Islam Forum - Ne Olursan Ol Gel

Zurück   Islam Forum - Ne Olursan Ol Gel > Islamforum Turkish > Genel Islam Konular

Genel Islam Konular İslam Dini İle ilgili Konular, Tartişma Forumu

Banner Degisimi ile Beraberce Daha Fazla Kitlelere Ulasalim

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

Merhaba Müminler Acil yardım
Alt 04-30-2008, 21:47   #1 (permalink)
Yeni Üye
Style: 0
 
amedli21 isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Apr 2008
Kan Gurubu: Eklenmemis
Yaş: 23
Mesajlar: 17
Thanks: 40
Thanked 3 Times in 3 Posts
amedli21 Tanınma yolunda
Rep Puanı: 5
Referrals: 0
Exclamation Merhaba Müminler Acil yardım

Merhaba Dostum Nasılsın? İnşallah İyisinizdir..ben 19-20 yaşıma basmak üzere olan bir gencim..Adım Mehmet ..Sizden Allah için yardım diliyorum..Allah için
İçme bir vesvese düşmüş, Deli olmak üzereyim ne olur yardım edin..
Vesveseler kötüdür..
-aniden oturuyorken içime bişey düştü Allah var mıdır? Varsa Neye benziyor gibi..şekli nasıldır gibi..ben İnanclı elimden geldiğinde İnanan ibadetlerini yapan müslüman bir gecim..niçin bana böyle oldu
Bu vesveseler İradem dışında geliyor ne yapmam Lazım Allah için yardım edin deli olmak üzereyim..
şimdiden teşekkürler..Allah razı olsun
Yalvarıyorum Yardım edin..!sesime kuLak verin
  Alıntı ile Cevapla

Alt 04-30-2008, 22:29   #2 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
bekir isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Sep 2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Memleket: Trabzon
Kan Gurubu: 0 RH +
Mesajlar: 2.212
Thanks: 2.559
Thanked 2.744 Times in 1.256 Posts
bekir Olagan üstü biribekir Olagan üstü biribekir Olagan üstü biribekir Olagan üstü biribekir Olagan üstü biribekir Olagan üstü biribekir Olagan üstü biri
Rep Puanı: 237
Referrals: 5
İmani bir sorununuz yoksa ki, yok diyorsunuz, size çokca Felak ve Nas suresi okumanızı tavsiye edebilirim.
Allah şifa versin...
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila

Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,

Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...

sadece bir kul
  Alıntı ile Cevapla
The Following 4 Users Say Thank You to bekir For This Useful Post:
amedli21 (05-02-2008), talha_ (05-02-2008), yelken06500 (05-03-2008), yolcu (05-30-2008)

Alt 04-30-2008, 22:36   #3 (permalink)
Guest
Style: 0
 
kemi isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Aug 2007
Kan Gurubu: Eklenmemis
Yaş: 24
Mesajlar: 157
Thanks: 3
Thanked 64 Times in 50 Posts
kemi Tanınma yolunda
Rep Puanı: 0
Referrals: 0
BU VESVESE

CİNNİ ŞEYTANLARDAN GELİYOR

ONUN İÇİN BUNU GÜZEL OKU

VE KORUNMA YOLLARINA DİKKAT ET
CİNLER VE KÖTÜLÜKLERİNDEN KORUNMA YOLLARI2
ÖNSÖZ. 3
Sözlük Ve Terim Anlamıyla Cin. 4
Cinlerin Varlığına İman Etmenin Hükmü. 4
Cinlerin Nitelikleri5
Cinlerin İnsanlara Rahatsızlık Vermeleri Ve Bunun Nasıl Olduğu. 11
Cin Şeytanlarının Şerrinden Korunma Yolları16
Zikir Alanında. 16
İbadetlerde. 18
Başkaları İle İlişkilerde. 22
Ev, Aile Ve Toplum.. 24
Ticaret Ve Pazarlara Girmek. 28
Yolculukta. 29


CİNLER VE KÖTÜLÜKLERİNDEN KORUNMA YOLLARI


Abdulhamid b. Abdurrahman es-Suheybânî




ÖNSÖZ


Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Allah'ın salât ve selâmı, yarattıklarının en şereflisi, Rasûllerinin en faziletlisi Abdullah oğlu Muhammed'e, onun aile halkına ve bütün ashabına. İmdi:
Şüphesiz müslümanın açık ve net bir şekilde bilmesi gereken en önemli konulardan birisi de insanın zıttı bir yaratık olan ve “cin” diye bilinen varlıklara dair bilgidir. Bu hayret verici varlık hakkında Kur'ân-ı Kerim'de pekçok âyet-i kerimeler olduğu gibi, sünnet-i seniyye kitapları da onlara dair bilgilerle dolup taşmaktadır. İslâmın önder ilim adamları da pek çok eserlerinde onları sözkonusu etmişlerdir.
Cinler konusunun Kitap ve Sünnette ve İslâmın pekçok kaynaklarında işgal ettiği bu geniş yer dolayısıyla onları tanıtacak, niteliklerini belirtecek, hayır ve şerlerini açıklayacak, kötülüklerinden sakınmaya yardımcı olacak araçları sözkonusu edecek özlü, ayrı bir eser kaleme almanın oldukça önemli olduğunu gördüm. Özellikle cahilliğin yaygınlaştığı, sapmak ve saptırmak için cinlerin kâfirlerinden birtakım bilgiler alan büyücü ve kâhinlerle ilişkinin çoğaldığı böyle bir zamanda bunun önemi daha da artmaktadır.
Aynı şekilde onların sözkonusu edilmesi, günümüzde kâfir cinlerin sar'a türü birtakım tasallutları musibeti ile karşı karşıya kalanlara bir irşad ve bir uyarı da bulunmaktadır. Böylelikle bu musibete düçar olanlar, bunun bir deneme ve sınama olduğunu, böyle bir musibete uğrayıp sabreden kimsenin mükafâtının cennet olduğunu bilmiş olacaklar. Nitekim bu husus (Peygamber döneminde) sar'aya düşen kadın ile ilgili kıssada böylece vârid olmuştur.
Konunun çeşitli kitaplarda dağınık bir şekilde bulunan pekçok incelikleri ve gizli noktası vardır. Bunlar ancak uzun boylu inceleme ve tetkik yoluyla bilinebilir. Ben gücüm yettiği kadarıyla bunları bu küçük eserde ortaya koymaya çalıştım. Konuyu dört temel başlık altında ele aldım. Bu temel başlıkların herbirisinin altında İslâm alimlerinin çeşitli eserlerinde dağınık bir şekilde bulunan ulaşabildiğim bilgileri kaydettim. Sözkonusu temel başlıklar şunlardır:
1. Belli bir açıklama ile birlikte cinlerin tanımı
2. Niteliklerinin sözkonusu edilmesi
3. Cinlerin insanlara eziyet vermeleri ve bunun keyfiyeti
4. Kötülüklerinden korunma yolları
Bu hususta sahip olabildiğim gücümü ve vaktimi harcadım. Yüce Allah'tan kıyamet gününde bunu iyiliklerimle birlikte tartmasını, bununla bütün müslümanlara fayda sağlamasını niyaz ederim. Başarım ancak Allah'tandır. Ona tevekkül eder, Ondan yardım dilerim. Allah, emin ve kerim peygamberine, bütün ashab ve tabiîne, kıyamet gününe kadar onlara uyacak olanlar, salât ve selâm eylesin.
Abdu'l-Hamid b. Abdu'r-Rahman es-Suheybânî
28/8/1420 H.


