 |
İslamda Sünnetin Delil Oluşu |
 |
28.12.2007, 20:36
|
#1 (permalink)
|
|
Super Moderator
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Mesajlar: 2.278
Tesekkür Etti: 32
14 Kunu Icin 39 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 11
|
İslamda Sünnetin Delil Oluşu
Dini Kaynak Olarak Sünnetin Derecesi:
Sünnet-i seniyye Kur'an'dan sonra gelmekte ve İslâm'ın ikinci kaynağını teşkil etmektedir. Çünkü:
a. Genellikle hadisler Kur'an-ı Kerim'i açıklar mahiyettedir. Bu itibarla bi*rinci kaynak Kur'an-ı Kerim, ikinci kaynak ise onu açıklayan Sünnet'dir.
b. Peygamber efendimiz (sav) Muaz b. Cebel'i Yemen'e gönderdiğinde ara*larında geçen şu karşılıklı konuşma, Sünnet'in ikinci kaynak olduğunu açık*ça ortaya koymaktadır.
Muaz b. Cebel, Resulullahla aralarında şu konuşmanın geçtiğini rivayet eder: Resulullah:
- "Bir mesele ile karşılaştığında ne yaparsın?" buyurdu. Muaz:
- “Allah'ın Kitabında olanlarla hüküm veririm" dedi. Resulullah:
- "Şayet Allah'ın Kitabında bulunmazsa..." Muaz:
- "Allah Rasulünün Sünneti ile..." Resulullah:
- "Allah'ın Rasulünün sünnetinde de bulunmazsa" Muaz:
- "Görüşümle ictihad ederim. Elimden gelen gayreti harcamadan geri kalmam."
Muaz der ki; Resulullah göğsüme vurdu ve şunları söyledi:
"Allah'ın Peygamberinin elçisini Allah ve Rasulünün razı olacağı şeyle*re muvaffak kılan Allah'a hamd olsun." [37]
Sünnette Kur'an-ı Kerim'de Zikredilmeyen Hükümler Var mıdır?
Kur'an-ı Kerim İle karşılaştırıldığında Sünnet'in hükümlerinin üçe ayrıldı*ğı görülür.
1.Kur'an-ı Kerim'de Bulunan Hükümlerin Aynısını İfade Eden Hadis*ler. Bunlar, Kur'andaki hükümleri pekiştirme mahiyetindedir. Namaz, oruç, zekat ve haccın farz olduğunu açıklayan hadisler bu türdendir.
2. Kur'an-ı Kerim'in Getirdiği Hükümleri Açıklar Mahiyetteki Hadisler.
a. mücmel olan âyet-i celileleri açıklayanlar. Namazın şeklini öğreten ameli sünnetler bu kabildendir.
b. Genel olan bir hükmü özelleştiren hadisler. Mesela; "Biz Peygamberler topluluğu miras bırakmayız, bıraktıklarımız sadakadır." [38] hadis-i şe*rifi Nisa Sûresi 11, 12 ve 176. âyetlerde zikredilen miras hükümlerine Peygamberler için bir özellik getirmektedir.
c. Mutlak olan bir hükmü kayıtlayan hadisler: "Vasiyet malın üçte biri için geçerlidir. Üçte biri de çoktur” [39] hadis-i şerifi "Bu paylar ölenin borçları ödenip vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir...” [40] Âyet-i celiledeki mutlak vasiyyete üçte bir kaydını getirmektedir. Böylece te*rekenin üçte birinden fazlasını vasiyyet etmek geçersizdir. Ancak mirasçı ka*bul ederse; üçte birinden fazlasını yerine getirir.
3. Kur'an-ı Kerim'de Bulunmayan Yeni Hükümleri Kapsayan Hadisler. Bu husus âlimler arasında ihtilaflıdır.
A. Bir kısım âlimler; hadis-i şeriflerin Kur'an-ı Kerim'de bulunmayan ye*ni hükümler getirdiği kanaatindedir. Bunlar, delil olarak şu meseleleri ileri sürmüşlerdir.
a. Vahşi olmayan eşeklerin etinin haram oluşu.
Enes Ona der ki; Peygamber Efendimiz (sav) geceleyin Hayber'e geldi. O, geceleyin bir kavme varınca sabah olmadan savaşı başlatmazdı. Sabaha ka*dar beklerdi. Hayberliler, omuzlarında kürekler olduğu halde evlerinden dı*şarı çıktılar. Resulullah'ı görünce; "İşte Muhammed (sav) ve beşli ordusu" de*diler. Sonra da kalelerina sığındılar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sav) ellerini kaldırarak; "Allahu Ekber, Hayber harab oldu. Biz bir topluluğun mın*tıkasına indiğimizde uyarılanların sabahı ne kötü olur" dedi. Biz eşekler yakaladık, onların etini pişirdik. Peygamber efendimizin bir davetçisi şöyle bağırdı: "Allah ve Rasulü eşek etlerini yemeyi size yasaklıyor" Bunun üze*rine kaplar dökülerek içindekilerle beraber kırıldı." [41]
Hadis-i şerifin ifade ettiği bu hüküm yeni bir hükümdür. Çünkü Kur'an'da eşek etleri ile ilgili herhangi bir hüküm yoktur.
b. Her yırtıcı hayvanın ve leş yiyen pençeli kuşun etinin haram olması hük*mü: Resulullah (sav) "Her köpekdişi olan yırtıcı hayvanın yenilmesini ya*sakladı.” [42] Diğer bir rivayette; "Resulullah (sav) köpekdişi olan her yırtıcı hay*vanın ve leş yiyen pençeli kuşun yenilmesini yasaklamıştır" [43] buyurmuştur. Görüldüğü gibi bunların haram olması, hadis-i şerif ile beyan edilmiştir.
c. Altın ve ipeğin erkeklere haram oluşu:
Hz. Ali (ra.) der ki: Resulullah (sav) sol eli ile İpeği sağ eli ile de altını tut*tu. Ellerini bunlarla birlikte yukarı kaldırdı ve şöyle buyurdu: "Bu iki şey üm*metimin erkeklerine haram, kadınlarına helaldir," [44] Altın ve ipeğin haram olduğuna dair birçok rivayetler mevcuttur. [45]
d. Tek bir şahid ve davacının yemin etmesiyle hüküm verme: Mesela, Al*lah Kur'an-ı Kerimde "Ey iman edenler! Belirli bir vadeye kadar birbirini*ze borçlandığınız zaman onu yazın... Erkeklerinizden iki de şahit tutun" [46] buyuruyor. Sünnet, tek bir şahidin şehadetiyle birlikte yemin etmesi*nin Kur'an-ı Kerim'de zikredilen iki şahidin yerini tutacağını beyan etmiştir.
