir mekanda yaşatmak mümkün değildir. Her varlık, hayatını ancak kendi tab'ına uygun bir mekanda idame ettirebilir.
İnsan da bu kaidenin dışında değildir!
Yüksek ruhlar hakikat-ı Muhammedîyye'den in'ikas eden füyuzatla gıdalandıkları gibi, habîs ve fasık ruhlar da habasetle tatmin olur.
Hz. Ebûbekir (r.a.), Rasulullah (s.a.)'in sîmasına bakar; "Amnan ne kadar güzel!" diye hayret ederdi. Ebû Cehil de o mübarek yüzden tam tersi bir intiba alır ve ondan nefret ederdi. Bu farklılığın sebebi; her ikisinin de ayine-i Muhemmedî'de kendi hakikatlerini görmeleriydi.
Vereset'ül Enbiya (Evliyaullah) hazeratı:
"Biz cilalı ayna gibiyiz, herkes bizde suretini görür!" buyurmuşlardır.
Hiç bir ayna hatır için yalan söylemez ve çirkini güzel, güzeli de çirkin olarak göstermez! Kendisine akseden şey her ne ise görüntüsü de ondan ibarettir. Evliyaullah da, tecellî-i ilahi karşısında olsun, eşya muvacehesinde olsun, birer ayna gibidir. Onlara bakan kendisini görür.
Şeyh Niyazî-i Mısrî (k.s.):
"Halk içre ayineyim. Herkes bakar bir an görür.
Her ne görür, kendini görür; ger yahşî (güzel), ger yaman (çirkin) görür." beytinde gönüllerinin bir ayna olduğunu ne güzel belirtir.
Mevlana (k.s.) buyurur:
"- Bir kimse incinecek, yahud bir şahıs utanacak diye ayna ve terazî doğruyu söylemekten çekinirler mi?
Ayna da terazî de yüksek birer mihenk taşıdır. "Hatırım için doğruyu gizle, fazla göster eksik gösterme diye yalvarsan, onlar sana cevap verirler ki: "Herkesi güldürme. Ayna ve terazî karşısında hîlekârlık olur mu?
Hasta ve yaralı kimse nasıl kendini tedavî edemeyip bir doktor veya operatör arar ise ahlak hastası ve manen yaralı kimseler de tasfiye-i ahlak hekiminin yani bir mürşidi kamilin tedavisi altına girmek mecburiyetindedir.
Olgunluğa eriştiğini zanneden bazı kişiler sureta mahviyyet göstermeğe çalışırlar. Aczlerinden ve noksanlarından bahsederler. Lakin bu halleri ciddi değildir. Gösteriş içindir. Biraz deşilip üzerine gidildiğinde ucub ve gurur ile dolu bir kalb bataklığı ortaya çıkar.
Mevlana (k.s.):
"Bu benlik ve gurur bataklığının temizlenmesi için bir mürşidi kamilin himmet ve feyzi zarurîdir." buyurur.
Bazı kimseler vardır ki, onlar, sırf kitap okumakla nefslerini ıslah edeceklerini, ucub, gurur ve kibirden sıyrılacaklarını zannederler.
Böyle bir hareket bir kanser hastasının tıp kitabı okuyup kendisini tedavî etmesine benzer. Doktorlar bile hastalanınca başka bir doktorun tedavîsi altına girerler. Çünkü bir insan kendi hastalığını bizzat teşhis edemez Bu bir enfusî hadisesidir. Hiç bir hakim de kendisine aid meselede bir hüküm veremez. Diğer bir hakimin huzuruna çıkması elzemdir.
Kibir gurur ve övünme duyguları insanın içine çuvaldız gibi saplıdır. Kişinin kibirlenmesi kendisinden gördüğü üstünlüklerden ileri gelir. Ancak bir kimse hak bir yola intisab ettiği takdirde bütün bu fazilet ve üstünlüklerin, kesinlikle ve gerçek olarak ALLAH (c.c.) da bulunduğunu anlar Kendisindeki her şeyin, ALLAH (c.c.) tarafından ona emanet olarak verildiğini görür. | |
| |  |  | |  |
15.10.2007, 00:00
|
#2 (permalink)
| | Yeni Üye
kevni-kavseyn isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2007 Yaş: 25 Mesajlar: 95 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 2 | Paylaşımınız için teşekkürler beyza kardeş.
