Islam Forum - Ne Olursan Ol Gel

Zurück   Islam Forum - Ne Olursan Ol Gel > Islamforum Turkish > Genel Islam Konular

Genel Islam Konular İslam Dini İle ilgili Konular, Tartişma Forumu

Banner Degisimi ile Beraberce Daha Fazla Kitlelere Ulasalim

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

Alt 04-20-2008, 23:49   #1 (permalink)
Kıdemli Üye
 
EHLİ-SUNNET - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
EHLİ-SUNNET isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Sep 2006
Mesajlar: 168
Thanks: 52
Thanked 40 Times in 17 Posts
EHLİ-SUNNET Tanınma yolunda
Rep Puanı: 34
Referrals: 0
Vakit Gazetesine Yapılan Reddiye

[size=4]Değerli Müslüman kardeşlerimiz;

Son yıllarda, Müslümanlar arasında fitne ve fesat yaymaya, İslam inancını bozmaya çalışan gruplar mevcuttur. Bu gruplardan biri kendilerini Selefi olarak tanıtan ve takdim eden bozuk inançlı kişilerdir. Müslümanların düşmanları olarak gözüken Yahudi, Hıristiyan ve diğer küfür ehli inançlardan bile daha tehlikeli olan bu bozuk inancın adı mucessime (İBNİ TEYMİYYE’nin TAKİPCİLERİ VEHHABİLER) fırkasıdır.

Günümüzde bunların uzantıları olan ve kendilerini selefi diye tanıtan İslam’ın temel inançlarına ters düşen, yüzlerce meselede Ehli-sünnet inancını tahrif ederek avam tabakasını kendi örmüş oldukları ağlara düşürmektedirler. Bugün Türkiye’de gerek görsel basında, gerekse yazılı basında ve internet ortamında sinsi çalışmalarını sürdürmektedirler. Bu insanlar din adına dinsizlik öğreterek binlerce müslümanın inancını tahrif etmeye çalışmaktadırlar. Ellerinde bulunan maddi gücü kullanarak, hazırlamış oldukları kitapları, dergileri, CD ve dijital çalışmaları bedava dağıtmaktadırlar.

Peygamber Efendimizin hadisi şerifi gereği; Din nasihattir, ilkesine bağlı kalarak ve Emri bil maaruf ve nehyi ânil münkeri yani, iyiliği emretmek kötülükten sakındırmak için Ehlisünnet inancına tabi olan bütün kardeşlerimizi ,bu batıl inancı Türkiyede ve diğer Müslüman ülkelerde yaymaya çalışan mücessime firkasından ve diğer fırkaların fitnelerinden müslümanların uyarılması için mücadele etmeye ve çalışmaya davet ediyoruz.

Değerli Müslüman kardeşlerimiz; Son günlerde almış olduğumuz bir habere göre, İbni-Teymiyye takipcileri VEHHABİLER, Türkiyede yapmış oldukları çalışma neticesinde bozuk inançlarını bir akaid (iman) kitabı telif ederek piyasaya sürmüş ve binlerce müslümana ulaştırmayı hedeflemektedirler. Müslüman medya olarak bilinen VAKİT gazetesini kullanarak, bu gazeteyle beraber kendi kitaplarını bedava yayınlatmak için onlarla işbirliği yapmaktadırlar.

VAKİT gazetesi, bu batıl kitabı 2 hafta sonra bedava olarak okurlarına dağıtmayı hedeflemektedir. Bu gazete vasıtasıyla içi küfür, iftira ve hurafelerle dolu kitabın dağıtılmasını engellemek için ,Vakit gazetesine her türlü baskının yapılmasına ve engel olunmasına Allah rızası için davet ediyoruz.İnşaAllah kararlı ve azimli bir şekilde mücadele edersek, bu batıl içeriklerle dolu olan kitabın dağıtılmasını engelleyebiliriz.Bunun içinde VAKİT gazetesi bünyesınde çalışan yazarlara ve yetkililere mail atıp ,telefon açabiliriz.Elimizden geldiği kadar gazete abonelerinide uyarmalıyız.


Vakit Gazetesi İletişim: www.vakit.com.tr
Tel:02126592056-Yazi işleri:tel.02124474200-fax:02124474206
e-mail: vakit@vakit.com.tr Ankara email: Ankara@vakit.com.tr
irtibat:ömer Faruk çakır:02124474200 –email: vakit@vakit.com.tr
Abdurrahman dilipak: a.dilipak@vakit.com.tr
Hüseyinöztürk: hozturk@vakit.com.tr
Abdurrahim karakoc: akarakoc@vakit.com.tr
Aİhsan karahasanoğlu: akarahasanoglu@vakit.com.tr
Atilla özdür: aozdur@vakit.com.tr
Hüseyin üzmez: huzmez@vakit.com.tr
Ayhan bilgin: ağabeylgin@vakit.com.tr

Öncelikle kitabı bir tanıyalım;
Kitabın ismi:
PRATİK AKAİD DERSLERİ
HAZIRLAYANLAR:
*Prof dr.İbrahim b.Muhammed Ebu Abad
*Prof Dr.Salih B.Abdullah es-Süheymi
*Prof.Dr Ali Nasir Fakihi
*Prof Dr. Muhammed B. Abdurrahman el Humeyyis
*Prof. Dr. Suleyman Salıh el Ğusun

Kitabı gözden geçiren :Allame Salih b. Fevzan el-Fevzan
Kitabı Türkçeye çeviren:::M.Beşir Eryarsoy
Yayınevi:Burhan Yayıncılık Turizm San.Tiç Ltd Şti ….Burhan İlmi Araştırmalar Merkezi
Yayınevi:Ummulkura birinci baskı Ağustos 2007 tel:+90 212 324 97 10 www.ummulkura.com

Kitapta geçen Kur’an’a Sünnet’e İcma’a aykırı örnekler:

*Sayfa 41ve 42’de diyorlarki;
Şöylede denilebilir; Onlar ,ya bu kainatın dışında bulunan ve kendilerini yaratan yüce bir yaratıcının yaratması ile yaratılmışlardırki beklenen bunu kabul etmeleridir.

cevap; Bu söz, Allah arşın üzerinde oturdu diyen İbni Teymiyye’nin ve onun bağlıları olan Vehhabilerin , Allah’a mekan isnat etmelerinin teyididir.Buda Allah’ı mahlukata benzetmenin yegane örneği olmuş olurki;
Bu inanç Allah Teala’yı tanımamaktır ve böylece Allah’ın mekandan münezzeh olduğunu kabul etmemektir.

Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor: الاَعْلى الْمَثَلُ وَلِلّهِ (En-nahl suresi, 60. âyet)
Manası: Allâh mahlukatın misalleri ile vasıflandırılmaz.

Resûlullâh sallallâhu âleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Allâh, kendisinden başka hiç bir şey yokken vardı...“
Bu demektir ki; ezelde (başlangıçsızlıkta) Allâh’tan başka hiç bir şey yoktu. Ne zaman, ne de mekân ne insan ne de melek ne hayvan ne de cin ne gök ne yeryüzü, ne kainatın dışı ne de içi var idi.

Rasûlullâh sallallâhu âleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Ya Allâh sen zahirsin senin üstünde bir şey yok ve sen bâtınsın senin altında bir şey yoktur“
Beyhakî demiştir ki; dostlarımız bu Hadisi delîl göstererek: “Üstünde ve altında bir şey bulunmayan mekansız olarak vardır“ demişlerdir.