B. Diğer bir kısım âlimler ise; hadislerin getirdiği her hükmün aslının Kur'an'da mevcut olduğunu söylemişlerdir.
Bunlar, hadislerin getirdikleri ve yeni oldukları zannedilen hükümlerin;
a. Kur'an-ı Kerim'de aslı bulunan hükümlerin neticeleri ve teferruatı ma*hiyetinde olduklarını belirtmişler ve: "Bu teferruatın Kur'an'daki asıl hüküm*lere tabi oldukları gizlidir" demişlerdir. Mesela Kur'an-ı Kerim'de "...Sütan*neleriniz ve süt kızkardeşleriniz size haram kılındı" [47] asıl hüküm zikre*dilmiş, Peygamber efendimiz de bunun detayı mahiyetindeki "soydan dola*yı haram olanlar süt emmeden dolayı da haramdırlar” [48] hadis-i şerifini bu-vurarak evlenmenin haram oluşu bakımından soy, yakınlık derecesiyle süt emme yakınlığı derecesinin aynı olduğunu bizlere bildirmiş ve yukarıda ge*çen âyetteki asıl hükmün teferruatını beyan etmiştir.
b. Yahut, hadislerde zikredilen ve yeni oldukları zannedilen hükümler, Kur'an-ı Kerim'de aslı bulunan iki hükümden birinin kapsamına giren ve gir*diği açıkça belli olmayan hükümlerdir. Mesela Allah Teala: "Peygamber onlara temiz şeyleri helal, murdar şeyleri ise haram kılar" [49] buyurmuş Sünnet İse yabani olmayan eşekleri, yırtıcı hayvanları, leş yiyen pençeli kuşları murdar olan şeylere ilave etmiş, kertenkele ve toy kuşunu da helal şeylere dahil etmiştir.
Devam....
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol, Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...
sadece bir kul
|
|
|
|
 |
 |
İslâm'da Sünnetin Yeri |
 |
28.12.2007, 20:39
|
#2 (permalink)
|
|
Super Moderator
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Mesajlar: 2.278
Tesekkür Etti: 32
14 Kunu Icin 39 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 11
|
İslâm'da Sünnetin Yeri
İslâm'da Sünnetin Yeri (Sünnetin Delil Oluşu)
İslâm dininin temel iki kaynağından birincisi Allah Teala'nın Cebrail ara*cılığıyla Hz. Muhammed'e gönderdiği Kur'an-ı Kerim, ikinci kaynağı ise, Kur'an'ı bize açıklayan Resulullah'ın sünnetidir.
İslâm Ümmeti, Kur'an'ın birinci, sünnetin de ikinci kaynak olduğu husu*sunda ittifak etmiştir. Ancak bir kısım şaz mezhepler ve marjinal fırkalar, Rasulullah'ın sünnetinin İslâm dininin ikinci kaynağı olması hususunda ortaya bazı tutarsız şüpheler atmışlardır. İslâm düşmanları da bu şüpheleri değer*lendirerek islâm ümmetinin düşünce ve inançlarını bulandırmaya çalışmış*lardır.
İslâm'ın devlet nizamı olduğu zamanlarda, bu yüce dini İyi bilen, ona yö*neltilen saldırılara cevap verecek yetenekte olan alimler, sünnetin İslâm'ın ikinci kaynağı olduğuna gölge düşürmek isteyenlere kafi derecede cevap ver*mişler ve kalpleri hasta olan bu insanlara gereken ilmî delilleri zikretmişler*dir.
Ne yazık ki, birinci dünya savaşından sonra müslümanlar tamamen mağ*lup olmuşlar ve İslâm dini yürürlükten bütünüyle kaldırılmıştır. İslâm alim*leri, darağaçlarına çekilmiş, hapishanelere doldurulmuş, çeşitli terör ve des*potluklarla susturulmuşlardır. İşte böyle bir dönemde tekrar şaz görüşler ye*niden hortlamış, marjinal kalan fırkalar meydanları boş bulmuşlardır. Bun*ların eski hastalıkları yeniden depreşmiş ve bunlar, çeşitli yollarla cahil ka*lan müslümanları peygamberlerine ve onun hadislerine karşı kışkırtmaya gi*rişmişlerdir.
Bu gibi kimselerin halini müşahade eden alimler, İslâm ümmetinin birlik ve beraberlik içinde olmasına şiddetli bir ihtiyaç bulunduğu bir çağda bu gi*bi kimselere cevap vermekten ise vermemeyi tercih ettikleri olmuştur. Fakat onlar, bunu idrak edememiş, bu husustaki iddialarına yenilerini de ilave etmekten geri durmamışlardır. Bu insanlar, şunu iyi bilmelidirler ki. bu davra*nışlarıyla önce müslümanlar nezdinde Resulullah'ın itibarını silmeye, daha sonra da ona gelen vahyin değerini düşürmeye hizmet etmektedirler. Diğer taraftan bunlar müslümanlar arasında ayrılıklara, sebep olacak meseleleri gün*demde tutmaya çalışan ve emperyalist emeller doğrultusunda ilmîlik kisve*si altında faaliyet gösteren oryantalistlerin amaçlarına, belli bir oranda da ol*sa, katkıda bulunmaktadırlar.
İslâm'ın çerçevesi dışına çıkan kadîyanilik, bahâilik, dürzilik, nusayrilik, rafizilik ve benzeri fırkalar da önce hadislere şüphe sokarak işe başlamışlar, daha sonra ise haşa Allah'ın bir beşere hulul edeceği (gireceği) İnancına ka*dar varmışlardır.
İşte İslâm'dan ayrılan bu gibi mezhep ve fırkaların durumuna düşmemek için, sorumsuzca davranışlarımızdan vazgeçmemiz, bir şey hakkında konu*şuyorsak onu iyice incelememiz ve insaf ölçülerini elden kaçırmadan onun hakkında fikir beyan etmemiz gerekir. Zaten tarih boyunca da sünnete göl*ge düşürmek isteyen fırkalar ya tamamen İnkıraza uğramışlar veya kabukla*rına çekilerek felsefi tartışmalarla kendilerini tatmine çalışmışlardır. Pratik*te İslama ve müslümanlara herhangi bir şey sunmamışlardır. Bu söylenenler bir iddia değil yaşanan bir gerçektir. Sağımıza, solumuza baktığımızda bu*nu görmemiz mümkündür.