Mevlana hz.leri bütün varlığını sevgili peygamberimiz sav.efendimizde yok ederek ebedi meşalesini Onun nurundan yakıp uyandıran büyük bir mürşidi kamil idi.Büyük pir davetinde:
"Doktorlar insanların hastalığını;nabzına ve idrarına bakarak anlarlar.Biz Hakk Teala'nın talebeleri olan doktorlarız.Biz gönüle vasıtasız olarak bir hoşça bakan doktorlarız.Anlayış bakımından da görüşümüz pek yücedir.Zira,biz;Allah'ın Celal nurunun ışığından ilham alırız.Bizim delilimiz,Celil olan Allah'ın vahyidir.Hastalığı ilham ile anlarız.Biz kimseden tedavi ücreti istemeyiz.Ücretimiz noksan sıfatlardan münezzeh olan Alllah'tandır.Onulmaz hastalıklara tutulanlara sala.Ey onulmaz hastalıklara tutulanlar;Koşun buraya,bizim ilacımız hastalıklara birebirdir."
Buyuruyor.
Selam ve dua ile.
__________________ "müşkülünü çözen, seni hakikata ulaştıran bilgiyi, ölüm gelip çatmadan önce iste." (mevlana) | |
| |  |
15.10.2007, 08:48
|
#3 (permalink)
| | Yeni Üye
mehmetk isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 25.09.2005 Yaş: 39 Mesajlar: 36 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | s.a
mevlananın kitabınında ki ahlaka uygun olmayan konular hakkında bilginiz varmı? mesneviyi hiç okudunuzmu?böyle bir kitap yazanın islam ile alakası olduğunu düşünüyormusunuz? Bu hikayelerin onun kitabına sonradan ilave edildiği doğru olabilirmi? | |
| |
15.10.2007, 09:14
|
#4 (permalink)
| | Üye
beyza isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 26.09.2007 Yaş: 26 Mesajlar: 169 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 2 | Alıntı: mehmetk Nickli Üyeden Alıntı
s.a
mevlananın kitabınında ki ahlaka uygun olmayan konular hakkında bilginiz varmı? mesneviyi hiç okudunuzmu?böyle bir kitap yazanın islam ile alakası olduğunu düşünüyormusunuz? Bu hikayelerin onun kitabına sonradan ilave edildiği doğru olabilirmi? | a.s
bu konuda münakaşa yapmak istemiyorum.tabiki kafadan uydurulmuş bir şey değildir bunlar..yoksa büyük bir mes'uliyet Allah korusun..beyitleerin sayfaları verilmiştir.bir endişeniz varsa Mevla'dan araştırıp bakabilirsiniz..ulaşamazsanız size kitap isimleri verebilirim okur istdeğiniz konuda bilgi sahibi olursunuz..
selam ve dua ile | |
| |
15.10.2007, 11:14
|
#5 (permalink)
| | Yeni Üye
kevni-kavseyn isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2007 Yaş: 25 Mesajlar: 95 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 2 | Allah cc ya dost olmuş büyük zatlara birşey isnad ederken çok düşünüp az konuşmakta yarar vardır sanırım.İnsanın ahireti ve dünyası için bu daha ince olur.
Selam ve dua ile.
__________________ "müşkülünü çözen, seni hakikata ulaştıran bilgiyi, ölüm gelip çatmadan önce iste." (mevlana) | |
| |
16.10.2007, 16:30
|
#6 (permalink)
| | Yeni Üye
seda07 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.10.2007 Yaş: 23 Mesajlar: 18 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Beyza kardeşim Allah razı olsun senden!Hz mevlana çok büyük bir zaat yüreği Allah aşkıyla dolmuş bir aşık rabbim o mertebelere ulaşmamaızı nasip eder inşallah. | |
| |  | |  |
16.10.2007, 16:44
|
#7 (permalink)
| | Yeni Üye
kevni-kavseyn isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2007 Yaş: 25 Mesajlar: 95 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 2 | Mevlana hz.leri Mesnevi 881-885 İNSAN KENDİ AYIBINI GÖRMEZ DE BAŞKASININ AYIBINI GÖRÜR,SÖYLER.. *Herkes önce kendi ayıbını görseydi,onu düzeltmeye uğraşmaz mı idi? *Halk kendinden gafildir.Bu yüzdendir ki kendi ayıblarını görmezler de,başkalarının ayıblarını görürler ve söyler dururlar. *Ben kendi yüzümü görmem de senin yüzünü görürüm.Sen de kendi yüzünü görmez,benim yüzümü görürsün. *Kendi yüzünü görebilen kişinin nuru,halkın nurundan fazladır. *Öyle bir kişi,yani kendi kusurlarını,hatalarını gören bir kişi olsa bile,onun görüşü ölümsüzdür.Çünkü onun görüşü Allah'ın nurundandır. *İnsan kendi yüzünü,kendi kusurlarını gösteren nur,duygu ile anlaşılır.Yani his nuru bu gözlerde ki nur değildir.O nur Hakk nurudur.İman nurudur.Gönül nurudur.O nurun sahibi kendi zat ve sıfatını,o nurla açığa vurmaktadır.