Büyük imâm Âbdul-Kâhir bin Tahir Et-Temîmî El-bağdâdî “El-farku beynel-fırak“(Fırkalar arasındakı farklar) adlı kıtabında şöyle demiştir: “Onlar (âlimler) O’nu (Allâh’ı) mekân kuşatmadığına ve O’na zaman cereyân etmediğine dâir icmâ etmişlerdir.“

*Sayfa 49’da diyorlarki;

La ilaheillallah deyip bununla Allahın vechini (yüzünü) arzulayan kimseye ,Allah cehennemi haram kılmıştır.

cevap; Burada vecih kelimesinin anlaşılması noktasında, parantez içerisinde yüz kelimesi ile izah etmek Allah’ı insanların ve hayvanların organlarından olan yüze benzetmek olurki;
Bu inançta Allah’ı cisimleştirmek demektir. Bu sözde Kur’anı yalanlamaktır.

Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor: شَىْءٌ كَمِثْلِه لَيْسَ

(Eş-şurâ suresi, 11. âyet)
Manası: Allâh hiçbir şeye benzemez.

*Sayfa 51’de diyorlarki;
Ancak Allahın sıfatlarının keyfiyetlerine ve hakikatlerine gelince, bunları Allahtan başka kimse bilemez .Nitekim İmam Malike –Allah arşa istiva etti (taha süresi 20/5) ayetinde geçen istivanın keyfiyeti hakkında soru sorulduğunda ;İstiva bilinmektir.Keyfiyeti ise mechuldur.Ona İman etmek farz soru sormak ise Bidattır,şeklinde cevab vermiştir.İmam malikın istivanın keyfiyeti ve manasıyla ilgili cevabı,bütün sıfatlar için kaide olmaya elverişlidir.

cevap: Yukarıda olduğu gibi, İmam Malik’e bu şekilde soru sorulmamıştır. İmam Malik’inde cevabı yukarıda olduğu gibi değildir.

Doğrusu; istiva nasıl anlaşılmalıdır, diye soru sorulmuştur. İmam Malikte Allah’ın istivası Haktır ve iman edilmesi farzdır. Keyfiyeti (nasıllığı) hakkında soru sormak bid’attır diye cevab vermiştir.
İbni teymiyye ve bağlıları VEHHABİLER İstiva’yı Allah arş’ın üzerinde oturdu diye yorum getirerek Allah’a keyfiyet isnat etmişlerdir.İmam Malik’te Allah’a bu tarzda keyfiyet isnat etmeyi yasaklamış ve red etmiştir.İşte bid’at olarak anlaşılması gereken budur.

*Sayfa 54-55’de diyorlarki; Allah Tealanın bazı sıfatları:
*HAYAT
*İLİM
*KUDRET
*SEMİ –BASAR
*KELAM
*İRADE
*İSTİVAMelan: RAHMAN ARŞA İSTİVA ETTİ.taha20/15)
*İKİ EL: (Melan: Allah iblise dediki;”Ey iblis! iki ELİMLE YARATTIĞIMA (insana)secde etmekten senı alıkoyan nedir?(Sad 38/75)
*ULUVV: Melan:Gökte olanın ,sizi batırı vermiyeceğinden eminmisiniz?(Mülk 67/16)
*VECH: Mealen: Ancak Rabbinin celal ve ikram sahibi vechi (yüzü) baki kalacaktır.(Rahman 55/27)
*NUZUL:Mealen:Rasulullah şöyle buyurmuştur;Rabbimiz tebereke ve teala her gecenin son üçte birlik bölümü kaldığı zaman dünya göğüne iner ve şöyle der:Yokmu bana dua eden?Duasını kabul edeyim?yokmu benden bir şey isteyen?istediğini ona vereyım yokmu benden bağışlanma dileyen onu bağışlayayım?.

cevap: İbni Teymiyye ve vehhabiler, istiva’yı Allah arşa oturdu diye inanırlar. İstivanın doğru anlaşılacak manası; “Allah arş’a hükmetmiştir, arş, O’nun tasarrufundadır.”demektir.

İki el; yukarıda ayet mealinde açıklandığı gibi (Eş-şurâ suresi, 11. âyet)
Mealan: Allâh hiçbir şeye benzemez Ayeti Kerimesine ters düşmektedir. Allah’a organ isnat etmektir. Doğrusu Allah’ın sıfatlarından olan İradesi ve Dilemesine uygun olarak yaratmasıdır.

Gökte olan ; Bu ifade ile Allah Teala’nın göklerde yaşadığı ve orada bulunduğu anlaşılıyor ki; Bu inanç Yahudi ve hıristiyanların inancına eştir.
Doğrusu bu ayette geçen gök ehli’nin manası, Allah’ın melekleridir.
Nuzul; Allah hakkında dünya semasına iner ifadesi, Allah’ın bir yerde bulunduğu veya yükseklerde olduğu anlaşılır ki; Allah’ın mekanı olduğu inancını vurgular. Böyle bir inanç Allah Tealayı yarattıklarına muhtaç olduğunu, yaratmış olduğu melekler, insanlar, cinler gibi varlıkların fiillerine benzetmek olur. Çünkü, meleklerin mekanı göklerdir, cinlerin ve insanların mekanı yerlerdir. Bu varlıklar Allah’ın yaratmış olduğu mekanlar arasında, Allah’ın dilediği kadar hareket etmektedirler.

Nüzûlün, bizzat Allâh’ın, zatıyla yukarıdan aşağıya indiği anlamına geldiği kabul edilemez. Çünkü Allâh cisim değildir, mekan ve yönden münezzehtir. Ayrıca bizzat Allâh’ın, zatıyla dünyanın semasına indiğini kabul etmek akla da ters gelir. Söz konusu olan nüzûl hadisi, meleklerin inmeleri manasında veya Allâh’ın rahmetinin inmesi manasında anlaşılmalıdır. Çünkü hadis-i şerifte geçen nüzûl, haşa Allâh’ın bizzat kendisi dünyanın semasına indiği anlamına geldiği kabul edilecek olursa o zaman haşa “Allâh’ın inmekten başka bir şey yapmadığı” inancı ortaya çıkarır. Çünkü hadis-i şerifte geçen nüzûlün gecenin son üçte bir bölümden itibaren sabaha kadar olduğu geçmektedir. Gece ve gündüz vaktinin dünyanın her ülkesinde bir olmadığı herkes tarafından malumdur. Bu hadis ise dünyanın her bölgesi için geçerlidir. Yani inen o melekler her bölgeye, o belirli vakitlerde inmektedirler.Bu nüzûl hadisinde geçen nüzûl’den, meleklerin indiği bir başka hadisten anlaşılır. Öyle ki; bir başka hadis-i şerifte: “Yunzilu Rebbuna ...” diye geçmektedir yani mealen: “Rabbimiz indirir..” diye geçmektedir.

Yer yüzünün bir tarafı gündüz iken diğer tarafı da gece olur, bu itibarla gece ve gündüzler nisbidir. Dünyanın bir ucunda gündüz ise diğer ucunda da gecedir. Yani 24 saat bazında (tüm vakitlerde) yer yüzünün gece ve gündüzden hali olmadığını bilmek lazım. durum böyle olunca Allah, fiili olarak arş üzerindedir diyenlere ne demeli..!?

Çünkü bu gruba göre Allah, gecenin bir bölümünde dünya gökyüzüne iner, yukarıda izah edildiği gibi, gecenin o vaktine tevafuk etmeyen hiç bir yer yüzü yoktur. Gecenin tayin edilen o vakti her an ve her zaman yer yüzünün bir tarafına isabet eder, dolayısıyla hem arş üzerinde hem de yerin gök yüzünde bulunmak, iki zıttın bir arada bulunması demektir. Bu safsatalığı da akli selim sahibi kimseler asla kabul etmezler.

Diğer taraftan bu çarpık inancı çürüten bir başka delilimiz ise, Arş’ın göklerden çok daha büyük olduğunu belirten, sıhhatinde şek ve şüphe olmayan kuvvetli Hadis-i Şerifler mevcuttur. Peygamber efendimizصلى الله عليه وسلم bu büyüklük orantılarını anlatırken gökler, kürsünün yanında çölde bir halka gibi, Kürsünün Arşa göre büyüklüğü ise aynı şekildedir. (yani çölde bir halka kadardır) göklerin bir diğerine olan büyüklükleri de sabittir. Birden yediye müthiş orantılarla büyüyerek yükseldiğine göre yukarıdan aşağıya inecek kişinin büyüklükten küçüklüğe şekilden şekle ve hacimden hacme, durmadan bir halden diğer hale değişip duran bir cisim midir? Böyleyse nasıl bir cisimdir? Diye bu şekilde ardı akası kesilmeyen istifham ve saçma sapan şeytani evhamların istilasına uğramaya mahkum kalınır.