Hadislerin delil oluşuna şüphe sokmak isteyenlere bir hatırlatma olmak üzere şunların kaleme alınması uygun görülmüştür.
Devam....
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol, Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...
sadece bir kul
|
|
|
|
 |
 |
Sünnet Şeriatin İkinci Kaynağıdır 1 |
 |
28.12.2007, 20:41
|
#3 (permalink)
|
|
Super Moderator
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Mesajlar: 2.278
Tesekkür Etti: 32
14 Kunu Icin 39 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 11
|
Sünnet Şeriatin İkinci Kaynağıdır 1
Kur'an, sünnet, sahabelerin davranışları ve aklıselim, sünnetin, İslâm'ın ikinci kaynak olduğunu ifade etmektedir.
1. Kur'an-ı Kerim'de Sünnetin Şer'i Delil Olduğuna Dair Beyanlar:
Kur'an'da bir çok âyet Resulullah'a itaat edilmesini emretmekte, O'na kar*şı gelmeyi yasaklamaktadır. Bir kısım âyetler, Allah'a ve Rasulüne İtaati bir*likte İfade buyururken, diğer bir kısım ayetler Resulullah'a itaat etmeyi yal*nız olarak zikretmişler, böylece Resulullah'a İtaatin ayrı bir özelliği olduğu*nu beyan etmişlerdir.
Diğer bir kısım âyetler de Resulullah'ın sünnetinin vahy olduğuna işaret etmişlerdir.
Konu ile ilgili olan âyetleri şöylece sıralamak mümkündür:
a. Allah'a ve Peygamberine İtaati Birlikte Emreden Ayetler:
"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygambere itaat edin. Sizden olan idarecilere de. Eğer aranızda herhangi bir şey hakkında anlaşmazlığa dü*şerseniz onu Allah'a ve Peygamberine götürün. Eğer Allah'a ve ahiret gü*nüne iman ediyorsanız (bunu böyle yapın) Bu daha hayırlıdır. Netice olarak daha güzeldir.” [50]
Görüldüğü gibi âyetin başında "Allah'a itaat edin. Peygambere itaat edin" buyrularak "itaat edin" emri iki defa zikredilmiştir. Aslında Allah'a itaat pey*gambere itaat demektir. Buna rağmen İtaat emrinin iki kez zikredilmesi, "Kur'an'da zikredilmeyip sadece sünnette zikredilen hükümlere uymak ge*rekmez" şeklindeki vehim ve kuruntuları bertaraf etmek ve Resulullah'ın hiç*bir kimse için sabit olmayan müstakil ve özel bir İtaat edilme hakkına sahip olduğunu beyan etmek içindir. Bu nedenledir ki müslümanlardan olan ida*recilere itaat etme emri tekrarlanmamışım Çünkü onların Allah'a ve Peygam*bere itaat dışında ayrı bir itaat edilme haklan yoktur. Kur'an gibi veciz bir ki*tapta itaat emrinin tekrarı, gözden kaçırılmamalıdır.
Yine âyet-i kerimenin devamında: "Eğer aranızda herhangi bir şey hak*kında anlaşmazlığa düşerseniz onun hükmünü Allah'a ve Peygamberine götürün" buyurulmaktadır.
Elbetteki anlaşmazlık konusu olan meseleyi Allah'a götürmekten maksad, Allah Teala'nın kitabı olan Kur'an'a başvurmaktır. Akıl sahibi hiç bir kimse, "Bundan maksat meseleyi bizzat Allah'ın kendisine götürmektir" diye bir İd*diada bulunamaz. Meselenin hükmünü Resulullah'a götürmekten maksat ise, Resulullah hayatta iken bizzat kendisine götürmek, vefatından sonra da sünnetine başvurmaktır. Resulullah'ın vefatından sonra "sünnetinin hakem*liğini kabullenmemek" âyetin geniş kapsamlı manasını delilsiz olarak daralt*maktır, ilmi olmayan ve İslâm'ın ruhuna ters düşen bir davranıştır. Çünkü bu iddiaya göre, Kur'an'ın bu emri, sadece Resulullah'ın yirmiüç yıllık peygamberliği dönemi için geçerli olur ki, bu da "Kur'an'ın hükümlerinde esas olan kıyamete kadar baki olmasıdır" esasına ters düşmekte ve Resulullah'ın Kur'an'ı uygulama pratiği olan sünnet hazinesini hiçe saymaktır. Böylece âye*tin cümle ve kelimelerinden sünnetin şer'î bir delil olduğu açıkça anlaşılmak*tadır. Yeter ki onu düşünüp anlayacak akıllar bulunsun.
Başka bir âyette: "Ey Muhammed! De ki: "Allah'a itaat edin, Peygambe*re itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse Peygamber sadece kendisine yükleni*len yükümlülükten sorumludur. Sizler de size yüklenilen yükümlülükten sorumlusunuz. Eğer Peygambere itaat ederseniz, hidâyete kavuşmuş olursunuz. Peygambere düşen, ancak tebliğ etmektir" [51] buyurulmaktadır. Görüldüğü gibi bu âyette de peygambere İtaat ayrı bir emir olarak zikre*dilmiş ki, Peygamberin de özel bir itaat hakkı bulunduğu vurgulansın. Ayrıca Peygambere itaatin hidâyete eriştireceği zikredilmiş ve böylece Rasulullah'ın zatının ve sünnetinin mü'minlerin rehberi olduğu beyan edilmiştir.
Bu âyette dikkati çeken diğer bir husus da şudur: "Peygambere itaatin in*sanları hidâyete ulaştıracağı" vadiyle "peygambere düşen ancak tebliğ etmek*tir" fermanının yanyana zikredilmesidir. Bu da göstermektedir ki, "Peygam*bere düşen ancak tebliğ etmektir" ifadesinden maksad: "Peygamber, sapan*ların ve isyankârların yaptıklarından sorumlu değildir" demektir. Yoksa bun*dan maksad "Peygamber ancak Allah'ın emirlerini tebliğ eden bir postacı ni*teliğindedir. Onun sünnetinin şer'î hiçbir değeri yoktur" demek değildir. Eğer böyle olsaydı Allah'a itaatin emredilmesi yeterli olurdu. Ayrıca Resulullah'a itaat etme emri yersiz ve anlamsız bir uzatma sayılır ve Resulullah'a itaatin hidâyete ulaştıracağı vadi gerçek dışı bir vaad olurdu. Haşa Allah Teala böyle bîr vâdden münezzehtir.
