 | |  |
26.10.2007, 02:55
|
#31 (permalink)
| | Tercübeli Üye
yelken06500 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 12.09.2007 Bulunduğu yer: istanbul Mesajlar: 713 Tesekkür Etti: 73
17 Kunu Icin 28 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 2 | beyit 3155 3160 ve eksik sorduğun 3185 e kadar olanlar buyur
Şehzade,insanoğludur,Tanrı halifesidir,babasıda meleklerin secde ettikleri,Tanrı halifesi Âdem Safî’dir Kâbil’li kocakarı dünyadır;insanoğlunu babasından büyü yaparak ayırdı;peygamberle veliler de buna çare bulan o hekimdir.
3545 ten 3570 e kadar olan beyitler
Zülkarneyn'in Kafdağına gitmesi ve "Ey Kafdağı, bize Tanrı'nın ululuğundan bahset" demesi, dağın da "Onun ululuğu söze gelmez.. o ululuk karşısında anlayışlar yok olur" diye cevap vermesi, Zülkarneyn'in "Bari hatırında olan ve sence söylemesi kolay bulunan Tanrı sanatlarından bahset" diye yalvarması.
1335 deki beyit
"Nihayet günahkâr kişi, kendisiyle düşüp kalkan şeytanla bize gelince şeytan der ki: Keşke benimle senin aranda doğuyla batı arası kadar açıklık olsaydı.. şeytan ne kötü düşüp kalkılacak kişidir ya!" Sure: 43 (Zuhrüf), âyet: 37.
1420 deki beyitin nesini anlamadım orda asıl aptallığın yusufun güzelliğine kanıp ellerini kesenlerin aptallığından bahsediyor..
2497 deki beyitte
2497. Müslümanlıktaki bir inanış da şudur: insanın yaptıklarını yazan melekler vardır, bunlar hiçbir şeyi kaçırmazlar. Bunların yazdıkları kitap kıyamette herkese verilecektir. Yalnız inananların ve sevaplıların amel defteri sağ taraflarından verilecek, inanmayanlarla günahlıların amel defteri ardlarından ve sol taraflarından verilecektir. 84 üncü surede (İnşikak) "Ama kimin kitabı sağından verilirse hesabı kolayca ve çabucak görülür; ehline sevinerek döner. Fakat kimin kitabı ardından verilirse helak olmayı istemeye başlar; yalınlanmış ateşe atılır." Âyet: 7-12. 56 ncı surede de buna ait âyetler vardır (Vakıa, 7-74). Kur'an, bu inanış bakımından kâfirlerle suçlulara "Ashab-ı meysere" ve "Ashab-ı şimal" yani sol taraf halkı, iman sahibi olanlarla, günahsızlara "Ashab-ı meymene" ve "Ashab-ı yemin" yani sağ taraf halkı demektedir.
2515 deki beyit 2502 den başlayıp 2521 e kadar devam eder.anlattığı da şudur. Müslümanlığa göre kıyametten önce güneş, üç gün doğmayacak, sonra batıdan doğacak, gökyüzünün ortasına kadar gelecek, orada ayla birleşerek, ikisi de kapkara olacaklar, sonra güneş tekrar batıdan batacaktır ki bu, kıyametin büyük alâmetlerindendir. Güneş, batıdan doğuncaya kadar tövbe kapısı açıktır ve Tanrı, bir suç işleyip nadim olanların tövbesini kabul eder. Hadiste de aynen böyledir. Bir istiare olması muhtemel bulunan tövbe kapısının mücevherlerle, incilerle bezenmiş iki altın kanadı olduğu, bir kanadından bir kanadına kırk yıllık yol olduğu ve bu kapının batının altında bulunduğu hakkında da bir hadis rivayet edilmiştir. Bu kapının cennet kapılarından birincisi olduğu da söylenmiştir
3340 daki beyitin sonrasındaki beyitlerle beraber verdiği mesaj şu değil mi?
Ey inanlar,Tanrı ve rasulü hükmetmeden önce bir işe hükmetmeyin,kesip atmayın”âyeti.Peygamber değilsen ümmet ol..Padişah değilsen tebaa ol!