__________________ "müşkülünü çözen, seni hakikata ulaştıran bilgiyi, ölüm gelip çatmadan önce iste." (mevlana) | |
| |  |  | Nefis Azgın Arslan Gibidir!.. (HZ.Mevlana)'dan.. |  |
16.10.2007, 18:28
|
#8 (permalink)
| | Üye
beyza isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 26.09.2007 Yaş: 26 Mesajlar: 169 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 2 | Nefis Azgın Arslan Gibidir!.. (HZ.Mevlana)'dan.. Uçsuz bucaksız bir ormanda azılı bir arslan yaşamaktadır. Ormandaki bütün hayvanlar korku içindedirler.
Böyle yaşamaktansa bir çare ararlar. Düşünür, taşınır, aralarından bir heyet seçerek arslana gönderirler:
- "Ey ormanların şahı arslan!. Her gün içimizden birini yakalıyor, yiyorsun!. Buna bir diyeceğimiz yok, fakat bu zahmet niye? Sen tahtında otur, biz, sana her gün içimizden birini yollarız, sen de rahatça yersin! Böylece, biz de, sen de huzur içinde ömrümüzü geçiririz!." derler.
Bu teklif arslanın hoşuna gider. Kabul eder. Artık her sabah bir hayvan kendi ayağı ile gelip arslana teslim olmaktadır.
Günlerden bir gün, sıra tavşana gelir. Hayvanlar:
- "Eh ne yapalım, kısmet böyle!. Çoğumuzun rahatı için birimizin ölmesi gerek!. Haydi vakit geçirmeden yola düş!. Arslanı kızdırmayalım." derlerse de tavşan işi ağırdan alır, pek aldırmaz. Hayvanlar telaş içindedirler. Nihayet yalvara yakara tavşanı yola düşürürler..
.
Tavşan, kayıtsız, seke oynaya arslanın huzuruna gelir ama, vakit de bir hayli ilerlemiştir.
Açlıktan ateş püsküren arslan, kükrer:
- "Nerede kaldın? Bu gecikmene sebep ne?"
Tavşan, yalancı bir telaşla terlerini siler, boynunu büker:
- "Aman efendim, ben saygıda kusur etmedim. Sabah erken yola çıktım ama, diğer bir arslan yolumu kesti, elinden kurtuluncaya kadar neler çektiğimi bilemezsiniz?"
Arslanın öfkesi büsbütün başına vurur:
"Kim bu küstah? Bu ormanda yalnız benim hükmüm geçer. Kimmiş o, çabuk söyle?"
Tavşan durumdan memnun, hep öteki arslanı över, böylece arslanın haysiyetini tahrik eder. Arslan dayanamaz:
- "Düş önüme, göster bu alçağı!." der, yola düşerler. Tavşan arslanı bir kuyunun başına getirir:
- "İşte sultanım, bu kuyunun içinde!. Bakınız nasıl da kurulmuş."
Arslan hırsla kuyunun içine bakar. Suda aksini görür. Hırlamaya başlar, kuyudaki aksi de hırlar.
Tavşan fırsatı kaçırmaz:
- "Görüyor musunuz efendim? Size nasıl da meydan okuyor." der.
Arslan büsbütün hiddetlenir, gözleri döner. "Bir diyarda iki sultan olamaz, parçalamalıyım onu!." diye mırıldanır.
Ardından da: "Gümm.." diye kuyuya atlar.
Her şey bitmiştir artık. Tavşan yemyeşil çayırlarda seke seke hayvanlara kurtuluşlarını müjdeler.
MESNEVİ: -"Ey kişi... Sen bu dünya kuyusunun dibine, hırsla, tamahla atlamış, mahpus bir arslansın. Nefsini yen de tavşan gibi hür dolaş... Senin tavşan nefsin, sahrada yiyip içmekte, zevk ve safa etmekte. Sen ise şu dedikodu ve münakaşa kuyusunun dibindesin!" (Beyit: 1350-1351)
Ebu Mücahid (r.a.) buyurur:
"Allah'ın (c.c.) yarattığı en ahmak mahluk nefistir." Çünkü, hep kendi aleyhine olanı ister.