Diğer bir âyette "Allah ve Rasulü, bir şey hakkında hüküm verdiği za*man herhangi bir mümin erkeğin ve mümin bir kadının kendi işlerinde başka hükmü seçme hakları yoktur. Kim Allah'a ve Rasulü1 ne isyan eder*se, şüphesiz ki o açıkça sapmıştır" [52] Duyurulmaktadır. Bu âyetteki: "Allah'ın verdiği hükümden" maksat O'nun bize gönderdiği Kur'an'daki hükümlerdir. "Resulullah'ın verdiği hükümlerden maksat ise, "Hayatta iken hakemlik ya*pıp verdiği hükümler ve beyan ettiği emir ve yasaklardır."
"Resulullah'ın bu hükümlerine sadece o hayatta iken uymak gereklidir. Ve*fatından sonra onun hükümleri bizî bağlamaz" diyebilir miyiz? Bunu söyle*mekle delilsiz bir iddiada bulunmuş olmaz mıyız? Böyle bir iddia ne dere*ce doğru olur? Bugün Resulullah'ın sünnetini kabul etmeyen bir insan onun hangi hükmünü kabullenmiş olur?
Allah Teala birçok âyetinde, kendisiyle birlikte Peygamberine itaat eden*leri övmekte onların mertebelerinin yüksek olacağını ve kurtuluşa erecek*lerini belirtmektedir. "Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse, İşte on*lar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih kimselerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar” [53]
Şayet Rasulullah'a itaatin bir anlamı olmasaydı, onu Allah'a itaatle birlik*te zikretmenin manası ne olurdu? Resulullah'a itaat, sünnetini almamızı ge*rekli kılmaz mı? Rasulullah'ın sünnetini reddederek ona itaati hiçe sayanlar, bu âyetler karşısında ne cevap vereceklerdir?
Yine şu âyetlerde: "Kim Allah'a ve Rasulüne itaat eder, Allah'tan korkar ve O'ndan çekinecek olursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileri*dir." [54] "Aralarında Peygamberin hükmetmesi için Allah'a ve Rasulüne davet edildikleri zaman müminlerin sözü ancak "işittik ve itaat ettik" olur. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir." [55]
"Allah'a ve Peygambere itaat edin ki merhamet olunasınız" [56] buyurulmaktadır.
Âyetlerde Allah'tan korkmanın; Allah'a ve Rasulü'ne itaatle olacağı, mü*minlerin Allah'ın ve Rasulü'nün hükmüne çağırılmaları halinde "işittik ve ita*at ettik" diyecekleri belirtiliyor. "Ben sadece Kur'an'a İtaat ederim, hadisler beni bağlamaz" diyenler, takvaya nasıl erişebilirler ve mümin olma sıfatını na*sıl muhafaza edebilirler?
Allah Teala diğer bir çok âyet-i kerime'de de kendisiyle birlikte Peygam*bere itaat etmeyenleri kınamakta ve onları küfürle vasıflandırmaktadır:
"Ey iman edenler! Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin. Davetini işittiğiniz hal*de peygamberden yüz çevirmeyin." [57]
"De ki Allah'a ve Peygambere itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şüphe*siz ki Allah kâfirleri sevmez." [58]
Peygamberin sünnetini reddedenler bu âyeti çok iyi düşünmeli ve felse*fi cedellerden vazgeçmelidirler.
"Ey iman edenler! Allah'ın Rasulü sizi kendinize hayat verecek şeyle*re davet ettiği zaman Allah'ın ve Rasulünün davetini kabul edin. Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer ve O'nun huzurunda toplanacaksınız." [59]
b. Yalnız Resulullah'a İtaat Etmeyi Emreden Âyetler: "Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Peygambere itaat edin ki, merhamet edilesiniz." [60] Sünneti red eden, bu itibarla Peygambere itaati ha*fife alan insanlar, bu âyeti düşünüp kendilerine acısınlar ve nasıl bir tavır takındıklarını iyice gözden geçirsinler.
"Eğer Peygambere itaat ederseniz hidâyete erişmiş olursunuz..." [61] "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..." [62] Âyetin ifadesine göre Allah'ın sevgisine eriş*mek, Peygambere uymakla tahakkuk ediyor. Temelsiz felsefelere ve akli cedellere uymakla değil.
"Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi de yasakladıysa ondan da kaçının. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki, Allah azabı pek şiddetli olan*dır." [63] Her ne kadar bu âyet ganimet mallan hakkında inmişse de âyette ge*çen "ne verdiyse" ifadesi genel bir anlam taşıdığından Resulullah'ın ümme*tine verdiği her emir ve yasağı kapsamakta ve sünnetin delil olduğunu gös*termek için yeterli görülmektedir. Çünkü Resulullah'ın ümmetine bahşettiği en değerli hediyesi sünnettidir.
Nitekim İbn Cüreyc ve Abdullah b. Mes'ud, bu âyeti umumi manada tef*sir etmişler, emir ve yasağının müslümanları bağladığını söylemişlerdir.
Bir gün Abdullah b. Mes'ud: "Allah Teala dövme yapan (ben yapan) dövme yaptıran, tüylerini alan, güzellik için dişlerinin arasını törpületen ve Allah 'm yaratma şeklini değiştiren kadınlara lanet eder" demiştir. Onun bu sözü, Esedoğullarından Ümmü Yakub isimli Kur'an'ı çok iyi okuyan ve an*layan bir kadına ulaşmış kadın da İbn Mesud'a gelerek "İşittiğime göre sen şöyle ve şöyle olan kadınlara lanet okumuşsun" demiştir. Abdullah bin Mesud da o kadına şu cevabı vermiştir:
"Niçin ben, Resulullah tarafından lanetlenen ve Allah'ın kitabında da hükmü bulunan kimseleri lanetlemeyeyim" Kadın: "Ben Kur'an'ın iki kapa*ğının arasında bulunan bütün âyetleri okudum. Böyle bir lanetleme bulama*dım." demiş, Abdullah bin Mes'ud da "Eğer okumuş olsaydın onu bulurdun. Sen Allah Teala'mn "Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan da kaçının" âyetini okudun mu? diye sormuş, kadın: "Evet okudum" demiştir. Bunun üzerine Abdullah: "Kadınların bunları yapmaları*nı Resulullah yasaklamıştır" demiştir. [64]
Görüldüğü gibi İbn Mes'ud, bu âyeti "umum İfade eden bîr âyet" olarak genel anlamda tefsir etmiştir. Ve Resulullah'ın buyurduğu veya yasakladığı her şeyin âyetle zikredilmiş gibi hüküm İfade edeceğini söylemiştir.