3425 deki ve sonrasındaki beyit içinKıpti’nin, Beni İsrail kabîlelerinden birine mensup olan bir adama “Dostluk ve kardeşlik hatırı için kendi niyetine Nil’den bir testi doldur,dudağıma dayada içeyim.Çünkü siz İsrailoğulları,kaplarınızı kendiniz için doldurdunuz mu arı duru su oluyor,biz Kıpti’ler doldurduk mu kan kesiliyor”diye yalvarması(nil'in kan akması olayını okumuşsundur)
3390 3395 buyur kardeş burda katırla devenin hikayesi..Katırın,devenin cevaplarını tasdik edip onun üstünlüğünü ikrar etmesi,ondan yardım dileyip doğru bir yürekle ona sığınması,devenin katıra iltifatı,yol göstermesi ve babacasına,padişahcasına ona yardım etmesi
bu yolla müminlerin yani gerçek iman sahibinin bazı olaylara vakıf olması ayrıca devamındaki beyittede yusuf(as) rüyasında halisane güneşin ve ayın kendisine secde ettiğini görmesi bundan çok sonra bu rüyanın doğru çıkması güneşin babası ayın annesi yıldızların kardeşlerini temsil ettiği vb.
selam ve dua ile
__________________
Ey ilim iddiasında bulunan, hani ağlaman? Yüce ALLAH’ın (C.C) korkusundan gözlerin yaşarıyor mu? O’ndan korkman ve günahları itirafın nerede? Nefsinle cenk etmek ve onu terbiye etmek yok mu? O’nu HAK tarafına çağırman nerede?
Bunların hiçbiri sende yok. Bütün derdin kasa, masa, yemek ve eğlenmek. Aklını başına al. Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut. Bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz.
| |
| |  |  | |  |
01.11.2007, 08:45
|
#32 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Elifnisa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 29.10.2007 Bulunduğu yer: istanbul Yaş: 28 Mesajlar: 877 Tesekkür Etti: 226
118 Kunu Icin 277 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 11 | İnsanlar eğlenmek ister de niçin eğlenceyi dini bir kılıfla kamufle etmeye çalışırlar bunu anlamak pek kolay değil. (1)
Eğlence fuarlarında dönme dolaplara binip güle oynaya, eğlenen, korkusundan bağıran, üstüne başına kusan insanlar vardır. Onlar bu işi sevap diye yapmazlar. Hatta biri gelse bu dolapta dönmek sevapmış dese gülerler. Bu dolaplara binip Allah'ı zikretmeyi kendine meslek edinmiş kimseyi de duymamışız. Tabi bu ilerde böyle bir zikir merasimi çıkmayacağı anlamına gelmiyor.
Hal böyleyken, birileri düdükçünün üfürmesiyle hareketlenip, plakların üzerinde dönen biblolar gibi dönerek sevap işlemek gibi bir keşfin tadını çıkarıyorlarmış. Daha sonraları böyle bir meslek alanı oluşacağından haberi olmayan bu kaşifler, keşiflerini turist çekmek için de başlatmamışlar. Amma her şeyin ucunda para arayan insanoğlu bu işi de kazanç kapısı bilmiş. Nasıl ki mevlidhânlar mevlid okur para kazanır, hafızlar Kur'an okur para kazanır, birileri de düdük üfürür, ilahi okur döner, seyrettirir para kazanır olmuş. Bu işleri para için yaptıkları halde iyi bir meslek icra eder havaları, sevap da işliyoruzdur heyulâları şeytanın teşvik kredilerinden sadece birkaçıdır. Müslüman (!) oldu diye her şeyden vaz mı geçsin adamlar (!) Bu eğlenceyi icad eden eski kaşiflerin maksadı bir eğlenceye dini kisve giydirmek ve eğlenen dindarlar olmak, eğlenceyle bari olsun insanları dine bağalamaktı belki. Bu hüsn-ü zan ile onları dinimizi bozmak isteyen bid’atçılar ithamından korumak istesek de, Allah işin aslını bilmektedir.
