Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > Islamforum Turkish > Genel Islam Konular

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

İnsanın ne zaman ve nasıl öleceği önceden belirlendiğine göre, onu öldürenin suçu ?
Alt 26.01.2007, 14:52   #1 (permalink)
Tercübeli Üye
 
seyfullah putkıran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005
Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden
Yaş: 24
Mesajlar: 5.931
Tesekkür Etti: 9
25 Kunu Icin 35 Tesekkür Aldı
seyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 57
Standart İnsanın ne zaman ve nasıl öleceği önceden belirlendiğine göre, onu öldürenin suçu ?

İnsanın ne zaman ve nasıl öleceği önceden belirlendiğine göre, onu öldürenin suçu ?

Herşey gibi ölümün de zaman ve keyfiyeti, önceden tesbit edilmiştir. Yani kâinat için vârid ve vâki olan herşey, insan, insanın hayatı ve ölümü için de vârid ve vâkidir. Belli yollarla varlığa erme, yine belli esaslar içinde varlığı sürdürme ve belli zaman sonra da sahneden çekilme, her varlık için kaçınılmaz bir hakikatdır. Herşey, çok geniş ve umumî bir kader dairesi içinde ve kendisi için belirlenmiş bir çizgide doğar, gelişir; sonra da söner gider. Bu, ezelî, değişmez bir yol ve ebedlere kadar da devam edecek bir çark ve nizamdır. '

Zerrelerden sistemlere kadar, hayret verici bir düzen ve baş döndürücü bir âhenkle işleyen şu koca kâinatın bağrında ortaya çıkarılıp geliştirilen pozitif ilimler, o ilimlere âid sâbit prensibler ve âlem-şümûl kâidelerle, herşey için böyle bir ilk belirleme, bir ta'yin ve takdîr açıkça müşâhede edilmektedir. Böyle bir ilk plânlama olmadan, ne kâinatdaki nizam ve âhengi îzâh etmek, ne de onunla alâkalı, müsbet ilimlerden herhangi birini geliştirmek mümkün değildir. Kâinatın alabildiğine hendesî, alabildiğine riyâzı; yânî, tesbit ve takdirlere göre hareket etmesi sayesindedir ki; fizik laboratuarında belli prensiplere göre araştırma yapmak, anatomiyi belli kâideler içinde mütalâa etmek ve anlatmak ve yine sâbit bir kısım kâidelerle, fezânın derinliklerine açılmak kâbil olmuştur.

Âhenksiz bir kâinatda, plânsız programsız bir dünyada ve nizamsız işleyen bir tabiat mecmuasında, pozitif ilimlerden hiçbirini düşünmeye imkân yoktur. Aslında ilimler mevcut olan bir kısım kâide ve prensiplere adese olmuş, onları göstermiş ve onlara belli ad ve ünvanlar kazandırmışlardır.

Bu ifade ile, ilimleri ve keşifleri küçümsemek istemiyoruz; sadece,onların yer ve ağırlıklarına dikkati çekerek, çok daha mühim hususların nazara alınması lâzım geldiğini belirtiyoruz ki; o da, ilimlerden ve keşiflerden evvel kâinatın sinesinde bir kalb gibi atan nizam ve âhenkdir. Bu nizam ve âhengi, bir ilk belirleme ve kaderî bir proğramla bütün cihanlara esas yapan kudret ve mübecceldir!

Bugün, bütün varlıklar için hükümfermâ görünen bu kanunları, insan topluluklarına tatbik etmek isteyen içtimaiyatçılar bile var. Böyle koyu bir kadercilik, daha doğrusu aşırı cebriyecilik her zaman tenkid edilecek bir mevzû olsa bile, âlem - şümûl bir âhenk ve bu âhengin dayandığı ezelî proğramı itiraf bakımından, oldukça ma'nidardır.

