 | Rüyada iken ruh cesetten ayrılır mı? |  |
28.12.2006, 15:16
|
#1 (permalink)
| | Tercübeli Üye
alptraum isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 01.01.2005 Bulunduğu yer: Aşk`dan Yaş: 23 Mesajlar: 2.966 Tesekkür Etti: 19
50 Kunu Icin 79 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 63 | Rüyada iken ruh cesetten ayrılır mı? Efendimiz, hususiyle ahir zamanda çok sadık rüyalar görüleceğini ifade buyururlar. Nübüvvetten uzaklaşıldığı, mânâ âleminde tatmin edecek şeyler azaldığı böyle bir dönemde insanlar rüyalarda teselli olurlar.
Rüya, âlem-i misale açılan menfez ve kapılardan, misal âlemine ait temessülatı seyretmek demektir. Rüya, şehâdet âleminden alakası kesilen insanın, kendisini tenteneli bir perde gibi çepeçevre saran bir çeperin aralıklarından, âlem-i misale doğru nazarını çevirmesi ve nazarına misal ve berzah âleminden bir kısım levhalar aksetmesinden ibarettir. Ancak her rüyada böyle olmayabilir. Mesela, şuur altı hadiselerin rüyalara aksedişi böyle değildir. Siz, bir hadisenin tesirinde kalırsanız, mütemadiyen rüyada onu görürsünüz. Susayan bir insanın kendisini, çağlayanların kenarında, aç bir insanın kendini ekmek fırınında görmesi bu kabildendir. Bazen de bir kısım müheyyiç hadiseler, o türden görüntülere sebebiyet verebilirler. Öyle ki insanın yaşadığı bir kısım olaylar belli kalıplarla rüyalarda da devam ederler. İnsan bunları adeta görme mecburiyetinde kalır gibi olur. Bunların da bir hakikati yoktur ve bu görüntüler hiçbir manaya delalet etmez. Biz bu iki sınıfı, -Kur'an-ı Kerim'deki ifadesiyle- "Adğasü ahlâm- karışık düşler" içinde mütalaa ediyoruz. (Bkz. Yusuf Sûresi, 12/44) Bu kategoride mütalaa edilen bir tür daha vardır ki, onlar apaçık şeytan ilkaâtıdır.
Bunlardan başka bir de, istikbale ait bir kısım hadiselere dair insanın gördüğü rüyalar vardır ki, zamanı geldiğinde bunlar birer birer zuhur eder. Ehl-i keşif ve şühud bunları yakazaten (uyku hali olmaksızın), bizim gibi avam halk ise rüyalarında görürler. Efendimiz, hususiyle ahir zamanda çok sadık rüyalar görüleceğini ifade buyururlar. Nübüvvetten uzaklaşıldığı, mânâ âleminde tatmin edecek şeyler azaldığı böyle bir dönemde insanlar rüyalarda teselli olurlar. Öyle de olsa ahir zamanda müminlerin gördüğü rüyaların çoğu sadıktır. Aslında, olmuş-olacak her şey belli sembollerle âlem-i misalde mevcuttur. Buna temessülat (misal âlemi) ve daha ötesine de âyân-ı sâbite denilmektedir.
Rüyada ruh bedenden ayrılır mı?
Rüyada ruh bedenden ayrılır mı meselesine gelince; ruh, madde gibi belli bir yeri ihraz etmez. Madde, boşlukta bir yer işgal eden veya Newton'un görüşüne göre yer çekimine tabi olan hacimli bir şeydir. Ruh ise bütün bunlardan müberradır. Çünkü o, âlem-i halka değil âlem-i emre aittir. Avamca anlayışımızla ifade edecek olursak, ruh, Cenab-ı Hakk'ın "kün" demesiyle olan bir varlıktır; görüp kavrayacağımız, yakalayıp tutabileceğiniz bir şey değildir. O, şuurlu bir kanundur ve bir manada hayyizden (vüs'at, mekan, yön) müstağnidir. Bir anda değişik yerlerde temessül edebilir. Tıpkı bin aynayı güneşe mukabil tuttuğunuz zaman bu aynalar içinde güneşin temessülünü gördüğünüz gibi, ruhu da, nuraniyeti ve ruhaniyeti itibarıyla bin insanın mir'at-ı ruhunda görmek mümkündür. Ama bu her zaman böyle olur demek de değildir. O, dilediğinde olur. Onun için Efendimiz bir gecede belki bir milyon insanın rüyasına girer ve onlara temessül eder. Bu açıdan, ruhun bedenden ayrılması meselesi bahis mevzuu değildir. Kur'an, uykuya "sübât" demektedir (Bkz: Nebe Sûresi, 78/9) ki, o da, değişik faktörlerden ötürü bünyeye adem-i merkeziyet havasının hakim olması ve dinlenmek üzere, seni uyutmayan ve gözlerini açık tutan mekanizmanın devreden çıkmasından ibarettir. Ne var ki, bu durumda da ruh, bedenle alakasını kesmemektedir. Çünkü beden hâlâ bütün fonksiyonlarını icra etmekte ve teneffüsünü sürdürmektedir.
