Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > IslamForum Genel > Arşiv

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

 
 
LinkBack Seçenekler Stil

Sufi Kimdir?
Alt 03.10.2006, 00:40   #1 (permalink)
Yeni Üye
 
İPEK YOLU isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 25.09.2006
Bulunduğu yer: İPEK YOLU KERVANI
Mesajlar: 29
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
İPEK YOLU Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 0
Ausrufezeichen Sufi Kimdir?

SOFÎ
Sofî, tasavvuf ehli olanlar için kullanılan bir tabirdir. Bu kelimeyi “sûfî” şeklinde kullananlar da vardır. Zannediyorum bu farklı kullanım, biraz da kelimenin menşeinden kaynaklanmakta. Onun “sof”tan, “sofus”tan, “safâ”dan, “safvet”ten geldiğine kail olanlar, veya dindarlıktan kinâye olduğunu düşünenler “sofî”; “sûfân” “sûfâne” veya “suffe”den geldiğini iddia eden, ayrıca “softa” ma’nâsına gelen “sofu”dan ayırmak isteyenler de “sûfî” şeklinde kullanmışlardır.
Erbâbının sofîyi tarif sadedinde şu ifadelerine rastlarız:
Sofî; kalbi Allah için safvet bulmuş ve iç âlemi itibariyle berraklığa ermiş “Hakk yolcusu” demektir.
Sofî; Cenâb-ı Hakk’ın kendisi için seçip intihap buyurduğu, intihap buyurup nefsinin tesirinden kurtararak duruluğa erdirdiği iddiasız “Hakk eri” demektir.
Sofî; mahviyet ve tevâzuuna nişâne, iç huzuru ve gönül rahatlığıyla “sûf” (yün) giyip sevgiyi seven ve ona, onun sahibine cefâ tattırmayan, dünyanın, dünyaya ve hevesâtımıza bakan yanlarıyla ona aldırış etmeyen Hakikat-ı Ahmediye yolunun yolcusudur. Evet, sûfîlerin sûf giymeleri, giyinişlerine izâfe edilen bir isimle anılarak kendilerine “mutasavvıf” denmesi onların hallerini, özlerini ve tavırlarını nazara vermek içindir. Çünkü sûf giymek, öteden beri peygamberlerin, onlara uyanların ve her zaman kendilerini ibadete verenlerin şiârı olmuştur. Eğer, gerçekten peygamberler ve onların havârilerinin giydikleri yün ise, “sûfî” kelimesinin, “sûf”a nisbetinin doğru olduğunu söyleyebiliriz.
Sofî; nefsânî bulanıklıklardan sıyrılıp özüne eren ve beşerî bütün küdûrâttan arınarak lâhûtîleşen gerçek insanlığa yükselme yolunun şehsuvârı demektir.
Sofî; ehl-i suffeye benzeme gayretinden ötürü bu nâm-ı celîli alan ve ömrünü o ismi istihkaka hasreden gönül erinin ideal adıdır.
Sofî kelimesinin “sâf”tan müştak olduğunu da söyleyenler olmuştur; iştikak hatası mahfuz, sürekli Hakk karşısında kemerbeste-i ubûdiyet içinde bulunmaları açısından, sakat bir asıldan düşündürücü bir fasıl gibi görünür.. gerçi himmetlerinin yüksekliği ve kalplerinin sürekli Allah’a müteveccih olması, onların bu mevkiin erleri olduğunu gösterir ama, “sâf”tan sûfînin iştikakı yanlıştır. Sofînin; Rumca “hikmet” ma’nâsına gelen “sofîya” kelimesinden veya Yunanca “sofus”tan geldiğini iddia edenler de olmuştur. Bunun da yabancıların yakıştırması olabileceği kanaatindeyim; o kanaatteyim sofîlerin her ne kadar pek çoğu hikmet erbâbı olsa bile..
İslâm tarihinde ilk sofî lakabını alan büyük zâhid Ebû Hâşim el-Kûfî’dir. Bu zat, Hicrî 150 senesinde vefat ettiğine göre, sofî tabirinin Hicrî ikinci asırda ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Bu demektir ki, sofî kelimesinin böyle hususi bir ma’nâda kullanılması ashâb ve tâbiîn-i kirâm efendilerimizden sonra olmuştur.
