Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > Islamforum Turkish > Genel Islam Konular

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

Allah Her Şeyi Yarattı, -Hâşâ- O'nu Kim Yarattı?" Deniliyor. Bu Husus Nasıl İzah Edil
Alt 26.01.2007, 16:35   #1 (permalink)
Tercübeli Üye
 
alptraum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
alptraum isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 01.01.2005
Bulunduğu yer: Aşk`dan
Yaş: 23
Mesajlar: 2.966
Tesekkür Etti: 19
50 Kunu Icin 79 Tesekkür Aldı
alptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 63
Standart Allah Her Şeyi Yarattı, -Hâşâ- O'nu Kim Yarattı?" Deniliyor. Bu Husus Nasıl İzah Edil

Bu soru da çok sorulan sorulardan biridir.

Ben bu soruyu, Resûl-i Ekrem’in (sav) Peygamberliğinin bir alâmeti olarak görüyor ve verdiği gaybî ihbârın tahakkuku karşısında boynumu büküp “Eşhedü enne Muhammede’r-Resûlullah.” diyerek şehâdet ediyorum. Evet, Resûl-i Ekrem (sav) Allah’ın şerefli elçisidir. Kıyâmete kadar olup bitecek her şeyi, bir televizyon ekranından görüyor gibi seyretmiş ve söylediği her şeyi dosdoğru söylemiştir. Daha sonra meydana gelecek hâdiseler hakkında verdiği hükümler, söylediği şeyler o kadar isabetlidir ki; yeri geldiği zaman hepsi de aynı aynına doğru çıkmıştır. İşte, bu da onlardan bir tanesidir. Buyurur ki: (Sahabenin aklından böyle bir şey geçmez) “Bir gün gelecek ayağını ayağının üstüne atarak -gurur, kibir, enâniyet içinde ve her meseleyi halletmiş gibi- bunu Allah yarattı, şunu Allah yarattı, Allah’ı kimi yarattı?” diyecekler. (1) Ben, bu soru tevcîh edildiği zaman kendi kendime düşündüm ve “Eşhedü enne Muhammede’r-Resûlullah.” dedim. Nasıl da görmüşsün ve nasıl da doğru söylüyorsun!... Şu, nefisleri ve enâniyetleri firavunlaşan, sebeplere ulûhiyet isnat eden ve her şeyi sebepler içinde izaha kalkışan insanların idraksizliğini, düşünce sefaletini bundan daha güzel ifade mümkün olamazdı...

Asıl meseleye gelince, bu da, inkârcıların ortaya attıkları sorulardan biridir. Çok defa, körpe dimağlar, bu türlü soruların altında kalır ve ezilirler. Evet onlar, nâmütenâhîliği anlayamaz; sebeplerin zincirleme uzayıp gitmesini ve böyle bir aldatmacanın bir şey ifade edip etmemesini kat’iyen değerlendiremezler.

Bundan ötürü tereddüde düşer de, zanneder ki; Allah da bir sebeptir; tıpkı herhangi bir sebep gibi... Ve Allah’ı, meydana getiren bir sebep vardır ki, Allah, ona göre müsebbeptir (sonuçtur). Bu, bir yanlış kanaatin neticesidir. Ve temelinde de Yaratanın bilinmemesi vardır. Allah, Müsebbibü’l-Esbâb’tır ve varlığının evveli yoktur.

Bugüne kadar kelâmcılar, sebeplerin, böyle zincirleme devam edip gidemeyeceğini belli usûllerle ortaya koyarak “Müsebbibü’l-Esbâb’’ olan Allah’ın varlığını isbâta çalışmışlardır. Onların, bu husustaki düşüncelerinin hulâsasını, bir iki misalle anlatmakta fayda mülâhaza ediyoruz. Kelâmcılar derler ki: Sebeplerin zincirleme (teselsül) devam edip gideceğini düşünmek, o sebeplerin mahiyetini bilmemenin ve Yaratıcı’dan gaflet etmenin ifadesidir. Evet, eşyanın sonsuzdan beri süregelen bir kısım sebepler zincirinden ibaret olduğuna ihtimal vermek doğru değildir. Böyle bir şeyi mümkün görüp ihtimal vermek sırf bir aldanmışlıktır. Meselâ, yeryüzünün yeşermesi, hava, su ve güneşe bağlı olsun; hava, su güneş de bir kısım madde parçacıklarına; oksijen, hidrojen, karbon, azot... vs. gibi.. bu madde parçaları da daha küçüklere ve onlar da kendilerinden küçüklere... Bunun böyle uzayıp gitmesine ihtimal vermek ve eşyanın bu yolla izah edileceğine inanmak bir aldanma ve mugalâtadır. Hele, bir yerde, bunun karşısına anti-madde, anti-atomla çıkılıyor ve metafizik fiziğe galebe çalıyorsa... Ve hele, ilk ve son bütün sebepler fevkalâde âhenk içinde birer kanun, birer memur gibi hareket ediyorlarsa!..