Dönerek zikir, dönerek tefekkür, dönerek uçan sarhoşlar olmak, üflenen neyin ezgisinde nefsi terbiye etmek… gibi çeşit çeşit bid’atları dinmiş gibi yaygınlaştıranlar, bu bid’atlarla gerçek İslam’ı perdelemiş, kendilerinden önce dini tahrif edenler gibi onlar da Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in öğrettiği ibadetlerle yetinmeyip, kendi hevalarının da ilah gibi din teşri etme arzusunu ihmal etmemişlerdir. Allah azze ve celle buyurmuştur ki: "Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?" (Furkan 43)
İnsan karışık duygularla dolu kalbini yokladığında görecektir ki, hayatta kendisi eliyle icra edilen birçok iş sadece nefsinin arzuladığı haklılıklar, işine gelen adalet, ayıbını örten dindarlık, kibrini okşayan tevazulardan ibarettir. Tabiri caizse bu kalp bir çöplüktür ve nefsini ilah edinmeye meyillidir. İhdina’s sırâta’l müstekıym (bizi dosdoğru yola ilet) diyen bir müslümana yakışan, dosdoğru yolu göstermek için binlerce peygamber gönderen Allah'ın kitabına ve peygamberinin sünnetine sımsıkı tutunmak ve onun dışında yollara sapmamaktır.
Kur'anın ve sahih sünnetin yolu sıratı müstekıym’dir. Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammedin onun kulu ve rasulü olduğuna inandıktan sonra kul bu sırat-ı müstekıym yolu üzerine oturmuştur, fakat ayağa kalkmalı ve hayat devam ettiği sürece bu yolda yürüyüş devam etmelidir. Kimse olduğu yerde bekleyemez. Niçin? Çünkü şeytanlaşmış insanlar ve şeytanlar ve nefis sürekli kulu saptırmaya uğraşır. Şüpheler ilka eder, başka yollara çekmek için kolundan tutar çekerler. Onların çektiği yolun sıratı müstekıymden dışarıda olup olmadığını bilmek ise bilgiyle olur. Kur’anı okuyup anlamayan, sünneti öğrenmemiş bir adam ayaklarının hangi yol üzerinde olduğunu hiçbir zaman bilemez.
Nasıl ki bir arkadaşı kendisini bir içki meclisinde oturmaya çağırsa, hayasızlığı izlemeye çağırsa bu çağrı şeytanidir ve ahlaken sıratı müstekıymden çıkıştır. Hurafe ve bid’atların menkıbeler şeklinde insanların kalplerine yerleştirildiği sohbetlere de çağırsa, sema ayinlerine, halay çekerek zikir yapmaya da çağırsa bu çağrı şeytanidir ve iştirak eden insanın niyeti sevap kazanmak olduğu halde sıratı müstekıymden çıkıştır. Sema ayinleri, ilahi adı altında şarkıcılık, ud, cümbüş, tef, ney ve daha birçok enstrümanla besteleri çalınan tasavvuf mûsikîsi denilen haddi aşmışlıklar için açıkça soruyorum; “bu hangi İslam?” Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in ve ashabının dahi şeytanın mizmarıdır deyip kulaklarını kapadığı bu çalgılarla dans ettiklerini iddia edecek bir iftiracı varsa -ki böyleleri dinimizi bozmak için var- iddiasını isbat edeceği delilini getirsin.
Müzekkin Nüfus kitabının sahibi Eşrefoğlu Rumi böyle bir iftiraya kitabında yer vermiştir. O der ki: Rasulullah ve dörtyüz sahabisi kendinden geçinceye kadar ve hırkası sırtından düşünceye kadar raks etti (oynadı, dans etti) ve sonra hırkanın düşmesiyle raks bitti, düşen hırkayı ashabı kapıştılar, aralarında dörtyüz parçaya böldüler. Bir kere dörtyüz sahabinin şahit olup bizzat içinde bulunduğu bu olayı kim rivayet etmiş diye sormadan ve bu rivayet hangi hadis kitabında geçiyor demeden, bu anlatılanlara inanalım mı? Bu iftirayı bağrımıza basıp, bu ibadettir diye köçekleşelim mi? Hayır kıyamete kadar hangi dinden olduğu belirsiz şeytanlar bizim dinimizi bozmaya çalışacaklardır. Bu sebeple biz Sıratı müstekıym olan Kur’anın ve pak sünnetin dışında yeni yollar ihdas edenlerin ve dalalete çağıranların çağrısına bakmamalıyız. Böyle bir hadis var mı yok mu diye araştıramayan insan için peygamberiyle biraz olsun tanışmak bile ayaklarını sağlamlaştırmaya yetecektir.