Sözlük Ve Terim Anlamıyla Cin


Sözlükte cin çoğul bir cins isimdir, tekili "cinnî" diye gelir. Bu (gizlenmek) demek olan “el-ictinân” kökünden gelmektedir ki; bu da örtü ile örtülmek, gizlenip saklanmak demektir. Onlara bu ismin veriliş sebebi insanlara karşı örtülü olmaları ve görünmeyişleridir.[1] Çoğulu "cennân" diye geldiği gibi; çoğul olarak onlardan "el-cinne" diye de sözedilir.[2]
Kendimizi kendisi ile koruduğumuz ve onunla örtündüğümüz herbir şey “cünne (kalkan)”dır. Buhârî'nin oruç bahsinde rivayet ettiği Nebi Sallallahu aleyhi vesellem’in "oruç bir cünnedir (kalkandır)" yani bir koruyucudur, hadisinde de bu lafız kullanılmıştır. Çünkü oruç kişiyi masiyetlerden korur.
"Cenin"e bu ismin veriliş sebebi annesinin karnında gizli ve örtülü oluşundan dolayıdır. Yüce Allah'ın: "Ve analarınızın karnında ceninler halinde iken." (en-Necm, 53/32) buyruğunda da bu lafız kullanılmıştır.[3]
"Cennet"e bu adın veriliş sebebi ise, bir kısmı diğerini örtecek şekilde ağaçlarının çok oluşundan dolayıdır.[4]
Terim olarak "cinn"e gelince: Onlar insanların mükellefiyetlerine benzer şekilde mükellef kılınmış, irade ve akıl sahibi, maddeden soyutlanmış, duyu organlarından saklanıp perdelenmiş, gerçek tabiat ve suretlerinde görülmeyen yiyip içen, evlenen, zürriyetleri bulunan ve âhirette amellerinden sorumlu tutulacak olan ruhlardan bir çeşittirler.[5]
Bir kimse: Cin ile şeytanlar arasındaki fark nedir, diye sorarsa, cevap şudur:
Şeytanlar cinlerin azgınlarıdır. Yüce Allah'ın şu buyruğu bunu anlatmaktadır:
"(Yahudiler) şeytanların Süleyman'ın mülkü (nübuvvet ve hükümdarlığı) aleyhine uydurdukları şeylere uydular. Halbuki Süleyman (büyü yaparak) kâfir olmadı... Fakat o şeytanlar kâfir oldular. İnsanlara büyüyü ve Bâbil'deki iki meleğe Harut ve Marut'a indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek: 'Biz ancak imtihan (için)iz. Sakın (büyü yapıp da) küfre girme' demedikçe kimseye büyü öğretmezlerdi..." (el-Bakara, 2/102)
Çoğul olan (ve şeytanlar demek olan): "Şeyâtîn"in tekili "şeytân"dır. Bu da uzak oldu anlamında "şetana"den alınmıştır. Ancak bu lafız sadece cinlerin azgın olanları hakkında kullanılmakla kalmayıp, aynı şekilde cin ve insanlardan taşkınlık yapan ve eziyet veren herbir varlık hakkında da kullanılabilir. Nitekim yüce Allah: "İnsan ve cin şeytanları..." (el-En'âm, 6/112) diye buyurmaktadır. Münafıklar hakkında da: "Ama kendi şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında: 'Biz sizinle beraberiz...' derler." (el-Bakara, 2/14) diye buyurulmaktadır ki, onların cin ve insanlardan olan arkadaşları kastedilmektedir.[6]