Evet, “Şu şundan, şu şundan, şu da şundan...” demek, herhangi bir meseleyi halletmesi şöyle dursun, bilâkis, her şeyi içinden çıkılmaz hâle getirmektedir. Zira, böyle bir meseleyi mümkün görmek, tıpkı “Yumurta tavuktan, tavuk yumurtadan...” düşüncesinin ilelebet sürüp gideceğine ihtimal verme gibi bir safsataya benzer ki; bunlardan tavuk veya yumurtayı, Kudreti Sonsuz, Ezelî bir Zât’a vereceğimiz âna kadar, iddialar hep mesnetsiz sayılır. Aksine, bunlar varlığı kendinden olan Yüce Yaratıcı’ya isnat edilince mesele birden aydınlığa kavuşur. Ondan sonra, tek bir hücre olarak yumurtanın yaratılmış olması veya kendi neslini devam ettirmek için tavuğun yaratılmış bulunması ve yumurtanın ondan çıkması arasında fark yoktur.

Bunu böyle kabul etmeyip de “O ondan, o da ondan…” demekle hiçbir şeye aydınlık getirilemeyeceği gibi, cevaplandırılan her soruyla beraber birkaç tane de istifham ortaya çıkacaktır. Meselâ, yağmur, buluta bağlı; bulut, zâit-nâkıs (artı-eksi) habbeciklere, onlar buharlaşma hâdisesine, o da suların mevcûdiyetine ve nihayet o da suyu meydana getiren unsurlara... Böylece sebepler zinciri, belki birkaç adım daha ilerleyerek devam eder durur; ama durduğu yerde yine “Şöyle de olabilir, böyle de” diyerek insan kendini faraziyelerin kucağında hisseder ve onlarla tatmin olmaya çalışır. Bu ise, fevkalâde bir nizam; bir âhenk ve birbiriyle münasebet içinde, bir hikmet eliyle meydana geldiği sezilen bütün eşyayı çocuk hezeyanlarıyla izah etmeye yeltenmekten başka, bir de ilimlerin ufkunu ve hedefini karartmak demektir. Oysaki, her netice için mutlaka mâkul bir sebebe ihtiyaç vardır. Gayr-i mâkul ve gayr-i mantıkî sebeplerin uzayıp gitmesi, uzayıp gitmenin kerâmeti olarak mâkul hâle geleceğini düşünmek, imkânsızı mümkün görmek gibi bir hezeyandır.

Şimdi bir misalle bu hususu aydınlatmaya çalışalım. Meselâ: Ben, arka ayakları olmayan bir sandalye üzerinde oturuyorum. Sandalye, düşmemesi için, kendisi gibi bir diğer sandalyeye dayandırılmış, o da bir başkasına... İlâ nihâye devam edip gidiyor. Bu hâl, zaman ve mekânlara sığmayan rakamlarla sürüp gitse de, arka ayakları olan ve yere tam oturan bir mesnede dayandırılmadıktan sonra, işi zincirleme uzatıp durmak, sandalyeye arka ayak olamayacaktır.

Bir başka numune, meselâ: Önümüzde bir sıfır olduğunu düşünelim. Bu sıfır, solundaki bir rakamla omuz omuza gelmedikten sonra, mücerret sıfırların çoğaltılması kat’iyen ona bir değer kazandırmayacaktır. Trilyon defa trilyon sıfırlar peşi peşine sıralansa dahi, kıymet yine sıfır olacaktır. Ne vakit soluna bir rakam konulacak, işte o zaman sıfır da solundaki rakama göre bir kıymet alacaktır. Bu, şunu ifade etmektedir: Bir şeyin müstakillen varlığı yok ve kendi kendine kâim değilse, kendisi gibi muhtaçların ona varlık bahşetmelerine ve esas olmalarına imkân yoktur. Hep aynı şeye muhtaç ve aynı hususta âciz olanların bir araya gelmesi, ihtiyacı çoğaltma ve aczi arttırmadan başka bir işe yaramaz. Kaldı ki –muhâl farz- sebeplerin müdahalesi kabul edilse bile, fiziğin sarsılmaz kanunlarından “tenâsüb-ü illiyet” prensibine göre, sebeple netice arasında mâkul bir münasebetin bulunması şarttır. Buna göre, meselâ; yer kürenin hayata müsait hâle gelmesinden, insanın düşünür bir varlık olmasına kadar, her şeye bir sebep bulmak, hem de mâkul ve o neticeyi hâsıl etmeye gücü yetebilecek bir sebep bulmak lâzım gelir.

Oysaki, küre-i arzın hâlihazırdaki durumundan; yani, hızı, Güneş’e olan mesafesi, atmosfer tabakası, periyodiği, hikmetli meyli; atmosferi teşkil eden gazların ihtiva ettiği maslahatlar.. gibi hususlardan tutun da, onun toprak ve nebat örtüsüne; denizlere ve onlarda cereyan eden esrarlı kanunlara, rüzgârlar ve onların yüklendikleri vazifelere kadar binlerce, yüz binlerce hâdise, öyle bir âhenk içinde cereyan etmektedir ki; bütün bunları kör-sağır sebeplere ve serseri tesadüflere havale etmek, aklın kendi kendini nakzetmesi ve çürütmesi demektir.