Şimdi düşünüyoruz; bu hangi edep ki, Habeşli kölelerin kılıç kalkan oyunlarını dahi çirkin gören Ebu Bekr, bir kaval sesine kulaklarını tıkayan İbn-i Ömer ve perde ehli kızlar kadar utangaç bir peygamber, gûya dans ettiler, raks ettiler, sema edip döndüler(!)
Bunların hiçbiri olmadığı halde, bu hangi din sahibi iftiracı ki, peygambere ve dörtyüz sahabisine iftira ederek, “bu sünnettir” diye yutturmaya ve ümmeti dansa raksa, semaa teşvik etmektedir. (2)
İnsanın ayağını sıratı müstekıymden kaydırmak için dinimize sapkınlığı yamayan ve bu yamalıklara din süsü veren deccallerin şerrinden ancak dinimizi sahih kaynaklardan öğrenerek kurtulabiliriz. İnsanları başına toplayan, kasıtlı olarak dini bozmak istemese de, kendisi dinin cahili olan adamların da kendi vebali bir yana, o cemaatin hali ne olacak. Sahih dini öğrenemedikleri bu toplantılarda ayakları sıratı müstekıym üzere kalacak mı? Şayet bu iş böyle yürüyorsa imtihan bunun neresinde? Bir hadis öğrenmek için diyar diyar gezen Buhari’nin çabaları boşuna mıydı? Yoksa şimdi ciltler dolusu hadis kitapları elinin altında olduğu halde açıp okumayan adam mı karlı bir iş yapmaktadır?
[1] İhyau'ulumi'd-din Cilt 2 - İmam Gazali, Bedir Yay., Tercüme: Ahmed Serdaroğlu, İstanbul 1985 Gazali’ye göre “Sema (dönüş) keşfe sebep olabilir. Uyanıkken hakkı müşahade eder veya gayb’tan kendine sesler gelir.” yalanı! (S.724-725) Keşif sebeblerinin birisi de, semâ'ın yardımı ile kalb neş'esinin uyanmasıdır. Bu sayede daha önce güç yetiremediği şeyleri müşahedeye güç yetirir. Nitekim deve, devecinin sarkıları sayesinde daha önce taşıyamadığı ağır yükleri taşıyabilmesi gibi. Devenin işi ağır yükleri taşımak olduğu gibi, kalbin işi de melekûtun esrarını düşünmek ve keşf yolu ile müşahede etmektir. İşte bu sebeblerdendir ki semâ', keşfe sebeb olabilir. Belki kalb temizlenip cilâlandığı zaman, basiret gözü ile uyanıklık hâlinde Hakk'ı müşahede eder veya hafiften [gâib ten] kendisine sesler gelebilir. Uyku halinde de rüya ile bunlara ulaşabilir. Rüya ise nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür.
[2] Eşrefoğlu Rumî’nin kitabında naklettiği bu rivayetin uydurma oluşuyla ilgili bakınız. (İmam Şâtıbî El-İ’tisâm ter. sf.252 Kitap Dünyası yayınları)
not: yoruma açık, kimseyi tekfir etme hakkına sahip değilim sadece okuduğum yazıyı paylaşmak istedim.