Allah (c.c.) nefsi yarattığı zaman sordu:
- "Sen kimsin, ben kimim?" Nefis cevap verdi:
- "Sen sensin, ben benim!.."
Hz. Musa (a.s.) zamanında gizli ilimler ve hassaten sihirbazlık ilerlemişti. Onun için Hz. Musa (a.s.) da asasını meydana attığı vakit canavar şeklinde gözüktü. Ve O, asayı kızıl denize vurunca, deniz yol oldu ve ümmeti geçti.
Tasavvuf uleması iş'arî mana olarak, Hz. Musa (a.s.) ın asasının nefsine delalet ettiğini ifade etmişlerdir. Hz. Musa, o asaya dayanıyordu. Cenab-ı Allah (c. c.) onu attırınca nefsinin ne büyük bir canavar olduğunu öğrendi ve ürktü.
Çünkü, Rabbi Musa (a.s.)'a sormuştu:
- "Elindeki nedir?"
- "Asadır, Ya Rabbi!"
- "Onu ne yapıyorsun?"
- "Ona dayanıyorum.."
- "Benden başka dayanacak, sığınacak bir şey olmadığını bilmiyor musun? At onu elinden!.."
Hz. Musa (a.s.) asayı atınca onun hakikatini görmüştü. Fakat O, nefsini ıslah etmesi, onun hakikatini bilmesiyle kavmini yola getirmiş ve sihirbazları aciz bırakmıştı...
Zülkarneyn (a.s.), ölüm endişesi ve nefs engelini aşmaya çalışan bir kavme uğradı. Oradaki insanların elinde dünya serveti namına bir şey yoktu. Rızıklarını sebzeden te'min ederlerdi. Sebzelerini korumakta çok ihtimam gösterirlerdi.
Ayrıca bu kavimde herkes kendi mezarını kazar, hergün mezarını temizler ve ibadetlerini burada yapardı.
Zülkarneyn (a.s.) bunların hükümdarlarını çağırttı.
Hükümdar:
- "Ben kimseyi istemiyorum. Beni isteyen de yanıma gelir." dedi.
Zülkarneyn (a.s.) bu söz üzerine hükümdarın yanına giderek:
- "Ben seni davet ettim, niye gelmedin?" dedi. Hükümdar:
- "Sana bir ihtiyacım yok, olsa gelirdim." cevabını verdi. Bunun üzerine Zülkarneyn (a.s.):
- "Bu haliniz nedir? Sizdeki bu hali kimsede görmedim." deyince hükümdar:
- "Evet biz altın ve gümüşe kıymet vermiyoruz. Çünkü baktık ki, bunlardan bir miktar, bir kimsenin eline geçerse, bu sefer daha fazlasını isteyecek ve huzuru bozulacak. Onun için dünyalık peşinde değiliz." dedi.
Zülkarneyn (a.s.):
- "Bu mezarlar nedir? Neden bunları kazıyor ve ibadetlerinizi burada yapıyorsunuz?" diye sordu.
Hükümdar:
- "Dünyalık peşinde koşmamak için bunu böyle yaptık. Mezarları görüp de oraya gireceğimizi hatırlayınca, her şeyden vaz geçeriz." dedi.
Zülkarneyn (a.s.):
- "Niçin sebzeden başka yiyeceğiniz yoktur? Hayvan yetiştirseniz, sütünden, etinden istifade etseniz olmaz mı?" dedi.
Hükümdar:
- "Midelerimizin canlı hayvanlara mezar olmasını istemedik. Bitkilerle geçimimizi sağlıyoruz. Zaten boğazdan aşağı geçtikten sonra hiç birinin tadını alamayız." diye cevap verdi.
Cenab-ı Hakk buyurur:
"Ey Rasulüm, nefsanî arzularını kendisine ma'bud edineni gördün mü? Şimdi sen mi ona vekil olacaksın?"(Furkan Suresi, Ayet:43)
"Ey Rasulüm, heva ve hevesini ilah edinen kimseyi gördün mü?" (Câsiye Sûresi, Ayet:23)
Bu iki ayet-i kerîme insanoğlunun kendini cehenneme mahkum eden handikabını ve zaaflarını hatırlatır.
Demek ki, arzular mihrap ve kıble haline gelince insan, zaaflarının putperesti oluyor. Aslî hakikatini, derunî istidatlarını dumura uğratıyor...