Aslında inanç ve itikada müteallik her hakikat, kendi kendine var ve hârici destek ve itiraflara dayanma ihtiyacından da çok muallâ ve müberrâdır. Ne var ki, bakışları bu türlü hâriciliklerle bulanmış, kalbi bunlara ait beyanlarla yerinden oynamış talihsiz neslimize "Yerine dön!" çağrısında bulunurken, onu başdan çıkaranların tenâkuzlarına, işaret yoluyla dahi olsa-temas etmekde fâideolacağı, kanaatindeyiz. Ve, işte bunun için sözü uzattık ve sadet harici beyanlarda bulunduk. Yoksa, bütün kâinatın fevkalâde bir tenâsüb ve uyumluluk içinde işlemesi, atomlardan, galaksilere kadar herşeyin göz doldurucu bir nizam ve intizamla hareketi, bütün eşyayı kıskıvrak bağlayan bir tayin ve takdire, bir hâkimiyet ve cebre delâlet etmektedir. Kuruldu kurulalı bütün dünyalar, bu mutlak hâkimiyete boyun eğmiş, O'nun iradesine râm ve O'na inkiyad üzere, hâlden hâle dönerek, bugüne kadar devam edegelmiştir.

Ancak, insan ve benzeri, irâde ve hürriyete sahib varlıklar için, ilk yaratılış tamamen cebrî ve sâir varlıklarla aynı çizgide olsa bile, daha sonra irâdeliler, irâdeleri altına giren hususlarda, emsâllerinden bütün bütün ayrılırlar. Böyle bir farklılıkdan ötürü de "önceden belirleme"nin ma'nâsı, insan ve benzerleri için değişik bir hüviyet alır. Ve, esasen sorulan soru da, insanın bu farklı yönünü sezememiş olmadan ve onu da tıpkı diğer eşya gibi mütalâa etmekden doğmaktadır. Bu îtibarla, insan ve sâir varlıklar arasında mevcut böyle bir farkı kavrama, kısmen dahi olsa, meseleyi halledeceği kanaatindeyiz. Gerisi, ilm-i İlâhî'nin bütün eşyayı çepeçevre ihâta etmesini kabûllenmekten ibaretdir.

Evet, insanın bir hürriyet ve irâdesi, bir meyil ve seçme istidâdı vardır. Ve o hürriyet ve irâde, meyil ve seçmeye göre; iyi ve kötü, sevab ve günah insana nisbet edilir. İnsan irâde ve isteğinin, meydana gelen neticeler karşısında, ağırlığı ne olursa olsun; o irâde, Yüce Yaratıcı tarafından bir şart ve sebep olarak kabûl edilmişse, onu hayırlara ve şerlere çevirmesine göre suçlu veya suçsuz olması; irâde dediğimiz şeyin hayra veya şerre meyil göstermesine dayanmaktadır. Bu meylin neticesinde meydana gelen hâdise, insanoğlunun sırtına vurulmayacak kadar ağır da olsa, o bu temayülle ona çağrıda bulunduğu için, mes'ûliyet ve cürüm de ona aittir.. O mes'uliyet ve cürümü önceden tâyin ve takdîr eden, sonra da belirlediği zaman içinde onu yaratan zât, mes'ûliyet ve cürümden muâllâ ve müberrâdır.

Meselâ, O Yüce Zât, iklimlerin değişmesi gibi çok büyük bir hâdiseyi, bizim nefes alıp vermemize bağlamış olup da, dese ki; "Eğer dakikada, şu miktarın üsti,inde nefes alıp verirseniz, bulunduğunuz yerin coğrafî durumunu değiştiririm. " Bizler, tenâsüb-ü illiyet prensibi açısından nefes alıp-verme ile, iklimlerin değişmesi arasında bir münâsebet görmediğimiz için, yasak edilen şeyi işlesek; o da, va'dettiği gibi iklimleri değiştirse, takatımızın çok fevkinde dahi olsa bu işe, biz sebebiyet verdiğimiz için, suçlu da biz oluruz.

