Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > IslamForum Genel > Arşiv

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

 
 
LinkBack Seçenekler Stil

Zerkavi ile şiilik üzerine...
Alt 28.09.2007, 16:37   #1 (permalink)
Gesperrt
 
ekreme isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Yaş: 35
Mesajlar: 342
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)
Tecrübe Puanı: 0
Standart Zerkavi ile şiilik üzerine...

Ebu Mus’ab Ez-Zerkavi İle
Gerçekleştirilen röportaj


Bağdadi: Rafizilerle (şii) Hristiyan batı arasında daimi bir husumet ve karşıtlık olduğuyla ilgili insanlar arasında yaygın bir inanış vardı, en azından insanların bir bölümünde böyle bir kanaat mevcuttu. Ama şu anda görünen o ki bu bakış açısı ortadan kalktı. Hâlâ daha şu anda Amerika’nın onlara güvenmediği ve yakında onları kısa bir süreliğine kullanıp yarı yolda bırakacağını düşünen insanlar var. Peki, bu bakış açısı ne kadar doğrudur ve Amerika rafizilerle daimi bir ittifak mı kurdu?

Zerkavi: Şu bilinen bir şeydir ki; bir olgu hakkında hüküm vermeden önce o olgunun hüviyetine ve sebeplerine bakmak lazımdır. Buradan yola çıkarak ilk öce bilmemiz gereken rafizilerin kim olduğudur. Rafiziler İslam dairesinin dışına çıkan, Ehli Sünnet vel-Cemaat ile savaşan, hilafetin ehli beytten alınarak ilk üç halifeden Beni Ümeyye’ye (Emevilere) geçmesinden Ehli-Sünneti sorumlu tutan şerli bir fırkadır. Rafizilerin Ehli-Sünnet’ten başka kin ve husumet besledikleri başka bir gurup yoktur. Onlar için Ehli Sünnet tek düşmandır.

Bağdadi: Yani Rafizi mezhebinin temelini bunlar mı oluşturur, şekillendirir?

Zerkavi: Evet, köklerindeki gerçeklik budur. Eğer biz bunu öğrenmek ve onların gerçek düşmanlıklarının kime karşı olduğunu doğru anlayabilme amacıyla şöyle bir geriye gidersek onların ilk kurucusunun (mezheplerinin) bir Yahudi olduğunu görürüz. Bizler onların dün Yahudilerin atalarıyla ve günümüz dünyasında onların torunlarıyla nasıl ilişkiler içinde olduklarını biliyoruz. Tüm tarihleri boyunca rafiziler, Ehli İslam dışında hiç kimseyle düşmanlık etmemişlerdir. Onlar Yahudilerle ve Hristiyanlarla savaşmadılar. Onların mezheplerinin kurucusu bir Yahudiyken onlardan, bunlara karşı nefret duymalarını nasıl bekleyebilirsin. İnsanlar arasında rafizi mezhebine karşı bir saygının uyanması, onların Ehli Sünnet vel-Cemaat arasında kabul görülür bir hal alabilmesi, Yahudiler ve Rafiziler arasında bir husumet olduğu düşüncesinin yerleşmesi için bazı tasvirler ortaya koyulmaktadır ki böylece onların İslam’a darbe vurması ve onu arkadan kuşatması kolaylaşacaktır. Çünkü Rafiziler korkaktırlar, onlar gerçek yüzlerini ve düşüncelerini açığa vurmazlar ta ki yeterince güçlenene ve kabul görene dek. O zamana kadar da akidelerini gizlerler. Onların tarihleri takiyye üzerine bina edilmiştir ki münafık dinleri onlara bunu vaaz verir.

Hakikatte onlar Yahudilerin ve Hristiyanların düşmanları değildir bilakis onlar Ehli-Sünneti kandırmak için rol yaparlar ve onlarla mutabık bir görüntü çizerler. Kendilerini Yahudilerin ve “Büyük Şeytanın” düşmanları olarak tanımlarlar ama tüm bunlar tamamen bir akıl oyunudur ve bu oyunlara zayıf muhakeme sahipleri dışında kimse kanmaz.

Yahudiler ve Hristiyanlar için karanlık rafizilerden daha iyi bir müttefik yoktur. Eğer zillet dolu tarihlerini bir kenara bırakır ve günümüze odaklanırsak rafizilerle ilgili şüphe götürmez bu realiteyi açıkça görebiliriz. Onlar, Yahudilere ve Hristiyanlara açıktan yardım ettiler ve onlara arka çıktılar. Onların şeytanı “Sistani” rafizilerden teşekkül eden takipçilerine Amerikalılarla savaşmamalarını öğütledi. Bundan sonra onlar zalim Yahudiler için casusluk, Hristiyan katiller için müttefiklik yaptılar. O rafiziler o kimselerdir ki orduyu, polisi ve ajanlar taifesini onlar oluşturur, Amerikan üslerinde uşaklığı onlar ifa ederler. Onlar, kâfirleri Mücahidlerin gazabından korumak için güvenlik duvarları oluştururlar. Aynı zamanda Ehli Sünnete işkencelerde bulunur, onları sindirmek için katliamlar yaparlar, zulmederler ve Mescidlere saygısızlıkta bulunurlar ki önceden Ehli Sünnet onlara tek bir ateş bile etmemişken.

Amerikalıların yanında saf tutan bu rafizlerin Ehli Sünneti yok etmekten başka bir amaçları yoktur. Bunların bir birimlerinin (bedir, aldatma anlamına gelen) sloganı şöyledir: “İntikam! İntikam! Tikrit’ten Anbara”. Kaç tane ilim sahibi şahsiyeti ve âlimi öldürdüler ve kaç tane kadını aşağıladılar ve kaç aileyi korunmasız, muhtaç, savunmasız bıraktılar?

Dünyanın diğer ülkelerindeki Ehli Sünnet kardeşlerimiz, kız kardeşlerinin Mezopotamya topraklarında ne hallere düşürüldüğünü biliyor mu? Rafizler tarafından Ehli Sünnete reva görülen işkencelerin ve suçların ulaştığı korkunç boyutlar, Endülüste Müslümanlara karşı kurulan engizisyon mahkemelerinin eliyle ortaya koyduğu bilânçoyu aşmıştır. Medya bu cürümleri ifşa etmiyor ki amaçlanan da bu zaten. Bu sebepledir ki Müslümanlar Mezopotamya topraklarında cereyan eden olaylardan bir haberdirler. Ve Ehli Sünnete karşı girişilen bu suçlar şu an hala sürmektedir.