Vâkıa, bu hususta, kelâmcıların “devir ve teselsül” yoluyla bütün sebepleri kesip biçtikten sonra, işi müsebbibü’l-esbâp olan Allah’a ulaştırıp sonra da her şeye “mümkinü’l-vücûd” demelerine karşılık, bütün sebeplerin, bütün illetlerin gidip O’na dayandığı zâta “Vâcibü’l-Vücûd” diyerek tevhide menfezler açmışlar ise de, onların elde ettikleri neticeyi daha selâmetli bir yolda elde etmek de mümkündür. Evet, Yüce Yaratıcı’nın her eserinde kendine ait mühürlerin, sikkelerin bulunması, O’nun varlığına bir değil, binlerce delillerdir. İlimlerin, kâinatın sırlarına ışık tutmaya başladığı günümüzde, her fen kendine has diliyle O’nun varlığını ilân etmekte ve O’nu haykırmaktadır.

Bu mevzuda pek çok kimsenin yazdığı çok kıymetli eserlere iktifâ ederek sadede dönüyorum.

Evet, her şey sonradan var olmuştur. Var edense Allah’tır. Allah, Allah olduğu için, yaratılmamıştır. Yaratılan her şey mahlûk ve muhtaçtır. O ise, varlığı kendinden ve kimseye muhtaç olmayan bir Ganiyy-i Ale’l-Itlak’tır. Her şey gidip O’na dayanmakta; bütün karanlıklar, izah edilemeyecek gibi görünen şeyler, O’nunla aydınlığa kavuşmaktadır. Var eden O, varlığı sürdüren O, çeken O, iten O ve bir hedefe götüren de O’dur. Artık, O’ndan öte bir şey yoktur ki, O’na da bir sebep aransın!..

Bunu da yine bir-iki basit misalle izah etmeye çalışalım: Meselâ, vücudumu ayaklarım taşıyor, ayaklarımı da zemin. Artık böyle mâkul bir taşıyıcı bulduktan sonra bunun ötesinde yeni sebepler aramaya hiç de gerek yoktur. Hem meselâ: Diyelim ki, trenin en arkadaki vagonunu onun önündeki hareket ettiriyor; onu da bir diğeri; onu da bir başkası; nihayet gelip lokomotife dayanınca; o, kendine has gücü, kuvveti, yapısı ve işleyişiyle “Kendi kendine hareket ediyor.” deriz. Verilen bu misaller, Allah’ın yarattığı eşyadan ve aldanmış akılların yeni yeni sebeplerle lokomotif değiştirmeleri mümkün olacak cinsten misallerdir. Ne var ki, durmadan lokomotif değiştirseler bile, tıkanıp kaldıkları noktaya “İşte sebeplerin bitişi.” deyip suratlarına çarpacağız.

Burada zihinleri bulandıran diğer bir mesele de, sınırlı düşünen insanoğlunun, ezel mefhumunu kavrayamayarak, maddeyi ezelî görmesi, daha sonra da, rakamlarla izah edilmeyecek bir geçmiş içinde, hiç olmayacak bazı şeylere olabilir ihtimalini vermesidir.

Bir kere ezel gelmiş zamanın sonu değil, o bir zamansızlıktır. Zamanlar, kentrilyon defa “kentrilyon” seneleriyle, ezel karşısında bir âşire bile olamazlar. Oysaki, sebeplerin teselsülünde bir esas olan maddenin bir başlangıcının bulunması bugün hemen herkes tarafından bilinip kabul edilen bir mevzudur. Elektronların hareketi, çekirdek fiziğindeki sır, devamlı radyasyon neşreden Güneş’teki esrarlı işleyiş ve termodinamik kanununun kâinat çapındaki geçerliliği, her şeyin bir sonu olacağına dair yıldızlar cesâmetinde ve güneşler parlaklığında bin bir mesajdır. Sonu olan her şeyin bir başlangıcının bulunması ise, üzerinde münakaşa yapılmayacak kadar açık ve bedihîdir.

Binâenaleyh her şey, başlangıçta varlığa mazhariyetiyle, Yaradan’dan bahsettiği gibi, sönüp gitmesiyle de O’nun evvel ve âhiri olmadığına delâlet etmektedir. Zira, başlangıcı olanın bir gün sonunun geleceği tabiî olduğu gibi, evveli olmayanın, âhiri olmayacağı da zarurîdir. Onun içindir ki bizler madde ve maddeden meydana gelen her şeye, bugün var olsa dahi, yarın yok olacağı nazarıyla bakmaktayız. Ancak, kâinatların tedricî olarak eriyip gitmesi, maddenin yavaş yavaş tükenmesi, çoklarını aldatabilecek mahiyette ve oldukça âhestedir. Ne var ki, yavaş da olsa, uzun bir geçmişten bu yana gelişip genişleyen dünyalar, bir gün büzüle-çekile mutlaka silinip gideceklerdir. Evet madde bugün var ise de, bir kısım pozitif neticelerin ışığı altında, başkalaşmaya doğru gittiğinden kimsenin kuşkusu yoktur. Şimdi bunu size, yine bir tren misaliyle anlatmaya çalışalım:

Farz ediniz ki, İzmir’den kalkan bir tren, “50-55” km ötede bulunan Turgutlu istikametine hareket etti. Hareket esnasında trenin hızı saatte “55” kilometredir. Buna göre, trenimiz bu mesafeyi ancak bir saatte alabilecektir. Bu hızla yarım saat kadar yürüyen tren, yolun geriye kalan kısmında hızını tam yarıya düşürür. Buna göre, yolun henüz kat edilmedik 27.5 kilometrelik mesafesi kalmıştır ki, hızını yarıya düşüren tren bu 27.5 kilometrenin ancak yarısını, yarım saatte alabilecektir. Bu tempoyla hareket eden tren yarım saat gittikten sonra yine hızını yarıya indirdiğini düşünelim; geriye kalan kısmın yarısını da yarım saatte kat edebilecektir. Böylece her yarım saatte bir hızını yarıya düşüren tren, âdeta hiçbir zaman Turgutlu’ya ulaşamayacaktır: ‘Aslında mesafeler bitecek ve varılması gerekli olan yere mutlaka varılacaktır. Ancak, bu tempo ile hareket edildiği sürece, insan hiçbir zaman oraya varamayacağını zannedecektir.

Bunun gibi, madde de bir çözülme ve inhilâle doğru gitmektedir. Bu birkaç milyon sene sonra dahi olsa mutlaka tahakkuk edecektir. Ve, Varlığı Kendinden olanın dışında her şey fenâ ve zevâl bulup gidecek, sadece O kalacaktır.

Netice, Allah bizzat var ve her şeyin yaratıcısıdır. O’na yaratılmışlık isnadı, Yaratıcı’yı yaratılandan ayıramama gibi bir düşünce sefaletidir. Bu türlü ürpertici bir tasavvuru ortaya atan zavallı münkirler, akıllı görüneyim derken, akılla nasıl bir tenakuza düştüklerinin farkında bile değillerdir. Evet bugün artık, birinin kalkıp maddeye, ezeliyet kesip biçmesi ve Zât-ı Ulûhiyeti inkâr etmesi oldukça garip ve garip olduğu kadar da bağnazca bir iddiadır.

Ne var ki, eşya ve hâdiselere gerektiği gibi nüfûz edemeyen bir kısım materyalistler, maddenin ense köküne inen çözülüp dağılmayı, atomun karşısına dikilen tükenişi, mânâ ve neticeleriyle sezip idrak edecekleri güne kadar düşüncelerinde hakikatsiz, beyanlarında yalancı olmalarına rağmen, bir kısım safderûn kimseleri aldatmaya devam edeceklerdir.

İşin doğrusunu, ilmi bütün eşyayı ihâta eden Zât-ı Ulûhiyet bilir.



--------------------------------------------------------------------------------


Âşire: Saniyenin onda biri
Fena: Yokluk, yok olma
Ganiyy-i Ale’l-Itlak: Kayıtsız, sınırsız zenginlik sahibi Allah (cc)
Gayr-i mâkul: Akla uygun olmayan, saçma
Gayr-i mantıkî: Mantıksız
Habbe: Tohum, tane
Hezeyan: Saçmalama
Muhal farz: Olabileceğini kabul ederek, varsayarak
Nakzetmek: Hükmü bozmak, yok saymak
Müsebbibü’l-Esbab: Sebepleri birbirine bağlı icad eden, yaratan Allah (cc)
Nâmütenâhi: Nihayetsiz, sonsuz
Tedrici: Yavaş yavaş, azar azar
Tenâsüb-ü illiyet: Sebep sonuç uygunluğu
Termodinamik: Isı enerjisi ile kinetik enerji arasındaki olayları inceleyen fizik kolu
Teselsül: Art arda gelme, birbirini takip etme, zincirleme
Zeval: Zail olma, sona erme
__________________
İmtisali cahidu fillah olubtur niyetim,
Dini islamın mücerred gayretidir gayretim.
Fazlı Hak ve hikmeti cündü ricalullah ile,
Ehl-i küfrü serteser kahreylemektir niyetim.
Embiyau evliyaya istinadım var benim,
Lütfü Haktandır hemen ümidi fethu ve nusratım.
Nefsim ve malımla nola kılsam cihanda içtihad,
Hamdülillah var gazaya sad hazaran rağbetim.
Ey Muhammed! Mucizatın Ahmedi muhtar ile,
Umarım galib ola Edayı dine devletim!
  Alıntı ile Cevapla

Alt 26.01.2007, 17:13   #2 (permalink)
Yeni Üye
 
alikaya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
alikaya isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 25.01.2007
Yaş: 20
Mesajlar: 74
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
alikaya islenmemis bir mücevheralikaya islenmemis bir mücevheralikaya islenmemis bir mücevheralikaya islenmemis bir mücevheralikaya islenmemis bir mücevheralikaya islenmemis bir mücevher
Tecrübe Puanı: 4
Standart