Hadis hafızı el-Irâkî, hadis-i şeriflerin hangi şekilde en hayırlı bir şekilde tefsir edileceği hususunda şöyle demiştir: ”Ve hayru mâ fessertehû bi’l-varidi” Yani, “Hadis için yapabileceğin tefsirin en hayırlısı varit olanladır (geçen bir başka hadisledir).”
Şurası iyi bilnmesi gerekir ki Allâh’ın haşa bizzat yukarıdan aşağıya indiğine inanmak küfürdür. Dolayısıyla bu inanca sahip olan bir kimsenin küfür olan bir inanca saplandığının bilincinde olarak, Kelime-i şehadeti getirerek İslâm’a geri dönmesi lazım gelir.

*Sayfa 62 ve 70 arasında; Tevessul konusunu ele alarak Peygamberleri, evliyaları vesile ederek yapılan duaların caiz olmadığını söylemektedirler.

*Sayfa 62 Alimler ;yalnızca Allah’ın güç yetirebileceği bir şeyde, kalben yada dille başkasına seslenip dua edenin veya ondan başkasından yardım dileyenin “La ilahe illallah Muhammedun Resullullah/Allah’tan başka ilah yoktur,Muhammed Allah’ın resuludur” dese yahut namaz kılıp oruç tutsa ve hacca gitse bile,müşrik olduğu hususunda ittifak etmişlerdir

*Sayfa 63:Hatta duada koşulan şirk, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kendilerine gönderilmiş olduğu müşriklerin koşmuş oldukları şirkin en büyüğüdür.Zira onlar peygamberlere,Salihlere ve meleklere dua ederlerdi.Onlara kendilerine Allah katında şefaat etsinler diye çalişıyorlardı.Sıkıntılı anlarda ,dara düştüklerinde ise ibadeti yalnız Allah’a has surette yerine getiriyorlar,şirk koştukları varlıkları unutuyorlardı.

*Sayfa:64. Kendileri yaratılmış olan ve hiçbir şeyi yaratamayan şeyleri Allah’a ortak mı koşuyorlar? Halbu ki bunlar ne onlara bir yardım edebilirler nede kendilerine yardım edebilirler. (araf.7/191-192)
Bu ayette Allah’ın dışında meleklere, peygamberlere, Salihlere ve putlara dua eden müşrikler kınanmaktadır.

*Sayfa 65. Allah subhanehu,darda kalanın dualarını kabul edenin,sıkıntıları giderenin ve hayrı ulaştırmaya tek başına güç yetirenin sadece kendisi olduğunu bildirmiştir.Kim Allah’tan başka,Peygamberler ve evliyalar gibi makam ve mevkisi ne olursa olsun birilerinin sıkıntılarını giderme ve fayda elde etme hususlarında tesiri olduğuna inanırsa, putperest müşriklerin düşmüş olduğu şirke düşmüş olur.

*Sayfa 74:Sadece Allah’ın güc yetirebileceği işlerde tevekkül: Rızık korunma,yardım ve şefaat gibi isteklerini dileme hususunda ölülere ve tagutlara tevekkül edenler gibi. Bu büyük şirktir. Çünki bu ve benzeri işlere Allah’tan başkası güç yetiremez.

Kimileri vasıtaları, sebepleri kullanır ve bu sebeplere dayanıp güvenir.Bu tevhide ters düşen ve onu eksilten bir şirktir.

cevap; TEVESSUL VE TEBERRUK’UN CAİZ OLMASININ DELİLİ;
Rivayet edildiğine göre halife Ömer Bin Hattab zamanında kıtlık ve açlık oldu. Sahabelerden biri Peygamber efendimizin kabrine teberrük amacıyla giderek şöyle demiştir. “Ey Allah’ın Rasulü Allah’a dua et ümmetine yağmur yağdırsın, çünkü helak olmuş durumdalar” bu adam Peygamberimizi rüyasında görmüş ve Peygamberimiz O’na şöyle demiştir. “Ömer’e selam söyle ve Allah’ın onlara yağmur yağdıracağını haber ver.” adam Ömer’e gider ve olanları anlatır. Ömer ağlar bunu Beyhaki rivayet etmiştir. Olayda anlatılan sahabe peygamberimizin kabrine selam için değil teberrük maksadıyla gitmiştir. Seyyidimiz Ömer de buna itiraz etmemiş ve bu yaptığın şirktir dememiştir. Peygamberler ölümlerinden sonra bile Allah’ın izniyle fayda verirler.

Musa aleyhisselam mirac gecesinde peygamber efendimizle Beytul Makdiste ve altıncı semada bir araya geldi. Peygamberimiz yedinci semavatın üstündeki bir mekandan inerken Musa aleyhisselam O’na sordu “ümmetine ne farz kılındı?” peygamberimiz de “bize elli vakit namaz kılındı” diye cevapladı. Musa peygamber “dön ve Rabbine hafifletilmesi için dua et” dedi. “Ben İsrail kavmini tecrübe ettim onlara Allah’u Teala iki vakit farz kılmıştı onlar ise yerine getirmediler.” Peygamberimiz Rabbine dua ettiği yere geri döndü ve defalarca hafifletilmesi için dua etti. Her seferinde Musa aleyhisselam O’na “dön ve hafifletilmesi için dua et dedi”. Bu durum elli vakit namaz sevabına eşit olan beş vakit namaza düşürülünceye kadar devam etti. Hiçbir akıllı kimse Musa aleyhisselam’ın bu ümmete sağladığı yarar ve faydaya şüphe edemez. Musa aleyhisselam ise mirac hadisesinden bin yıldan daha fazla süre önce vefat etmiştir. Bu amelle Musa aleyhisselam kendi vefatından binlerce yıl sonra peygamber efendimizin ümmetine fayda vermiştir.

Allâh’tan başkasından yardım dilemenin bir beisi olmadığına dair rivayeti, ibni Abbas hakkında sabit olan Peygamber Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Muhakkak ki Allâh’ın hafaza (koruma melekleri) dışında öyle melekleri vardır ki yeryüzünde dolaşırlar, ağaçtan düşen yaprakları yazarlar şu halde sizden birinizin başına geniş bir yerde bir sıkıntı gelirse ’Allâh’ın kulları yardım edin’ diye nida etsin“ mealindeki hadis-i şerifi yeterlidir. Ayrıca şu da bir gerçektir ki istiane (yardım dileme) teveccüh ve tevessülün aynı anlama geldiği arabî lugatı iyi bilen Takiyyuddîn es-Subkî gibi bazı ehli sünnet alimlerimiz tarafından bildirilmiştir. Nitekim Suyutî onun hakkında lugatçiler’den olduğunu söylemiştir. Bu mesele ise bellidir.
Teberrük peygamber veya velinin kabrini ziyaretinden dolayı Allah’ın ziyaret edene bereket, hayır vermesidir. Peygamberler vefat ettikten sonra Allah’u Teala onları diriltecektir. kendilerini ziyaret edeni hisseder ve o kişiler için Allah’a dua ederler. İmam-Bayhaki’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte peygamber aleyhisselam mealen şöyle buyurmuştur.
“Peygamberler kabirlerinde diridirler, canlıdırlar, namaz kılarlar” bunu destekleyen Bezzar’in rivayetindeki hadiste de peygamber aleyhisselam, “hayatta olmam sizin için hayırlıdır. Ölümüm de sizin için hayırlıdır. öldüğümde amelleriniz bana gösterilir. Hayır gördüğümde hamd, şer gördüğümde de sizin için istiğfar ederim.” Buyurmuştur.