Bir sistem olarak, zâhid Ebû Hâşim’le tanıdığımız sofîlik, ilk zuhuru itibariyle, Peygamberimiz ve arkadaşlarının yaşayışlarındaki sadelik çizgisinde, dünya cihetiyle dünyaya karşı ciddî bir tavır içinde, sürekli rekâik ve ölüm ötesi hadiselerle irtibatlı, kalb ve ruh insanlarının mesleğiydi. Bu itibarla da o, hep rûhânî hayatın emrinde oldu. Sofîlik, çıkış gayesi açısından kalbi Hakk’a bağlamak ve sîneyi aşk u muhabbetle dağlamaktan ibaretti.. ve sofîlik, tarih boyu “hüsn-ü huluk” ve “edep” dedi, peygamberler yolunu solukladı. Her meslek gibi onda da bir kısım inhirafların ve çarpıklıkların yaşandığı devirler olabilir. Sadece inhiraflara ve çarpıklıklara bakarak bu saf gönüller mesleğini karalamak insafsızlık olsa gerek.
İmam Kuşeyrî, kendini rûhânî hayata salan sofîlerden bahsederken özetle şöyle der: Müslümanlıkta büyüklüğün ünvanı olarak, Allah Rasûlü’ne arkadaşlık ünvanından daha büyük pâye yoktur. Bu mazhariyet başka dönem insanlarıyla paylaşılmayacak kadar büyük bir mazhariyettir. Bundan sonra en büyük nam ve pâye ise, Allah Rasûlü’nün ashâbını görüp tanıma bahtiyarlığına ermişlerin ünvanı olan “tâbiîn” ünvan-ı celîlidir. Bu kadri yücelerden sonra da tâbiînle buluşup görüşme mutluluğuna ermişlerin nâm-ı celîlü’l-kadri olan “tebe-i tâbiîn” gelir.. bu üç aydınlık zümrenin gurûbuna ve bu arada bir kısım fitnelerin zuhuruna muhâzî olarak da fıkıh cephesinde fakîhler, hadis cephesinde muhaddisler, akaid cephesinde muhakkikîn-i mütekellimîn çok önemli misyonlar edâ ettikleri gibi İslâm’ın rûhî cephesinde de en önemli tecdidleri sofîler gerçekleştirmişlerdir.
Sofîler, hayat tarzları itibariyle fevkalâde dürüst, olabildiğince sade, her türlü karışıklıktan âzâde, bedenî mutluluk ve cismânî tutkulardan uzak, zâhidlik, fakirlik ve nâsikliğin yükseltici ikliminde ömür sürdürmeye kilitli, Peygamber Efendimiz ve güzîde İslâm büyüklerine benzemeye kararlı öyle dengeli insanlardır ki, onları bu evsâf-ı âliyeleriyle ne eski hekim ve filozofların devamı kabul etmek, ne Hristiyan mistiklerle irtibatlandırmak, ne Hint fakirizminin bir kolu saymak ne de günümüzdeki bir kısım mehâbet ve mehâfet bilmez lâubâlîlerle aynı görmek mümkün değildir. Bir kere tasavvuf, ilk zuhuru ve temsilcileri itibariyle, kalbin iç yüzü, eşyanın perde arkası ve varlığın sînesindeki gizli esrârın ilmi kabul ediliyordu; sofî de bu ilmin talebesi ve bu yolun nihayetine ulaşmaya kararlı süvarisi. Bu süvari bütün bir ömür boyu her insan için ideal bir ufuk sayılan “insan-ı kâmil” olma zirvesine koşacaktı. Evet, Nâmütenâhî’ye ulaşma cehdiyle bitmeyen bir yolculuk.. tükenmeyen bir azim ve herhangi bir beklentiye girmeden tevakkufsuz sürdürülen bir maraton.. işte tasavvuf bu, sofî de bu muhtevânın mübarek temsilcisi büyük kahramanı! Meseleye böyle yaklaşılınca, sofînin filozoflarla, mistiklerle, yogilerle hiçbir münasebeti olmadığı gibi, tasavvufun da mistisizmle, yogizmle, felsefeyle uzaktan-yakından alâkası olmadığı kendi kendine ortaya çıkar.