Cinlerin Varlığına İman Etmenin Hükmü


Cinlerin varlığına inanmanın ve varlıklarını kabul etmenin hükmü nedir? Onların varlıklarını kabul etmeyen için günah sözkonusu mudur? diye sorulursa şöyle cevap verilir:
Kitab-ı aziz ve pâk sünnet -ileride geleceği üzere- varlıklarına delil teşkil etmekte olduğu gibi, icmâ’ da onların varlıklarına delâlet etmektedir. Buna göre herhangi bir kimsenin varlıklarını inkâr etmesi caiz olamaz. İbn Hazm'ın "el-Fısal fi'l-Mileli ve'l-Ahvâi ve'n-Nihal" adlı eserinde şöyle denilmektedir:[7] "Bütün müslümanlar bu hususu icmâ’ ile kabul etmişlerdir. -Yani cinlerin varlığını ve onların Allah tarafından yaratılmış olduklarını ittifakla kabul etmişlerdir.- Hatta hristiyanlar, mecusiler, sabiîler ve -yalnızca Samiralılar müstesnâ- yahudilerin çoğunluğu da var olduklarını ittifakla kabul etmişlerdir. Dolayısıyla bir kimse cinleri inkâr etse yahutta onlar hakkında bu açık hüküm ve ifadenin dışına çıkaracak şekilde bir tevilde bulunsa kanı ve malı helâl kafir bir müşriktir."
Şeyhu'l-İslam İbn Teymiye de şöyle demektedir: "Cinlerin varlığı hususunda müslüman mezheplere mensup hiçbir kimsenin muhalefeti yoktur. Yüce Allah'ın onlara Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem'i peygamber olarak gönderdiğinde de. Kâfirlerin çeşitli fırkalarının büyük çoğunluğu da cinleri kabul eder. Kitap ehli olan yahudilerle hristiyanlar da müslümanların kabul ettikleri gibi cinleri kabul ederler. Bazı müslüman taifeleri arasında -Cehmiye ve Mutezile gibi- bunu inkâr edenler bulunduğu gibi; kitap ehli mensupları arasında da inkâr eden küçük bir kesim bulunmuştur. Bununla birlikte bu taifelerin de çoğunluğu ve önderleri bunu kabul etmektedirler. Çünkü cinlerin varlığı ile ilgili peygamberlerin bildirdikleri haberler kesin bir bilgi ifade edecek şekilde tevâtür ile gelmiştir. Yine kesin olarak bilinen şu ki, onlar diri, akıllı, irade ile iş yapan varlıklardır. Hatta onlara emirler ve yasaklar dahi verilmiştir. Cinler bazı inkârcıların ileri sürdükleri gibi, varlıkları insana yahut başka varlıklara bağlı sıfat ve araz türünden değildir. Cinlerin varlıkları peygamberlerden açık ve kesin bir tevâtür ile gelmiş olduğuna göre, avam ve havas da bunu bu şekilde bildiği için, peygamberlere iman eden taifelerden büyük sayılabilecek herhangi bir taife için onları inkâr etmeye imkân yoktur. Tıpkı peygamberlere iman eden taifelerden büyük herhangi bir taifenin melekleri, bedenlerin ölümden sonra dirilişini, bir, tek ve ortaksız olarak sadece Allah'a ibadeti, yüce Allah'ın insanlardan yarattıklarına bir rasûlü peygamber olarak gönderdiğini ve buna benzer peygamberlerden tevatür yoluyla gelen avamın da, havasın da bildiği bütün haberleri inkâr etmeye imkan bulunmadığı gibi ve tıpkı avamın da, havasın da tevatür yoluyla bildiği Musa Aleyhisselam'ın Firavun'a peygamber olarak geldiği, Firavun'un suda boğulduğu, Mesih Aleyhisselam'ın yahudilere geldiği, onların ona düşmanlık ettikleri, Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem'in Mekke'de peygamber olarak ortaya çıkıp, Medine'ye hicret ettiği, Kur'ân'ı ve apaçık şer'î hükümleri getirdiği, az miktardaki yemeği ve içeceği arttırmak, ancak yüce Allah'ın bildirmesiyle müstesna hiçbir insanın bilmesine imkân bulunmayan geçmiş ve gelecek gaybe haber vermesine dair bilgilerin ve başkalarının tevatür yoluyla ulaştığı gibi.[8]

Cinlerin Nitelikleri


Pek büyük cin âlemine bakan bir kimse, Kitab-ı Aziz'de ve sahih sünnette vârid olmuş bulunan niteliklerini incelemeden onları iyi bir şekilde tanımasına imkân yoktur. Bundan dolayı onların niteliklerini açık bir şekilde sözkonusu etmek gerekir. Ben bu hususları aşağıdaki şekilde açıklamak isterim:
1. Cinler ateşten yaratılmışlardır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Cinleri de daha önceden (deri gözeneklerinden) içeriye giren yakıcı ateşten yarattık." (el-Hicr, 15/27)
Yine yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:
"Cinni de dumansız ateşten yarattık." (er-Rahmân, 55/15)[9]
Muslim, Sahih'inde Zühd bahsinde, Âişe Radıyallahu anha'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir:
"Melekler nurdan yaratıldı. Cinler de dumansız ateşten yaratıldı. Âdem de size anlatılan şeyden yaratıldı."
2. Cinler insanlardan daha önce yaratılmışlardır. Alusî, Ruhu'l-Meân’i adlı tefsirinde[10] yüce Allah'ın: "Andolsun ki biz cehennem için cin ve insanlardan çok kimseler yaratmışızdır." (el-A’raf, 7/179) buyruğunu açıklarken şunları söylemektedir: "Cinlerin önce sözkonusu edilmesi, insanlara göre daha çok tanınmaları, sayıca daha çok olmaları ve yaratılışları itibariyle daha önceden yaratılmış olmaları dolayısıyladır."
3. Cinler yerler, içerler. Buna delil de Muslim'in Sahih'inde Eşribe (içecekler) bölümünde İbn Ömer Radıyallahu anh'ın rivayet ettiği hadistir. Buna göre Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurur:
"Sizden herhangi bir kimse yediğinde sağ eliyle yesin, içtiğinde de sağ eliyle içsin. Çünkü şeytan sol eliyle yer ve sol eliyle içer."
Ebû Dâvûd'un Sünen'inde Tahare bölümünde İbn Mesud Radıyallahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Cinlerden bir heyet Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in yanına gelerek şöyle dediler:
“Ey Muhammed! Sen ümmetine kemik, tezek yahutta kömür ile istincâ yapmalarını (pisliklerini temizlemelerini) yasakla! Çünkü yüce Allah onlarda bizim için bir rızık var etmiştir.” Bunun üzerine Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem bu işi yasakladı.
Cinlerin iman edenlerinin yiyeceklerinin üzerinde Allah'ın adı anılan şeyler olduğu, kâfir olanlarının, üzerinde Allah adı anılmayan şeyler olduğu da söylenmiştir. Bu açıklamayı İmadu'd-Din el-Âmirî "Behcetu'l-Mehâfil" adlı eserinde yapmıştır.

[1] Cinler, ileride tanımları yapılırken görüleceği üzere gerçek suretleri ve tabiatları üzere görülemezler. Böylelikle bu görüş ile onların insan, yılan, köpek ve başka şekillerde şekillenebileceklerine dair gelmiş rivayetler arasında bir çelişki olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu yolla da İmam Şafiî'nin: "Her kim cinleri gördüğünü iddia ediyorsa biz onun şehadetini kabul etmeyiz" sözü de doğru bir şekilde anlaşılabilmektedir. Bunu Ebu Nuaym, el-Hilye (IX, 141)'de zikretmiş bulunmaktadır ki, onların gerçek suret ve tabiatlarında görülmeleri iddiasını kastetmektedir.