Bu konuda İmam-ı Azam’ın bir tartışmasını da yazayım

“Bağdat’ta, Rum diyarından birdehrî gelip insanların inançlarını sarsmak için ilim adamları ile münazaralaragirişiyormuş. Bütün Bağdat âlimleri bu dehrî karşısında aciz kalıp, sorularına cevapveremediler. Yalnız görüşmediği âlim İmam Hammad kalmıştı. İmam Hammad ise, “Ben
de gidip münazarada cevap veremeyip aciz kalırsam cahillerin İslâm’a olan inancı sarsılır”
korkusuyla, münazara etmekten çekiniyordu. İmam-ı-Hammad, bu düşünce ile muzdarip
halde uykuya dalmış, gece rüyasında görmüş ki, bir hınzır gelmiş bir ağacın dallarını ve
gövdesini yemiş, sadece kökleri kalmış. Bu esnada o civarda bir arslan yavrusu çıkmış. O
hınzır yavrusunu parçalayıp öldürmüş. İmam-ı Hammad, bir korku içinde uykudan
uyanmış, kederli bir şekilde düşünmeye başlamış. İmam-ı Azam hazretleri o zaman onüç
yaşında bulunuyordu. Hocası Hammad’ı kederli halde görünce sebebini sordu. İmam
Hammad, ona rüyasını anlattı. Bunun üzerine İmam-ı Azam rüyasını şöyle tevil etti. O
gördüğünüz ağaç ilimdir. Dalları diğer âlimlerdir. Kökü zat-ı âlinizdir. Arslan yavrusu ise
benim. İnşaallah o domuzu ben öldüreceğim, dedikten sonra hocası Hammad ile beraber
camiye gittiler. O sırada dehrî gelip minbere çıktı ve münazaraya başlayarak, karşısına
çıkacak birini istedi. Bunun üzerine Ebu Hanife karşısına dikildi. Dehrî yaşının
küçüklüğüne bakarak onu küçümsedi. îmam-ı Âzam:
“Ne sormak istiyorsan sor” dedi. Bunun üzerine Dehrî İmam’a şöyle sordu:

— Başlangıcı ve sonu olmayan bir varlığın bulunması mümkün müdür? dedi. îmam-ı
Âzam, tereddütsüz cevabında:
— Sen sayı bilir misin? dedi. Dehrî de:
— Evet bilirim, dedi. İmam Azam:
— Beş rakamını hangi rakam yarattı?
— Dört.
— Dört rakamını?
— Üç.
— Üç rakamını?
— İki.
— İki rakamını?
— Bir.
— Bir rakamını?
— Niçin sustun?.. Söylesene, bir rakamını hangi rakam yarattı?.
— Bir rakamı evvelidir, ondan önce rakam yoktur.
— Peki bir nasıl oluştu?
— Ne bileyim? Bir, birdir işte. Kendi kendince bir.
—• Basit bir rakamın kendi kendine birliğini kabul ediyorsun da, Allah’tan Önce bir varlık
olmadığını ve varlıkların evvelinin Allah olduğunu niçin kabullenmiyorsun?.
__________________
AkIl gibi zenginlik, cehalet gibi yoksulluk yoktur. Edebe uymak bir kazanç, danIsmak bir güçtür
  Alıntı ile Cevapla

Alt 26.01.2007, 19:44   #3 (permalink)
Tercübeli Üye
 
Duha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Duha isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 12.12.2006
Yaş: 37
Mesajlar: 2.136
Tesekkür Etti: 169
176 Kunu Icin 283 Tesekkür Aldı
Duha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin Zekası
Tecrübe Puanı: 20
Standart

Kardeşim devir ahirzaman devridir veya onun gibidir.
Eskiden küfür ve inkar cehaletten gelirdi. İman esaslarına ilişmek pek kimsenin haddi değildi.
Ancak şimdi küfür ve inkar fen ve bilim cenahından geliyor. İmanın en muhkem kalelerine ilişilmiş. Bir sürü safsata sorularla insanlığın imanını çalıyorlar. Gerçi yukardaki soru önemsiz gözüküyor,ancak çok sağlam bir halat zayıf ipçiklerden oluşur. Eğer ki böyle küçük soruları önemsiz deyip susarsak zayıf bir ipçik iken o kafir inkarcılar bir ipçik daha gönderir. Bir ipçik bir ipçik daha... Hem insan nefs taşıyor, hem şeytan hucum ediyor. Asr Suresinde dendiği gibi insan gerçekten tehlikede. Birilerinin bu sorulara cevap verip küfrü yenmesi lazım. Bence forumda bir birimizin cemaati mezhebi vesairesi ile uğraşacağımıza birlik olup Kur'an hakikatlerini haykırmamız elzemdir.