NETİCE OLARAK NASİHATİMİZ,

Yukarıda yayılması ve Müslümanların istifade etmesi için yazılan Kitaptan bazı örnekleri vermekle, bu kitabı gerek yazanların ve gerekse dağıtımına ve yayılmasına vesile olanların İslam inancı ile hiçbir bağı olmadıklarını görmekteyiz.

Kitapta yazılanlara yapılan reddiyelerin isabetliği noktasında, ben Müslümanım diyen her kulun oturup tefekkür etmesi, Hak ile batılın ayırt edilmesi kaçınılmazdır.

Bilerek, yazanları ve bozuk inancların peşinde gidenleri Hak’ka davet ederiz. Her türlü ortamda münazaraya çağırır, kurtuluşlarına vesile olmaya çalışırız. Hidayetin Allah’tan olduğuna inanırız.
Bilmeyerek, iyi niyetle batıl inançların peşinde gidenler ise, inadi olarak bilerek küfrün yayılmasına sebep olanlara yardım edenlere gelince; Elbette Din’de cehalet mazeret değildir. Hele hele, hakikatları duyduktan ve gözle gördükten sonra Hak’kın ve doğrunun yanında olmamak hiç mi hiç kabul edilemez.
Allah Teala Hak’kı Hak bilip Hak’ka boyun eğen, batılı batıl bilip ondan Hakkıyla kaçanlardan eylesin. Amin… Vesselam…



Ehl-i sunnet vel Cemaat Bağlıları ve Sevenleri

Bu resım kucultulmustur.Gercek boyuta donmek ıcın tıklayın.Orjınal boyut 992x1856

Konu EHLİ-SUNNET tarafından (04-22-2008 Saat 16:25 ) değiştirilmiştir..
  Alıntı ile Cevapla
The Following 3 Users Say Thank You to EHLİ-SUNNET For This Useful Post:
alphan (06-29-2008), bekir (04-20-2008), rizelisamet (06-09-2008)

Alt 04-21-2008, 00:01   #2 (permalink)
Super Moderator
 
bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
bekir isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Sep 2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Memleket: Trabzon
Kan Gurubu: 0 RH +
Mesajlar: 2.190
Thanks: 2.498
Thanked 2.692 Times in 1.238 Posts
bekir Olagan üstü biribekir Olagan üstü biribekir Olagan üstü biribekir Olagan üstü biribekir Olagan üstü biribekir Olagan üstü biribekir Olagan üstü biri
Rep Puanı: 234
Referrals: 5
Teşekkür ederiz.

Tüm Ehli Sünnet bu gizli fitneye "dur" demek adına elinden geleni yapmalıdır.
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila

Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol,

Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...

sadece bir kul

Konu bekir tarafından (04-21-2008 Saat 00:18 ) değiştirilmiştir..
  Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj Icin bekir Kardesimize Allah Razi Olsun Diyenler:
EHLİ-SUNNET (04-21-2008)

cevap
Alt 04-21-2008, 15:23   #3 (permalink)
Guest
Style: 0
 
kemi isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Aug 2007
Kan Gurubu: Eklenmemis
Yaş: 24
Mesajlar: 157
Thanks: 3
Thanked 63 Times in 49 Posts
kemi Tanınma yolunda
Rep Puanı: 0
Referrals: 0
cevap

Bu konuyu daha önce başka bir bölümde açmıştım EHLİ-SÜNNET İSMİ ALMIŞIN AMA BU İSMİ DEĞİŞTİRSEN DAHA İYİ OLUR .BU AŞAĞIDAKİLERİ İNKARMI EDİYORSUN.İYİ OKU GÖZDEN İYİ GEÇİR.ALLAH MEKANDAN MÜNEZZEH DİYORSUN
PEKİ BENİM İBADET ETTİĞİM BİR İLAH VAR BİR RABB VAR ALLAH CC NERDE HANGİ AYET VE HADİSİNDE KENDİNİN MEKANDAN MÜNEZZEH OLDUĞUNU YADA ALLAH RASÜLÜ S A V HANGİ SAHİH HADİSİNDE ALLAH HER YERDEDİR YADA ALLAH MEKENDAN MÜNEZZEHTİR .DEMİŞ BUNU DELİL İLE ISPATLA KENDİ AKLINLA YADA BAŞKASININ GÖRÜŞLERİYLE DEĞİL KENDİ AKIL VE HEVANLA DEĞİL .

Allah (c.c)'a hamd olsun! O'na şükreder, O'ndan yardım diler. O'nun bağışlamasını isteriz. Nefislerimizin şerrinden. kötü amellerimizden O'na sığınırız. Allah (c.c) kime hidayet ederse onu saptıracak, kimi de saptırırsa ona hidayet edecek yoktur. Şehadet ederim ki; Allah (cc)'tan başka ibadete layık ilah yoktur. O tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki; Muhammed (a.s) O'nun kulu ve rasulüdür.
En doğru söz; Allah (c.c)'ın kitabı ve en hayırlı yolu gösteren Rasulünün sünnetidir. En şerli şey; bidat olan şeydir. Her bidat dalalettir. Her dalalet ateştedir.

ALLAH NEREDEDİR

Allah a hamdolsun.Şafii nin İnancı Allah ondan razı olsun Malik Servi
Avzai İbn Mübarek Ahmed İbn Hanbel ve İshak İbn Rahuye gibi selef imamlarının inançıdır. Yine Fudaly İbn Iyad Ebu Süleyman ed
Darani Sehl İbn Abdillah el Tüsteri ve başkaları gibi peşlerinden gidilen mutasavvıf imamların inançıdır Bu imamlar arasında dinde ve dinin esaslarında anlaşmazlık yoktur.

Ebü Hanife de böyledir.Tevhid kader ve benzeri konularda onun inancı bunların inancı gibidir Bunların inancı da ashab tabiin ve onları
İyilikle izleyenlerin inancıdır ki Kur an ve Sünnet in ifade ettiği inançtır.

Şafii –er Risale-nin mukaddimesinin başında şöyle demiştir.Allah a hamd olsun O kendini tasnif ettiği gibidir ve halkını tasnif ettiği şeylerin üstündedir.Şafii yüce Allah ın Kur an da ve Rasülullah ın dilinden kendini tavsif ettiği şeylerle muttasıf olduğunu açıklamıştır.

Ahmed İbn Hanbel de aynı şekilde şöyle demiştir.Allah ancak kendini
Nitelediği veya Rasülullah ın nitelediği şeylerle nitelenir.[Tahrif] ve[Ta-til etmeden [tekyif] ve [Temsile gitmeden bunlarla tavsif edilir.

Müslümanlar kendisinin sahip olduğunu söylediği güzel isimleri ve üstün sıfatlarını kabul ederler.O nun benzeri hiçbir şeyin bulunmadığını işiten ve gören olduğunu bilirler.Ne sıfatlarında ne zatında ve ne de fiillerinde hiçbir şey O na benzemez şöyle devam ediyor.
Gökleri yeri ve aralarındaki şeyleri altı günde yaratan sonra arşın üzerine istiva eden O dur. Musa ile kesin olarak konuşan hiçbirinde O na hiçbir şey benzemez.Hiçbir kimsenin ilmi kudreti-rahmeti-istivası-
İşitmesi-görmesi-konuşması-ve tecellisi O nun ilmi-kudreti-rahmeti-
İstivası-işitmesi-görmesi-konuşması- ve tecellisi gibi değildir.

Yüce Allah cennette et-süt-bal-su-ipek-ve altın bulunduğunu bize haber vermiştir.İbn Abbas –Allah ikisinden razı olsun ahretteki şeylerin dünyada isimlerinden başka bir şey yoktur demiştir.