Vâkıa, İslâm’ın zuhurundan evvel, Yunan ve Hint filozofları da tasfiye yolunda yürümüş ve sofîlerin yaptıklarına benzer mücahedede bulunmuşlardı ama, bu iki yol öz ve esas açısından birbirinden çok farklı şeylerdi. Bir kere sofîye, tasfiyesini, zikir, ibadet ü taat, nefis muhâsebesi, tevâzu ve mahviyet esaslarına bağlı olarak gerçekleştiriyor, sonra da âhir ömrüne kadar bu çizgisini korumaya çalışıyordu. Eğer filozofların tasfiyesine de tasfiye denecekse, o “keyfemâyeşâ” bir tasfiye idi.. bu tasfiyenin içinde ibadet ü taat, nefis murâkabesi, tevâzu ve mahviyet bulunmadığı gibi, hemen her zaman gaflet ve benliğin küstahlaştırılması ön plânda idi.
Sofîye, başlıca iki gruba ayrılır:
1- İlim yörüngeli hareket edip, mârifet kanatlarıyla vuslat arayanlar.
2- Mücerred zevk, vecd ve keşif yolunda gidenler.
Evvelkiler, ilim ve mârifet kanatlarıyla “seyr ilallah”, “seyr fillâh” ve “seyr anillâh” ufuklarında bitmeyen bir yolculuk yaşar ve ömürlerini “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh”ın üveykleri olarak sürdürürler.. varlığın içinde müşâhede ettikleri her tebeddül, her tağayyür, her tekevvün onlara Hz. Kudret ve İrade’den yüzlerce mesaj sunar, her hâdise onlara ayrı ayrı dillerle çok farklı nağmeler fısıldar.
İkincilere gelince, bunlar da, seyr-i sülûk ve zühdlerinde ciddî olmakla beraber, keşif, kerâmet, zevk, vecd, tevâcüd peşinde olduklarından zaman zaman hedeften zuhûl ile “kurb” ikliminde “bu’d” yaşayabilirler. Birinci yol, Kur’ân’ın rehberliği altında yürüyen velâyet-i kübrâ temsilcilerinin yolu; ikinci yol ise, temelde Kur’ân ve sünnet yörüngeli olsa da, yer yer arzular, hisler, beklentiler öne çıktığından önceki yol kadar selâmetli değildir.
Ayrıca sofîler, kendi aralarında insanları üçe ayırırlar:
Birinci sınıfa “kâmil ve vâsıl” insanlar derler ki, bunlar da kendi içlerinde iki kısma ayrılır: Biri umum enbiyâ-i izâm ve rusul-i kirâm hazerâtı, diğeri de onlara mutâbaat ve inkıyadla Hakk’a vâsıl olmuş kümmelîndir. İşte gerçek kâmil insanlar bunlardır. Bunlardan bazıları kendi nefsinde kâmil ve vâsıl olmakla beraber mürşid olmayabilir. Hatta, bazı vâsıllar, vuslatı tamamladıktan sonra, bir daha da cem ve hayret bahrinin dalgalarından kurtulamaz; kurtulamaz ve ilelebed duyguları ve düşünceleriyle orada müstehlik kalırlar. Dolayısıyla da bunların nâsut âlemiyle münâsebetleri bütün bütün kesilir ve irşâda da muktedir olamazlar.
İkinci sınıfa “sâlik” derler; bunlar da yine iki kısma ayrılır, birinci kısım sadece Allah tâlipleri olup hem dünyayı hem de âhireti düşünmeyenlerdir. İkinci kısım ise, âhiret ve cennetin tâlibi olmakla beraber meşrû dairede dünyayı da isterler ki, bunlar da zâhidler, âbidler, âcizler ve fakirlerdir.
Üçüncü sınıfa gelince, bunlar, bütün bütün dünyaya hasr-ı himmet ettiklerinden, sofîye onlara “mukîmîn” der. Bunlar, eşrâr ve ashâb-ı şimâlden bir kısım bahtsızlardır ki, görmez, işitmez ve anlamazlar.
Ayrıca bu üç sınıftan ilklere “mukarrabîn”, ikincilere “ashâb-ı yemîn”, üçüncülere “ashâb-ı şimâl” diyenler de olmuştur.
__________________
UŞŞÂKİDE BİR GÜLÜM
AŞIK OLDUM BÜLBÜLÜM
 