Biz kendi durduğumuz yerden Müslümanları, bu rafizi gerçeği hususunda aydınlatmaya çalıştık ve buna devam ediyoruz. Onların Ehli Sünnete karşı gerçekleştirdikleri ve şu anda gerçekleştirmeye devam ettikleri suçlarının resimlerini ortaya koymaya çalıştık ve hala çalışıyoruz ama üzücü olarak, maalesef bazıları bunu önemsememekte ve aldırmamaktadır. Gerçekte neler olduğunu ortaya koymaya sıra gelince medya sükût eder; ezileni, ezen olarak gösterir ve bu çağda cereyan eden bu büyük suç ağını gizlerler.

Ama beraberinde ortağı olmayan Allah da biliyor ya eğer ümmet, rafizilerin, Ehli Sünnete karşı giriştiği bu suçları görseydi, gördüklerinden dolayı dövünecek, sızlanacak, ağlayacak ve gözlerinden yaşlar değil kanlar boşanacaktı. Ey kardeşim şu anda yaşananlar ve yakın geçmişte yaşananlar oldukça olağan dışı ve korkunç bir acı silsilesi. Eğer bir isim vermek gerekirse bu kelimenin tam anlamıyla bir “kan banyosu”. Binlerce aile haber alınmaksızın kayıp, binlerce genç çocuk ve ihtiyar öldürüldü, kadınların birçoğunun namusu kirletildi ve birçok ev yerle bir edildi, yakıldı. Binlerce aile evlerini terke zorlandı ve rafizilerin tiranlığından kaçarak Anbar’da kendilerine sığınaklar aradılar. Bu suçlar tamamen, aleni olarak Amerikalıların bilgisi dâhilinde ve birçok kez de onların desteğiyle gerçekleştirildi. “Ama Hamza için yas tutanlar yok (hadis)”

Medya bu olanlardan tek kelime dahi bahsetmedi ama ne zaman ki Mücahidler bir Amerikalıyı ya da mürtet bir görevliyi hedef alsa ve onların saflarından çoğunu öldürse, görürsün ki medya direk olarak gerçekleri çarpıtarak ortaya olmadık bir portre koyar. Örneğin “Amerikalılara ve güvenlik birimlerine karşı bomba yüklü bir araçla gerçekleştirilen patlama da ölenler çocuklar ve kadınlar” 30 yıl boyunca Saddam döneminde gerçekleştirilen kitlesel yıkımların, toplu mezarların ve genel suçların yekûnu rafizilerin son üç yılda yaptıklarının onda birine bile eşit değildir!

Üzücü olan İslamcı hareketlerin birçoğunun ve onların önde gelen isimlerinin rafizilerin, Ehli Sünnete yaptıklarını bilmelerine rağmen hala daha sessiz kalmaları ve Ehli Sünnet’in yüzleşmek durumunda kaldığı bu gerçekleri su yüzüne çıkarma hususunda takındıkları bu tavırdır. Özellikle de güneyde ve rafızi nüfusunun çoğunluğu meydana getirdiği yerlerde ve bugün diğer seçilmiş yerlerde.

Tüyleri diken diken eden ve kalpleri ağlatan, acı veren bu durumdur. Tekrar üzülerek söyleyeyim onlara (rafızilere) karşı koyanlar bir avuçtur. Bu sebeple Mücahidler kendilerini, inanan kadınları ve genelde de Ehli Sünneti korumak ve onların üzerindeki bu büyük rafızi tehlikesini savmak için kıyam etmişlerdir.

Bütün bu belirtilen gerekçeleri göz önünde bulundurursak bizim yanımızda rafiziler, Amerikalılardan daha tehlikelidirler. Onlar daha iğrenç ve zalim insanlardır. Onların beraberlerinde Ehli Sünneti, sahabelerin torunlarını ve sünnilerle ilişki içinde olanları sindirmekten, yok etmekten başka bir planları yoktur. Bu sebeple bizler diyoruz ki; eğer hiçbir cihadi direniş olmadan rafiziler Irak’ta başarılı olursa ve bu toprakların üzerinde mutlak kontrol sağlamayı başarırlarsa o zaman Ehli Sünnet’in durumu bundan daha kötü olacaktır.

Birçok insan bizleri rafizilerle savaşmakla suçluyor bir diğerleri bizlere onlarla neden savaştığımızla ilgili sorular soruyorlar. Bu duruma bundan önce birçok kez açıklık getirdik; rafizilerle rafizi oldukları için savaşmıyoruz, inancımıza göre onlar gökyüzünün altındaki arz boyunca uzanan birer şerli olmalarına rağmen! Bizler, Amerikalıların İslam’a karşı yürüttüğü bu savaşta onlarla beraber olmayan mürtetlerle savaşmakla emrolunmadığımız gibi onlarla da savaşmakla emrolunmadık. Bizler işgalci saldırganlarla savaşmayı istedik.

Biri de bizim rafizilerle olan savaşımızın bizim arzumuz olduğunu, onlarla eğlence olsun diye savaştığımızı ve amacımızdan saparak yönümüzü asli hedefimiz olanlarla değil de savaşılması gerekli olmayan kişilere döndürdüğümüz yönünde bir düşünceye sahip olabilir. Bu doğru değildir. Başlangıçta biz onlarla savaşmadık. Ehli Sünnete karşı savaşı başlatanlar ve amerikan tankları üzerinde gelenler onlar oldular, Amerikalılarla aynı safta duranlar onlar oldular, silahlarını acelece Mücahidlerin sinelerine yöneltenler onlar oldular. Ve Irak’taki Müslümanlara boyun eğdiren onlar oldular ve Irak’taki Müslümanların mescidlerine saldıranlar onlar oldular. Amerikalıların Bağdat’a girmesinden bu yana otuzdan fazla mescid yerle bir edildi. Aynı şekilde Basra’da, Ammara’da, Samava’da ve Nasıriye’de birçok mescidin akibeti de farklı olmadı. Rafiziler bir tek mescid dahi bırakmadılar. Şunu aklınızda tutun; onlar bir tane kiliseye, bir tane meyhaneye dahi el sürmediler ve Irak’ta Yahudi sinagogları mevcut ve onlara hiçbir şekilde el sürülmedi. Öyleyse bu insanların Ehli Sünnet’ten başka hasımları yok.