Yüce Allah kendini Hayy [diri] Alim [bilen] Semi [işiten] Basir [gören] Rauf [şefkatli] Rahim [merhametli] diye isimlendirmiştir.
O nun diriliği –bilmesi-işitmesi-görmesi-şefkati- ve rahmeti başkasının diriliği-bilmesi-işitmesi-görmesi-şefkati- ve rahmeti gibi değildir.

Allah ın nerede sorusuna –gökte—cevabını veren meşhur cariye hadisi ile ilgili olarak da şöyle demiştir.Bu Allah ın göğün içinde olduğunu ve göklerin onu kuşatıp sarmaladığı anlamına gelmez.Bunu ümmetin
Selef ve imamlarından kimse söylememiştir.Aksine Yüce Allah ın göklerin üstünde arşı üzerinde ve yaratıklarından başka olduğunda görüş birliği etmişlerdir.Zatında mahluklardan hiçbir şey olmadığı gibi
Onlarda da zatında hiçbir şey yoktur.

Malik İbn Enes de şöyle demiştir.Allah göğün üstünde ve ilmi her yerdedir.Allah ın göğün içinde ve onunla kuşatılmış olduğuna arşa veya başka bir yaratığa muhtaş olduğuna arşının üzerine istiva etmesi
Mahlukun sandalyesi üzerine oturması gibi olduğuna inanan kimse sapıklık içinde olup cahil ve bid-at ehlindendir.

[Göklerin üstünde ibadet edilen bir ilahın bulunmadığına arşın üzerinde kendisine ibadet edilen ve namaz kılınan bir Rabbin bulunmadığına Hz Muhammed in Allah ın yanına Mirac a gitmediğine
Kur an ın Allah ın katından inmediğine inanan kimse sapık bidat-çı
Muattıladan bir Firavn dur.

KUR AN DAN DELİLLER.


ALLAH SEMADA» BÜTÜN DÜNYA İŞLERİNİ İDARE EDER". Sonra ameller, bir gUnde O'na yükselir ki, (o gUnün) mikdarı, sizin saydıklarınızdan (ya'ni dün­ya yılıyla) bin yıldır.

Secde 4/5


SEMÂDA OLAN^ALLAH^IN" , BİZİ yerin dibine geçirmesinden emin mi oldunuz ? O vakit bir de bakaramız ki , arz çalkalanıp duruyor.

MUlk 16

Yoksa "SEMADA OLAN(ALLAH')lN" Uze -rinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz ? O zaman anlarsınız, korkutmam nasıl olur -muş.

MUlk 17

firavn veziri olan Hâman'a şöyle dedi Ey Hâman Bana yüksek bir kule yap, belki bazı yollara muttali »olurum. Göklerin yollarına muttali o lurum da, "MUSA'NIN İLAHINI" görürüm. ÇUnkU ben mu sa'nın (söylediğinin ya'ni, davet ettiği "SEMÂDA Kİ İLAH" iddiasının] yalan olduğunu zannediyorum.

Mu'min 36/37

Her kim izzet isterse bilsinki bütün izzet Allah'ındır. Güzel kelimeler ancak "O'NA YÜKSELİR" salih amelide güzel kelimeleride yükseltir .

Fatır 10

O vakit Allah'u Azze re Celle şöyle buyurdu: Ey İsa Şübhe yok ki seni ecelin bitince öldUrecegim ve "SENi BANA YÜKSELTECEĞİM".

Al İmran 55

Doğrusu "ALLAH, ONU (ya'ni İsa as’ı) KENDiSiNE YÜKSELTMİŞTİR" .Allah Aziz ve Hakim'dir

Nisa 158 Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir.



HADİSLERDEN DELİLLER

Enes ibnu Malik R.A. dan, şöyle dedi: Zeyneb bintu Cahş R.A. Reaûlullah S.A.V. in şâir zevcelerinin yanlarında şöyle iftihar ederdi. Derdi ki Sizi Reaûlullah S.A.V. ile aileleriniz evlendirdi. Beni ise, "YEDİ KAT SEMANIN ÜSTÜNDEN ALLAH EVLENDİRDİ'

Bu Hadis'i Buhâri (7420) Tirmizi (3213) Ahmed (3/2 İbnu Sa'd (fl/I03) ve Neae (2/76) rivayet etmişlerdi

Ebu Hureyre R.A. dan, (şöyle dedi Nebiyyu Muhterem S.A.V. şöyle dedi: Allah'u Azze ve Celle mahlukâtı yarattıktan sonra, "YANINDA ARŞINI ÜSTÜNDE" şöyle yazdı. RAHMETİM GADABIMI geçti.

Bu Hadis'i Buhâri (7422) Ahmed (2/25H) rivayet etmislerdir.



Abdullah ibnu Amr R.A. dan, şöyle dedi: Resulullah S.A.V. buyurdu ki: Merhametli olanlara , "RAHMAN" olan Allah'u Azze ve Celle'de merhamet eder. Dünya ehline merhamet edin ki» "SEMADA Kİ RAHMAN OLAN ALLAH'DA" size merhamet etsin.

Bu Hadis'1 Ebu Dâvud (4941) Tirmizi (1924) Ahmed (2/160) Humeydi (591) Hâkim (4/159) re Hatib (2/260) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.



Sa'd ibnu Ebi Vakkaa R.A. dan, şöyle dedi! Resulullah S.A.V. Sa'd ibnu Muâz R.A. nün, Beni Kureyza hakkında vermiş olduğu hükme binaen söyle dedi»

"YEDi KAT SEMANIN ÜSTÜNDEN MELİK'lN VERDİĞÎ HÜKÜM İLE HÜKÜM VERDİN"

Bu Hadis'i Nesei ( ) Beyhaki Esma'da (420) sahih bir' senedle rivayet etmişlerdir.Zehebi'de el -Uluv'da (15) zikretmiştir.



Ebu Said el -Hudri R.A. dan, şöyle dedi: , Resûlullah S.A.V. buyurdular ki: .................... '

. Banâ'İ'timâd etmiyormusunuz ? ben, "SEMADA OLÂN ALLAH'IN EMİNİYİM" sabah ve akşam bana gökyüzünün haberi ' geliyor.

Bu Hadis'i Buhari (4351) ve Müslim (1064) rivayet etmişlerdir.

ZÂTI İLÂHlNlN SEMÂDA OLDUĞUNA DELÂLET EDEN SAHABE KAVİLLERİ

Ebu Bekr R.A. dan, vârid olan rivayet:

I) Abdullah^ibnu Umer R.A. dan, şöyle dedi Resulullah S.A.V. vefat ettiğinde, (münafıklardan bazıları müslümanların aralarını karıştırmak için nasıl olur böyle bir Resul ölürmü diye laflar konuşmaya başlamışlardı) Binâen aleyh Ebu Bekr R.A. Müslümanlara hitaben bir hutbe irad ederek şöyle dedi:

"EY lNSANLAR EĞER.İBÂDET ETTiĞiNiZ İLAH MUHAMMED İDİYSE O ÖLDÜ. EĞER İBADET ETTİĞİNİZ İLAH SEMÂDA Kİ ALLAH ÎDİYSE O ÖLMEMİŞTİR"

ve sonra şu Ayet'i Kerimeyi sonuna kadar okudu. (Muhammed A.S.V. ancak bir Resuldür. O: dan önce bir çok Resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz dininizi terkmi ? edeceksiniz. ...................................Ali imran 144.

Bu Eseri Ebu Said ed -Darimi er -Reddu ale'l -cehmiye nam kitab'ın da (274) hasen bir senedle rivayet etmiştir.

Abdullah ibnu Mes'ud R.A. dan, şöyle dedi Dünya semâsı ile ondan sonra ki gelen semânın arası beşyüz senedir. Her iki semânın arası böylece beşyüz senedir. Kürsi ile suyun arasıda beşyüz senedir Arş ise suyun Üstündedir. "ARŞIN ÜSTÜNDE'DE ALLAH'U TEBAREKE VE TEALA VARDIR SiZiN MEŞKUL OLDUĞUNUZ AMELLERl ORADAN BiLiR".