__________________ “Bu din garip başladı, garip devam edecek ve garip bitecektir. Ne mutlu o gariplere.” (Müslim, İbn-i Mace) | |
| |  |  | |  |
01.11.2007, 08:49
|
#33 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Elifnisa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 29.10.2007 Bulunduğu yer: istanbul Yaş: 28 Mesajlar: 877 Tesekkür Etti: 226
118 Kunu Icin 277 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 11 | Celâleddin-i Rumî
“Bu kitap, Mesnevî kitabıdır. Mesnevi hakikate ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarıdır. Tanrı’nın en büyük fıkhı, Tanrı’nın en aydın yolu, Tanrı’ın en açık bürhanıdır. Mesnevî, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer. Sabahlardan daha aydın bir surette parlar… Kalplere cennettir; pınarları var, dalları var, budakları var. O pınarlardan bir tanesine bu yol oğulları “selsebil” derler. Makam ve keramet sahiplerince en hayırlı duraktır., en güzel dinlenme yeri. Hayırlı ve iyi kişiler orada yerler, içerler… Hür kişiler ferahlanır, çalıp çağırırlar. Mesnevî, Mısır’daki Nil’e benzer: sabırlılara içilecek sudur… Firavun’un soyuna sopuna ve kafirlere hasret. Nitekim Tanrı da, “Hakk onunla çoğunun yolunu azıtır, çoğunun da yolunu doğrultur.” demiştir. Şüphe yok ki Mesnevi gönüllere şifadır, hüzünleri giderir, Kur’ân’ı apaçık bir hale koyar, rızıkların bolluğuna sebep olur, huyları güzelleştirir. Şanları yüce, özleri hayırlı kâtiplerin elleriyle yazılmıştır, temiz kişilerden başkalarının dokunmasına müsaade etmezler. Mesnevî Alemlerin Rabbinden inmedir. Bâtıl ne önünden gelebilir, ne ardından. Tanrı onu korur, gözetir; Tanrı en iyi koruyandır, merhametlilerin en merhametlisidir. Mesnevî’nin bunlardan başka lakapları da var. O lakapları veren de Tanrı’dır…” 29
Celâleddin-i Rumî’de, İbn Arabî gibi, kendi eliyle yazıp durduğu ve birçok İslâm dışı, ahlak dışı uydurma menkıbelerle dolu olan kitabını haşa Kur’ân gibi vasfediyor.
Oysa Allah (c.c), o vasıfları ancak Kendi Kelam’ı için kullanıyor:
“… Halbuki o eşsiz bir kitaptır. Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O hikmet sahibi, çok övülen Allah’tan indirilmiştir.” (Fussilet/41-42)
“O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz; Ancak (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar.” (Cin/26-27)
“Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir katiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür,, dileyen ondan (Kur’ân’dan) öğüt alır.” (Abese/11-16)
“Görebildiklerimiz ve göremediklerimiz üzerine yemin ederim ki; Hiç şüphesiz o (Kur’ân), çok şerefli bir elçinin sözüdür.” (Hâkka/38-40)
“Hakikatte o (yalanladıkları, aslı) levh-i mahfuzda bulunan şerefli Kur’ân’dır.” (Burûc/21-22)
“Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur’ân’dır. Ona ancak temizlenenler dokunabilir. O, Alemlerin Rabbinden indirilmiştir.” (Hadid/77-80)
“Sûfiler, İslâm’ın akla uygun mistik görüşlerden azade Allah anlayışını ince yorumlarla tersine çevirip mistik bir fanatizme ve kuvvetli, loş bir duygusallığa dönüştürdüler…” 30
Allah (c.c) hakkında edepsizce tahayyüllere gitme zulmünden geri kalmadılar. Allah’ı zihinlerinde istedikleri gibi canlandırdıklarına dair orijinal bir örnek verebiliriz:
“Mevlana Şems-i Tebrizi’nin Kimya adında bir karısı vardı. Bir gün Şems hazretlerine kızıp Meram bağları tarafına gitti. Mevlâna Hazretleri Medresenin kadınlarına işaretle: “Haydi gidin, Kimya Hatunu buraya getirin! Mevlana Şemseddin’in gönlü ona çok bağlıdır.” Bunun üzerine kadınlardan bir grup, onu aramaya hazırlandıkları sırada Mevlâna, Şems’in yanına girdi. Şems, şahane bir çadırda oturmuş Kimya Hatun’la konuşup oynaşıyorve Kimya Hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu. Mevlanâ bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramaya hazırlanan dostların karıları da henüz gitmemişlerdi. Mevlâna dışarı çıktı. Bu karı kocanın oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems “içeri gel!” diye bağırdı. Mevlâna içeri girdiği vakit Şems’ten başkasını göremedi. Bunun sırrını sordu ve “Kimya nereye gitti! dedi Mevlâna. Şems, “Yüce Tanrı beni o kadar sever ki istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya şeklinde geldi”, buyurdu. İşte Beyazıd’ın hali de böyle idi. Tanrı ona sakalı bitmemiş bir genç şeklinde göründü.” 31
Kuşkusuz bu ifadeler sadece pervasızca söylenmiş sözler değil, Allah’a iftira ve küfrü gerektiren sözlerdir.