Şimdi insanlara sormak isteriz, bütün bu yapılanlara ve işlenen suçlara karşı gözü körleşmiş bir tutum sergilemenin gerek şeriatta gerek akli zeminde ve gerekse de pratiksel olarak bir karşılığı yok mu? Bu sizin için bir anlam ifade etmiyor mu ki biz iç savaş çıkarmakla ve savaşın yönünü değiştirmekle suçlanıyoruz? Bizim ellerimiz denildiği gibi “ateştedir” ve bizler mevcut durumu bilen ve rafizi öfkesiyle yüzleşen insanlarız. İşte bu sebepledir ki ümmetin evlatlarına güvenmesi, öncelik alması ve onların arkasında sağlam olarak durması en temel gereksinimdir ki kendilerini bu uğurda feda eden ve tüm ruhlarıyla bu mücahedenin içerisinde olan bu çocuklar, güvenin ve desteğin daha fazlasını hak ediyorlar. Onlar, rafiziler hususundaki gerçeği fazlasıyla biliyorlar ve gene onlar ki rafizilerin hile ve ihanet ateşinin kabarcıklarıyla yüz yüzeler. Okyanusun öte tarafında olanlar veya savaş meydanından uzakta olanlar ve cereyan etmekte olan olayları uzaktan seyredenlerin zihinleri rehavet içerisinde ve rahat namusları, kadın ve çocuklarının emniyetleri ile ilgili bir kaygıları da yok. Muhakkak ki onların mevcut durumlarla ilgili, burada olanlarla ilgili yargıları ve değerlendirmeleri de bu rafizilerin Ehli Sünnete neler çektirdiklerini bilenle bir olmayacaktır.

Rafizi ihaneti bilinen bir olaydır ve onların sergiledikleri bu ihanet duruşu meşhurdur ve bu onların işgalci düşmanla Bağdat’a ilk girişleri değildir. Önceden ibn Alkami tatar işgalinde onlara destek vermiş onların Bağdat’a girmesinde çok önemli görevler üstlenmiş ordusunun büyük bir bölümünü göndererek halifenin ordusunu zayıflatmış ve böylece tatarların Bağdat’a girmesi kolaylaşmıştı. Ehli Sünnete olanları ve ortaya çıkan trajediyi tarihçilerde belirtmişlerdir ki ibn Alkami’nin ihaneti sonucunda Bağdat’ta iki milyon kişi ölmüştü. Bu onların tarihteki durumları, bugün ise biz kendi gözlerimizle Müslümanlara neler yaptıklarını, onların yüzünden başlarına ne felaketler geldiğini görüyoruz bu sebeple bizler bu olanlara sessiz kalamayız. Onların, Ehli Sünnet’in kanlarını dökmesi karşısında sessiz kalmamız gibi bir durum söz konusu olamaz ki zaten onlarla savaşmada ekseriyetin maslahatı söz konusudur. Allah’ta biliyor ya eğer Mücahidler bu hainlerle savaşmasaydı bugün Irak’ta Ehli Sünnet’in varlığından bahsetmek dahi hayal olacaktı. Rafiziler ilk girdikleri zaman yanıltıcı bir hileye başvurdular. Evet, geldikleri zaman Bedir Tugayları düşmanlıklarını ilan etmişlerdi ama düşman Sistani : “Bizler bir iç savaşı tetiklemek istemiyoruz” diye bir beyanatta bulunmuştu. Böyle söylemişti çünkü o da biliyordu ki eğer Ehli Sünnetten tek bir adam dahi geriye kalsaydı onlara karşı duracaktı.

Peki öyleyse ne yaptılar? Kurucularının (mezhep) torunlarıyla el ele verdiler ve ülkenin önde gelen bölgelerini ve kurumlarını kontrolleri altına aldılar, sizler de askeri gücün elde tutulmasının ne kadar önemli bir güç olduğunu bilirsiniz. Bu kontrol süreçleri ordu, polis, savunma bakanlığı, petrol ve maliye gibi yapıların ele geçirilmesiyle devam etti. Daha sonra ordu adına, polis adına halkın korunması adına ve Irak’ın milli bütünlüğü adına, şu an olduğu gibi gerçekleri saptıran dev ve korkunç medya kampanyasıyla Ehli Sünnete karşı bir kıyıma giriştiler. Tüm bir şerli medya, gazeteler, Irak kanalları, fayha ve Fırat ve onların Arap kardeşlerinin kolektif çalışmalarıyla hep beraber bu kampanyayı yaydılar. Plan, onların (rafizilerin) milleti ve Irak’ın milli bütünlüğünü koruma bayrağı altında ve Irak’ı isyancılardan, Saddam’ın fedailerinden ve “teröristlerden” temizlemekti. Daha sonra akıllara durgunluk verecek bir biçimde Ehli Sünnete karşı kıyımlara başlandı. Onurlar ayaklar altına alındı, insanlar öldürüldü, kadınların izzetlerine halel getirildi ve bu planlar dahilinde aileler parçalandı, sürüldü büyük şerli medya kampanyaları desteğiyle. Yürütülen bu çalışmalar ve planlar sonucunda gerek Irak dışındaki gerek Irak içindeki birçok insan inandırıldı. Ve bu planlarını beş yıllık bir sürece yaydılar bu süreç sonucunda amaç Irak’ı, Rafizilerin ellerine geçirmelerini sağlamaktı.

Bu çalışmalarının meyvasını (dezenformasyon hususunda) aldıklarının en büyük kanıtı Ehli Sünnet’in, rafizi elleriyle daha önce hiç karşılaşmadığı kadar katliamlara yüz tutulmasıdır. Medya nerede? Medya yok! Ama ne zaman birkaç tane rafizi öldü mü medya hemen Ehli Sünnet ve vahabiler cinayet işliyorlar yaygarası başlar ve bunu yaymakta da üstlerine yoktur ama iki buçuk yıldır Ehli Sünnet kıyıma tabi tutulurken bunlardan tek bir söz yok. Verdikleri son haberlerden birinde tek tük rafizilerin belli bir bölümünü işledikleri suçlarla ilgili muğlak bir şekilde yüzeysel olarak suçladılar ama bu göstermelikti, bunlar tepkilerini Ehli Sünnet için veyahut Allah ve onun Rasulü için açığa vurmazlar çünkü Ehli Sünnet iki buçuk yıldır bu saldırı ve kıyımlarla karşı karşıya ama biz bu insanların bu hususla ilgili konuştuklarını ve başından beri yürürlüğe koyulan bu senaryoyu ifşa etmek için herhangi bir hareket içinde olduklarını ne duyduk ne gördük. Ama ip ne zaman onların boğazlarına dolanır ve bu mücrim caniler bu kıyımlara devam eder o zaman “İç savaş var ve kıyımlar oluyor” bağırtıları başlar.

Niçin Ehli Sünnet’in kanı bu insanlar için bu kadar ucuz? Hakikat hiçbir zaman ortaya konmuyor ve mezhep kavgası daima korkulan bir korku. Nedir mezhep kavgası? Biz Rafizlere silahlarınızı Müslümanlara doğrultmayın dediğimiz zaman onlar bundan vaz mı geçtiler? Korkunç düzeyde bir Ehli Sünnet kırımı olduğunu hepiniz biliyorsunuz! Buna rağmen nasıl sessiz kalabiliriz? Daha hala nasıl iki katı bir misilleme yapmayız?