Bu Eseri Ebu Said ed -Dârimi Reddu alel -Cehmiyye nam kitabın da (275) İbnu Huzeyme Tevhid de (105/106) ve Beyhaki Esma (401) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.

Aişe R.A. nın kapıcısı Zekvan dan,

(şöyle dedi Abdullah ibnu Abbas R.A. Âişe R.A. vefat edeceğinde yanına geldi. Aişe'ye hitaben şöyle dedi» Sen Resûlullah S.A.V. in kadınlarından kendisine en sevgili olanı idin. Allah Resulü S.A.V. ise temiz olandan başka bir şeyi de sevmez. " HEM SUBHA NEHU VE TEALA YEDi KAT SEMÂNIN ÜSTÜNDEN SENiN BE -RAATINI iNDlRDl» Ve Allah'u Azze ve Celle'nin zikredildiği hiç bir mescid yok ki senin beraatını bil­diren Ayet gece ve gündüz orada okunmasın.

Bu Eseri Ebu Said ed -Dari-mi er -Reddu Alel -Cehmiyyeti'de (275) sahih bir se­nedle rivayet etmiştir

Hamd Allah a mahsustur salat ve selam Muhammed s a v üzerine olsun.Amin.]
  Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj Icin kemi Kardesimize Allah Razi Olsun Diyenler:
kullu_nefsin (05-09-2008)

Alt 04-21-2008, 15:34   #4 (permalink)
Süper Kıdemli Üye
 
Ebu Zerr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
Ebu Zerr isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Jun 2007
Bulunduğu yer: Ankara
Kan Gurubu: b+
Yaş: 29
Mesajlar: 852
Thanks: 291
Thanked 773 Times in 468 Posts
Ebu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biriEbu Zerr Olagan üstü biri
Rep Puanı: 147
Referrals: 0
Vakit Gazetesi yine harika bir çalışmaya imza atmış...
Gazetemi tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum...
1995'lerden beri vakit gazetesini bilirim...
2000-2005 arası 5yıl günü gününe abonesiydim...

Ümmetin vahdeti için çalışan bir gazetedir...
İçinde nurcu, süleymancı, nakşi, ve benzeri bir çok kardeşe söz hakkı vermiştir...
Yıllarca nakşibendilerin propagandasını yapmışlardır...

Vakit Gazetesine teşekkürler...
__________________
Müslümanım, müslümanlardanım demek kadar insanı özgür kılan bir söz yoktur ve olamazda. Bu söz, Rabbimizin vahyinden bizim dillerimize ve gönüllerimize nakş olan yüce bir anlam. Bu sözün anlamlandırılmış hali insan. Bu söz ile insan yaratılmışlar arasında seçkin bir vaziyet alıyor. Ahsen-i takvim makamından nakkaşlık vazifesini icra ediyor. Vahyi nakş ediyor muzdarip gönüllere. (Ahi Evran)
  Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj Icin Ebu Zerr Kardesimize Allah Razi Olsun Diyenler:
talha_ (04-21-2008)

cevap 2
Alt 04-21-2008, 15:39   #5 (permalink)
Guest
Style: 0
 
kemi isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Aug 2007
Kan Gurubu: Eklenmemis
Yaş: 24
Mesajlar: 157
Thanks: 3
Thanked 63 Times in 49 Posts
kemi Tanınma yolunda
Rep Puanı: 0
Referrals: 0
cevap 2

ALLAH TEÂLÂ'NIN ARŞA İSTİVÂ ETMESİ

Hamd, yalnızca Allah'adır.

Kur'an, sünnet ve İslâm ümmetinin ilk müslümanlarının oybirliğiyle sâbittr ki, Allah Teâlâ yedi kat semâsının üzerinde Arş'ının üzerine kurulmuştur. O, en yücedir ve O, her şeyin üzerindedir. O'nun üzerinde hiçbir şey yoktur.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Allah, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakileri altı günde yaratmış, sonra da Arş'ın üzerine istivâ etmiştir. (Ey insanlar!) O'nun dışında sizin (işinizi görecek) ne bir dostunuz, ne de (Allah'ın azabından kurtulmanız için size O'nun katında şefaat edecek) bir şefaatçınız vardır. O halde (ey insanlar!) düşünüp öğüt almaz mısınız?"[1]

Yine Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur

"Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da Arş'ın üzerine istivâ eden, işleri (kullarının işlerini) yerli yerince idâre eden Allah'tır. O'nun izni olmadan hiç kimse (O'nun yanında) şefaatçı olamaz. İşte bu sıfatlara sahip olan Rabbinize yalnızca ibâdet edin (ibâdeti O'na hâlis kılın). (Bu âyetlere rağmen) hala düşünmüyor musunuz?"[2]

Yine, bu konuda şöyle buyurmuştur

"Kim, (dünya ve âhirette) izzet ve şeref istiyorsa, (izzet ve şerefi, O'ndan istesin). Bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah'ındır. Güzel sözler, yalnızca O'na çıkar ve salih amel O'na yükselir. Kötülükleri işlemek için tuzak kuranlara çetin bir azap vardır ve onların tuzağı mutlaka bozulacaktır."[3]

Allah Teâlâ, yine şöyle buyurmuştur

"O, İlk'tir (O'ndan önce hiçbir şey yoktur), Son'dur (O'ndan sonra hiçbir şey yoktur), Zâhir'dir (O'nun üzerinde hiçbir şey yoktur), Bâtın'dır (O'nun dışında hiçbir şey yoktur). O her şeyi hakkıyla bilendir (yerde ve gökte olan hiçbir şey O'na gizli-saklı kalmaz.)"[4]

Bu anlamda âyetler ve hadisler çoktur. Bununla birlikte Allah Teâlâ, nerede olurlarsa olsunlar, ilmiyle kullarıyla beraber olduğunu haber vermiştir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Allah'ın, göklerde ve yerde olan her şeyi bildiğini bilmez misin? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde, (ilmi ve kuşatmasıyla) dördüncüsü mutlaka O'dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde (ilmi ve kuşatmasıyla) altıncısı mutlaka O'dur. İster bundan (bu sayıdan) az olsunlar, isterse çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar, O (ilmi ve kuşatmasıyla) mutlaka onlarla beraberdir. Sonra da kıyâmet günü (bütün) yaptıklarını onlara haber verecektir. Şüphesiz ki Allah, her şeyi hakkıyla bilendir."[5]

Hatta Allah Teâlâ, Arş'ının üzerine istivâ etmesi ve ilmiyle kullarıyla beraber olmasını bir âyette toplayarak şöyle buyurmuştur:

"Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'ın üzerine istivâ eden, (tohum ve yağmur suyu gibi) yere gireni ve (bitki ve meyveler gibi) yerden çıkanı, (yağmur gibi) gökten ineni ve (melekler ve ameller gibi) göğe çıkanı bilen O'dur. Nerede olursanız olun, O (ilmiyle) sizinle beraberdir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir."[6]

Allah Teâlâ'nın bizimle beraber olması, O'nun yaratılanlarla içiçe olduğu ve onlarla birlikte olduğu anlamına gelmez.Aksine ilmiyle kullarıyla beraberdir.O, Arş'nın üzerindedir. Kullarının yaptıkları hiçbir şey O'na gizli-saklı kalmaz.

Allah Teâlâ'nın:

"Andolsun ki insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Çünkü biz, ona şahdamarından daha yakınız."[7]

Sözüne gelince, müfessirlerin çoğunluğu, âyette geçen Allah Teâlâ'nın yakın olmasından kastın; "O'nun, kullarının amellerini kaydetmekle görevli melekleri vasıtasıyla yakın olmasıdır," şeklinde tefsir etmişlerdir.