İşte İhlas suresi. Kardeşim o ayet pek çok şeyin ıspatıdır. O ayetteki manalar mealinde görülür delilsiz manalardan ibaret değildir. Sen o ayetleri bir münkire göstersen anlamaycakatır.Delil saymayacaktır. Ayetin dediği gibi her bilenin üstünde bir bilen vardır. İşte o bilen adamlar bilmeyenlere anlatacak. Bilmediklerinide bilenlerin en üstünü Allah'a havale edecek.
Evet bildiklerini anlatmak farzdır.
  Alıntı ile Cevapla

Alt 26.01.2007, 21:19   #4 (permalink)
Tercübeli Üye
 
yıldız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
yıldız isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 22.08.2006
Mesajlar: 1.385
Tesekkür Etti: 0
2 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
yıldız Site üyelerince oyu 1000i geçti :)yıldız Site üyelerince oyu 1000i geçti :)yıldız Site üyelerince oyu 1000i geçti :)yıldız Site üyelerince oyu 1000i geçti :)yıldız Site üyelerince oyu 1000i geçti :)yıldız Site üyelerince oyu 1000i geçti :)yıldız Site üyelerince oyu 1000i geçti :)yıldız Site üyelerince oyu 1000i geçti :)yıldız Site üyelerince oyu 1000i geçti :)yıldız Site üyelerince oyu 1000i geçti :)yıldız Site üyelerince oyu 1000i geçti :)
Tecrübe Puanı: 14
Standart

Tek kulp uyduramadıkları büyük patlama yani yaratılıştır. Birde evrenin genişlemesine rağmen niye karanlığa doğru gitmeyip daha fazla aydınlanmasıdır.
Bing Bang' ı oluşturan sebebi halen bulamadılar. GÖRÜNMEYEN EZELİ VE EBEDİ YARADANI inkar ediyorlar.

Boşlukta patlamanın olması için bir etki olmuşda ondan patlamış.
Ne çelişki ALLAH' ım. Peki BU ETKİYİ YAPAN NEREDE?
Yani teorik olarak boşlukta birbirini örten parçacıklar varmış ve bunlar bir etki ile birbirinden ayrılmışlar veee BÜYÜK PATLAMA OLMUŞ.
Yani bu işin yapılması için bir İRADE gerekli değil mi?
Bu iş için bir KUDRET gerekli değil mi?
Bu işi yapanın DİLEDİĞİNİ YAPAN olması gerekli değil mi?
Bu Kainatda muazzam düzene baktığımızda,
Büyük patlama ile oluşan parçacıklar yeniden birlşerek birbirlerini yoketmemişler ve bunun tersine yeni yapılar oluşturarak bir sisteme doğru gitmiş ve gitmekteler. Şimdii
Neden KAİNAT GENİŞLİYOR?
İçe çöküş tezleri--- UYMUYORRR



Bilim adamlarının bulgularına göre her yıl bir ton maddeden mikro gram seviyelerinde madde yokoluyormuş.
NEDEN HEPSİ YOKOLMUYOR?
NEDEN KAİNATIN IŞIĞI ARTIYOR, AZALMIYOR?

Daha önce bu ikisini bir arada hiç düşünmemiştim.
HER İŞİ BİR DÜZEN ÜZERE OLAN RABBİM SANA KURBAN OLAYIM.

Bu patlamada Einstein' in madde= enerji öngörmesini ele alırsak madde' yi oluşturan bir enerji olması gerekli. Bu enerjiyi idare edebilecek bir KUDRETE VE İRADEYE gerek var.
Dalga mekaniğinde etki ile dalgalanma meydana gelmektedir.
> BU DALGALANMANIN OLMASINI SAĞLAYARAK BÜYÜK PATLAMANIN BİR DÜZEN DAHİLİNDE OLASINI SAĞLAYAN NEDİR?
> GEREKLİ SICAKLIK, NE EKSİK NE FAZLA.
> PARÇACIKLARIN OLUŞUMU İÇİN BELİRLİ ZAMAN DİLİMLERİ.
> OLUŞAN PARÇACIKLARIN BİR DÜZENE GİRMESİ İÇİN BELLİ SICAKLIK VE SÜRE.

Bu kardeşinizin kusuruna bakmayın. Acizane bildiklerimi yazdım. Bilgisi olan arkadaşlar daha düzenli yazsın.
__________________
[SIGPIC][/SIGPIC]
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
  Alıntı ile Cevapla

Alt 27.01.2007, 10:57   #5 (permalink)
Tercübeli Üye
 
sinang isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2006
Yaş: 31
Mesajlar: 937
Tesekkür Etti: 0
2 Kunu Icin 4 Tesekkür Aldı
sinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı birisinang Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 29
Standart

bu husus şöyle izah edilir eğer Allah teala haşa mahluk olsa onu yaratanı kim yarattı sorusu akla gelir ki bu böylece uzar gider demek ki yaratılmamış ve herşeyi yaratmış bir halık lazım ki akıl sonuca ersin kalp tatmin olsun.bu tür sorular Allah tealanın sıfatlarınada vurulabilir,mesela Allah göremiyeceği bir şey yaratabilir mi?kaldıramayacağı bir kaya yarata bilir mi?işitemeyeceği bir ses yaratabilir mi?halbuki işte Allah'ı halık olarak kabul etmiş bir insan tatmin olmuş kime yöneliceğini bulmuş,kulluk makamına ermiş ve tüm şu kuruntulardan kalp ve kafasını izale etmiş,istikamete girmiştir.

selametle...
  Alıntı ile Cevapla

Alt 19.08.2007, 23:57   #6 (permalink)
Tercübeli Üye
 
seyfullah putkıran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005
Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden
Yaş: 24
Mesajlar: 5.931
Tesekkür Etti: 9
25 Kunu Icin 35 Tesekkür Aldı
seyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 57
Standart

Allah C.C. razı olsun paylaşımlarınızdan dolayı...
__________________
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
HADDİMİ BİLİRİM derim....

Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)
  Alıntı ile Cevapla

Alt 20.08.2007, 01:53   #7 (permalink)
Tercübeli Üye
 
Uhud dağı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Uhud dağı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 02.07.2007
Yaş: 24
Mesajlar: 916
Tesekkür Etti: 9
14 Kunu Icin 23 Tesekkür Aldı
Uhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biriUhud dağı Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 34
Standart

Allah razı olsun bu bilgileri bizimle paylaştığınız için
__________________
Dünya zalim elinde tam ağlanacak andır.
Müminlere şimdi mevsim-i hazandır.
Bir an evvel derlenib de kendimiz olmazsak.
Hak bilir-yok olup gideceğimiz ayandır.
  Alıntı ile Cevapla

Alt 20.08.2007, 02:14   #8 (permalink)
Tercübeli Üye
 
Ebu Zerr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Ebu Zerr isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.06.2007
Bulunduğu yer: Ankara
Yaş: 29
Mesajlar: 874
Tesekkür Etti: 17
18 Kunu Icin 32 Tesekkür Aldı
Ebu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biri
Tecrübe Puanı: 10
Standart

Allah'ın kim yarattı sorusu sorulmuş ve ihlas suresi ile gereken cevap verilmiştir...
__________________
Müslümanım, müslümanlardanım demek kadar insanı özgür kılan bir söz yoktur ve olamazda. Bu söz, Rabbimizin vahyinden bizim dillerimize ve gönüllerimize nakş olan yüce bir anlam. Bu sözün anlamlandırılmış hali insan. Bu söz ile insan yaratılmışlar arasında seçkin bir vaziyet alıyor. Ahsen-i takvim makamından nakkaşlık vazifesini icra ediyor. Vahyi nakş ediyor muzdarip gönüllere. (Ahi Evran)
  Alıntı ile Cevapla

Alt 20.08.2007, 09:04   #9 (permalink)
Tercübeli Üye
 
gizemli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
gizemli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 01.04.2007
Yaş: 22
Mesajlar: 812
Tesekkür Etti: 58
15 Kunu Icin 32 Tesekkür Aldı
gizemli Asırı Söhretli ve itibarlı birigizemli Asırı Söhretli ve itibarlı birigizemli Asırı Söhretli ve itibarlı birigizemli Asırı Söhretli ve itibarlı birigizemli Asırı Söhretli ve itibarlı birigizemli Asırı Söhretli ve itibarlı birigizemli Asırı Söhretli ve itibarlı birigizemli Asırı Söhretli ve itibarlı birigizemli Asırı Söhretli ve itibarlı birigizemli Asırı Söhretli ve itibarlı birigizemli Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 56
Standart

Alıntı:
Ebu Zerr Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Allah'ın kim yarattı sorusu sorulmuş ve ihlas suresi ile gereken cevap verilmiştir...
İHLAS SURESİ MEAL'İ
1 - De ki; O Allah bir tektir.
2 - Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varlıklar O'na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir
3 - Doğurmadı ve doğurulmadı
4 - O 'na bir denk de olmadı.
  Alıntı ile Cevapla

Alt 20.08.2007, 09:48   #10 (permalink)
Üye
 
Leila isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 17.08.2007
Yaş: 24
Mesajlar: 109
Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Leila Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 2
Standart

((¯`»._.« ÂllÂh »._.«´¯))

ALLAH;

Soruların bir kısmı;
1-Allah; bu kainatı yarattı diyorsun;o halde;Allah”ı kim yarattı?
2-Allah;kaderimi yazarken, nasıl yazayım diye,bana sordu mu?
3-Allah”ı;hiç gidip de gören veya görüp de gelen birisi var mı?
4-Allah”ın benim namazıma ne ihtiyacı var?”
5-Allah;niçin dünyadaki haksızlıklara,zulümlere Mani olmuyor?
6-Allah;mehdiyi nezaman yollayacak?Deccal kimdir?
7-Allah;Kıyameti ne zaman ve nasıl koparacak?
8-Allah; ölümsüzlük iksirinin formülünü, bize de verebilir mi?

Cevablar:

Birzaman gayet zengin bir ressam,sadece takdir edilmek amacıyla bir resim sergisi açmış.Fakat sahnenin gerisinde durmuş, kendisini konuklara göstermemiş.Konuklara hertürlü ikramı yapmış.Sergiyi gezen misafirler,harika resimlere bakmışlar,ne kadar güzel resimler diyerek aralarında konuşurlarken, birisi, ressamı göremediği için; “acaba bu harika resimleri kim yapmıştır?” diye bir soru ortaya atmış.