İşte bunun gibi, herkes elindeki cüz'î irâde ve ihtiyâriyle, sebebiyet verdiği şeylerin ıieticeleı-inden ötürü, ya suçlu sayılır ve muâheze görür veya vefâlı sayılır mükâfâta mazhar olur.

Binâenaleyh, ölüme sebebiyet veren de suçlu olur; ulu dergâhda afvedilmediği takdirde de mutlaka muâheze görür.

Şimdi, biraz da meselenin ikinci şıkkı üzerinde duralım. Yani, Yaratıcının, herşeyi çepeçevre içine alan ilmiyle, insan irâdesinin tevfik edilme keyfiyetini...

Allah'ın ilmine göre, bütün varlık ve varlık ötesi herşey, sebeb ve neticeleriyle içiçe ve yanyanadır. O noktada, öncesonra; sebeb-netice; illet-ma'lûl; evlat-baba, bahar-yaz bir vâhidin iki yüzü hâline gelir. Ve yine o ilme göre sonra,önce gibi; netice, sebep gibi; ma'lûl de illet gibi; bilinir ve hükmedilir.

Kimin, hangi istikâmetde nasıl bir temâyülü olacak ve kim âdî bir şart ve sebebden ibaret olan irâdesini, hangi yönde kullanacak, bütün bunlar, önceden bilindiği için; o sebeblere göre meydana gelecek neticeler takdîr ve tesbit etmek, insan irâdesini bağlamamakta ve zorlamamaktadır. Aksine, onun meyilleri hesaba katılarak hakkında takdirler yapıldığı için, irâdesi kabûl edilmekte ve destek görmektedir. Nitekim, bir büyük zât, hizmetçilerine: "Sizler öksürüğünüzü tuttuğunuz zaman, şahâne hediyeler elde edeceksiniz; sebebsiz öksürdüğünüz takdirde ise, hediyeleri kaybetmekle beraber, bir de itâb göreceksiniz" dese, onların irâdesini kabûl etmiş ve desteklemiş olur. Aynen öyle de, Yüce Yaratıcı kullarından birine: "Sen şu istikâmetde bir meyil gösterecek olursan, ben de, senin meyil gösterdiğin o şeyi yaratacağım. Ve, işte senin o temâyülüne göre de, şimdiden onu belirlemiş bulunuyorum."Ferman etse, O'nun irâdesine ehemmiyet atfetmiş ve kıymet vermiş olur.

Binaenaleyh, "ilk belirleme" de irâdeyi bağlama olmadığı gibi, insanı, rızâsı hilâfına herhangi bir işe zorlama da yoktur.

Ayrıca kader ve ilk belirleme Allah (C.C)'ın ilmî proğramlarından ibaretdir. Yânî, kimlerin hangi istikâmetlerde meyilleri olacak, onu bilmesi ve kendinin yapıp yaratacağı şeylerle, bir plân ve proğram hâline getirmesi demekdir. Bilmekse, hâricde olacak şeylerin, şöyle veya böyle olmasını gerekdirmez. Hâricde olup biten şeylerin, şöyle veya böyle olmasını, insanın temayüllerine göre, yaratıcının kudret ve irâdesi îcad eder. Bu itibarla varlığa erip meydana gelen şeyler, öyle bilindikleri için varolmuş değillerdir. Bilâkis, var oldukları şekillerle bilinmektedirler ki; ilk takdîr ve ta'yin de, işte budur. Kelâmcılar bunu, "ilim, ma'lûma tâbîdir"sözüyle ifâde ediyorlardı. Yânî, nasıl olacak öyle biliniyor; yoksa öyle bilindiği için meydana gelmiyor. Nasıl ki, bizim, ilmî tasarı ve plânlarımız pratikde, tasavvur ettiğimiz şeylerin vücûd bulmasını gerektirmez. Öyle de, Yüce Yaratıcının tasarı ve plânları sayabileceğimiz ilk belirlemeler de, hâricde, herhangi bir şeyin varolmasını mecbûrî kılmaz.