Bazı âlimler de Allah Teâlâ'nın yakın olmasından kastın; "-maiyyet/birlikte olma konusunda olduğu gibi- ilmiyle yakın olmasıdır," şeklinde tefsir etmişlerdir.

İşte bu, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in, Allah Teâlâ'nın kullarının üzerinde ve ilmiyle onlarla beraber olduğu konusundaki izlediği yoldur.Onlar,Allah Teâlâ'yı yarattığı şeylerde tezahür ettiği söylemekten tenzih ederler.Cehmiyye ve onlara uyan sapık fırkalara gelince, onlar Allah Teâlâ'nın zâtıyla yarattıklarından yücelmesini ve Arş'ının üzerine istivâ etmesini reddetmiş ve: "Allah Teâlâ her yerdedir," demişlerdir.

Allah Teâlâ'dan müslümanlar için hidâyet dileriz.



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Secde Sûresi: 4

[2] Yunus Sûresi: 3

[3] Fâtır Sûresi: 10

[4] Hadîd Sûresi: 3

[5] Mücâdele Sûresi: 7

[6] Hadîd Sûresi: 4

[7] Kâf Sûresi: 16
  Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj Icin kemi Kardesimize Allah Razi Olsun Diyenler:
kullu_nefsin (05-09-2008)

Alt 04-21-2008, 16:48   Themenautor   #6 (permalink)
Kıdemli Üye
 
EHLİ-SUNNET - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
EHLİ-SUNNET isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Sep 2006
Mesajlar: 168
Thanks: 52
Thanked 40 Times in 17 Posts
EHLİ-SUNNET Tanınma yolunda
Rep Puanı: 34
Referrals: 0
Angry

Alıntı:
Ebu Zerr Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Vakit Gazetesi yine harika bir çalışmaya imza atmış...
Gazetemi tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum...
1995'lerden beri vakit gazetesini bilirim...
2000-2005 arası 5yıl günü gününe abonesiydim...

Ümmetin vahdeti için çalışan bir gazetedir...
İçinde nurcu, süleymancı, nakşi, ve benzeri bir çok kardeşe söz hakkı vermiştir...
Yıllarca nakşibendilerin propagandasını yapmışlardır...

Vakit Gazetesine teşekkürler...
nasreddinhoca, sen burda ne arıyon. misakonline
__________________
Senin istediğin olur Rabbim,
Ben istemesem de.
Sen istemezsen eğer,
Olmaz benim isteğim...


Rabbim,kullarını sen
bildiğin üzere yarattın
Yaşlı,genç...kim ve ne varsa alemde,


Döner dururlar senin
Bilgin dahilinde...


Şuna ihsanda bulunur,
Bunu yüz üstü birakırsın.
Ona yardım eder,
Şundan esirgersin yardımını.


Bazı kulların var ki senin,
Sapık ve kafir...
Bir kısmı da onların
Bahtiyar mümin...


Şu çirkindir,kötüdür,lakin
Bu da hoş ve güzel!..

Konu bekir tarafından (04-21-2008 Saat 19:40 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Bozuk ifade silinmiştir
  Alıntı ile Cevapla

cevap 3
Alt 04-21-2008, 16:58   #7 (permalink)
Guest
Style: 0
 
kemi isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Aug 2007
Kan Gurubu: Eklenmemis
Yaş: 24
Mesajlar: 157
Thanks: 3
Thanked 63 Times in 49 Posts
kemi Tanınma yolunda
Rep Puanı: 0
Referrals: 0
cevap 3

BAZI İMAMLARIN SÖZLERİNİDE BURADA ZİKRETMEK İSTERİM SİZE

EBU HANİFE:

O'nun Kur'ân'da zikrettiği gibi eli, yüzü ve nefsi vardır. Allah'ın Kur'ân'da zikrettiği gibi el, yüz ve nefs gibi şeyler, keyfiyetsiz sıfatlardır. O'nun eli, kudreti veya nimetidir denilemez. Zîra bu takdirde sıfat iptal edilmiş olur. Bu, Kaderiyye ve Mutezile'nin görüşüdür. O'nun elinin, keyfiyetsiz sıfat olması gibi, gazabı ve rızası da keyfiyetsiz sıfatlarından iki sıfattır.


Biz, Yüce Allah'ı kendisini kitabında tavsif ettiği bütün sıfatlarıyla gerçek olarak biliriz (Fukhul-ekber)

Hiç kimsenin Allah'ın zatı hakkında bir şey söy­lemeye hakkı yoktur. Aksine kişi Allah’ı O, kendisini nasıl vasıflandırmışsa, öyle vasıflandırmalıdır. Allah Tebareke ve Teala hakkında bilmediğini söylememelidir.

el-Akidetu't-Tahaviye, c: 2, sh: 427Dr. et-Turki tahkiki celau'l-Ayneyn, sh: 368


Ebu Hanife'ye “nüzul” hakkında sorulduğunda: “Allah keyfiyetsiz olarak nüzul eder.” cevabını verdi.

Akidetu's-Selef ve Ashabi'l-Hadis sh: 42 el-Esma ve's şifa (el-Beyhaki), sh: 456 el-Kevseri bu konuda sukut etmiştir. el-Akidetu't-Tahaviye sh: 245, Thk. El-Elbani. Şerh Fıkhu’l Ekber (Aliyyu’l Kari) sh:60.


Her kim: 'Rabbim gökte midir bilmiyorum' derse kafir olmuştum Aynı şekilde: 'O, arşının üzerin-dedir. Fakat arş gökte midir, yerde midir bilmiyorum'diyen kimse de kafir olmuştur.

el-Fıkhu'l-Ekber, sh: 46. El-Esma ve's-sıfat, sh: 426


“Allah Teala göktedir, yerde değil.” O’na “O, si­zinle beraberdir” (el-Hadîd: 4) ayetini hatırlatan adama: “Bu senin bir adama mektup yazıp onunla beraber oldu­ğunu söylemen gibidir. Halbuki sen onun yanında de­ğilsin.” dedi.

el-Esma ve's-sıfat, c: 2, sh: 170


Bir kimsenin Allah’a onun isimlerinden başka isimle dua etmesi caiz değildir. Caiz olup emredilen dua Allahu Teala’nın şu ayetiyle sabittir:

En güzel isimler Allah’ındır. Allah’a bu isimlerle dua edin. Allah’ın isimlerinde aşırı gidenler işlediklerinin cezasını göreceklerdir. (el-A’raf:180)


Dua edenin “falancanın hakkı için” veya “peygamberler ve nebilerin hakkı için” ya da “Kabe’nin Meş’arı Haramın hakkı için”, gibi sözlerle yalvarması mekruhtur.

el-Akidetu’t Tahaviyye şerhi sh: 234. Fıkh-ı Ekber Şerhi sh: 198, İthaf sade’l-Muttekin c:2 sh:285


İmam’ı Malik’in İtikadından Bazı Cümleler:


(1)- “Allah göktedir ve ilmi her yerdedir(Haravî, Zemmu’l Kelam: sh. 63.)
Bidatten ve bidat ehlinden şiddetle kaçınınız ki onlar Allah’ın sıfatları, kelamı, ilmi ve kudreti hakkında konuşurlar da sahabe ve tabiinin sükut ettiği bu konularda sükut etmezler(İbn Abdilberr, Camiiu Beyanu’l İlm ve Fadlihi: sh. 415.)

İmamı Şafii’nin İtikadı:

(1)- İmam Şafii (radiyallahu anh) şöyle dedi: “Allah’a hamd olsun ...Ki o kendisini tanımladığı gibidir ve halkın tanımlamalarının üzerindedir.”
Benim de benimsediğim, Süfyan ve Malik gibi gördüğüm ve ilim aldığım ehli hadisin, sünnet konusundaki görüşleri şudur: Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet etmek ve Cenabı Hakk’ın gökte arşında olduğuna ve kullarına dilediği gibi yaklaştığına ve yine dilediği gibi dünya semasına indiğine inanırız(er-Risale: sh.7-8.)