Şöyle söyleyenlere de rastlıyoruz, “Bazı rafiziler masumdur!” şeriat yönünden bu doğru bir görüş değildir çünkü bu rafizi fırkası tek bir diken gibidir. Ne zaman kardeşler bunlardan bir bölüğü temizlese rafizi ordusuna destek için Sistani diğer rafizi bölgelerden bunlara gönüllü destek güçleri gönderir, bu döngü hep böyle işler. İşte bu mürtet muhafızlar ve polis güçleri sisi kaplayan bir örtü gibidir ve bu örtüler tüm rafizleri örter. Bunlar sözde hükümetin dayanakları ve bu şeytani organizasyonun hamileridirler; bu yapı şerli rafizi hükümetidir ve bunların rafizi kininin en büyük şahidi Felluce’ye girdiklerinde yaptıklarıdır.

Onların önde gelen rafizi liderlerinden birinden şöyle duyarız: “Allah için Irak’ı bir iç savaşa sürüklemek istemiyoruz.” Bu onların Ehli Sünneti kandırmak için söyledikleri yalanlarıdır. Şu an bir iç savaş zaten cereyan etmektedir ve onlar Ehli Sünnete karşı kıyımlarını gerçekleştirmektedirler. Onlar askerlerine hayır diliyorlar ve onlara cenneti ve büyük ödülü vaad ediyorlar. Ehli Sünnete karşı savaşacaksın ve daha sonra Irak hususunda çokta ihtimam sahibi biriymişsin gibi ortaya çıkıp mezhep çatışmasından uzakta olduğunu söyleyeceksin! Necefi ve Sistani gibi…

Önceden liderleri Sistani “Şianın yarısı yok olsa dahi bizler bir iç savaşın tarafı olmayacağız” demişti. Kimi kandırıyorsun ey Alkami! Verdiğin fetva ve direktiflerle binlerce Ehli Sünnet’in öldürülmesine neden olan sensin. Bunu söylemek belki küçük gibi gözüküyor ama Allah’ta biliyor ya bu rafiziler liderleri tarafından yönlendirme olmadan, komutsuz hareket etmezler. Ehli Sünnet’in öfkesinden korktukları için onlar Ehli Sünnet’in yüzüne güler ve tatlı sözlerle onları kandırırlar. Ehli Sünnet bir kadını aşağıladıktan sonra ne demek mezhep kavgası?

Sana Amerikalıların gözetiminde tutulan mahkûmlardan bahsetmiyorum. Sana “Mezhep kavgasına geçit yok” diyenlerin hapishanelerindeki mahkûmlardan bahsediyorum! Allah bilir kadınlarımız şu an neredeler. Rafizi şehri olan Kut şehrinin hapishaneleri İran’ın kontrolünde ve Kais ve rafiziler tarafından yönetilen El-Hilla’nın hapishaneleri ve Basra’nın hapishaneleri. Bu hapishane Bedir Tugayları’nın kontrolündedir! Ve Akbiye ve yeraltı hapishaneleri ve akibetleri bilinmeyen binlerce Ehli Sünnet!

Ama bütün bu olanlara karşı onların liderlerinden hangi biri kalkıpta dik durup adam gibi Ehli Sünneti korumaya ve tüm gerçekleri deşifre etmeye kalkıştı? Vallahi eğer insanlar Irak’ta Ehli Sünnet’in durumunu ve onların başına gelenleri bilselerdi dinlerinde samimilerse yataklarında rahatsız hisseder, yiyeceklerinden lezzet almaz ve içtiklerinden tat alamazlardı. Tüm bu olanlardan sonra rahat koltuklarına yaslanarak bize “rafizilerle niye savaşıyorsunuz?” sorarlar.

Ey ümmeti Muhammed, rafizilerle bizim durumumuz evinde bir yılan olupta o yılanın tam olarak nerede olduğunu bilmeyen adam gibidir. Çekmecede mi yoksa yatağın altında mı? Biliyorsun ki yılan evde ve bir anda saldırıya geçecek. Artık senin bu yılanı bulup onun kafasını kesip onun şerrinden korunman bir zorunluluktur ki ancak bundan sonra evinde uzun gece boyunca uyuyabilirsin. İşte bizim rafizilerle olan durumumuz budur. Rafiziler önceden komplolar yürürlüğe sokarlardı, ama şimdi onlar istediklerini elde ediyorlar ve nefretlerini açıkça göstermeye başladılar. Çünkü şu anda gücü ellerinde tutuyorlar. Hileli bir başarı ama bu onların hilekârlıklarının bir sonucudur.

Rafizi gerçeğinin ortaya çıkmasından sonra artık ümmet bu yüzün karşısında durmalıdır. Ehli Sünnet şunun bilincinde olmalı ki eğer kâfirler Mücahidleri etkisiz hale getirirlerse artık rafizilerin karşısında hiç kimse durmayacaktır. Artık ondan sonra ne pişmanlık ne de yakınma fayda edecektir. Ehli Sünnet ve Mücahidlerle -düşmanları arasındaki durumu belki de en iyi ifade eden deyim şudur: “Bugün beyaz öküzün yiyeceğini yedim”

Mücahidler Ehli Sünneti muhafaza edenlerdir. Ehli Sünnet derslerle veyahut olayları uzaktan oturarak izleyen ve ümmete dokunaklı konuşmalar yapan uydu kanalı sahipleriyle korunamaz. Bu ırzına geçilmiş bir kadının namusunun intikamını almayacaktır ve bu kanları dökülen Ehli Sünnet’in intikamını almayacaktır. Bize bu korkaklarla yüzleşmek için silahtan başka bir şey yardımcı olmayacaktır ve güç kullanmaktan başka bir şey onları zayıflatmayacaktır. İslam beldelerini rafizileştirmek (şia) bir Amerikan rüyası ve Yahudi hedefidir, onların tezlerinin bu yönde olduğu bilinir. Keza İranlılarında Irak’a müdahalelerine Amerikalıların sessiz kalması ve onlardan yardım alması açıktır. Irak’ta bu planının bir bölümü Bağdat’ta yürürlüğe konmaktadır. Avr bölgesinde, Medayin’de ve Ebu Gureyb’te bu bölgelerde Ehli Sünnete karşı girişilen kıyımlar sonucunda şu anda eskisinden daha çok rafizi var ve bu bölgelerden sünnileri sürgün programları yürürlüğe konmuş vaziyettedir. Amaç Bağdat’ın dizginlerini ele geçirmektir. Buna binaen bu bölgeyi Ehli Sünnetten boşaltmak için yapılan bir rafizi –Amerikan ittifakı söz konusu. Amerikalılar beraberlerinde kâfir rafizi muhafızlarla Devrah’a geldikleri zaman belde halkına: “Sizi evlerinizden süreceğiz” dediler.