Hâsılı; Allah, olmuş, olacak herşeyi ihâta eden geniş ilmiyle; sebebleri neticeler gibi; neticeleri de sebebler gibi bilmektedir. Kimlerin iyi işler yapmaya niyet edeceklerini ve kimlerin kötü şeylere teşebbüsde bulunacaklarını ve bu teşebbüs ve niyetlere göre neler yaratacağını belirlemiş ve takdîr etmiştir. Zamanı gelince de, mükellefin meyil ve niyetlerine göre, takdîr buyurduğu şeyleri dilediği gibi yaratacaktır.

Onun için, bir insanın nasıl ve ne zaman öleceğinin ve bir başkasının da bu fiile sebebiyet vereceğinin önceden ta'yin edilmiş olması, mesûliyeti giderici değildir. Zîrâ takdir, onun hürriyet ve irâdesi hesaba katılarak yapılmıştır. Bu itibarla da, cürmü kendisine isnad edilecek ve ona göre de, muâhezeye tâbî tutulacakdır.

Kaderle alâkalı, bu derin meselenin, bilhassa kendi kaynaklarında, tekrar tekrar mütâlâa edilmesi şarttır. Bizim bildiğimiz şey, selefin sağlam prensibleri içinde meselenin avam anlayışına intikal ettirilmesinden ibarettir.
__________________
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
HADDİMİ BİLİRİM derim....

Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)
  Alıntı ile Cevapla

Alt 26.01.2007, 15:58   #2 (permalink)
Tercübeli Üye
 
alptraum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
alptraum isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 01.01.2005
Bulunduğu yer: Aşk`dan
Yaş: 23
Mesajlar: 2.966
Tesekkür Etti: 19
50 Kunu Icin 79 Tesekkür Aldı
alptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı birialptraum Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 63
Standart

allah razi olsun paylasimlarin icin kardesim
__________________
İmtisali cahidu fillah olubtur niyetim,
Dini islamın mücerred gayretidir gayretim.
Fazlı Hak ve hikmeti cündü ricalullah ile,
Ehl-i küfrü serteser kahreylemektir niyetim.
Embiyau evliyaya istinadım var benim,
Lütfü Haktandır hemen ümidi fethu ve nusratım.
Nefsim ve malımla nola kılsam cihanda içtihad,
Hamdülillah var gazaya sad hazaran rağbetim.
Ey Muhammed! Mucizatın Ahmedi muhtar ile,
Umarım galib ola Edayı dine devletim!
  Alıntı ile Cevapla

Alt 26.01.2007, 16:20   #3 (permalink)
Tercübeli Üye
 
seyfullah putkıran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005
Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden
Yaş: 24
Mesajlar: 5.931
Tesekkür Etti: 9
25 Kunu Icin 35 Tesekkür Aldı
seyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 57
Standart

Alıntı:
alptraum Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
allah razi olsun paylasimlarin icin kardesim
Allah C:C: senden de razı olsun...
__________________
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
HADDİMİ BİLİRİM derim....

Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)
  Alıntı ile Cevapla

Alt 26.01.2007, 22:44   #4 (permalink)
aktifus
Gast
 
Mesajlar: n/a
Tecrübe Puanı:
Daumen hoch

Hayatınız eğer an be an yazılmış ve siz onu tatbik ediyorsanız, hiçbir zaman bir seçim yapmadınız ve aslında yaşamadınız demektir. Ama yaşamadığınız halde bunun neticesinde cennetle ödüllendirilecek veya cehennemle cezalandırılacaksınız! Allah birilerini ceza çeksin birilerini de ödüllendirilsin diye mi yaratıyor?
Hayır doğrusu gerçekte insanlar Allah'ın nefesleridirler ve cinsiyetleri, karakterleri, kısaca kendilerine "ben" demelerine neden olan herşeyleri geçicidir. Yaşamın amacı tekamüldür ve sonunda cennet veya cehennem yoktur. Çünkü ne yaparsanız yapın zaten tekamül ediyor olacaksınız veya başkalarının tekamüllerine yardım ediyor olacaksınız. Unutmayın iyi'nin olması için kötü de olmalıdır.
  Alıntı ile Cevapla