[2] Bk. el-Kamusu'l-Muhît, s. 1532, c.n.n maddesi; Lisânu'l-Arab, XIII, 95

[3] Bk. Râğıb el-İsfahânî, el-Müfredât, s. 98

[4] Bk. el-Ezheri, Tehzibu'l-Luga, X, 499

[5] Bk. İbn Hazm, el-Fısal fi'l-Mileli ve'l-Ahvai ve'n-Nihal, V, 12; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, VI, 344; el-Münavi, Feyzu'l-Kadir, I, 113

[6] Râğıb, el-Müfredât; Ayrıca bk. Fethu'l-Bari, VI, 344

[7] V, 12

[8] Mecmûu'l-Fetâvâ, XVIIII, 10-11

[9] Bk. İbn Hazm, el-İhkâm, II, 166

[10] IX, 119



  Alıntı ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to kemi For This Useful Post:
Abdullah el-Necdi (04-30-2008), amedli21 (05-02-2008)

Alt 04-30-2008, 22:37   #4 (permalink)
Yeni Üye
 
Abdullah el-Necdi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
Abdullah el-Necdi isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: Almanya
Memleket: Kafkasya
Yaş: 32
Mesajlar: 41
Thanks: 54
Thanked 29 Times in 18 Posts
Abdullah el-Necdi Tanınma yolunda
Rep Puanı: 13
Referrals: 1
Psikolog Mehtap Kayaoglu (ve kardesi Sefer Kayaoglu)'nun TV5'deki "Yüzlesme" programinda, bu sorunun aynisi sorulmus ve o kisiye güzel bir yönlendirme yapilmisti. Onlarin bir de e-mail adresi olacak ama, su an maalesef hatirlamiyorum. Program, insaallah sali ve persembe aksamlari adi gecen TV kanalinda canli olarak yayinlaniyor. Orada e-mail adresini de veriyorlar. Acizane, bilgine arz ederim.

Bekir kardesin tavsiyesini de mutlaka dikkate al bence.
  Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj Icin Abdullah el-Necdi Kardesimize Allah Razi Olsun Diyenler:
amedli21 (05-02-2008)

cevap
Alt 04-30-2008, 22:45   #5 (permalink)
Guest
Style: 0
 
kemi isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Aug 2007
Kan Gurubu: Eklenmemis
Yaş: 24
Mesajlar: 157
Thanks: 3
Thanked 64 Times in 50 Posts
kemi Tanınma yolunda
Rep Puanı: 0
Referrals: 0
cevap