Şu anda mevcut eğitim müfredatları bile rafizilerin çıkarlarına göre değiştirilmiş vaziyettedir. Bakın onların kin dolu ve yıkıcı akidelerine. Aralarındaki çocuklardan bazıları şii oldular. Şu andan itibaren siz düşünün beş on yıl sonra durum ne olacak? Ekonomik ve askeri kontrolü ellerine geçirdikten sonra ne olacak? Bu insanlar açlıktan karınlarını bağlıyorlar ama dinlerinden vazgeçmeyi reddediyorlar ve Irak’ın ne zaman rafizileşeceğini bilmiyorlar. Güneydeki bu aşiretler yüz iki yüz yıl önce sünniydiler, daha sonra rafizi oldular. Belki uydurma olduğunu düşünüyor olabilirsin… Anbar’ın teşii, ama ben diyorum ki bu uydurma değil, eğer bu konuda sessizlik sürerse insanları kolaylıkla bekleyen akibet budur, gidişat budur.

Amerikalıların Bağdat’a girdiği sıralarda Ehli Sünnet, rafiziler tarafından kendilerine neler olabileceği hususunda büyük bir korku içindeydi ve onlar Allah’ın rahmet ettikleri müstesna kendilerine reva görülecek olan bu aşağılamalara ve zillete tahammül göstermeyi umuyorlardı. Ama ne zaman ki Irak’ta Mücahidler kıyam edip, silahlarını onların suratlarına yönelttiler, Ehli Sünnet’in güveni tekrar kendine geldi. Liderler çekilip ve yardımcılarıyla beraber cihad elbisesini terk edince bu durum Ehli Sünneti zora sokmuştu. Şu anda Bağdat’ta veya dışında bir sünni namusunun emniyetinden emin olmadığı için geceleri uyuyamaz, her gece yapılan gece baskınları, tutuklamalar, cinayetler ve kaybolmalar meydana geliyor. Her gece hapislerde onurlar ayaklar altına alınıyor, malları gasp ediliyor. İşte bugün Ehli Sünnet’in Irak’taki durumu budur.

Ve tüm bu olanlardan sonra suçlayıcılar gelip diyor ki; “Biz neden rafizilerle savaşıyormuşuz?” Onlarla savaşmak en büyük yükümlülüklerden biridir ve biz bu yolda Allah’tan büyük bir rahmet görüyoruz ve Allah onlarla savaşımızı kolaylaştırıyor. Bunun en büyük örneği Telafer’in kadınları aşağılandığında, evleri yerle bir edildiğinde ve çocukları öldürüldüğünde yaşandı. Bu sebeple biz bundan kendimizi sakınmak istesek bile rafizilere külli bir savaş ilan ettik.

devam edecek...
 

Alt 01.10.2007, 14:21   #2 (permalink)
Gesperrt
 
ekreme isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Yaş: 35
Mesajlar: 342
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)
Tecrübe Puanı: 0
Standart

Bağdadi: Peki tam olarak bu keskin ayrışma şiayla nasıl oldu?

Zerkavi:Bunun meşruiyetini anlayabilmemiz için öncelikle işin başını bilmemiz bir gerekliliktir. Şiilere saldırdığımız Telafer olayının patlak vermesini takip eden sürede onlara karşı ilan ettiğimiz savaş süreci hiç yoktan ortaya çıkmadı. Şiilerin rolünü şimdi anlıyoruz, ordu ve polis şiadan meydana gelmektedir. Amerikalılar tümüyle onlara güvenmeye başlamışlardı. Onlara savaş ilan ettiğimiz zaman amacımız onları korkutmaktı, eğer bu da onlar üzerinde etkili olmasaydı onlara aynı muameleye tabi tutacaktık (Amerikalılarda olduğu gibi). Bu Şiiler, Basra’da veya Nasıriyye’de ya da Amara’daki aileleri ve çocukları hususunda kendilerinden emin ve güvende hissederek güneyden üzerimize geldiler. Telafer’in yıkımı Sadun ed- Duleymi’nin (baas partisi üyesi, eskinin savunma bakanı) direktifleriyle kimyasal bombalarla, kadınları aşağılayarak, paralarını çalarak, erkekleri ve çocukları öldürerek yürürlüğe konmuştu. Sünni olduğunu iddia eder ama hakikatte o Allah’ın düşmanlarındandır. Anası ve karısı şiiydi ve onu etkileyenler bunlardı. Telafer saldırıları zamanında küstah (kibirli) bir şekilde şöyle demişti: “Geliyoruz”. Ehli Sünnet’i tehdit ederek sıranın Revah’a, Kaim’e, Hadise’ye ve sonunda Samarra’ya geleceğini, aynı şeyleri orada da yapacağını söylemişti.

Yani şimdi bütün bunlara rağmen bizim bu idraksiz Allah düşmanlarını dizginlememiz meşru değil mi?

Savunma bakanlığı Hindistan’dan veya Almanya’dan gelen ordulardan teşekkül etmiyor. Hayır. Bu mekanizmayı Şiilerden meydana getiriyorlar ve biz eğer onlarla savaşıyorsak onlara aynıyla mukabele ediyoruz. Adamlarımızı öldürürseniz biz de sizinkileri öldüreceğiz; kadınlarımızı öldürürseniz, biz de sizin kadınlarınızı öldüreceğiz; çocuklarımızı öldürürseniz bizde sizin çocuklarınızı öldüreceğiz. Onlara bize muamele ettikleri gibi muamele ederiz böylelikle onlar evlerinin ve ailelerinin emniyette olmadıklarının idrakinde olacaklarından, Ehli Sünnet’in yerlerine saldırmadan önce binlerce kez düşüneceklerdir. Ve hiç şüphesiz ki bu aileler Ehli Sünnet’in yerlerine saldırmadan önce bu çocuklarına hükümetin uygulamalarının karşısında durma hususunda baskı yapacaklardı. Ve bizler Şiilere şunu açıkça deklare ediyoruz: “Evlerimizi yıkarsanız bizde sizlerin evlerinizi yıkacağız; bizim insanlarımızı öldürürseniz, biz de sizin insanlarınızı öldüreceğiz, eyleme ayniyle mukabele edeceğiz!”.

Birleşik Irak ve Iraklılarının kanının korunması hususuna gelince bu söylemlerin altında yatan Müslüman kimliği boğmak, onu zayıflatmak, ona hiçbir güvenlik sunmadan veya onurunu teminat altına almadan ortaya konulan bir mesnetsiz çağrıdan başka bir şey değildir. Şeriat bir Müslüman’a bir diğer Müslüman’ın kanını, malının gasp edilmesi, namusuna halel getirmesi durumunda helal etmiştir, bu koşulda öldürülmesine cevaz verilen bir Müslüman’ın kanı ise, düşünün ki bu bir de seni yok etmeye ve pasifize etmeye çalışan mürtet düşman olursa nasıl olur?