Alt 26.01.2007, 22:53   #5 (permalink)
Tercübeli Üye
 
Duha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Duha isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 12.12.2006
Yaş: 37
Mesajlar: 2.136
Tesekkür Etti: 169
176 Kunu Icin 283 Tesekkür Aldı
Duha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin ZekasıDuha Gelecegin keskin Zekası
Tecrübe Puanı: 20
Standart

Sen Kur'an'a inanıyormusun kardeş
  Alıntı ile Cevapla

Alt 26.01.2007, 23:56   #6 (permalink)
aktifus
Gast
 
Mesajlar: n/a
Tecrübe Puanı:
Pfeil

Alıntı:
Duha Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Sen Kur'an'a inanıyormusun kardeş
Hz. Muhammet neden son peygamberdi? Çünkü insanlık artık peygamberlere ihtiyaç duymayacağı, her insanın Allah'la doğrudan bağlantı kurabileceği bir aşamaya gelicekti. Zannedildiği gibi evrenin yok olması değildir. Kur'an görevini çok iyi yaptı. Artık yüzünüzü gökyüzüne dönme vaktidir. Buna hazır olmanız gerekiyor. Hepiniz Allah'ın nefeslerisiniz ve öyle olmanız için yapmanız gereken ekstra birşey yok. Sadece öyle olun. Allah bizlerden bunu bekliyor. Anlatabildiysem ne mutlu.
  Alıntı ile Cevapla

Alt 27.01.2007, 10:10   #7 (permalink)
Tercübeli Üye
 
seyfullah putkıran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005
Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden
Yaş: 24
Mesajlar: 5.931
Tesekkür Etti: 9
25 Kunu Icin 35 Tesekkür Aldı
seyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 57
Standart

Alıntı:
aktifus Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Hz. Muhammet neden son peygamberdi? Çünkü insanlık artık peygamberlere ihtiyaç duymayacağı, her insanın Allah'la doğrudan bağlantı kurabileceği bir aşamaya gelicekti. Zannedildiği gibi evrenin yok olması değildir. Kur'an görevini çok iyi yaptı. Artık yüzünüzü gökyüzüne dönme vaktidir. Buna hazır olmanız gerekiyor. Hepiniz Allah'ın nefeslerisiniz ve öyle olmanız için yapmanız gereken ekstra birşey yok. Sadece öyle olun. Allah bizlerden bunu bekliyor. Anlatabildiysem ne mutlu.
belliki kurana inanıyorsunuz. Allah b dini tamaladığını söylüyor ve bu kitabın değişmiceğinide söylüyor ve ey iman edenlr diyor ve resul veda hutbesinde kurana ve sünentten eliniz çekmeyin diyor ve ahir zamandaki kardeşlerini müjdelerken ve bunun gibi sayısız delil size sunmamış mümkündür sizin kuran ozaman idi resul öldü kavga bitti mantığı ne kadar doğrudur ne kadar gerçekçidir? sahabe ozaman neden resulun ölümü ile namazı bırakıp yahud diyer hayır ve hasenatı bırakıp yüzünü sizce göğe çevirmediler? çünkü arşı yakın eden kitap ellerindeydi ve ayette bu hükümle kim hükmetse kafirdir demiştir. ve bunda zaman kavramı belirtmemiştir. kuran her asra ışığını vurmuştur hatta kuran gergeçen gün tazeleniyro denmesindeki sebebp budur her asra ışık vurmasıdır. biz sizin şu sözünüz hakkında inanırsınız yahut inanmazsınısın hadsiz ıspat buluruz.
zira sizin iddianızı ıspat eden bir ayet bir hadis bir fetva yada herkangib bir dayanağınız varmdır?