(2)- Kur’an’ın ve sünnet’in isbat ettiği bu sıfatları biz de ispat ediyor ve Allah kendi zatından uzak tuttuğu gibi, biz de teşbihi ondan uzak tutuyoruz. Allah’ın bir benzeri yoktur.( İctimau’l Cuyuşu’l İslamiye, sh: 165.)

(3)- “Allah’ın kitap ve sünnet’te bildirilen isim ve sıfatları vardır. Bu isim ve sıfatlar kendisine, kitab ve sünnet hüccetleriyle sabit olduğu halde kim bunlardan birisini inkar ederse kafir olur. Ancak haber cihetiyle hüccet sabit olmamış ise, bu durumda cehaleti nedeniyle mazurdur. Çünkü bu gibi şeylerin akıl, fikir yürütmekle bilinmesi mümkün değildir. Cenabı Hakkın işitici olduğu, veya iki eli olduğu haberleri de böyledir. Hakk Teala şöyle buyurdu:
“ Bilâkis, Allah’ın elleri açıktır, dilediği gibi verir.” (Maide, 5/64).
Ve şu kavli ile Allah’ın sağı vardır:
“Gökler O’nun sağ eliyle dürülmüş olacaktır.” (Zümer, 39/67).
Ve vechi vardır:
“O’nun vechinden başka her şey yok olacaktır.” (Kasas, 28/88).
“Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin vechi bâki kalacak”. (Rahman, 55/27)....”( Siyer E’lamu’n Nübela: 20/341.)


İsim ve Sıfatların Tevhidi:

Bu, en güzel isimlerin ve en yüce sıfatların yüce Allah’a ait olduğuna kesin olarak inanmak demektir. O bütün kemal sıfatlarına sahib ve bütün eksik sıfatlardan münezzehtir. O bu özelliği ile bütün varlıklardan ayrı ve eşsizdir.
Ehl-i sünnet ve’l-cemaat Rablerini Kur’ân ve Sünnette gelmiş sıfatlar ile bilip, tanırlar. O’nu, O’nun kendi zatını ve Rasûlünün O’nu nitelendirdiği sıfatlarla nitelerler. Lafızları kullanıldıkları gerçek anlamlarından saptırma yoluna gitmezler. O’nun isim ve âyetlerinde ilhâda[19] sapmazlar. Yüce Allah’ın kendisi hakkında öyle olduğunu ortaya koyduğu ne varsa, herhangi bir temsil, keyfiyetlendirme, ta’til ve tahrife sapmaksızın aynen kabul ederler. Bütün bunlarda uydukları kaide de yüce Allah’ın:”O’nun benzeri hiçbir şey yoktur ve O herşeyi işitendir, görendir.” (eş-Şura, 42/11) buyruğu ile:”En güzel isimler Allah’ındır. O halde ona bunlarla dua edin, O’nun isimlerinde ilhâda (eğriliğe) sapanları terkedin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.” (el-A’raf, 7/108) buyruklarıdır.
Ehl-i sünnet ve’l-cemaat yüce Allah’ın sıfatlarının keyfiyetine dair sınırlandırmalara kalkışmazlar. Çünkü o keyfiyete dair bize bir haber vermiş değildir. Zira yüce Allah hakkında hangi sıfatların sözkonusu edilip, hangilerinin sözkonusu edilemeyeceğini yüce Allah’tan başka hiçbir kimse bilemez. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”De ki: Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?” (el-Bakara, 2/140) Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Artık Allah hakkında örnekler bulmaya kalkışmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (en-Nahl, 16/74)
Yüce Allah’tan sonra da Allah’ı Onun Rasûlünden daha iyi kimse bilemez. O Rasûlü hakkında da yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”O kendi hevâsından bir söz söylemez. O bildirilen bir vahiyden başkası değildir.” (en-Necm, 53/3-4)
Ehl-i sünnet ve’l-cemaat şanı yüce Allah’ın kendisinden önce hiçbir şeyin var olmadığı ilk, kendisinden sonra hiçbir şeyin olmadığı âhir, kendisinden üstün hiçbir şeyin olmadığı zâhir, kendisinden öte hiçbir şeyin olmadığı bâtın olduğuna inanırlar. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”O hem ilktir, hem âhirdir, hem zâhirdir, hem bâtındır. O herşeyi en iyi bilendir.” (el-Hadid, 57/3)
Yine şuna inanırlar ki; şanı yüce Allah’ın zatı diğer zatlara, varlıklara benzemez. Sıfatları da aynı şekilde diğer sıfatlara benzemez. Çünkü şanı yüce Allah’a benzer, O’na denk, O’na eş olabilecek hiçbir varlık yoktur. O yarattığı varlıklarla kıyas edilmez. Bu bakımdan yüce Allah’ın kendi zatı hakkında tesbit ettiklerini onlar da temsilsiz olarak tesbit ve kabul ederler, ta’til sözkonusu olmaksızın tenzih ederler. Yüce Allah’ın kendi zatı hakkında tesbit ettiğini kabul ettiklerinde, O’nu temsile (başkasına benzetmeye) kalkışmazlar. O’nu tenzih ettikleri vakit de kendi zatını nitelendirdiği vasıfları ta’til etmeye (onları yok gibi kılmaya) da kalkışmazlar.[20]
Yüce Allah’ın herşeyin kuşatıcısı, herşeyin yaratıcısı, hayatta olan herbir varlığın rızık vericisi olduğuna inanırlar. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Yaratan bilmez mi hiç? O, latiftir, herşeyden haberdârdır.” (el-Mülk, 67/14);”Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan Allah’tır” (ez-Zâriyât, 51/58)
Yüce Allah’ın yedi semâvât’ın üstünde ve yarattıklarından ayrı olarak Arşın üzerinde istivâ ettiğine[21], ilmiyle herşeyi kuşattığına -kitab-ı kerîm’inde yedi ayrı âyet-i kerîme’de kendi zatı ile ilgili olarak haber verdiği şekilde- ve keyfiyet nisbeti sözkonusu olmaksızın[22] inanırlar.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Rahman arşa istiva etti.” (Tâ-hâ, 20/5);”Sonra arşa istiva etti.” (el-Hadid, 57/4)
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Göktekinin sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz? O zaman onun durmadan çalkalanmakta olduğunu göreceksiniz. Yahut göktekinin üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz? Hem benim korkutmamın nasıl olduğunu bileceksiniz.” (el-Mülk, 67/16-17)
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Güzel söz O’na çıkar; salih amel O’na yükselir.” (Fâtır, 35/10)
“Üstlerindeki Rablerinden korkarlar.” (en-Nahl, 16/50)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuştur: “Ben semadaki’nin emini olduğum halde, siz bana nasıl olur da güvenmezsiniz?(Buharî ve Müslim) demiştir.[23]
Ehl-i sünnet ve’l-cemaat kürsi ile arş’ın hak olduğuna da inanırlar. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”...O’nun kürsîsi gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları koruması O’na ağır gelmez. O çok yücedir, çok büyüktür.” (el-Bakara, 2/255)
Arşın büyüklüğünü Yüce Allah’tan başka kimse bilemez. Kürsi’nin arş’a nisbeti ise büyük bir düzlükte bırakılmış bir halka gibidir. Gökleri ve yeri kuşatmıştır. Allah’ın arş’a da, kürsi’ye de ihtiyacı yoktur. Ona ihtiyacı olduğundan dolayı arş’a istiva etmiş değildir. Aksine bu kendisinin tesbit ettiği sonsuz bir hikmetin bir gereğidir. O arş’a da, arş’ın dışındaki diğer varlıklara da muhtaç olmaktan münezzehtir. Şanı yüce Allah bundan çok daha büyüktür. Aksine arş da, kürsi de, O’nun kudret ve egemenliği ile taşınan iki varlıktır.
Yüce Allah’ın Adem̵