Ve evet şimdi ayrışma hususunda diyeceklerim bunlardır. Bu ayrışmanın temel kökeninin altında yatan asli nedenlerden biri de aslında Şiiler arasında Ehli-Sünnete karşı girişilecek olası bir savaşın neden olacağı tehlikeli sonuçlardan korkan Şiilerin olmasıdır. Ve buradaki koşulları göz önünde bulundurursak bu ayrışma gerekliydi. Evet, biz buradan Şiilere deriz ki, “Eğer güvenlik istiyorsanız, insanlarımıza karşı giriştiğiniz saldırılara bir son verin, Amerikalılara destek vermekten vazgeçin ve bizlerle haçlıların arasından çekilin!”


Bağdadi: Bu arada Şiiler hususunda genelleme yapmanın doğru olmadığını, onların arasında da Hizbullah gibi Yahudilere karşı husumet besleyenler olduğunu dillendirenler de var?

Zerkavi: İlim ehlinin de ittifak ettiği üzere yaratılmışlar içerisinde en yalancı olanlar Şiilerdir. İbn Teymiyye der ki, “İlim ehlinin ve onlardan süre gelen nakiller silsilesiyle ittifak edilmiştir ki Şiiler en yalancı fırkadır ve onların yalanlarla dolu bir tarihi vardır”. Bu sebeple İslam âlimleri onları yalanda aşırı olanlar diye tanımlamışlardır. Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye’nin’de belirttiği üzere onların menhecini (yolunu) şöyle anlatıyor: “Ehli Sünnete güler yüz göstermede şianın üzerine yoktur, dinlerini açığa vurmazlar, onlara tazim de bulunmak üzere sahabenin faziletlerini ve akidelerini öğrenirler, ama tüm bu yaptıklarında samimi değillerdir, böylece bu hal üzere devam ederler. Bundan maksatları Ehli Sünnet’in güvenini kazanmaktır.” İşte onların dini budur, yalan üzere bina edilmiş bir din, işte bu sebeple Ehli Sünnet’in, şianın bu durumlarını, onların velev ki Irak’ta velev ki bir başka yerde İslam’ın en azılı düşmanları olduklarını bilmesi hem bir zaruret hem de maslahat gereğidir. Bizler biliyoruz ki onların şerli planları var ve tam bir gizlilik içerisinde bunları yürürlüğe koyuyorlar. Hasan Nasrallah’ın Yahudilere karşı savaş adı altında sahneye koyduğu bu rol’e dikkat edilmesi gerekiliyor. Hizbullah veya Hizbuş-Şeytan İslam’ın en kötü düşmanları, Şii hizipleri arasında en şerli olanlarıdırlar ve yirmi yıl boyunca ümmeti kandırmak için bu Yahudi olayları süresince şerli bir rol üstlenerek kendilerini savaşçılar olarak addettiler.

Hamas Gazze’de askeri bir geçit düzenliyordu, aniden ortaya çıkan İsrail jetleri onların bulunduğu pozisyonları bombardımana tuttu ve onların birçok mensubunu öldürdü. Kötürüm bir adam olmasına rağmen Mescidden çıkarak gelen Ahmed Yasin’i dahi öldürdüler. Hasan Nasrallah Beyrut’ta koca bir meydanda tv ve radyolarla canlı yayınlanan askeri bir geçit töreni şovu yapıyordu. Etrafındaki adamlarla beraber bir koltuğa kurulmuştu. Hizbullah’a bağlı alaylar ve askeri birimler onun önünden geçiyorlardı. Bu saatlerce sürdü ve o günün sabahından akşamına kadar Hasan Nasrallah, Hizbullah’ın İsrail’i dizleri üzerine çökertecek yegâne güç olduğunu, İsrail’i güneyden ve Şaba çiftliklerinden süreceğinden ve Siyonist düşmanla savaşacak olan ordusundan bahsediyordu. Gündüz ve gece boyunca propagandasının hedefinde Yahudilere ve Siyonistlere olan düşmanlık vardı. Şaron ve beraberindekilerin sınırlarının dibindeki bu sabit ve sürekli tehdit karşısında sessiz kalması size hiç mantıklı geliyor mu? Siyonistlerin Ahmet Yasin’e -ki o bir kötürüm idi- karşısında sessiz kalmayıpta bu çaptaki bir büyük tehdit ve tehlike karşısında sessiz kalmaları düşünülebilir mi?

[size=3]Demek ki bunun tümü bir oyun, bu açık bir şekilde senaryo, bu tehlikenin boyutları ne olursa olsun İsrail’in kendisini tehdit eden herhangi bir tehlikeye karşı sessiz kalması düşünülemez. İşte bu sebepledir ki o dönemde küreselleşmeye kapısı açık şerli rejimin nükleer aktivitelerine sessiz kalmamıştı. Doğal olarak Siyonistler için en korku duyulan şey İslam’ın yükselişi ve cihadın yeniden uyanışıydı. Hasan Nasrallah ve onun şia gurubunu Siyonistler bıraktılar ve görmezden geldiler bu nedenle Hizbullah’ın İsrail’e cihad ilan etmesi aleni bir aldatmadan başka bir şey değildir. Asli amaç şia hizbini yüceltmektir, burada rafizi guruba ve Hasan Nasrallah’a düşen, Alkami rolünün üstünü örtmektir. Hizbullah, İsrail’in sınırlarını muhafaza etmektedir ve Ehli Sünnet’in Mücahidlerini İsrail’e ulaşmaktan alıkoymanın başka bir yolu yoktur.[/SIZE]

Vallahi Hasan Nasrallah’ın ordusu küresel Siyonistler dışında hiç kimse tarafından destek ve yardım görmüyor ve vallahi bu ordu gelecekte Ehli Sünnete karşı savaşmaktan başka bir sebeple hazırlık yapmıyor. Ümmeti bu insanlar hususunda uyarıyoruz. Biz bu tip uyarılarda bulunduğumuz zaman bunlar hemen: “Bu insanlar mezhep çatışması istiyorlar” diyorlar. Ama yarın ümmet bu insanlar hakkındaki hakikati bileceklerdir. İşte İran; onların kıyamları (Humeyni devrimi) büyük şeytana karşı savaş açmaktan başka bir şeye dayanmıyordu ve ne zaman ki büyük şeytanla savaşma zamanı geldi, İran bunlarla ittifak içine girdi ve onlara Afganistan’ın işgali için üs sağladı ve büyük şeytanın Irak’taki konumu için istikrar unsuru oldu. Şimdiye kadar insanlarla Filistin sorununu hafife alarak alay ediyorlardı, peki ya onların büyük şeytanla iyi ilişkileri varsa ve müttefikseler, o halde onların bulunduğu konum nedir? Ümmet bu duruma daha ne kadar gözünü kapayacak ve daha ne kadar aldatılacak? Hasan Nasrallah saatlerce askeri şovunun başında oturuyor ve televizyonlar bu olayı saatlerce canlı yayınlıyor ve İsrail jetleri onu bombalayamıyor? Kimi kandırıyorlar?

