Bende size bir hikaye anlatim inşallah;
Hamile bir bayan bir gün yanlız yaşamaya mahkum kalır ve yolda yürüken bir ceylan yavrusu, bulur ve eşinin eksikliğini o ceylanla paylaşır, ve aralarında büyük bir sevgi olur, artık evladı gib olmuştur ceylanın ve yavru ceylanda annesi gibi benimsemiştir, gel zaman git zaman güzel vakit geçiriken kadının doğum zamanı gelir ve bir bebeği olur, kadın zamanının çoğunu çocuğa ayırır ve budurmdan içlenen ceylan çocuğa öfke besler kıskanır kaıdnda bunun farkındadır her nekdar ceylana sevgide beslese bu ceylan için yetmiyordur çünkü bir kere sevgi ikiye bölünmüş ve bebk daha çok seviliyordur. bir gün kadın birşeyler almak için çarşıya çıkar, evde çocukla ceylanı yanlız bırakır, alış verişi yaptıktan sonra, eve geldiğinde kapıyı açar ve karşısında ceyalnı görür ve ceylanın ağzı kan içindedir çocuktanda ses çıkmıyordur, kadın orda çılgına döner ve eline ilk geçirdiği şeyle ceylanın kafasına vurur ve ceylan oracıkta can verir derken birden içerden ağlama sesi duyar ve odaya koşar gördüğü sahne ikinci kez kadının yıkılmasına sebep olmuştur çocuğunun beşiğinin hemen yanında parçalanmış bir yılan görür ve çocuk yaşıyordur ölen sadece çocuğu zehirlemek için gelen yılandır. ama bir anlık öfke kadının yanlış hüküm vermesine sebiyet vermiştir..
evet kardeşlerim sinirliyken sankın hüküm vermeyin, efendimizin tavsiyesi şudur;
sinirliyseniz oturun , hala sinirliyseniz ve geçmiyorsa yatın ama sakın konuşmayın. çünkü sözler insanın ağzından çıkana kadar hakim olduğu , ağzından çıktıktan sonra insan hakim olan kelime topluluğudur. ve sinirliyken yapıcaklarınız kesinlikle sonradan utanıcağınız şeylerdir. onun için sinirliyken ağzınızı bıçak açmasın görüceksiniz en karlı siz çıkıcaksınız... hamdolsun bunun yararlarını alıyorum. güzel oluyor tavsiye ederim...
__________________ Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ? HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63) |