"Ayetlerimize İman edenler o kimselerdir ki, okuyup yazması olmayan ve Allah'ın elçisi olan Peygambere uyarlar. Peygamber onlara iyiliği em*reder, kötülüğü men eder. Temiz şeyleri onlar için helal, murdar şeyleri de haram kılar. Onların üzerlerindeki ağır yükleri ve kendilerini bağla*yan bağları kaldırır..." [65]
Ayette zikredilen temiz şeyleri helal kılma ve murdar şeyleri haram kıl*ma fiilleri Resulullah'a izafe edilmiştir. Elbetteki bunun bir anlamı vardır. O da sünnete uymanın gerekliliğini belirtmektedir.
"...O Peygambere uyun ki doğru yola eresiniz." [66] Peygambere uyma, sünneti kabullenme dışında nasıl mümkün olacaktır. Bundan başka bir yol var mıdır?
Allah Teala diğer bazı âyetlerinde de Peygambere itaat etmenin son de*rece önemli olduğunu beyan ederek ona itaatin Allah'a İtaat sayılacağını, onun hakemliğini kabul etmeyenin mü'min olamayacağını bildirmiştir. "Kim Pey*gambere itaat ederse şüphesiz Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirir*se, Biz seni onların üzerine koruyucu olarak göndermedik" [67]
Peygamberin söylediklerine uymadan ve yaptıklarını yapmadan ona ita*at edilmesi hiç mümkün müdür? Bu da sünnetin şer'î bir hüccet olduğunun açıkça bir delili değil midir?
"Rabbine yemin olsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni ha*kem, seçip sonra da verdiğin hükme içlerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar." [68]
Bu âyette, Resulullah'ı hakem seçmeyenin mü'min olamayacağı beyan edil*miştir. Resulullah'ın hakemliğini sadece sağlığına tahsis etmek, bu âyeti dar bir çerçevede yorumlamak olmaz mı? Sırf sünnete karşı çıkmak için bir zor*lama sayılmaz mı?
Resulullah'a uymayı emreden diğer âyetler de göz önünde bulunduruldu*ğunda şu gerçek ortaya çıkmaktadır: Resulullah'ın hakemliği hem hayatta iken hem de ölümünden sonra geçerlidir. Vefatından sonra sözleri ve fiilleri alı*narak hakemliği kabul edilmiş olur. Âyette Resulullah'ın hakemliğinin sade*ce hayatı boyunca geçerli olduğuna hiçbir işaret olmadığı gibi, Kur'an'ın ge*nel İfadesi, onun hakemliğinin ölümünden sonra da devam ettiğini gerektir*mektedir. Bu da ancak sünnetine uymakla olur.
Kur'an-ı Kerim mücmel bir kısım farzlar ve genel kaideler getirmiştir. Bu mücmel farzların tafsilatını ve genel kaidelerin detayını ancak Resulullah'ın açıklamasıyla bilmek mümkündür. Mesela Allah Teala; "Ey iman edenler! Oruç size farz kılındı..." [69] "Namazı kılın, zekatı verin..." [70] "Ey iman eden*ler! Sözleşmeleri yerine getirin..." [71] buyuruyor. Allah Teala bunların nasıl yapılacağını öğretmeyi Peygamber efendimize bırakmıştır. O halde Peygamber'in sünneti olmadan bu emirlerin nasıl yapılacağını bilmek mümkün değildir. Nitekim Allah Teala; "... Sana da Kur'an'ı İndirdik ki, insanlara vahy edilenleri açıklayasın..." [72] buyurmuştur.
Ayetler Resulullah'ın sünnetinin de Allah tarafından bir vahiy olduğuna işaret etmektedirler. "O arkadaşınız (Resulullah) kendi arzu ve hevasından konuşmaz. Onun konuştuğu gönderilen vahiyden başka bir şey değildir." [73]
"... Allah sana kitap ve hikmeti indirmiş, ve sana bilmediğin şeyleri öğ*retmiştir. Allah'ın sana olan lütfü büyüktür." [74]
"... Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve size indirdiği Kitabı ve hikmeti ha*tırlayın. Allah bununla size öğüt verir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi çok İyi bilendir." [75]
Bu iki âyette, indirildiği ifade edilen "Kitap"tan maksadın Kur'an-ı Kerim olduğu muhakkaktır. "Hikmet"ten maksat ise, birçok alime göre Resulullah'ın sünnetidir. Bu İtibarla sünnetin de "vahy-î gayri metluv" olduğu beyan edil*miştir. Zira hikmetin lügat manası, bir şeyi tam yerine koymak ve bir işi İcap ettiği gibi yapmaktır. Resulullah'ın sünneti de bizlere dinin nasıl tatbik edil*diğini öğrettiği İçin ona hikmet denilmiştir.
"...Şüphesiz ki sen, dosdoğru bir yola iletiyorsun." [76] Âyette doğru yo*la iletme işi Resulullah'a isnad ediliyor. Bu da gösteriyor ki Resulullah'ın söz ve fiillerinin İslâm şeriatında önemli bir yeri vardır. Şayet Resulullah'ın sö*zü dinlenmeyecek ve fiilleri işlenmeyecek olursa, onun insanlara doğru yo*lu göstermesi nasıl gerçekleşmiş olabilir?
Devam
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol, Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...
sadece bir kul
|
|
|
|
 |
 |
Sünnet Şeriatın İkinci Kaynağıdır 2 |
 |
28.12.2007, 20:42
|
#4 (permalink)
|
|
Super Moderator
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Mesajlar: 2.278
Tesekkür Etti: 32
14 Kunu Icin 39 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 11
|
Sünnet Şeriatın İkinci Kaynağıdır 2
2. Resulullah'ın Sahih Sünneti Fiil ve Sözlerini, Takrir ve Sıfatlarını Almamızı Emretmektedirler.
Resulullah, çeşitli hadis-i şeriflerinde bizlere sünnetine uymamızı, sünne*tine tabi olduğumuz takdirde sapmayacağımızı, sünnetini zihninde muhafa*za edemeyenlerin yazarak onu muhafaza etmelerini, ezberlenen sünnetinin İnsanlara nakledilmesini emretmiş ve sünnetine karşı çıkacakların kendile*rini beğenen şımarık kişiler olacaklarını haber vermiştir.