Biz inanıyoruz ki bu Şiiler yalancılardır ve onlar Yahudilerin İslam ümmetini arkadan bıçaklayacakları hançerin ta kendileridir. Bu sebeple ümmeti onlar ve onların şeytani planları hususunda uyarıyor ve ümmeti önlem almaya ve tamamen silahlanmaya çağırıyoruz. Bu düşman şerlidir ve kurnazdır, bu yüzdendir ki tatlı dilleriyle sizi kandırmasınlar diye dikkat edin. Zira onlar ümmetin en kötü düşmanlarıdır, onların dini takiyye ve yalandır. Kitaplarını açın bakın ki belledikleri “değiştirilmiş hakikat” neler söylüyor;

“Kendine ketum olmayanın dini yoktur.”

Ve bu da Cafer’in hakkında söyledikleri yalanları nasıl çizdiklerini gösteriyor.

“Takiyye benim dinimdir ve benim atalarımın da dinidir.”

Buna daha fazla kanıt mı istiyorsunuz? Hasan Nasrallah ve bu Şiiler tarafından aldatılan İslami gruplardan birçok Müslüman yazarların, Hasan Nasrallah’ın direnişin işareti olduğunu yazdığının da, bunları okuduğunuzda kalbinizi yiyip bitiren kederi hissedersiniz. Ümmet daha ne kadar aptal yerine konacak? Vallahi Şaron da biliyor ki sınırlarının Hasan Nasrallah tarafından korunması, onun ordusuyla korunmasından daha güvenlidir. Ve hiçbir insan Hizbullah’ın kontrolünde olan bölgelere operasyon düzenlemeye kakışabilir mi?

Bu Şiiler insanların en kötülerindendir; onlar Ayşe r.anha annemizi aşağılamış, peygamberimizin (s.a.v) onuruna hakaret etmiş ve sahabeyi küçümsemiştir, öyleyse diyebiliriz ki bunlar, onlar tarafından aldatılmıştır; bu Şiiler peygamberimizin (s.a.v) eşi ve bizim annemiz Ayşe’yi r.anha aşağılamış ve ona zina ile iftira etmişlerdir. Onlara destek verenlere veya onların şeytanlıkları karşısında sessiz kalanlara veyahut da onları kardeşleri olarak görenlere diyorum ki; eğer bir insanın karısı bir adam tarafından aşağılansaydı ve onursuzluk ile itham edilseydi ve ailesine zina suçlamalarıyla saldırılsaydı, bu adamın tepkisi ne olurdu? Ondan gelecek en az tepki nefret olurdu. Elleriyle hakkını alacak gücü yoksa en azından onlardan yüz çevirecek, iğrenerek uzak duracak ve konuşmaları sert olacaktı. Ve Ayşe annemizin onurunun Müslümanlar nezdinde her şeyden daha kıymetli olması gerçeğine rağmen, insanlar Şiilerin suçları karşısında ve peygamberin (s.a.v) hanımı Ayşe’nin r.anha onuruna saldırmalarına sessiz kalıyorlar. Kendi adlarına buna nasıl izin veriyorlar ve hem bunu destekleyip, hem de kalplerindeki imanın tadına nasıl varacaklar?

devam edecek...
 

Alt 01.10.2007, 18:45   #3 (permalink)
Tercübeli Üye
 
the okuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
the okuz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 19.03.2006
Mesajlar: 279
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
the okuz Azimli ve iradelithe okuz Azimli ve iradelithe okuz Azimli ve iradeli
Tecrübe Puanı: 4
Standart

ya kardeş iyi hoş tamam anladık şiilerden nefret ediyorsunuz onları dünyanın en kötü insanları olarak görüyorsunuz. ancak bu yazının kime ne yararı var Allah aşkına??
__________________
"(...) Bir toplum kendinde olan durumu değiştirmedikçe, hiç şüphe yok ki, Allah da o toplumda olan hâli değiştirmez.
Allah bir toplum için de kötülük irade buyurdu mu, onu geri çevirecek kuvvet yoktur. Artık Allahın dışında onları himaye edecek kimse olamaz..."
Kur'an; Ra'd, 11
 

Alt 01.10.2007, 20:24   #4 (permalink)
Üye
 
miniksercen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
miniksercen isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 29.07.2007
Bulunduğu yer: vienna
Yaş: 20
Mesajlar: 177
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
miniksercen Gelecegin keskin Zekasıminiksercen Gelecegin keskin Zekasıminiksercen Gelecegin keskin Zekasıminiksercen Gelecegin keskin Zekasıminiksercen Gelecegin keskin Zekasıminiksercen Gelecegin keskin Zekasıminiksercen Gelecegin keskin Zekasıminiksercen Gelecegin keskin Zekasıminiksercen Gelecegin keskin Zekasıminiksercen Gelecegin keskin Zekasıminiksercen Gelecegin keskin Zekası
Tecrübe Puanı: 20
Standart

Siirlerin düsman oldugunu söleyip , Siileri her ani suclayip rencide decegimize yahudilerin , hiristiyanlarin , athesitlerin bize olan zararlarini ele alirsak ve önce kendimizi egiterek insanlari dogru yola cagirirsak daha uygun olacagini düsünüyorum 'ki .. Dinimiz hosgörü dini olup su ayet ile tamamlamak istiyorum
" Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel ögütle cagir "

Selam ve dua ile..
__________________
Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez
Cânânsuz cihân gerekmez
 

Alt 02.10.2007, 12:26   #5 (permalink)
Gesperrt
 
ekreme isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Yaş: 35
Mesajlar: 342
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)
Tecrübe Puanı: 0
Standart

İçerdeki hain dışarıdakinden tehlikelidir !..
 

Alt 02.10.2007, 13:55   #6 (permalink)
Forum Şairi
 
Caferi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Caferi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 23.05.2007
Bulunduğu yer: istanbul
Yaş: 27
Mesajlar: 560
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Caferi islenmemis bir mücevherCaferi islenmemis bir mücevherCaferi islenmemis bir mücevherCaferi islenmemis bir mücevherCaferi islenmemis bir mücevherCaferi islenmemis bir mücevher
Tecrübe Puanı: 4
Standart

Hain sensin ekreme
Bilgi sahibi olmadan oradan buradan aldıgın yazılarla hiçbir yere varamazsın.
Allah iftiracıların belasını elbet verecek.
__________________
En doğrusunu Allah (c.c.) bilir.

"De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, isteğim ancak yakınlarıma sevgidir..."Şura/23.

Allahumme salli ala Muhammed’in ve Âl-i Muhammed

Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin abdike ve Resulike ve alel'muminine vel'muminati vel'muslimine vel'muslimati.
Allahım ! kulun ve Resulun Hz.Muhammed'e salat et. Mümin olan erkek ve kadınlara, müslüman olan erkek ve kadınlara da merhamet eyle.
 