Bu sözlerle, Şems acaba neyi kasdetmiştir? Mutlaka vardır bir hikmeti, mantığıyla yaklaşımı, İbn Arabî’nin ortaya koyduğu; “Sufiler delil ikame etmekten münezzehtir…” 32 prensibinden kaynaklanmaktadır. Allah’a karşı edepsizce cü’ret… Hem hakim hem mahkum…
Kendilerini İslâm’a nisbet eden kitlelerin nezdinde Allah dostu, veli (!) v.s diye tanımlandıkları halde bu insanlar Müslüman oluşlarının, gerçekte bir din tercihi olmadığını, çünkü aynı zamanda Yahudi, Hıristiyan, Mecusi v.s dinlerin de müntesibi olduklarını çok açık bir şekilde ifade ederler:
“…Celâleddin er-Rumî “Divan”ında şöyle diyor:
“Canım, ey nur, kaçma benden!
Kaçma benden ey parlayan görünüm,
Kaçma benden kaçma benden!
Şu sarığa bak, onu nasıl başıma koydum,
Hatta bilemiğe takdığım Zerdüşt’ün zünnarına bak!
Zünnarı taşırım, yemliği taşırım.
Belki nuru taşırım, kaçam benden!
Müslümanım ben, ama Hıristiyanım, Brahmanisitm, Zerdüştiyim.
Ey yüce Hakk, sana tevekkül ettim, kaçma benden.
Bir tek tapınağım; mescid, kilise veya puthanem yok benim.
Sonsuz nimetim yüce yüzündedir, kaçma benden kaçma benden!” 33
“Ne lazım gelir ey Müslümanlar ki ben kendimi bilmiyorum?
Ne Hıristiyan, ne Yahudi, ne Ermeni, ne de Müslümanım” 34
__________________ “Bu din garip başladı, garip devam edecek ve garip bitecektir. Ne mutlu o gariplere.” (Müslim, İbn-i Mace) | |
| |  |  | |  |
01.11.2007, 09:11
|
#34 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Elifnisa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 29.10.2007 Bulunduğu yer: istanbul Yaş: 28 Mesajlar: 877 Tesekkür Etti: 226
118 Kunu Icin 277 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 11 | Hep Başkaları Müşrik Olur Sanırlar
Her toplum atalarından devraldığı mitolojinin devamını hak dine karşı savuna gelmiştir. Şamanistler, Jüpitere, Apollona tapmamış, Yunanlılar Buda’ya tapmamış, Romalılar Hubel’e, Uzza’ya tapmamış, Araplar Mevlana’ya, Somuncu Baba’ya tapmamış, İranlılar güneşe, Japonlar ateşe tapmamış, hep atalarından devraldıkları dini kabul etmişler ve devam ettirmişlerdir. Bu durum insanın inançlar hususunda kolaycı, mirasçı bir asabiyet yanlısı olduğunu göstermektedir. Allah bu durumu şu ayette tenkid etmiştir.