a. Resulullah'ın Sünnetine Uymamızı Emreden Hadisler:
"Ben sizi bıraktığım müddetçe siz de beni bırakın. Sizden önceki ümmet*ler çokça soru sormaları ve Peygamberleriyle anlaşmazlığa düşmeleri yü*zünden helak olmuşlardır. Ben size bir şeyi yasaklarsam, ondan kaçının. Bir şeyi de emredersem onu gücünüzün yettiği ölçüde yapın" [77]
Diğer bir rivayette: "Size konuştuğumda (hadis söylediğimde) benden alın, sizden öncekiler çokça soru sormalarından ve peygamberleriyle ihtilafa düşmelerinden dolayı helak olmuşlardır." [78]
Irbad b. Sariye diyor ki: "Birgün Resulullah bize namaz kıldırdı. Sonra bi*ze yöneldi ve bizlere Öyle etkili bir vaaz etti ki, onun tesirinden gözler yaş döktü, kalpler ürperdi. Bir kişi "Ey Allah'ın Rasulü! Bu vaaz vedalaşan bir in*sanın vaazı gibiydi. Sen bize ne yapmamızı emredersin?" dedi. Resulullah da buyurdu ki: "Size Allah'tan korkmanızı, Habeşli bir köle dahi olsa, idare*cinizi dinleyip ona itaat etmenizi tavsiye ederim. Çünkü sizin benden son*ra yaşayanlarınız çokça ihtilaflar görecektir. Siz benim sünnetimden ve hi*dâyet üzere olan raşid halifelerin sünnetinden ayrılmayın. O sünnetlere sım*sıkı sarılın ve azı dişlerinizi üzerlerine kenetleyin. Sonradan uydurulan hu*suslardan kaçının. Zira sonradan uydurulan herşey bid'attir. Her bid'atte sapıklıktır." [79]
Görüldüğü gibi, hadis-i şerifte bid'atlerden kaçınabilmek için Resulullah'ın sünnetine ve raşid halifelerinin icma ve içtihadlarına uyulması emredilmektedir. Pratikte bunlara uymayan mezheplerin sapıklıkları görülmektedir. Başka delile ihtiyaç yoktur.
Enes b. Malik diyor ki: "Resulullah bana buyurduki: "Oğulcağızım! Eğer sen kalbinde her hangi bir kimseyi aldatma isteği taşımayarak sabahlaya*biliyor ve akşama erişebiliyorsan, bunu yap." Sonra da bana buyurdu ki: "Oğulcağızım bu benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi ihya ederse, şüp*hesiz o beni sevmiş olur. Kim de beni severse, benimle birlikte cennette ola*caktır." [80]
Görüldüğü gibi Resulullah, kendisini sevmenin sünnetini ihya etmekle ola*cağını beyan etmiştir. Onun sünnetine uymaksızın onu sevdiğini söyleyen na*sıl doğru konuşmuş olur? Zira bir insanı seven onun güzel amellerini yapma*ya özenir. Resulullah’ı sevip de onun güzel ahlâkını örneklendiren amelleri*ni işlememek mümkün değildir.
Resulullah, namaz ve hac gibi, ibadetlerin yapılma şekillerini kendisinden öğrenmemizi emrederek buyurmuştur ki: "Benim nasıl namaz kıldığımı gö*rüyorsanız o şekilde namaz kılın. Namaz vakti geldiğinde biriniz ezan okusun. En yaşlınız imam olsun." [81]
Cabir bin Abdullah diyor ki: "Ben, Rasulullah devesine binmiş olarak şey*tanı taşladığını gördüm. O diyordu ki, "Ey insanlar! Hac ibadetlerinizi benden alın. Çünkü ben bilemiyorum belki de bu yılımdan sonra bir daha hac yapamam." [82]
"Resulullah Muaz b. Cebel'i Yemen'e vali olarak gönderdiğinde ona: "Sa*na bir dava arz edildiğinde onun hakkında nasıl hüküm verirsin" diye sor*muş. Muaz da "Allah'ın Kitabıyla hüküm veririm" demiştir. Resulullah: "Eğer Allah'ın Kitabında bulamazsan (ne ile hüküm verirsin) deyince. Muaz da: "Resulullah'ın sürmeliyle" cevabını vermişti. Hz. Peygamber: "Şayet Resulullah'ın sünnetinde de Allah'ın kitabında da meselenin hükmünü bulamazsan (ne yaparsın)" diye sormuş. Muaz da: "Görüşümle içtihad ederim ve bü*tün gayretimi harcamaktan geri durmam" demişti. [83]
b. Sünnete Uyulduğunda Sapıklıktan ve Cehennemden Uzaklaşılacağını Beyan Eden Hadisler:
"Sizlere iki şey bıraktım. Bu ikisine sarıldığınız müddetçe asla sapmaz*sınız. Bunlar Allah'ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir." [84]
Resulullah buyurdu ki: "Bütün ümmetim cennete girecektir. Ancak imti*na edenler (diretenler) hariç." Dediler ki: Ey Allah'ın Rasulü! İmtina eden kim*dir? Resulullah da: "Bana karşı gelen imtina edendir" buyurmuştur." [85]
c. Sünnetin Muhafazası îçin Yazılmalarına Ruhsat Veren Hadisler:
Abdullah b. Amr diyor ki: "Ben ezberlemek maksadıyla, Resulullah'dan duyduğum her şeyi yazıyordum. Kureyşliler beni bundan alıkoydular ve de*diler ki: "Resulullah'dan duyduğun herseyi nasü yazıyorsun? Nihayet o da bir beşerdir. Öfkeli olduğunda da konuşuyor. Sakin iken de. Bunun üzerine yaz*maktan vaz geçtim ve meseleyi Resulullah'a anlattım. O da parmağıyla ağ*zına işaret ederek buyurdu ki: "Yaz. Canım elinde olan Allah'a yemin olsun ki, buradan haktan başka bir şey çıkmaz." [86]
Ebu Hureyre diyor ki: "Resulullah'ın sahabelerinden hiçbir kimse, benden daha fazla hadis rivayet etmiş değildir. Ancak Abdullah bin Amr hariçtir. Çün*kü o hadisleri yazıyordu. Ben ise, yazmıyordum." [87]
Resulullah Mekke'nin fethinden sonra bir hutbe okudu. Hutbesinde Mek*ke'nin kutsallığını anlattı. Bu hutbeyi dinleyen Yemen halkından Ebu Şah İsim*li bir zat ayağa kalktı ve dedi ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Bu söylediklerini ba*na yazılı olarak verir misin? Resulullah da buyurdu ki: Bunu Ebu Şah'a ya*zın” [88]
Yine Resulullah, ezberlediği hadisleri unutmasından şikâyetçi olan bir za*ta eliyle yazıyı göstererek buyurmuştur ki: "Sağ elinle yardımlaş" [89]
Görüldüğü gibi Resulullah, zaman zaman hadislerin yazılmasını emretmiş*tir. Bu da sünnetin delil olduğunu gösterir. Aksi takdirde delil olmayacak şey*lerin yazılmasını emretmesi anlamsız olurdu ki, bu da Resulullah'a layık ol*mayan bir husustur.