Alt 02.10.2007, 13:55   #7 (permalink)
Tercübeli Üye
 
Duha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Duha isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 12.12.2006
Yaş: 37
Mesajlar: 1.710
Tesekkür Etti: 3
6 Kunu Icin 8 Tesekkür Aldı
Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)
Tecrübe Puanı: 14
Standart

Örgütsel ve belli çıkar çevrelerine ait ihanetleri bütün bir fırkaya mal edemessiniz. Bu zulümdür. Oğulun babanın günahından suçu yoktur. Babanın günahından evladı ,akrabası cezalandırılamaz. İslamiyet cahiliyeden kalma bu adetleri ayaklar altına almıştır. Hal böyle iken çıkıp örgütsel bir hareketi, makam ve mevki için yapılan savaşlarda bireylerinin hataları asla tüm şialara çıkartılamaz. Onları hain yapmaz. İşbirikçi göstermez. Hem onlarda kendilerini hak biliyor ve

Elbette Şia itikaden bozuktur. Onlar için sünnilerin itikadı bozuktur. İtikaden bozuk olmak veya dalalet içinde olmak, hiç kimseyi haksız yapmaz. Pek ala Ehl-i Sünnet olan pek çok zat zulüm yapmıştır. Nasıl şiadan bazıları ihanet içinde ise sünnilerdende ihanet içinde olan vardır.

Bu hal ne Şiayı ne Sünnileri topyekün suçlu göstermeyi gerektirmez.

İşte Zerkavi Irakı Şiaya ve Vahabilere ve Kürtlere teslim etmiştir. Gayr-ı Nizami olsada kabul edileceği ve uygulanacağı muhakkak bir seçimde Sünnileri seçime sokmayarak ve hatta engel olarak ve girmek isteyenleri tehdit ederek büyük bir hata işlemiştir. Esas ihanet budur.

Herkez vazifesini yapıyor. Şiadan terör örgütleride vazifesini yapıyor. Zulüm ediyorlar. Ama Zerkavi vazifesini yapmış mıdır ,işte bu tartışılır? Savaş sadece savaşarak kazanılmaz. Devir diplomasi devridir. Soyutlanamazsınız!

Hem Şia ve Sünni liderler neyi paylaşamıyor? Zaferi kendileri mi kazanacak sanıyor? İslam onlarsız ihya olmaz mı sanıyorlar ki biri birilerini hain ilan ederek savaş açıyor? Makam mı istiyorlar mevki mi istiyorlar? Kurulacak şeriat devletinin lideri mi olmak istiyorlar? Ne istiyorlar? Niye savaşıyorlar. ABD'yi bırakıp Şialarla savaşmanın anlamı nedir?

İki cengaver biri biri ile savaşırken küçük bir çocuk onları mağlup edebilirken, Irakta şia ve sünni cengaverler biribiri ile savaşırken devasa ABD'ye nasıl mukabele edilir.

İşte bu ihanetin alasıdır.

İhanet illaki düşmanla işbirliği yapmak değildir. İhanet gücünü sağa sola sevk edip güçsüzleşmek veya kardeşin kardeşe düşmesine sebep olmak veya engel olmammaktır.

Hatta o kardeş kavgasına taraf olmak dahi zulumdür.


Selametle
__________________
Sakın, sakın, sakın! Çabuk, bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz.
 

Alt 02.10.2007, 14:05   #8 (permalink)
Forum Şairi
 
Caferi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Caferi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 23.05.2007
Bulunduğu yer: istanbul
Yaş: 27
Mesajlar: 560
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Caferi islenmemis bir mücevherCaferi islenmemis bir mücevherCaferi islenmemis bir mücevherCaferi islenmemis bir mücevherCaferi islenmemis bir mücevherCaferi islenmemis bir mücevher
Tecrübe Puanı: 4
Standart

Alıntı:
Duha Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Elbette Şia itikaden bozuktur. Onlar için sünnilerin itikadı bozuktur.
Nasıl böyle kesin konuşabiliyorsun?
Şia'daki tüm mezheplerin itikadınımı araştırdın?
__________________
En doğrusunu Allah (c.c.) bilir.

"De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, isteğim ancak yakınlarıma sevgidir..."Şura/23.

Allahumme salli ala Muhammed’in ve Âl-i Muhammed

Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin abdike ve Resulike ve alel'muminine vel'muminati vel'muslimine vel'muslimati.
Allahım ! kulun ve Resulun Hz.Muhammed'e salat et. Mümin olan erkek ve kadınlara, müslüman olan erkek ve kadınlara da merhamet eyle.
 

Alt 02.10.2007, 14:17   #9 (permalink)
Tercübeli Üye
 
Duha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Duha isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 12.12.2006
Yaş: 37
Mesajlar: 1.710
Tesekkür Etti: 3
6 Kunu Icin 8 Tesekkür Aldı
Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)Duha Site üyelerince oyu 1000i geçti :)
Tecrübe Puanı: 14
Standart

Özür dilerim kardeşim. Ben sadece sözün gelişi dedim. Şialar hakperesttir, beni afedersin.
Ben Elbette Süniler şiaya itikadı bozuk derler. Onlar içinde sünnilerin itikadı bozuktur, diye düzeltiyorum

Benim anlatmak istediğim şey şuydu; birileri şiaya "itikadı" bozuk dese, onlar da o diyenlere "itikadı bozuk" diyecek. Beyhude kardeş kanı akacak.

Önemli olan şudur. Ortak birler...
Allahımız, Peygamberimiz, Kitabımız, Dinimiz, Alimiz ve hakeza binekadar birler varken ortak ve ittifak edilcecek yüzlerce husus varken dünyevi makamlar için kardeşin kardeşe düşmesini eleştirdim başka bir şey yapmadım

Haddimi aştım ise özür dilerim.

Muhabbetle
__________________
Sakın, sakın, sakın! Çabuk, bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz.
 

Alt 02.10.2007, 14:17   #10 (permalink)
Gesperrt
 
ekreme isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Yaş: 35
Mesajlar: 342
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)ekreme Site üyelerince oyu 1000i geçti :)
Tecrübe Puanı: 0
Standart

Sizinki bir mezhep falan değil sadece bir hastalık, ruh hastalığı...Hem din bozucusu hem emperyalizm işbirlikçisi...

Mezheb 4 tür...Gerisi sapıklıktır, zındıklıktır !..Ayetullah Şirazi denen lanetli şii den bir misal :

http://www.youtube.com/watch?v=H_QW6sM6f_U

Muta tohumu bu kadar olur !..YA muntakıym ALLAH bizi intikamına memur et !..
 
 

Lesezeichen

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hizli Erisim