Bir kısım insanlar;bu resimler “kendi kendine” olmuştur demişler.

Bir kısım insanlar; resimleri “tabiiyyat kanunlarının” yaptığını iddia etmişler.

Bir kısım insanlar ise; resmi meydana getiren,” boya,fırça,tahta;kafa kafaya verip bu resimleri meydana getirmiştir”demişler.

Bir kısım insanlar ise;harika resimleri ve ikramları; “ancak akıllı,mahir,zengin bir ressam tarafından” yapılabileceğini, söyleyip; kendilerine ikramda bulunan,O ressamı içeriden,alkışlar ile çağırıp, kendisiyle tanışmış ve teşekkür etmişler.

İşte biz,bu kainatın ressamına; O,Müsavvir”e;Allah diyoruz.

Ressamdan farkı, gerçek ve canlı resimler yaratmasıdır.

Resim,ressamın bir parçası olmadığı gibi; ressam da, resmin bir parçası değildir.Yani mahlukat, Allah”ın bir parçası değil, eseridir. Resim ile ressam arasında da fırça vardır.

Yani vahdet-ül vücudu doğru anlamak gerektir.Gökyüzündeki bulutlara dikkatli baktığınız zaman, fırçanın nasıl ustaca kullanıldığını ve tabloyu biranda nasıl değiştirdiğini hayret ile izleyebilirsiniz.Gözünüzü açınız ve aklınızı çalıştırınız.Allah”ın tasarrufunu ve kudret fırçasını ibret ile gözleyiniz.

Bir esere bakıldığı zaman; eser sahibi unutulmamalı.Yani;Ne güzel bir ayna diyerek, dikkatli ve kem bakıp nazar ile aynanın kendisini ve aynanın ustasının kalbini kırmamalı. “Maşaallah, bu aynanın ustası gerçekten harika ve mahir birisi” diyerek, sanatkarınıda sena ve takdir etmeli inkar etmemeli.

Soru:Allah”ı kim yaratmıştır?

Cevap: Allah”ı kimse yaratmamıştır ve yaratamaz da.

Çünkü;Yaratılan bir şey; zaten,Allah olamaz.Bir şeyin Allah olabilmesi için;Rahman, Rahim,Ferd,Hayy, Kayyum,Adl,Kuddüs vs.en az binbir tane ismi ve vasfı olmalıdır. Yani;hayırları celb eden,şerleri def eden, tek,bizatihi kendinden canlı, bir başkasına dayanmayan,başkasına muhtaç olmayan, başkası tarafından da yaratılmayan,Adaletli ve her şeyden mukaddes,kusursuz,hiçbirşeye benzemeyen,rakibi olmayan, vs. yüce bir varlık olmalıdır ki; O”na;Allah diyebilelim.

Kayyumiyet sırrı;yani bir şey nasıl olurda başka bir şey tarafından yaratılmamıştır ve başka bir şeye dayanmadan varlığını sürdürebilir?Bu soru farzedelim,bizim için kapalı bir kapı olsun.

Diyelim ki, bir saraya girmek için yüz kapı var,ama bir kapı kapalı ve sarayın sahibi ancak o kapıyı açabilir ve anahtarda sadece ondadır. Dışarıdan saraya girmeye çalışan biri,açık doksandokuz kapının herhangi birinden içeri girebilir.Ama inat edip, kapalı kapının önünde durmak, açık kapılardan saraya girmemek ve kapıyı açamadığı için, bu saraya girilemez demek, saray sahibini inkar etmek, akıl karı değildir.

Bu sefer biz ;o dessas şeytana; aksi ile kanıt yöntemi ile;şu soruyu soralım.

Soru:Peki ,Allah yoksa,bu kainatı kim yaratmıştır? Yani yukarıdaki harika resimleri kim yapmıştır?

Cevap:Ey şeytan susuyorsun.Kibrinden,enaniyetinden,inadından ve kandırdığın dostlarına mahcup olmamak için, Allah”tır diyemiyorsun!

Kurnaz olduğun için;kendi kendine,tesadüfen olmuştur, tabiiyyat kanunları yapmıştır veya bu akılsız ve şuursuz,aciz maddeler; bu harika resimleri meydana getirmişlerdir de diyemiyorsun!

Çünkü; böyle desen;saf ,tertemiz ve günahsız çocukların bile sana güleceklerini ve ”çocuk mu kandırıyorsun! sen git de akıllıyım diye geçinen akılsızları kandır” diyeceklerini çok iyi biliyorsun!

İlmin kapısı Hz.Ali şöyle der,”farzedelim; inanmayan inat edenlerin dediği gibi; Allah,peygamberler,kitaplar,melekler,ahiret,kader yok”; Ne inanana bir şey olur,nede inanmamakta inat edene.

Ama, ya varsa; ”inanana yine bir şey olmaz, ama inanmamakta inat eden; işini şansa bırakmış olur ki buda akıl karı değildir.”
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hizli Erisim