d. Ezberlenen Sünnetinin İnsanlara Aktarılmasını Emreden Hadisler:
Zeyd bin Sabit Resulullah'ın şöyle buyurduğunu işittiğini söylemiştir: "Allah, bizden bir hadis duyup da onu tebliğ edinceye kadar muhafaza eden kişinin yüzünü ak eylesin. Nice kendisinden daha fakih (âlim) olanla*ra fıkhı (ilmi) taşıyanlar vardır. Nice fıkhı taşıyıp nakleden vardır ki, kendi*si fakih değildir.” [90]
Devam...
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol, Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...
sadece bir kul
|
|
|
|
 |
 |
Sünnet Şeriatın İkinci Kaynağıdır 3 |
 |
28.12.2007, 20:44
|
#5 (permalink)
|
|
Super Moderator
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Mesajlar: 2.278
Tesekkür Etti: 32
14 Kunu Icin 39 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 11
|
Sünnet Şeriatın İkinci Kaynağıdır 3
3. Sahabeler, Sünnetin Şer'î Delil Olduğu İnancını Taşımışlardır
Bu nedenle sahabeler, Resulullah bir şey yapınca hemen ona tabi olma*ya koşuyorlar, onun yaptığı işin kendilerini bağlayıcı olup olmadığını araş*tırma İhtiyacı dahi hissetmiyorlardı. Ancak Resulullah, bazı özel fiillerinin sa*habeleri bağlamadığını açıklıyor ve bu fiillerinde kendisine tabi olmamala*rı gerektiğini beyan ediyordu. Buna örnek olarak şu hadisleri zikretmek mümkündür.
Ebu Said el-Hudri diyor ki: "Resulullah bir zaman sahabelerine namaz kıl*dırırken papuçlarını çıkardı ve sol tarafına koydu. Cemaat bunu görünce on*lar da papuçlarını çıkarıp attılar.
Resulullah namazını bitirince onlara: "Sizi papuçlarınızı atmaya sevk eden sebeb nedir?" diye sordu. "Biz senin onları çıkarıp attığını gördük, biz de at*tık" dediler. Resulullah (sav) de buyurdu ki: "Bana Cibril (as) geldi ve papuçlarımda pislik bulunduğunu bildirdi. Sizden biriniz mescide geldiği zaman papuçlarına baksın. Onlarda br pislik veya eziyet verecek bir şey gö*rürse, onu silsin ve onlarla namazını kılsın." [91]
Hz. Aişe diyor ki: "Resulullah bir gece mescitte namaz (teravih namazı) kıldı. İnsanlar da onun kıldığı namazı kıldılar. Ertesi gün de o namazı kıldı. Bu defa İnsanlar oldukça çoğaldı. Sonra insanlar üçüncü veya dördüncü ge*cede toplandılar. Resulullah onların yanma gitmedi. Sabah olunca buyurdu ki: "Sizin ne yaptığınızı gördüm. Sizin yanınıza gelmeme engel olan tek se*bep, bu namazın size farz kılınacağından korkmamdır" Bu olay Ramazan ayında olmuştu." [92]
Görüldüğü gibi sahabiler, nafile ibadetlerde bile hemen Resulullah'a uy*muşlar ve onun yaptığını yapmaya çalışmışlardır.
Abdullah b. Ömer diyor ki: "Resulullah, arasını açmaksızın (hiç iftar etmek*sizin) oruç tutmaya devam etti. İnsanlar da arasını açmadan oruç tutmaya de*vam ettiler. Fakat bu onlara zor geldi. Bunun üzerine Resulullah onlara aç*madan oruç tutmalarını yasakladı. Onlar da dediler ki: "Sen de hiç açmadan oruç tutuyorsun."
Bunun üzerine Resulullah buyurdu ki: "Ben sizin gibi değilim. Ben devam*lı yedirilip içiriliyorum." [93] Diğer bir rivayette "...beni Rabbim yediriyor ve içiriyor” buyurmuştur [94] Elbetteki sahabeler Resulullah'a tabi olmanın gerek*li olup olmadığını bizlerden daha iyi biliyorlardı ve gerekli olduğunu idrak ettiklerinden Resulullah'a hemen tabî oluyorlardı. Bizlere ne oluyor da bu*nu kabullenmemeye çareler arıyoruz. Kendimizi sahabelerden daha anlayış*lı görüyoruz?
Devam....
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol, Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...