Kendini nefs canavarına teslim eden insanın acıklı akıbeti ne hazindir. Ten planında ömrünü idame ettirmek için, öteleri düşünmek istemez. Hakîkatine ereceği ölüm kendisi için kabus olur. Çünkü ölüm, bir istikbal endişesi doğurur.
İnsanın en mühim irfanı, toprak bilmecesini çözmekle başlar. Fikirler, çalışmalar, gönüller toprak altında pervaneleşmedikçe bu karanlık ülkenin sırrına, iklimine, yakınlığına girilemez.
Sînemizden her kopan nefesin birer cenaze halinde bizden uzaklaştığını görünce, korkunç ve meçhul istikbalin karanlıkları içimize çökerek;
"Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime!." teranesi dudaklarımızın son nasibi olursa, hayatın manası ve cazibesi ne olabilir? Mezarlık hududunu aşamayan bir hayat yolcusunun kartondan eşyaların, nefsanî yıldızların ve zilli zevallerin (biten gölgelerin) esiri olması ne hazindir.
Hayat, beşik ile tabut arasındaki dar bir koridor ve yolculuktur. Dünya hayatı, sonsuz zaman şeridi içinde bir sabun köpüğünden farksızdır.
İnsanların idraklerinde beliren hayat anlayışı nedir? sorusuna, toprakların rutubeti ve mezar taşlarının katılığı en gerçekçi bir cevap olur. Bu takdirde, nefsanî arzular ve ten planında geçen hayattan daha acı ne olabilir?
Öteden beri beşeriyeti, peygamberlerin irşadlarına rağmen ölüm mes'elesi çok meşgul etmiştir. Zihinlerde zehirli bir yılan gibi çöreklenen, zaman zaman iz'ac halkaları ile kımıldanan bu soru, türlü nefsanî ifadelerle susturulmak istenmiştir.
Herkesi hayat mevzuunda daha üstün ve ateşli girdap halinde saracak olan ölüm, istisnasız başlara çökecek en çetin bir istikbal endişesi ve musibeti veya rahmetidir...
Beşer tefekkürü ile kavranmasına imkan bulunmayan bu istikbal düğümünü çözebilmek, nefs engelini aşıp, vahyin sesine kulak verip, peygamberlerin ve evliyaullahın gönül ikliminin aşk, vecd ve istiğrakından nasib ve feyz alabilmekle kabildir.
Mevlana (k.s.) buyurur:
"Ey salik.. Musa da Fir'avn da senin varlığında mevcuddur. Bu iki hasmı kendinde aramak gerektir."
Vahyin ışığında aydınlan ki, sendeki Musa, sendeki Fir'avn'a galip... | |
| |  |
17.10.2007, 22:41
|
#9 (permalink)
| | Yeni Üye
mehmetk isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 25.09.2005 Yaş: 39 Mesajlar: 36 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Alıntı: beyza Nickli Üyeden Alıntı
a.s
bu konuda münakaşa yapmak istemiyorum.tabiki kafadan uydurulmuş bir şey değildir bunlar..yoksa büyük bir mes'uliyet Allah korusun..beyitleerin sayfaları verilmiştir.bir endişeniz varsa Mevla'dan araştırıp bakabilirsiniz..ulaşamazsanız size kitap isimleri verebilirim okur istdeğiniz konuda bilgi sahibi olursunuz..
selam ve dua ile | bunu münakaşa amacıyla sormuyorum elbette.sadece bilginiz varmı merak ettim fikrinizi öğrenme babında.anladığım kadarıyla bu konuları biliyorsunuz ve haktır diyorsunuz.benim merak ettiğim peygamber sav.ın bu yönde bir söylemi yada uygulaması olmuşmu? yada şöyle sorayım mevlana hakkında neye göre karar veriyorsunuz zahire göremi? | |
| |
18.10.2007, 08:43
|
#10 (permalink)
| | Üye
beyza isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 26.09.2007 Yaş: 26 Mesajlar: 169 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 2 | 'ne olursan ol gel' cümlesine sığınarak..karar vermek ne haddime..sadece yazılan kitaplardan yararlanıyorum o kadar..
selam ve dua ile.. | |
| | | Seçenekler | | | | Stil | Normal |
Yetkileriniz
| Konu Acma Yetkiniz Yok Cevap Yazma Yetkiniz Yok Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok HTML-Kodu Kapalı | | | | WEZ Format +2. Şuan Saat: 05:23. | | |