Öyleyse rüya halindeyken ruhun çıkması bahis mevzuu değildir. Uykuyla insanın gözleri âlem-i şehadete kapandığı için, bu defa ruh, âlem-i gayba açılan gözlerle âlem-i misali müşahede etmektedir.
Evet, ruhu iyi anlarsak rüya halindeyken onun bedenden ayrılmadığını da anlamış oluruz.
Fethullah GÜLEN
Zaman
22.12.2006
__________________ İmtisali cahidu fillah olubtur niyetim,
Dini islamın mücerred gayretidir gayretim.
Fazlı Hak ve hikmeti cündü ricalullah ile,
Ehl-i küfrü serteser kahreylemektir niyetim.
Embiyau evliyaya istinadım var benim,
Lütfü Haktandır hemen ümidi fethu ve nusratım.
Nefsim ve malımla nola kılsam cihanda içtihad,
Hamdülillah var gazaya sad hazaran rağbetim.
Ey Muhammed! Mucizatın Ahmedi muhtar ile,
Umarım galib ola Edayı dine devletim! | |
| |  |  | |  |
28.12.2006, 17:05
|
#2 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Duha isimli Üye şuanda online konumundadır Üyelik tarihi: 12.12.2006 Yaş: 37 Mesajlar: 2.136 Tesekkür Etti: 169
176 Kunu Icin 283 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 20 | Yazıda şöyle denmiş; Çünkü o, âlem-i halka değil âlem-i emre aittir.
Evet bu husus her iki itikadi mezheb de de ittifakla bildirilmiş. Ruh emirden gelmiştir. Emir'den gelene bir mekan, bir zaman verilemez. Mekan, ve zaman bedene aittir. Ruh ise en yükseklerde geçmişe hulul eder geleceğe nufus edebilir.Mesela,Hatırlamak fiili Ruhun bu hassasından gelir. Gelecek endişeside öyle. Rüyalarda geçmiş ve gelecekle ilgili şeyler görmekte bu özelliktendir.İnsan bunu bedeni hissiyatları ile herzaman yorumlayamaz ve bazen semboller halinde beynine gelir.
Bazı alim zatlar Ruhun geleceğe nufus etmesini kontrol altına alabilmiştir. Kabiliyete göre ya cüzzi olmuştur yada peygamberimiz gibi hadsiz geniş olmuştur. Mesela, miraç hadisesinde Ruhun bu özelliği ile Peygamberimize zamansız ve mekansız bir makamda bütün geçmiş ve gelecek gösterilmiş ve dünya saatine göre bir an-ı seyyale olmuştur. Bazen rüyada günlerce sürmesi gereken bir olayın bir iki saniyede cereyan etmesi de buna delildir.
İşte bilimciler Ruhun bu özelliğini görememiş; demiş ki, rüya sadece bilinçaltı ile alakalıdır. Gelecekle ilgili çıkan rüyaların azlığına bakılarak tesadüf denmiştir. Geleceğin gayb olma meselesi ise çok farklıdır.
Paylaşım için Allah razı olsun Alptarum kardeşim. | |
| |  |
28.12.2006, 17:15
|
#3 (permalink)
| | Tercübeli Üye
__BODOM isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 25.11.2006 Yaş: 28 Mesajlar: 244 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 6 | ZÜMER SURESİ(42)
Allah (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
bence yanılmış | |
| |  | |  |
30.12.2006, 17:18
|
#4 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Duha isimli Üye şuanda online konumundadır Üyelik tarihi: 12.12.2006 Yaş: 37 Mesajlar: 2.136 Tesekkür Etti: 169
176 Kunu Icin 283 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 20 | Allah Allah nerde yanılmış söylede bilelim. Senin verdiğin ayetten anladığın manayı söyle o zaman.