Alt 03.10.2006, 00:46   #2 (permalink)
Mesajlari Onaylanacak
 
ahmet yasin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ahmet yasin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2006
Mesajlar: 192
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
ahmet yasin Namı Lekelendiahmet yasin Namı Lekelendiahmet yasin Namı Lekelendiahmet yasin Namı Lekelendi
Tecrübe Puanı: 0
Standart

bu kadar uzun izah ederseniz başı ile sonu birbirinden farklı olur!başta islam dersiniz,sonuna geldiğinde şirke bulaşmış olur.
Allah'ın hesap günü af etmeyeceği tek günah olan şirkten sakınalım lütfen ve sakınmayanlarıda uyaralım!
__________________
[B][COLOR="RoyalBlue"]BAKARA
256- Dinde zorlama (ve baskı) yoktur.Gerçek şu ki, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.

257- Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; küfredenlerin velileri ise tağut'tur.Onları da nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süreki olarak kalacaklardır.[/COLOR][/B]
 

Alt 03.10.2006, 00:53   #3 (permalink)
Yeni Üye
 
İPEK YOLU isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 25.09.2006
Bulunduğu yer: İPEK YOLU KERVANI
Mesajlar: 29
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
İPEK YOLU Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 0
Standart

bismillah....
şirkte olmayıp da şirkteymişiz gibi göstermekte olduğunuz biz tarikat ve tasavvuf ehli insanlar hiçbiryerde hiç bir zaman kula kulluğu hoş görmedik...görmeyiz de.ayrıca bir kişi dini mübin-i islam üzere yaşar iken siz ona eğer şirk yapıyor derseniz ve bu iddianıza da bir delil getiremezseniz işte o imzanızdaki ayette belirtilen cehennemden yerinizi daha dünyada iken ayırtmışsınız demektir....
aslında bu kadar katı olamaycaktım ama insanoğlu bir noktada kendisine yapılan haksız iddialara gülüp geçerken bir noktada da yapılan yanlışı sizin de dediğiniz gibi karşı tarafa anlatmak zorundadır...
vakit elde iken canınız daha bedeninizde iken gelin tevbe edin.bir de bakmışsınız ki o (haşa) put diye tabir ettikleriniz cennetin en ulvi makamlarında sizin ateş içerisinde yanışınızı esefle izlyecekler...
sizlere son tavsiyem şudur:
bilmediğiniz bir konuda hüküm vermeyiniz.şirkte olmadığı halde şirkte imiş gibi bu insanları töhmet altında bırakmayınız...zira buranın bir de diğer tarafı var ki allah azabını en çok onlar için halk etmiştir....
selametle....
__________________
UŞŞÂKİDE BİR GÜLÜM
AŞIK OLDUM BÜLBÜLÜM
 