Onlara: «Allah'ın indirdiğine uyun» denilince, «Hayır, atalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız» derler; ya ataları bir şey akledemeyen ve doğru olmayan kimseler idiyseler? (Bakara 170)
Şimdi bizim memlekette türbede yatan ölüyü ilahlaştıran adama onu put mu edindiniz desen, put denince anladığı Apollon, Jüpiter, Buda heykelidir ona göre ve “ne tapması kardeşim, biz ona tapmıyoruz, bizim duamızı Allah'a ulaştırsın, bize şefaat etsin, Allah onun hürmetine sıkıntımızı gidersin diye buraya geliyoruz diyecekler. Her toplum putçuluğu atalarından devralır, Allah'a ortak koştuğu insan üstü vasıfları bulunduğuna inandığı varlığa put denilmesine şiddetle karşı çıkar.
Ona göre kendisi ve babaları müşrik olamaz, müşrikler başkaları ve başkalarının atalarıdır. Bu bir inanç işi ise babası ve dedesi yanlış mı inanmıştır, asla böyle bir şey olamaz! Bu bir liyakat işi ise cennete layık olan kendisi ve atalarıdır, çünkü o iyi bir insandır (kendince)!
__________________ “Bu din garip başladı, garip devam edecek ve garip bitecektir. Ne mutlu o gariplere.” (Müslim, İbn-i Mace) | |
| |  |  | |  |
04.11.2007, 04:13
|
#35 (permalink)
| | Tercübeli Üye
yelken06500 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 12.09.2007 Bulunduğu yer: istanbul Mesajlar: 713 Tesekkür Etti: 73
17 Kunu Icin 28 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 2 | sizi ve o yazılarından alıntı yaptığınız insanları kınamıyorum ayıplayamam da bilgisizlik bir hal değildir mahrumiyettir oysa düşüncesizlik bir haldir ...düşünemeyen insanlar hep hallerini böyle gelmiş böyle gider diye nitelerler.oysa onlar düşüncenin eteklerine bile ulaşamamışlardır.
bu yukarıda saydıklarınızı ancak cahiller yapar müslümanlar ise RABBİMİZİN şu sözünü dinler.Ben izin vermedikçe kim şefaat edebilir...
bizim işimiz ders almaktır...sizin ki iddea ediyorsanız ders vermektir buyrun ...oysa ilim peşinde koşanların mertebesi bellidir...en makbul dua da kardeşin(müslüman kardeşliği) kardeşine yaptığı duadır.''duanız olmasaydı sizin ne kıymetiniz vardı'' mealindeki ayeti kerimede duanın üstünlüğünü açıklarken varsın bunları düşünmekte sadece bize kalsın..siz ders verin inanın şahsım olarak ben ders alanlardan olmak gayretindeyim...
selam ve dua
__________________
Ey ilim iddiasında bulunan, hani ağlaman? Yüce ALLAH’ın (C.C) korkusundan gözlerin yaşarıyor mu? O’ndan korkman ve günahları itirafın nerede? Nefsinle cenk etmek ve onu terbiye etmek yok mu? O’nu HAK tarafına çağırman nerede?
Bunların hiçbiri sende yok. Bütün derdin kasa, masa, yemek ve eğlenmek. Aklını başına al. Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut. Bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz.
| |
| |  |
04.11.2007, 12:22
|
#36 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Mücahid isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 17.03.2007 Bulunduğu yer: Tr Yaş: 41 Mesajlar: 2.524 Tesekkür Etti: 12
28 Kunu Icin 43 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 131 | Sevgili elifnisa emeğinize sağlık yalnız alıntı yaptınız kitap yada yazarın isminide eklerseniz sanırım daha sağlıklı olacaktır.Dua ile
__________________
[SIGPIC][/SIGPIC] Suskunluğum aseletimdendir...
Her lafa vercek bi cevabım var elbet...
Lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...
Birde söyleyene bakarım adammı diye... | |
| | | Seçenekler | | | | Stil | Normal |
Yetkileriniz
| Konu Acma Yetkiniz Yok Cevap Yazma Yetkiniz Yok Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok HTML-Kodu Kapalı | | | | WEZ Format +2. Şuan Saat: 04:10. | | |