Cesede hayat veren Ruh değilmi. Nasıl öldüğümüz zaman Ruh kabz ediliyor. Bedende tasarruf hakkı hüküm gününe kadar ruhun elinden alınıyor. O beden daha canlılık emaresi gösteremiyor. Ama uykuda durum farklı hayat işlevi devam ediyor. Demek Ruhun işlevi devam ediyor. Her hayat sahibi ziruhtur. Allah elbette Ruhsuz bedene can verebilir. Ancak Evamir-i tekviniyesi buna uygun düşmüyor. İmtihan sırını zorluyor. Demek Ruh uykuda iken kabz edilmiyor. Yalnız bedende iken bedenin kabiliyetsizliğinden görünemeyen haller uykuda rüya ile gösterilmek ve bedeni ruhun tazyikinden kurtarıp bir süre dinlendirmek için ölüme benzer bir hal veriliyor.
Mesela bir generali ordudan alırsın yada rütbesini alırsın. İkisi de almaktır. Biri mesleği kabz eder birisi şeklini değiştirir. Kur'an burda öldürüp almak ve rüyada almak meselelerini yüce belagati ile öldükten sonra dirilemeye delil olarak vermiş. Mana mealin acizliğinden okunmuyor.
Yazılanlar hem mana itibari ile doğrudur. Hem ilmi bir yazı olduğundan ilimle çürütülene kadar doğrudur. | |
| |  |
30.12.2006, 19:43
|
#5 (permalink)
| | Tercübeli Üye
__BODOM isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 25.11.2006 Yaş: 28 Mesajlar: 244 Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 6 | ruh hakkında bize fazla bilgi verilmemiş bunu kuran söylüyor. ilimle neyi açıklamış anlamadım.ayette çok açık geldi bana ama yinede araştırmakta fayda var. | |
| |
31.12.2006, 16:43
|
#6 (permalink)
| | Tercübeli Üye
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005 Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden Yaş: 24 Mesajlar: 5.931 Tesekkür Etti: 9
25 Kunu Icin 35 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 57 | Allah razı olsun Alptarum kardeşim.
__________________ Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ? HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63) | |
| |  | |  |
12.01.2007, 22:05
|
#7 (permalink)
| | Yeni Üye
hidayet(3) isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 16.12.2006 Yaş: 23 Mesajlar: 28 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Alıntı: alptraum Nickli Üyeden Alıntı
Efendimiz, hususiyle ahir zamanda çok sadık rüyalar görüleceğini ifade buyururlar. Nübüvvetten uzaklaşıldığı, mânâ âleminde tatmin edecek şeyler azaldığı böyle bir dönemde insanlar rüyalarda teselli olurlar.
Rüya, âlem-i misale açılan menfez ve kapılardan, misal âlemine ait temessülatı seyretmek demektir. Rüya, şehâdet âleminden alakası kesilen insanın, kendisini tenteneli bir perde gibi çepeçevre saran bir çeperin aralıklarından, âlem-i misale doğru nazarını çevirmesi ve nazarına misal ve berzah âleminden bir kısım levhalar aksetmesinden ibarettir. Ancak her rüyada böyle olmayabilir. Mesela, şuur altı hadiselerin rüyalara aksedişi böyle değildir. Siz, bir hadisenin tesirinde kalırsanız, mütemadiyen rüyada onu görürsünüz. Susayan bir insanın kendisini, çağlayanların kenarında, aç bir insanın kendini ekmek fırınında görmesi bu kabildendir. Bazen de bir kısım müheyyiç hadiseler, o türden görüntülere sebebiyet verebilirler. Öyle ki insanın yaşadığı bir kısım olaylar belli kalıplarla rüyalarda da devam ederler. İnsan bunları adeta görme mecburiyetinde kalır gibi olur. Bunların da bir hakikati yoktur ve bu görüntüler hiçbir manaya delalet etmez. Biz bu iki sınıfı, -Kur'an-ı Kerim'deki ifadesiyle- "Adğasü ahlâm- karışık düşler" içinde mütalaa ediyoruz. (Bkz. Yusuf Sûresi, 12/44) Bu kategoride mütalaa edilen bir tür daha vardır ki, onlar apaçık şeytan ilkaâtıdır.