Alt 03.10.2006, 09:09   #4 (permalink)
Tercübeli Üye
 
fetih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007
Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :)
Yaş: 29
Mesajlar: 1.987
Tesekkür Etti: 2
2 Kunu Icin 4 Tesekkür Aldı
fetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adı
Tecrübe Puanı: 6
Standart

Alıntı:
İPEK YOLU Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
bismillah....
şirkte olmayıp da şirkteymişiz gibi göstermekte olduğunuz biz tarikat ve tasavvuf ehli insanlar hiçbiryerde hiç bir zaman kula kulluğu hoş görmedik...görmeyiz de.ayrıca bir kişi dini mübin-i islam üzere yaşar iken siz ona eğer şirk yapıyor derseniz ve bu iddianıza da bir delil getiremezseniz işte o imzanızdaki ayette belirtilen cehennemden yerinizi daha dünyada iken ayırtmışsınız demektir....
aslında bu kadar katı olamaycaktım ama insanoğlu bir noktada kendisine yapılan haksız iddialara gülüp geçerken bir noktada da yapılan yanlışı sizin de dediğiniz gibi karşı tarafa anlatmak zorundadır...
vakit elde iken canınız daha bedeninizde iken gelin tevbe edin.bir de bakmışsınız ki o (haşa) put diye tabir ettikleriniz cennetin en ulvi makamlarında sizin ateş içerisinde yanışınızı esefle izlyecekler...
sizlere son tavsiyem şudur:
bilmediğiniz bir konuda hüküm vermeyiniz.şirkte olmadığı halde şirkte imiş gibi bu insanları töhmet altında bırakmayınız...zira buranın bir de diğer tarafı var ki allah azabını en çok onlar için halk etmiştir....
selametle....
sevgili ipekyolu kardeşim hikmetten nasibleri yok kendini heba etme anlama kabiliyetleri zayıf anlamazlar nasibleri yok çünkü...
__________________
HizmeT NimettiR...

Gavs-ı Sani...
 

Alt 03.10.2006, 10:34   #5 (permalink)
Mesajlari Onaylanacak
 
ahmet yasin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ahmet yasin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2006
Mesajlar: 192
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
ahmet yasin Namı Lekelendiahmet yasin Namı Lekelendiahmet yasin Namı Lekelendiahmet yasin Namı Lekelendi
Tecrübe Puanı: 0
Standart

Alıntı:
fetih Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
sevgili ipekyolu kardeşim hikmetten nasibleri yok kendini heba etme anlama kabiliyetleri zayıf anlamazlar nasibleri yok çünkü...
Allah'ın hesap günü affetmeyeceği tek günah olan şirk konusundaki lakaytlığınız ortada!Müşrik kavimlerden hiç biri Allah'ın kullarına taptıkları için müşrik olmadılar!Allah ile aralarına aracı koydukları için vb nedenlerden dolayı.Siz kur'anda şir ile,müşrikler ile ilgili ayetlerin genel kültür bilgisi olsun diyemi verildiğini sanıyorsunuz?Rabbimi boş işlerden tenzih ederim.Bu bilgiler benim için,sizin için!Çok merhametli Rabbim bizim şirk batağına düşmememiz için şirki ve şirkin karekteri bize ayrıntısıyla,örnekleriyle anlatıyor.Sizinde vahiyden aldığınız domates soslu patlıcan!
__________________
[B][COLOR="RoyalBlue"]BAKARA
256- Dinde zorlama (ve baskı) yoktur.Gerçek şu ki, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.

257- Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; küfredenlerin velileri ise tağut'tur.Onları da nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süreki olarak kalacaklardır.[/COLOR][/B]
 

Alt 03.10.2006, 18:11   #6 (permalink)
Tercübeli Üye
 
fetih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007
Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :)
Yaş: 29
Mesajlar: 1.987
Tesekkür Etti: 2
2 Kunu Icin 4 Tesekkür Aldı
fetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adı
Tecrübe Puanı: 6
Standart

Alıntı:
ahmet yasin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Allah'ın hesap günü affetmeyeceği tek günah olan şirk konusundaki lakaytlığınız ortada!Müşrik kavimlerden hiç biri Allah'ın kullarına taptıkları için müşrik olmadılar!Allah ile aralarına aracı koydukları için vb nedenlerden dolayı.Siz kur'anda şir ile,müşrikler ile ilgili ayetlerin genel kültür bilgisi olsun diyemi verildiğini sanıyorsunuz?Rabbimi boş işlerden tenzih ederim.Bu bilgiler benim için,sizin için!Çok merhametli Rabbim bizim şirk batağına düşmememiz için şirki ve şirkin karekteri bize ayrıntısıyla,örnekleriyle anlatıyor.Sizinde vahiyden aldığınız domates soslu patlıcan!
hesap günü gelmedi amma illaki gelecek o gün ak koyun kara koyun belli olacak mürşide intisab ne demekmiş o zaman idrak edeceksin ama ne ala geçti borun pazarı sür eşeğini niğdeye ... ve birde aynı soruyu hep sordum cevap verme cesaretinde bulunamadınız CUMA namazına gidiyormusunuz sizin vakfınızda AKABE sanırım çünkü böyle sapık düşünceler bu insanların beyninden çıkıyor imamın arkasında namaza durmazlar çünkü darul harp var derler gösterirler darul harbı ''cuma namazını üst üste 3 defa terkedenin iki yakası bir araya gelmez'' (hadis-i şerif)
__________________
HizmeT NimettiR...

Gavs-ı Sani...
 

..
Alt 07.10.2006, 15:01   #7 (permalink)
Tercübeli Üye
 
tahsiye72 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
tahsiye72 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 06.08.2006
Yaş: 36
Mesajlar: 357
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
tahsiye72 Olagan üstü biritahsiye72 Olagan üstü biritahsiye72 Olagan üstü biritahsiye72 Olagan üstü biritahsiye72 Olagan üstü biritahsiye72 Olagan üstü biritahsiye72 Olagan üstü biritahsiye72 Olagan üstü biritahsiye72 Olagan üstü biritahsiye72 Olagan üstü biritahsiye72 Olagan üstü biri
Tecrübe Puanı: 9
Ausrufezeichen ..