Avnu'l-Ma’bud Şerhu Sünen-i Ebi Davud'da[1] şunları söylemektedir: "Hattabi dedi ki: Hubs, şeytanlar ve onların dişileridir. Hubs habisin çoğuludur. Habâis ise habise’nin çoğuludur. Bununla şeytanların erkeklerini ve dişilerini kastetmektedir."
İnsanlarla cinler arasında evlilik mümkün müdür? diye sorulursa şöyle denilir: Bu sorunun cevabını Şeyhu'l-İslam İbn Teymiyye şöylece vermektedir: "İnsanlarla cinler birbirleriyle evlenebilirler. Onlardan çocuk da dünyaya gelebilir. Bu çok rastlanan ve bilinen bir husustur."[2]
Buna yüce Allah'ın huriler hakkındaki şu buyruğu da delil gösterilebilir:
"O ikisinde de bunlardan evvel ne bir insanın, ne bir cinnin asla dokunmadığı, gözlerini yalnız eşlerine dikmiş (huri)ler vardır." (er-Rahman, 55/56)
İbnu'l-Cevzi, Zadu'l-Mesîr adlı eserinde[3] şunları söylemektedir: "Bu ayet-i kerime'de cinden olan bir erkeğin tıpkı insan erkeği gibi, kadın ile ilişki kurduğuna delil vardır."
5. Cinler birbirlerine karşı merhametlidirler.
Buna delil Muslim'in Sahih'inde tevbe bölümünde Ebu Hureyre Radıyallahu anh'dan Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in şöyle buyurduğuna dair naklettiği rivayettir:
"Şüphesiz Allah'ın yüz rahmeti vardır. Bundan bir tek rahmeti cinler, insanlar, hayvanlar ve haşerelere indirdi. Bununla birbirlerine bağlanır, birbirlerine merhamet ederler ve bununla yırtıcı hayvanlar yavrularına şefkat gösterirler. Allah doksandokuz rahmetini ertelemiştir. Bunlarla kıyamet gününde kullarına merhamet buyuracaktır."
6. Cinler mükelleftirler
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Ben cinleri de, insanları da ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. Ben onlardan bir rızık da istemiyorum. Bana yemek yedirmelerini de istemiyorum. Çünkü şüphesiz ki Allah'tır, hem rızkı veren, hem pek çetin kudret ve kuvvet sahibi olan." (ez-Zariyat, 51/56-58)
İbn Kayyim -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- diyor ki: "Yüce Allah onları ibadet etmek için yarattığını bildirmektedir. Aynı şekilde kendisine ibadet etsinler diye onlara rasûller göndermiş ve bu peygamberlere kitaplarını indirmiştir. O halde ibadet onların kendisi için yaratıldıkları yaratılış amaçlarıdır. Onlar terkedilip bırakılsınlar diye yaratılmadılar. Çünkü böyle bir iş, yokluk ile alakalı bir durumdur, yokluk mükemmelliğin sözkonusu olmadığı bir haldir. Oysa emrolunana uymak bundan farklıdır. Çünkü bu varlık ile alakalı bir durumdur ve varolması istenen bir iştir."[4]
Tirmizî’nin, Sünen'inde, Ebu Hureyre Radıyallahu anh'dan sabit olan rivayete göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
"Ben diğer peygamberlere altı özellikle üstün kılındım..." Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem bunlar arasında: "Ve ben bütün yaratılmışlara peygamber olarak gönderildim" diye buyurmuştur. Tirmizî dedi ki: Bu hasen, sahih bir hadistir.
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in: "Ve ben bütün yaratılmışlara peygamber olarak gönderildim" buyruğundan kasıt, onların cinlerine de, insanlarına da peygamber gönderildiğidir. Nitekim buna tanıklık etmek üzere Darimî Sünen'inin mukaddimesinde İbn Abbas Radıyallahu anh'dan şunu rivayet etmektedir: Ona: Onun -yani Peygamberimizin- diğer peygamberlere üstünlüğü nerededir, diye soruldu. İbn Abbas dedi ki: Yüce Allah: "Biz gönderdiğimiz her peygamberi -kendilerine apaçık anlatsın diye- ancak kendi kavminin dili ile gönderdik." (İbrahim, 14/4) diye buyurmaktadır. Yine yüce Allah Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem'e: "Biz seni ancak bütün insanlar için gönderdik." (Sebe’, 34/28) diye buyurmaktadır. Böylelikle onu hem cinlere, hem insanlara peygamber olarak göndermiştir.
İbn Hacer der ki: "Cinlerin mükellef oldukları ortaya çıktığına göre, onlar tevhidi kabul etmekle ve İslâmın rükünlerini yerine getirmekle yükümlüdürler. Bunların dışında kalan diğer fer'î hükümlere gelince, bu hususta görüş ayrılığı vardır. Çünkü tezek ve kemik kullanımının nehyedildiğine ve bunların cinlerin azıkları olduğuna dair sabit olan rivayetler vardır."[5]
7. Cinlerin müslümanı, kafiri, salih olanı, olmayanı vardır.
Yüce Allah cinlerin şöyle dediklerini haber vermektedir:
"Gerçekten biz kimimiz salih kimseleriz, kimimiz bundan aşağıdadır. Biz çeşit çeşit yollara ayrılmışız." (el-Cin, 72/11)
Beğavî, Meâlimu't-Tenzîl adlı tefsirinde şunları söylemektedir:[6] Yüce Allah'ın: "Kimimiz bundan aşağıdadır" buyruğu salihlerden değildir, demektir. "Biz çeşit çeşit yollara ayrılmışız." Çeşitli cemaatlere, değişik sınıflara ayrılmışız. Mücahid dedi ki: Müslümanlar ve kâfirler olarak ayrılmışız demek istemektedirler, diye açıklamıştır.
Farklı hevâ ve mezheplere ayrılmışız, diye de açıklanmıştır. el-Hasen ve es-Süddi: Cinler de sizin gibidir. Kimileri kaderiyecidir, kimileri mürcieci, kimisi de rafızidir. İbn Keysan dedi ki: İnsanların hevâları gibi herbir fırkanın da kendisine göre bir hevâsı bulunan değişik gruplara ayrılmışlardır. Said b. Cübeyr dedi ki: Çeşitli renklerdeyiz demektir. Ebu Ubeyde: "Çeşitli sınıflar, demektir” diye açıklamıştır.
Yüce Allah aynı şekilde onlardan şöyle dediklerini haber vermektedir:
"Gerçekten kimimiz müslümanlar, kimimiz zalimleriz. Müslüman olmuşlar, işte onlar doğru yolu aramış olanlardır. Zalim olanlara gelince onlar cehenneme odundurlar." (el-Cin, 72/14-15)
"Zalim olanlar" kâfir olanlardır. Cinler arasında samimi müslümanların varlığına tanıklık eden buyruklardan birisi de yüce Allah'ın şu buyruğudur:
"Hatırla ki, cinlerden bir grubu Kur'ân'ı dinlesinler diye sana yöneltmiş idik. Onun huzuruna geldiklerinde: 'Susup dinleyin' dediler. (Okunması) bitirilince de kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler. Dediler ki: 'Ey kavmimiz, biz Musa'dan sonra indirilmiş olup, kendinden öncekileri doğrulayan, hakka ve dosdoğru yola ileten bir kitap dinledik. Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisinin çağrısını kabul edin ve ona iman edin, ta ki Allah günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acıklı bir azaptan kurtarsın. Kim Allah'ın davetçisinin çağrısını kabul etmezse o yeryüzünde (Allah'ı) âciz bırakıcı değildir. Onun ondan başka dost ve yardımcıları da olmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.'" (el-Ahkaf, 45/29-32)
Bu buyruk cinlerden mü'min olan bu topluluğun, dinledikleri Kur'ân-ı Kerim'in ne kadar ileri ölçüde büyük etkisi altında kaldıklarına derin bir işaret taşımakta, kendi kavimlerini imana ve İslâma davet edecek kimseler olmakla sahip oldukları pek büyük ayırıcı özelliklerini açığa çıkarmaktadır. Bunlar kalpte huşû’u ve yakîni harekete getiren anlardır. Aynı zamanda Kur'ân-ı Kerim'den ve imandan yüz çeviren herkesi uyarıp, tehdit etmektedir. Eğer bu kitabın hitabına boyun eğmez ve onu indirene teslim olmazsa, o kimse için cehennem ateşinden başka bir karşılık verilmeyecektir. Orası ne kötü bir duraktır:
"Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse onu zorlu bir azaba sokar." (el-Cin, 72/17)
Aynı zamanda bu olay, mü'min kimseleri İslâmı tebliğ etmekte, İslam davetini insanlara ulaştırmakta olanca gayreti ortaya koymak için de gayrete getirmektedir:
"Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve: 'Şüphesiz ki ben müslümanlardanım' diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?" (Fussilet, 41/33)
Cinlerden bir kısmının mü'min ve müslüman olduğuna delil gösterilebilecek rivayetlerden birisi de, Muslim'in Namaz bölümünde zikrettiği İbn Abbas Radıyallahu anh'ın şu sözleridir: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem cinlere ne Kur'ân okudu, ne de onları gördü. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ashabından bir grup ile birlikte Ukaz panayırına doğru gittiler. O sırada şeytanlar ile semadan haber almaları arasında bir engel konulmuştu. Onlara gökten alevli ateşler gönderildi. Şeytanlar kavimlerine geri döndüklerinde:
“Size ne oluyor dediler”, onlar:
“Bizimle semanın haberi arasına engel konuldu ve üzerimize alevli ateşler gönderildi”, dediler. Öbürleri
“bu ancak meydana gelmiş önemli bir olay sebebiyle olmuştur. Haydi yeryüzünün doğularına, batılarına gidiniz.” Tihâme tarafına doğru yola koyulmuş grup, -Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Nahle denilen yerde iken. Ukaz'a doğru gidiyorlarken orada ashabına sabah namazını kıldırdığını gördüler. Kur'ân'ı duyunca ona kulak verdiler ve:
“İşte bizimle semanın haberi arasına engel olan budur”, dediler. Bunun üzerine kavimlerine geri döndüler ve:
“Ey kavmimiz dediler. Biz hayret veren bir Kur'ân dinledik. O dosdoğru yola iletiyor. Bu sebeple biz de ona iman ettik, Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayız.” Bunun üzerine yüce Allah, Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in üzerine: "De ki: 'Bana şu vahyolundu: Cinlerden bir topluluk beni dinlediler...'" (el-Cin, 72/1) buyruklarını indirdi.
Aynı şekilde cinlerden müslüman olanların varlığına delil gösterilebilecek hususlardan birisi de yine Muslim'in Sahih'inin Tefsir bölümünde Abdullah (b. Mesud) dan naklettiği şu rivayettir: "Onların o tapındıkları da rablerine hangisi daha yakın olacak diye yol ararlar" buyruğu hakkında (Abdullah b. Mesud) dedi ki: “İnsanlar bir topluluk, cinlerden bir topluluğa ibadet ve dua ediyorlardı. Nihayet cinlerden bir topluluk İslâma girdi, fakat insanlar onlara ibadete devam etti. İşte bunun üzerine: "Onların o tapındıkları da rablerine hangisi daha yakın olacak diye yol ararlar." âyeti nâzil oldu.”
Müslüman cinlerin güzel amelleri, iyi fiilleri vardır. Meselâ, Beyhaki'nin Şuabu'l-İman adlı eserinde nakledildiğine göre onlar iyiliği emreder, yalan ve kötülükten uzak tutmaya çalışırlar. Yine Taberânî'nin, el-Mu’cemu'l-Kebir'inde belirtildiği üzere onlardan kimisi kulun dikkatini tevhide çeker ve onu şirkten sakındırır.[7] Bezzar'ın Müsned'inde belirtildiğine göre onlardan kimileri namaz kılan mü'minle birlikte namaz kılarlar, mü'minin Kur'ân okuması ile birlikte Kur'ân okurlar ve onu dinlerler.[8] İbn Ebi Şeybe'nin, Musannef'inde[9] ile el-Hallal'in es-Sünne[10] adlı eserinde belirtildiği üzere Ömer Radıyallahu anh'ın öldürülmesi dolayısıyla onların bir kesimi ağlamıştır. Aynı şekilde yine el-Hallâl'ın es-Sünne[11] adlı eserinde Osman Radıyallahu anh'ın öldürülmesi için de ağladıkları gibi, Huseyn Radıyallahu anh'ın öldürülmesi üzerine de ağladıkları zikredilmiştir.[12]
Birisi: Cinler arasında sahabi sayılacak kimseler var mıdır? diye sorarsa şöyle cevap verilir:
Buhârî'nin sahabiyi: “Müslüman olarak Nebi Sallallahu aleyhi vesellem’le sohbette bulunan yahut onu gören kimsedir” diye açıklamasını sözkonusu eden İbn Hacer şunları söylemektedir: "Acaba bu bütün Adem oğullarına mı hastır, yoksa onların dışındaki diğer akıl sahiplerini de kapsayacak bir genellikte midir? Bu düşünülmesi gereken bir husustur. Cinleri sözkonusu edecek olursak, tercihe değer husus onların bu kapsama girdikleridir. Çünkü Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in onlara da peygamber olarak gönderildiği kesindir. Onlar da mükelleftirler. Aralarında isyankârlar vardır, itaatkârlar vardır. Aralarından ismi bilinenlerin ashab-ı kiram arasında anılmasında tereddüt etmemek gerekir. Her ne kadar İbn Kesir bu hususta Ebu Musa'yı[13] ayıplamakta ise de bu hususta herhangi bir delile dayanmamaktadır."[14]
8- Cinlerin şeytanları kendilerine itaat eden büyücü ve benzeri insan şeytanlarına yardımcı olmak üzere semâdan bilgi çalmaya çalışırlar.

