Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > Büyük İsimlerin Biyografisi > Evliya ve Ulema'nın Hayatları

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

Ebu Ali Farmedi
Alt 02.05.2007, 01:00   #1 (permalink)
Tercübeli Üye
 
Emir Hattab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Emir Hattab isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 11.12.2006
Bulunduğu yer: Filistinden Lübnandan...
Yaş: 22
Mesajlar: 729
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Emir Hattab islenmemis bir mücevherEmir Hattab islenmemis bir mücevherEmir Hattab islenmemis bir mücevherEmir Hattab islenmemis bir mücevherEmir Hattab islenmemis bir mücevherEmir Hattab islenmemis bir mücevher
Tecrübe Puanı: 4
Standart Ebu Ali Farmedi

Ebu Ali Farmedi hazretleri, insanların iman, ibâdet ve ahlâk hususunda doğruyu öğrenip yapmaları ve Allahü teâlânın rızasına kavuşmaları için onlara rehberlik edip, buna kavuşturan ve kendilerine tasavvuf yolunda silsile-i aliyye denilen meşhur veli ve bu âlimlerin yedincisidir. Devrinin bir tanesi idi. Zâhiri din ilimlerini, Ebül-Kasım Kuşeyri’den ve daha başka âlimlerden öğrendi. Nasihatleri pek tesirli idi. Nizâm-ül-mülk ve zamanın devlet erkânı kendisine çok hürmet ederdi. Tasavvuf ilminin mütehassısı idi. İmâm-ı Gazâli, ve Yusuf-i Hemedâni hazretlerinin de hocası idi. Kendisi anlatır:
Gençliğimde Nişabur'da ilim öğreniyordum. Bir gün Şeyh Ebu Said Ebülhayr hazretlerinin Nişabur'a gelmekte olduğu haberini aldık. Kerametleri meşhur idi. Nişabur halkı, âlimler ve ileri gelenlerin hepsi onun büyüklüğünü biliyor ve saygı duyuyordu. Pek çok kimse karşılamaya çıktı. Ben de onu görmek istiyordum. Kendisini görür görmez ona ve tasavvufa karşı kalbimdeki sevgi pek fazlalaştı. O gün sohbetini dikkatle dinledim. Devamlı sohbetlerine katılmaya başladım. Bir gün onu görme arzum arttı. Fakat o gün sohbet için belirlenen günlerden değildi. Sabredeyim, dedim. Dayanamayıp dışarı çıktım. Etrafıma bakındım. Ebu Said hazretleri bir çok kimse ile bir yere gidiyordu. Onları tâkip ettim. Bir yere dâvete gidiyorlarmış. Dâvet edilen eve girdiler. Peşlerinden ben de girip bir köşeye oturdum. Beni görmüyordu. Şeyhe bir hâl oldu, kendinden geçip üzerindeki abayı parçaladı. Sonra abayı çıkarıp yere bıraktı. Mecliste bulunanlar yırtılmış abayı parçalara ayırıp dağıtması için Şeyhin önüne bıraktılar. Bu parçalardan işlemeli bir kısım olan kolun yen kısmını ayırıp; "Ebu Ali neredesin?" dedi. Ben kendi kendime beni tanımaz, bilmez, galiba talebelerinden, adı Ebu Ali olan birini çağırıyor diye cevap vermedim. İkinci defa çağırınca, oradakiler bana; "Şeyhimiz seni çağırıyor" dediler. Kalkıp huzuruna vardım. İşlemeli elbise parçasını bana verip; "Sen bize bu elbise parçası gibi yakınsın" dedi.

Ebül-Kasım Kuşeyri'nin yanında kaldığım sıra, bende meydana gelen halleri kendisine anlatınca, "Evlâdım, ilim öğrenmekle meşgul ol" diyordu. 2-3 yıl daha ilim öğrendim. Bir gün kalemimi mürekkep hokkasına batırıp çıkardım. Bembeyaz çıktı. Üç defa denedim, her defasında mürekkep beyaz çıkıyordu. Bu hâli hocama anlattım. "Mademki kalem senin elinden kaçıyor, sen de onu bırak" dedi. Ben de, medreseden ayrılıp, dergâha geçtim.

Bir gün bana bir hal oldu, kendimden geçtim. Bir mürşide, rehbere ihtiyacım var diye düşündüm. Ebül-Kasım Gürgani'nin ismini işitmiştim. Tus şehrine hareket ettim. Talebeleri ile mescitte oturuyordu. Ben de önünde diz çöktüm. Şeyhin başı önüne eğikti. Başını kaldırıp, "Gel Ebu Ali" buyurdu. Yanına oturup hallerimi anlattım. "Başlangıcın mübarek olsun. Terbiye görürsen, yüksek derecelere kavuşursun." buyurdu. Kalbimdeki aşk ve şevk çoğalmıştı. Bu arzumun çokluğu sebebiyle, Ebül-Hasan-ı Harkani hazretlerinin sohbetine nihâyetsiz feyizlerine kavuştum.

Hocam Ebül-Kasım Kuşeyri hamamda guslediyordu. Belki ihtiyacı olur diye kuyudan bir kova su çıkarıp hamamın havuzuna boşalttım. O anda gerçekten bu suya ihtiyacı varmış. Hamamdan çıkınca; "Ey Ebu Ali, Ebül-Kasım'ın 70 yılda elde ettiği dereceyi, sen bir kova su ile kazandın" buyurdu.

Bir yolculuğumuz sırasında bir dağa yaklaşırken önümüze büyük bir yılan çıktı. Hepimiz korkup kaçıştık. Ebu Said hazretleri de orada idi. Atından inip o koca yılana yaklaştı. Ben Şeyhin yanında idim. Yılan onun önünde başını yerlere sürerek saygı gösterdi. Şeyh hazretleri yılana; "Zahmet ettin" dedi. Sonra yılan dağa doğru uzaklaşıp gitti. Şeyh dedi ki: "Bu dağda iken birkaç yıl bu yılanla aynı yerde bulunduk. Bizim buradan geçmekte olduğumuzu anlayınca gelip dostluğunu tazeledi. Ahdin güzelliği imandandır. Güzel huylu olana karşı her şey güzel huylu olur. Hz. İbrahim de güzel huylu idi. Ateş de ona güzel huylu oldu. Onu yakmadı.
__________________
"Dinî hükümleri kendi aklıyla anlamak ve aklı ona rehber etmek isteyen, Peygamberliğe inanmamış olur. Onunla konuşmak akıl işi değildir."
(İmâm-ı Rabbânî Rahmetullahi aleyh)


Rasulullah (A.S.) Efendimiz Buyuruyor:
"Büyüğümüzü (hürmet ve edeble) yüceltmeyen, küçüğümüze merhamet göstermeyen, alimimizin (kıymet ve edebini) bilmeyen bizden değildir." (Ahmed, Hakim, Tirmizî)

"Allah'ım! İnsanlar seni verdiğin nimetler yüzünden severler; bense seni verdiğin belalar yüzünden severim".
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hizli Erisim



WEZ Format +2. Şuan Saat: 18:10.


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.

Template-Modifikationen durch TMS
IslamForumAd Management RedTyger