zahirdeki belirtilere bakarak, sufa sahipleri (Ehli sufa) kelimesinden mi, yoksa Peygamber Efendimiz S.A.V. devrinde sof (yün) elbiseler giyildiği için, sof kelimesinden mi geldiği hiç mi hiç önemli değil. Ama çok önemli görülen şeyler var:
1. Tasavvuf Kur’ân-ı Kerim’in bütünü ile amel etmektir. Kur’ân-ı Kerim’in sadece fizik vücudumuzu alâkadar eden âyetleri ile değil, nefsimizi ve ruhumuzu vazifeli kılan âyetleri ile de amel etmektir.
2. Tasavvuf, Peygamber Efendimiz S.A.V. ve sahâbenin yaşadıklarını yaşamaktır. Gelmiş geçmiş bütün peygamberler ve onlara tâbî olanların da yaşadıkları hayat da tasavvuftu.
3. Tasavvuf, Allah’ın bize tevdi ettiği 3 emaneti de (Ruh, Fizik vücut ve Nefs) Allah’a teslim etmektir. İrşad’a ulaşmaktır. Bu ise İslâm olmaktır.
İslâm kelimesinin ilk muhtevası tek Allah’a inanmak, ikinci muhtevası teslim, üçüncü muhtevası ise sulh ve sükûndur. Kim İslâm olmak şerefine ulaşmışsa, o kişi üç açıdan sonsuz saadete erişmiş olur.
1. İç âlemde, ruhun bütün hasletleri nefse geçtiği için sulh ve sukûna ulaşılmıştır. Çünkü artık nefs ve ruh arasında çatışma yoktur.
2. Dış âlemdekilerle sulh ve sukûna ulaşılmıştır. Çünkü nefsin afetleri artık yoktur ki diğer insanlarla anlaşmazlıklar olsun.
3. Allah’u Tealâ Hz. ile en iyi ilişki kurulmuştur. Yüce Rabbimizin her emri yerine getirilmekte ve her nehyinden kaçınılmaktadır. Artık nefsin sahip olduğu faziletler (yani ruhun hasletleri) emirleri yapmaya büyük arzu duymakta, nehiyleri (yasakları) ise hiç işlememektedir. Çünkü nefsteki yasakları talep eden afetlerin hepsi yok olmuştur.
Görülüyor ki İslâm bir sonsuz saadetin (Fussilet-35), hazzül aziymin oluşması için ulaşılması gereken bir merhaledir.
Allah insanlardan başka yarattığı her şeyi insan için yarattığı cihetle (Casiye-13) en çok insanı sevmektedir. En çok sevdiği mahlûkunun mutlu olmasını istemesi ise tam olarak yerli yerine oturmaktadır. İşte bu sebeple Allah, insanın irşada ulaşmasını emretmektedir (Bakara-186, Şura-47). Çünkü ancak irşada ulaşan kişi İslâma ulaşmıştır, ve de sonsuz mutluluğa ulaşmıştır. İnsan-ı Kâmil olmanın son aşamasına varmıştır. Saadet açısından insan-ı kâmil olmuştur. Velâyetin kademeleri olan ,
1. Fenâ (Ruhun Allah’a teslimi)
2. Bekâ
3. Zühd
4. Teslim (Vechin, fizik vücudun teslimi, muhsin olmak)
5. Ulûl Elbab
6. İhlâs kademeleri tamamlanmıştır.
İnsan-ı kâmil olmanın ikinci ve asıl muhtevası “İrşad edebilme” yeteneğidir. Bu yetenek, insanın kendisinde mevcut olduğu kanaatinde olması ile mevcut olmaz. “Mürşid” olabilmek, ihlâs’a ulaştıktan sonra, Tövbe-i Nasuh’a (Tahrim-8) Allah’u Zülcelâl Hz. tarafından davet edilmek ve yüce Rabbimiz tarafından salâha ulaştığının tebliğ edilmesi ile gerçekleşir. Ve gönül gözü açık olanlar onun başının üzerindeki nuru görürler (Tahrim-8).
Unutulmamalıdır ki daha hikmetin ilk kademesi olan “Ulûl Elbab” (Lübb-ün sahibi olmak) kademesinden başlayarak son üç kademede (daimî zikir) “zikri daim” asıldır (Al-i İmran-190,191). Salâhta ise “zikri külli” (vücudun bütün azalarının Allah’ı zikri) esastır.
7. Böylece salâh kademesi (7. kademe) oluşur. Salâh’ın son üç kademesinden ilk ikisinde, iradenin Allah’a bağlanması ve ref edilmesi yaşanır. Salâhın son kademesinde ise Allah her devirde sadece bir kişiyi tasarrufu altına alır.
Görülüyor ki sadece fizik cesedimize ait vazifelerin değil, nefsimize ait ve ruhumuza ait vazifelerin de ifa edilmesi farz kılınmıştır. Bu ise Allah ile kul arasındaki ilişkiler açısından kitabın bütününe tâbi olmaktır (Al-i İmran-119). Bu açıdan kitabın bütününe tâbî olmak Kur’ân-ı Kerim’in bütününe tâbî olmaktır. İslâm olmak ise, gördük ki ancak Kur’ân-ı Kerim’in bütününe tâbî olmakla gerçekleşebiliyor.
Kitabın bütününe tâbî olmak ruhun, fizik vücudun ve nefsin, bize verilen 3 emanetin de Allah’a teslim edilmesidir. Bu 3 emanetin, Allah’a teslimi işlemi ise Tasavvuftur. Peygamber Efendimiz ve sahabenin ulaştıkları merhaledir ve yaşadıkları hayattır, İslâm şerefine ermektir. Tasavvuf ; Allah’a teslim olmak, İslâm’ı, Kur’ândaki İslâm’ı yaşamaktır. Tasavvuf, İslâm’ın hayata geçirilmesidir.
Öyleyse İslâm = Tasavvuftur.
 