[1] el-Azimâbâdî, Avnu'l-Mabud, I, 12; Ayrıca bk. el-Münavî, Feyzu'l-Kadir, I, 99

[2] Mecmûu'l-Fetavâ, XVIIII, 39; Ayrıca bk. İbnu'l-Kayyim'in Haşiyesi, XIV, 8

[3] VII, 315

[4] İbnu'l-Kayyim, Bedâiu't-Tefsir, IV, 248

[5] Fethu'l-Bârî, VIII, 240

[6] Meâlimu't-Tenzil, VI, 345; Ayrıca bk. İbn Abdi'l-Berr, et-Temhid, XI, 117

[7] Bk. Taberânî, el-Mu’cemu'l-Kebir, IV, 214

[8] Bk. el-Bezzar, Müsned, VII, 97, rivayet no: 2655; Ayrıca bk. Hilyetu'l-Enbiya, VI, 245; Ebu Ya'la, el-İrşad, II, 187

[9] VI, 357

[10] II, 316

[11] II, 339

[12] Mecmâu'z-Zevâid, IX, 199'da şunları söylemektedir: "Hadisi Taberânî rivayet etmiş olup, ravileri arasında tanımadığım kimseler vardır." Ayrıca bk. Fethu'l-Kadir, I, 205

[13] Bunun nerede geçtiğini tespit edemedim.

[14] Fethu'l-Bârî, VII, 4; Ayrıca bk. Lisânu'l-Mizân, VII, 301
[1] Bk. Taberânî, el-Mu’cemu'l-Kebir, IV, 214
[1] Bk. el-Bezzar, Müsned, VII, 97, rivayet no: 2655; Ayrıca bk. Hilyetu'l-Enbiya, VI, 245; Ebu Ya'la, el-İrşad, II, 187
[1] VI, 357
[1] II, 316
[1] II, 339
[1] Mecmâu'z-Zevâid, IX, 199'da şunları söylemektedir: "Hadisi Taberânî rivayet etmiş olup, ravileri arasında tanımadığım kimseler vardır." Ayrıca bk. Fethu'l-Kadir, I, 205
[1] Bunun nerede geçtiğini tespit edemedim.
[1] Fethu'l-Bârî, VII, 4; Ayrıca bk. Lisânu'l-Mizân, VII, 301

  Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj Icin kemi Kardesimize Allah Razi Olsun Diyenler:
amedli21 (05-02-2008)

cevap
Alt 04-30-2008, 22:47   #6 (permalink)
Guest
Style: 0
 
kemi isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Aug 2007
Kan Gurubu: Eklenmemis
Yaş: 24
Mesajlar: 157
Thanks: 3
Thanked 64 Times in 50 Posts
kemi Tanınma yolunda
Rep Puanı: 0
Referrals: 0
cevap