Bunlardan başka bir de, istikbale ait bir kısım hadiselere dair insanın gördüğü rüyalar vardır ki, zamanı geldiğinde bunlar birer birer zuhur eder. Ehl-i keşif ve şühud bunları yakazaten (uyku hali olmaksızın), bizim gibi avam halk ise rüyalarında görürler. Efendimiz, hususiyle ahir zamanda çok sadık rüyalar görüleceğini ifade buyururlar. Nübüvvetten uzaklaşıldığı, mânâ âleminde tatmin edecek şeyler azaldığı böyle bir dönemde insanlar rüyalarda teselli olurlar. Öyle de olsa ahir zamanda müminlerin gördüğü rüyaların çoğu sadıktır. Aslında, olmuş-olacak her şey belli sembollerle âlem-i misalde mevcuttur. Buna temessülat (misal âlemi) ve daha ötesine de âyân-ı sâbite denilmektedir.
Rüyada ruh bedenden ayrılır mı?
Rüyada ruh bedenden ayrılır mı meselesine gelince; ruh, madde gibi belli bir yeri ihraz etmez. Madde, boşlukta bir yer işgal eden veya Newton'un görüşüne göre yer çekimine tabi olan hacimli bir şeydir. Ruh ise bütün bunlardan müberradır. Çünkü o, âlem-i halka değil âlem-i emre aittir. Avamca anlayışımızla ifade edecek olursak, ruh, Cenab-ı Hakk'ın "kün" demesiyle olan bir varlıktır; görüp kavrayacağımız, yakalayıp tutabileceğiniz bir şey değildir. O, şuurlu bir kanundur ve bir manada hayyizden (vüs'at, mekan, yön) müstağnidir. Bir anda değişik yerlerde temessül edebilir. Tıpkı bin aynayı güneşe mukabil tuttuğunuz zaman bu aynalar içinde güneşin temessülünü gördüğünüz gibi, ruhu da, nuraniyeti ve ruhaniyeti itibarıyla bin insanın mir'at-ı ruhunda görmek mümkündür. Ama bu her zaman böyle olur demek de değildir. O, dilediğinde olur. Onun için Efendimiz bir gecede belki bir milyon insanın rüyasına girer ve onlara temessül eder. Bu açıdan, ruhun bedenden ayrılması meselesi bahis mevzuu değildir. Kur'an, uykuya "sübât" demektedir (Bkz: Nebe Sûresi, 78/9) ki, o da, değişik faktörlerden ötürü bünyeye adem-i merkeziyet havasının hakim olması ve dinlenmek üzere, seni uyutmayan ve gözlerini açık tutan mekanizmanın devreden çıkmasından ibarettir. Ne var ki, bu durumda da ruh, bedenle alakasını kesmemektedir. Çünkü beden hâlâ bütün fonksiyonlarını icra etmekte ve teneffüsünü sürdürmektedir.
Öyleyse rüya halindeyken ruhun çıkması bahis mevzuu değildir. Uykuyla insanın gözleri âlem-i şehadete kapandığı için, bu defa ruh, âlem-i gayba açılan gözlerle âlem-i misali müşahede etmektedir.
Evet, ruhu iyi anlarsak rüya halindeyken onun bedenden ayrılmadığını da anlamış oluruz.
Fethullah GÜLEN
Zaman
22.12.2006 |
kesinlikle ruh ayrılır.Hatta yaşarken bile ruh ayrılır.Tekrar bedene girer.Rüya esnasında ruh bir kenarda durur.Kişi uyanırken sigara dumanı gibi vucuda hemen girer.Bir de kişiler,bir günah işlemek istediklerinde,ruh nefisle,kavga eder.O günahı işlememesini söyler.Eğer kişi nefsine uyuota günahı işlerse,O zaman günah işlendiği zamana kadar ruh bedenden çıkar.Günah işlemi,bittiğinde tekrar bedene girer ve kişiye bir azap verir.Pişmanlık duygusu verir.Bunun adına vicdan azabı diyoruz.Uyuyan bir insanı birden uyandırırsanız dikkat edin o jkişi korku ile uyanır.Bunun sebebi o sırada kişini yanında beklemekte olan ruhun,birden bedene geri dönmesidir.Samanyolu tv'de devamlı
ermişlerden hikayeler anlatılır.Ermişler ama nereye ermişler soran yok.İşte yaşarken ruhlarını Allaha erdirenlere yani fenafillah olanlara ermiş denir.Mevlanalar gibi yunus emreler gibi ve said nursiler gibi Allahın evliyalırı olmamız lazım.Bunun içinde şu duayı yapmamız lazım.Yarabbi ruhumu yaşarken sana ulaştır. | |
| |  | | Seçenekler | | | | Stil | Normal |
Yetkileriniz
| Konu Acma Yetkiniz Yok Cevap Yazma Yetkiniz Yok Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok HTML-Kodu Kapalı | | | | WEZ Format +2. Şuan Saat: 13:43. | | |