«Sen de mutlaka öleceksin, onlar da öleceklerdir.» (Zü-mer 30)
«Her canlı ölümü tadacaktır.» (Ali İmran 185),
«34- Ey Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı? Senin ölmenle rahata kavuşacaklarını mı sanıyorlar?(Enbiya 34)

ayetlerin i okuyup yüzünü kapayıp, Ashab’m yanma giderek:
“Ey insanlar! İçinizde Rasûlüllah ile anlaşması olan var mı?” dedi. “Hayır” dediler. “Kim Allah’a tapıyorsa (korkmasın) Allah ölmez olan diridir. Ama Muhammed (a.s.)’a tapanınız varsa bilsin ki, artık Muhammed ölmüştür.” deyip «Sen de öleceksin, onlar da ölecekler.» ayetini okudu. Ömer ona “Bu Allah’ın kitabında var mı, ya Ebâ Bekir ?” deyince, “evet” dedi. Ömer de, “İşte şu Ebû Bekir Rasûlüllah’m mağara arkadaşı ayetteki «ikinin ikincisi» odur. Haydi ona biat edin dedi. O zaman ona biat ettiler. [Müsned 6/219; İbni Savd 2/261, 265; 267: Ensabül Eşraf 1/565: Beyhakî De-lâil 7/214, 215]
Bu hadisi Muhammed b. Ebî Bekir el Mukaddemi de ondan naklettiği gibi İmam Ahmed de Müsned’inde Behz b. Esed, Hammad b. Seleme, Ebû İmran el Cevnî isnadıyla haberin tümünü bu manada nakleder.
__________________
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
HADDİMİ BİLİRİM derim....

Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)
  Alıntı ile Cevapla

Alt 28.01.2007, 15:06   #8 (permalink)
aktifus
Gast
 
Mesajlar: n/a
Tecrübe Puanı:
Pfeil

Alıntı:
seyfullah putkıran Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
zira sizin iddianızı ıspat eden bir ayet bir hadis bir fetva yada herkangib bir dayanağınız varmdır?
Kadılar mollalar cümle geldiler,
Kitapların hep bir yere serdiler,
Sen bu ilmi kimden aldın dediler,
Bir kamil mürşide varmazsan olmaz.

yunus emre
  Alıntı ile Cevapla

Alt 28.01.2007, 18:05   #9 (permalink)
Tercübeli Üye
 
seyfullah putkıran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005
Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden
Yaş: 24
Mesajlar: 5.931
Tesekkür Etti: 9
25 Kunu Icin 35 Tesekkür Aldı
seyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biriseyfullah putkıran Asırı Söhretli ve itibarlı biri
Tecrübe Puanı: 57
Standart

Alıntı:
aktifus Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Kadılar mollalar cümle geldiler,
Kitapların hep bir yere serdiler,
Sen bu ilmi kimden aldın dediler,
Bir kamil mürşide varmazsan olmaz.

yunus emre
eğer bize bağışlarsanız mürşidinizi ve sözlerini buda kabulumüzdür...
__________________
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
HADDİMİ BİLİRİM derim....

Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)
  Alıntı ile Cevapla

Alt 28.01.2007, 23:54   #10 (permalink)
aktifus
Gast
 
Mesajlar: n/a
Tecrübe Puanı:
Pfeil

Alıntı:
seyfullah putkıran Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
eğer bize bağışlarsanız mürşidinizi ve sözlerini buda kabulumüzdür...
Vicdanındır
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yayına göre bilek, işine göre yürek............. efendy Hikayeler & Hisseli Kıssalar 0 07.04.2008 21:37
Daha önceden yazildimi bilmiyorum;Turkuaz... metin mete Oku - Düşün - Anla 6 08.01.2008 19:45
Hakimin Dört Suçu casus021 Oku - Düşün - Anla 0 22.04.2007 12:27
Birseyi önceden gördügünüzü hic hatirladinizmi alptraum Genel Islam Konular 1 11.04.2007 16:48
Kuran'a göre dua nasıl olur? herald Arşiv 1 28.03.2006 16:50



WEZ Format +2. Şuan Saat: 11:34.


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.

Template-Modifikationen durch TMS
IslamForumAd Management RedTyger