Buna Muslim'in Sahih'inde selâm bahsinde rivâyet ettiği Abdullah b. Abbas Radıyallahu anh'ın şu sözleridir: Peygamber ashabından ensardan bir adamın bana haber verdiğine göre, bir gece Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte oturuyorlarken bir yıldız kaydı ve etrafı aydınlattı. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem onlara şöyle sordu:
"Bunun gibi bir yıldız kaydığı zaman cahiliye döneminde ne diyordunuz?" Onlar:
“Allah ve Rasûlü daha iyi bilir”, dediler. Biz şöyle diyorduk:
“Bu gece büyük bir kişi dünyaya geldi, büyük bir kişi öldü.” Bunun üzerine Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
“Bu yıldız herhangi bir kimsenin ölümü ya da hayatı dolayısıyla kaymaz. Fakat şanı yüce ve mübarek olan Rabbimiz bir işe hüküm verdiği zaman Arşın taşıyıcıları tesbih getirirler. Daha sonra onlardan sonraki semada bulunanlar tesbih getirirler. Nihayet tesbih, bu dünya semasının sakinlerine kadar ulaşır. Daha sonra Arşı taşıyanların yanındakiler Arşı taşıyanlara: Rabbiniz ne buyurdu? diye sorarlar. Onlar da ötekilerine ne buyurduğunu haber verirler. (İbn Abbas devamla) dedi ki: Semavattakiler birbirlerine haberin mahiyetini sorarlar ve nihayet bu haber şu dünya semasındakilere ulaşır. Cinler bu sözü dinleyerek kapmaya çalışırlar ve bu kaptıklarını dostlarına bırakırlar ve onu onlara ulaştırırlar. İşte onların olduğu gibi bildirdikleri haktır, fakat onlar ona başka şeyler katar ve ilave ederler."
Nevevî dedi ki: "Başka şeyler katarlar" ifadesi ona yalan karıştırırlar demektir. Buna delil de Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in “cinler o işittikleri sözü kaparlar ve bunu dostlarına bırakırlar ve onu atarlar” ifadesidir.
Buna aynı şekilde Muslim'in Sahih'inde Selâm bölümünde yer alan bir başka rivayet açıklık getirmektedir. Âişe Radıyallahu anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bazıları Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'e kâhinler hakkında soru sordular. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem onlara:
"Onlar hiçbir şey değildir" diye buyurdu.
“Ey Allah'ın Rasûlü, dediler. Onlar bazan bir şey anlatıyorlar ve doğru çıkıyor?” Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
"O, cinnin sözlerindendir. Cinni o sözü alır ve bunu kendi dostunun kulağına tıpkı bir tavuk gibi bırakır, onlar bu söze yüz yalandan daha fazlasını katar karıştırırlar."
Hattabî ve başkaları şöyle demektedir: Yani cinlere mensup kişi duyduğu sözü kâhin dostuna bırakır. Diğer şeytanlar da bu sözleri işitirler. Tıpkı tavuğun sesiyle diğer arkadaşlara haber vermesi, onların da ona karşılık vermeleri gibi.
Bu buyrukta kâhinlik yapmanın haram olduğuna, kâhinlere gitmenin haram olduğuna ve bu işin yasaklanmasına delil vardır. Nitekim el-Maverdi, el-Ahkâmu's-Sultaniye'de şöyle demektedir: "Hisbe görevlisi (emr bi'l-maruf nehy ani'l-münkerle görevli olan kişi) insanların kehanetle ve oyun ve eğlence ile kazanç sağlamalarını engeller, bu sebeple mal vereni de, alanı da te’dib eder."
9- Cinlerin şeytanları arasında pek büyük yalan söyleyenler de vardır. Buna az önce kaydedilen hadis delil teşkil etmektedir.
10- Cinlerin azgın olanları Ramazan ayında zincirlerle sıkı sıkıya bağlanırlar. Böylelikle müslümanlara başka aylarda yapabildikleri zarar kadarını yapma imkânı bulamazlar ve müslümanları fitneye düşürme imkânına ulaşamazlar. Çünkü mü'minler Ramazan’da her türlü arzuyu kaldıran oruç ile meşguldürler. Kur'ân ve zikirle uğraşmaktadırlar.[1] Tirmizî'nin Sünen'inin oruç bahsinde rivayet ettiği Ebu Hureyre Radıyallahu anh'ın şöyle dediğine dair rivayet te buna tanıklık etmektedir: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: “Ramazan ayının ilk gecesinde şeytanlarla cinlerin azgınları zincirlere vurulurlar, ateşin kapıları kapatılır, onun hiçbir kapısı açılmaz, cennetin kapıları açılır ve onun hiçbir kapısı kapalı tutulmaz. Bir münadi şöyle seslenir: Ey hayır arayan (hayra) yönel ve ey kötülük arayan (kötülükten) vazgeç ve yüce Allah'ın cehennem ateşinden azad edilecek kulları vardır." Bu Tirmizî'nin lafzıdır. Buna yakın bir şekilde Buhârî ve Muslim de bu hadisi rivayet etmişlerdir.
Tuhfetu'l-Ahvezî[2] adlı eserde şöyle demektedir: “Bazıları hakkında bundan farklı hususları gerektiren rivayetlere gelince, bunlar şeytanların kandırmalarının sebep oldukları birtakım etkilerdir ve bu etkiler bu nefislerin derinliğine kadar işlemiş ve şeytanlar onların başlarına yumurtalamış bulunmaktadır."
11- Cinler tıpkı diğer varlıklar gibi gaybı bilmezler.
Yüce Allah Süleyman Aleyhisselam'ın ölümünü sözkonusu ederken şöyle buyurmaktadır:
"Biz ölümüne hükmedince asasını yiyen ağaç kurdundan başkası onlara ölümünü göstermedi. Nihayet yıkılıp yere düşünce açıkça ortaya çıktı ki, eğer cinler gaybı bilmiş olsaydılar, bu horlayıcı azap içinde devam etmezlerdi." (Sebe’, 34/14)
Kurtubî dedi ki: "Denildiğine göre cinlerin elebaşıları yedi kişi idi. Bunlar Süleyman Aleyhisselam'ın emrine itaat ediyorlardı. Davud Aleyhisselam Beytu'l-Makdis'in temellerini atmıştı. Vefat ettiğinde Süleyman Aleyhisselam'a Beytu'l-Makdis mescidini tamamlamasını vasiyet etmişti. Süleyman Aleyhisselam cinlere bu işi emretti. Vefatı yaklaştığında yakınlarına dedi ki: Mescidin inşaatını tamamlayıncaya kadar ölümümü onlara haber vermeyiniz. Mescidin bitmesine bir yıllık bir zaman kalmıştı. Haberde belirtildiğine göre ölüm meleği onun arkadaşı idi. Ölümünün alametinin ne olacağını ona sordu. O da dedi ki:
“Secde ettiğin yerden Harnube (keçi boynuzu) adı verilen bir ağaç (bitki) çıkacak. Mutlaka her sabah Beytu'l-Makdis'de bir ağaç biterdi, ona:
“Adın ne” diye sorardı. O ağaç da:
“Adım şu şudur” derdi. Ona:
“Sen ne işe yararsın”, diye sorar, ağaç
“şuna şuna” derdi. Bunun üzerine emir verir, o ağaç kesilir ve kendisine has bir bahçeye diker ve o ağacın fayda ve zararlarının adının ve tıpta neye yaradığının yazılmasını emrederdi. Bir gün namaz kılmakta iken önünde bir ağacın yeşermekte olduğunu gördü. Ona:
“Adın ne” diye sordu, o da:
“Keçiboynuzu” dedi.
“Ne işe yararsın” diye sordu. Ağaç:
“Bu mescidin tahribine”, diye cevap verdi. Süleyman Aleyhisselam:
“Ben hayatta olduğum sürece Allah onu tahrip etmeyecektir. Sen, benim ve Beytu'l-Makdis'in helakine sebep olacak ağaçsın.” O ağacı yerinden kopardı ve bahçesine dikti. Sonra şöyle dedi:
“Allah'ım, ölümümden cinlerin haberdar olmamasını sağla ki, insanlar da cinlerin gaybı bilmediklerini öğrensinler.
Cinler insanlara gayba dair bazı şeyler bildiklerini ve yarın neler olacağını bildiklerini haber veriyorlardı. Sonra kefenini giyindi, hanutlarını süründü, mihrabına girdi. Namaza durdu, tahtı üzerinde asasına yaslandı. Öldüğü halde, ölümü üzerinden bir sene geçinceye kadar cinler bunu bilemedi. Bu sırada mescidin inşası da tamamlandı.
Ebu Cafer en-Nehhâs dedi ki: Bu âyet-i kerime hakkındaki açıklamaların en güzeli budur. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’e kadar ulaşan hadis de bu görüşün sıhhatine delil teşkil eder. İbrahim b. Tahmân, Ata b. es-Sâid'den, o Saib b. Cübeyr'den, o İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“Allah'ın peygamberi Davud oğlu Süleyman -ikisine de selam olsun- namaz kıldı mı, önünde yeşeren bir ağaç görürse ona:
“Adın nedir” diye sorar. Şayet dikilmek için ise, onu diker, bir ilaç için ise bunu yazardı. Bir gün namaz kılmakta iken yine önünde bir ağaç bitiverdi.
“Adın nedir diye sordu”, o:
“Keçiboynuzu” dedi.
“Sen ne işe yararsın” diye sordu. Ağaç:
“Bu evin tahribi içinim”, dedi. Süleyman dedi ki:
“Allah'ım, cinler ölümümü bilemesinler. Böylelikle insanlar cinlerin gaybı bilmediklerini bilmiş olacaklar.” Süleyman o ağacı bir asa halinde yonttu ve bir sene boyunca ona yaslandı. Onlar da bunu bilmediler. Derken asa düştü. İnsanlar cinlerin gaybı bilmediklerini öğrenmiş oldular. Bu halin miktarına baktılar, bir sene olduğunu tespit ettiler.”
Yine Kurtubî şunları söylemektedir: Sahih senedlerle tefsir’de belirtildiğine göre İbn Abbas şunları söylemektedir: Davud oğlu Süleyman -ikisine de salât ve selâm olsun- bir sene boyunca ölümü bilinmeksizin asası üzerine yaslanmış olarak kaldı. Bu vakitte cinler, kendilerine vermiş olduğu emirleri yerine getiriyorlardı. Bir sene sonra yere düştü, yere yıkılınca insanlar, cinler eğer gaybı bilmiş olsalardı, hor ve hakir kılıcı azapta devam edemeyeceklerini açıkça anlamış oldular.[3]
Hadisi Hakim, Müstedrek'inde rivayet etmiş olup, bu senedi sahih bir hadis olduğu halde Buhârî ve Muslim tarafından rivayet edilmemiştir, dedi.
12- Cinlerin görülmeyecek şekilde olan aslî hilkatlerinden çıkarak şekillenebilmeleri ve görülmeleri mümkündür. Bu hususta birkaç şekil sözkonusudur:
a. İnsan suretinde gelmeleri. Buna delil gösterilecek hususlardan birisi de yüce Allah'ın şu buyruğudur:
"Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve şöyle demişti: 'Bugün insanlardan sizi yenebilecek yoktur. Ben de muhakkak sizin yardımcınızım.'" (el-Enfâl, 8/48)
Bu Bedir günü şeytan bir adam suretinde görünerek onlara söylediği sözleri söyleyip, müşrikleri aldattığı zaman tahakkuk etmişti.
Ebu Hureyre Radıyallahu anh'ın bir adam suretinde gelen şeytan ile başından geçen olayları anlatan rivayet te buna delildir. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Ebu Hureyre'yi ramazan zekatını korumakla görevlendirmesi bilinen bir olaydır. Bu Buhârî'nin Sahih'inde Vekâlet bahsinde ve başka yerlerde sabittir.
b. Siyah köpek suretinde gelmeleri. Buna da Muslim'in Sahih'inde namaz bahsinde Abdullah b. es-Sâmit'ten, onun Ebu Zerr Radıyallahu anh'dan şöyle dediğine dair rivayet delil teşkil etmektedir: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:
"Sizden herhangi birisi kalkıp namaz kılacak olursa, eğer önünde deve eğerinin arka tarafındaki tahta gibi bir şey bulunursa onun için sütre olur. Şayet önünde deve eğerinin arkasındaki tahta gibi bir şey bulunmayacak olursa eşek, kadın ve siyah köpek onun namazını keser." Ben (Abdullah b. es-Samit):
“Ey Ebu Zerr dedim. Siyah köpek ile kırmızı köpek ve sarı köpek arasında nasıl bir fark vardır?” Ebu Zerr dedi ki:
“Kardeşimin oğlu, senin bana sorduğun şekilde ben de Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'e sordum. Şöyle buyurdu:
“Siyah köpek bir şeytandır.”
Bu hadisi buna yakın bir şekilde Tirmizî de Sünen'inin Namaz bahsinde, Nesâî Kıble bahsinde, Ebû Dâvûd Namaz bahsinde, İbn Mâce Namazın kılınması ve Namazda Sünnet bahsinde, Ahmed, Müsned'inde, Darimî Sünen'inin Namaz bahsinde ve hepsi de Abdullah b. es-Samit'ten o Ebu Zerr'den diye rivayet etmişlerdir.
Siyahın cinlere mahsus renk olduğunu gösteren birtakım deliller de vardır. İmam Ahmed Müsned'inde rivayet ettiğine göre Ebu Zerr Radıyallahu anh dedi ki: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:
"Benden önce hiçbir peygambere verilmemiş beş şey bana verildi. (Düşmanımın kalbine salınan) korku ile bana yardım olundu. Bu sebeple düşman bir aylık mesafeden benden korkar. Yeryüzü benim için hem namaz kılacak yer, hem de temizlenme aracı yer kılındı ve ganimetler bana helâl kılındı. Benden önce hiç kimseye helâl kılınmadı ve ben hem kırmızıya,

[1] Bk. Fethu'l-Bârî, IV, 114; Ayrıca el-Mübarek Fûri, Tuhfetu'l-Ahvezî, III, 291

[2] III, 291

[3] el-Câmiu li Ahkâmi'l-Kur'ân, XIV, 179-180
[1] el-Câmiu li Ahkâmi'l-Kur'ân, XIV, 179-180
  Alıntı ile Cevapla