Alt 07.10.2006, 16:28   #8 (permalink)
Mesajlari Onaylanacak
 
ahmet yasin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ahmet yasin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2006
Mesajlar: 192
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
ahmet yasin Namı Lekelendiahmet yasin Namı Lekelendiahmet yasin Namı Lekelendiahmet yasin Namı Lekelendi
Tecrübe Puanı: 0
Standart

Alıntı:
fetih Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
hesap günü gelmedi amma illaki gelecek o gün ak koyun kara koyun belli olacak mürşide intisab ne demekmiş o zaman idrak edeceksin ama ne ala geçti borun pazarı sür eşeğini niğdeye ... ve birde aynı soruyu hep sordum cevap verme cesaretinde bulunamadınız CUMA namazına gidiyormusunuz sizin vakfınızda AKABE sanırım çünkü böyle sapık düşünceler bu insanların beyninden çıkıyor imamın arkasında namaza durmazlar çünkü darul harp var derler gösterirler darul harbı ''cuma namazını üst üste 3 defa terkedenin iki yakası bir araya gelmez'' (hadis-i şerif)
dinini hafife alanların,akletmeyenlerin,Allah ile aralarına kullarını sokanların durumlarını kur'anda okuyun.
ayrıca cuma kılıp-kılmamamız sizi niye bu kadar ilgilendiriyor?benimkide merak işte!
__________________
[B][COLOR="RoyalBlue"]BAKARA
256- Dinde zorlama (ve baskı) yoktur.Gerçek şu ki, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.

257- Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; küfredenlerin velileri ise tağut'tur.Onları da nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süreki olarak kalacaklardır.[/COLOR][/B]
 

Alt 07.10.2006, 19:26   #9 (permalink)
Tercübeli Üye
 
fetih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
fetih isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.02.2007
Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :)
Yaş: 29
Mesajlar: 1.987
Tesekkür Etti: 2
2 Kunu Icin 4 Tesekkür Aldı
fetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adı
Tecrübe Puanı: 6
Standart

Alıntı:
ahmet yasin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
dinini hafife alanların,akletmeyenlerin,Allah ile aralarına kullarını sokanların durumlarını kur'anda okuyun.
ayrıca cuma kılıp-kılmamamız sizi niye bu kadar ilgilendiriyor?benimkide merak işte!
Allahu tealaya c.c vesilesiz gidilmez ve O rahman ve rahim olan Allaha ulaşmada vesile arayınız buyuruyor sadıklarla brebar olunuz buyuruyor cemaati övüyor ... sizde bunların hepsini şirk algılıyorsunuz ben kendi nefsim adına size hakkımı helal etmiyorum bu yazdıklarımı delil olarak Hakka sunarım elbet o zaman ne yaparsınız sorarım size
__________________
HizmeT NimettiR...

Gavs-ı Sani...
 
 

Lesezeichen

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Sufi bekir Kavramlar ve İçerikleri 0 09.02.2008 19:08
Was ist ein Sofi bzw. Sufi ? alptraum Islam-Infocenter 0 02.02.2007 17:55
Dervishane-Sufi Müzik SeRZeNiS Arşiv 4 09.08.2006 16:41
Ney-The Sufi Cry Out SeRZeNiS Arşiv 0 09.08.2006 15:41
Sufi Olmadiklari Halde Sufi Görünenler _313_ Arşiv 1 05.07.2006 18:18



WEZ Format +2. Şuan Saat: 22:27.


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.

Template-Modifikationen durch TMS
IslamForumAd Management RedTyger