sadece bir kul
|
|
|
|
 |
 |
Sünnet Şeriatın İkinci Kaynağıdır 4 |
 |
28.12.2007, 20:45
|
#6 (permalink)
|
|
Super Moderator
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Mesajlar: 2.278
Tesekkür Etti: 32
14 Kunu Icin 39 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 11
|
Sünnet Şeriatın İkinci Kaynağıdır 4
4. Sünnetin Delil Olmayacağını Söyleyen Hasta Kalpliler:
Peygamber efendimiz, hadislerle amel etmeyecek olan kişilerin nasıl İn*sanlar olacaklarını bizlere tanıtmış ve bu gibi İnsanlardan uzak olmamızı be*yan etmiştir. Bu hususta Ebu Rafi [95] Resulullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Sakın sizden birinizi koltuğuna yaslanmış otururken, kendi*sine emrettiğimiz veya yasakladığımız hususlardan bir husus geldiğinde "biz bunu bilmiyoruz. Biz Allah'ın Kitabında ne bulduksa ona tabi oluruz" di*yen biri olarak görmeyeyim." [96]
Mikdam b. Mâdi Kerib ise Resulullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiş*tir. "Dikkat edin! Bana kitap, bir de onun kadarı (vahyi gayri metluv) veril*miştir. Yakında karnı tok olan ve koltuğuna yaslanan bir kişi: "Siz sadece bu Kur'an'a sarılın. Siz onda neyin helal olduğunu görürseniz onu helal sa*yın ve neyin de haram olduğunu görürseniz onu haram sayın" diyecektir. Dik*kat edin! Ehlî eşeklerin etleri size helal değildir. Köpek dişi bulunan yırtı*cı hayvanların etleri de helal değildir." [97] Diğer bir rivayette şöyledir. "Dik*kat edin olabilir ki, koltuğuna yaslanan bir kimseye benim hadisim ulaşır. O da der ki: "Bizimle sizin aranızda Allah'ın kitabı bulunmaktadır. Onda neyin helal olduğunu görürsek onu helal sayarız. Neyin de haram olduğu*nu görürsek onu haram sayarız." Dikkat edin. Allah'ın rasulünün haram kıldığı Allah'ın haram kıldığı gibidir." [98]
Bütün bunlardan sonra Peygamberi hafife almayı ve onun sünnetini red etmeyi, bir modernlik sayan, kendilerinin de aydın ve İleri görüşlü oldukla*rı vehmine kapılan bir kısım zayıf iradeli taklitçilere şunu hatırlatmada fay*da vardır. Sizler Resulullah'ın sünnetini reddederek biryere varamazsınız? İs*lâm'a hizmet etmeniz yerine ona şüpheler sokmuş oluyorsunuz. Resulullah'ı devre dışı bırakarak, Kur'an'ı felsefi görüşleriyle açıklamaya çalışan şımarık*lara zemin hazırlıyorsunuz. İçinizden kâfirlere şirin görünme hastalığına yakalananlar da şunu iyi bilsinler ki, bu halleriyle onlara yaranamazlar. Müslüman olduğunuzu söylediğiniz müddetçe sizler onların nezdinde geri*cisiniz. Örümcek kafalısınız. Yobazsınız. Mürtecisiniz. O halde nedir sizin bu haliniz? Kimlere hizmet ediyorsunuz? İyi niyetli olmanız yeterli değildir. Bi*raz da kafanızı çalıştırıp bilgisizliğinizi anlayınız. Aczinizi itiraf ediniz. Allah'ın elçisinin önüne geçmekten hayâ ediniz ve şu âyetin sesine kulak veriniz:
"Ey iman edenler! Allah'ın ve Rasulünün önüne geçmeyin. Allah'dan korkun. Şüphesiz ki Allah, işiten ve bilendir." [99]
Diğer yönden başka bir takım müminler de "Orta yolu tutalım. Hadisleri ne tamamen reddedelim. Ne de sahih denen her hadisi alalım. Hadislerin mütevatir olanlarını alalım. Diğerlerini yedek bir kaynak kabul edelim. Aklımı*za ve mantığımıza uyarsa onları alırız. Şayet uymazlarsa almayız. Mütevatir hadisler de parmak sayılarım geçmez" şeklinde iddialarla ortaya çıkmakta*dırlar. Aslında bunlarla hadisleri tamamen reddedenler arasında pratikte pek fark yoktur. Çünkü bunlar da yalnız kendi ölçülerine göre mütevatir say*dıkları bir kaç hadisi kayıtsız şartsız kabullenmekte, diğer sahih hadislerin kabullenilmesinde akıllarını hakem kılmaktadırlar. Bunlara şunu sormak yerin*de olur: "Sizler mütevatir olmayan sahih hadislerin kabul edilip veya edilme*yeceği hususunda aklınızı hakem kılıyorsunuz. Ancak sizlerin her biriniz di*ğerinden farklı düşünüyorsunuz. Şimdi müslümanlar peygamberlerinin ha*disini bırakıp da sizlerden hanginizin aklını esas alsınlar. Çünkü her biriniz kendi aklının daha üstün olduğunu iddia ediyor. Yoksa sizler, müslümanların ittifak içinde olmalarından rahatsız mı oluyorsunuz? Müslüman olmanız dolayısıyla hakkınızda böyle bir kanaate varmak istemiyoruz. Fakat davra*nışlarınız İnsanları buna sürüklüyor. Bırakın bu meseleleri de akıllarınızın enerjilerini müslümanlara faydalı olacak meselelere harcayın. Zira İslâm di*ni, akılların mahsulü bir din değil, nakillerin ortaya koyduğu bir dindir. Akıl*larınızı nasları anlamada kullanınız. Onları yargılamada kullanmayınız. Çünkü akıllarınız nasları yargılayacak güçte değildir. Âyette buyurulduğu gi*bi: "Size İlimden sadece az bir pay verilmiştir.” [100]
Sünnete Sokulmak İstenen Şüpheler:
Rasulullah'ın hadislerini yargılamaya çalışan ve bilgiçlik taslayan bazı İnsanlar bir kısım tutarsız delillerle hadislere olan güveni sarsmaya çalışmış*lardır. Bunların iddialarını şöylece özetlemek mümkündür.
Devam....
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol, Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...
sadece bir kul
|
|
|
|
 |
 |
"Kur'an Yeter, Sünnete İhtiyaç Yoktur" Diyenler |
 |
28.12.2007, 20:46
|
#7 (permalink)
|
|
Super Moderator
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Mesajlar: 2.278
Tesekkür Etti: 32
14 Kunu Icin 39 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 11
|
"Kur'an Yeter, Sünnete İhtiyaç Yoktur" Diyenler
1. "Kur'an Yeter, Sünnete İhtiyaç Yoktur" Diyenler:
Allah Teala şöyle buyurmuştur: "...Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırak*madık..." [101] "...Biz sana her şeyi açıklayan hidâyet rehberi, rahmet kay*nağı ve müslümanlar için bir müjde olan Kur'anı indirdik." [102] iddiasını ile*ri sürmektedirler. Bu iddia tutarsızdır. Çünkü birinci âyetteki "kitap"tan levh-i mahfuz mu yoksa Kur'an-ı Kerim mi olduğu hususu ihtilaflıdır. "Levh-i mah*fuzdur" diyen görüşde, hadise karşı çıkanlar için herhangi bir delil yoktur. "Kur'an-ı Kerimdir" diyen görüşe göre de bu âyette ve bundan sonra zikre*dilen âyette hadis düşmanlarına herhangi bir delil yoktur. Çünkü âyetler, Kur'an-ı Kerim'in umumi kaideler ihtiva ettiklerini beyan etmektedirler. Kur'an'ın ihtiva ettiği genel kaidelerden biri de "sünnete başvurmanın zorun*lu olduğu" kaidesidir. Daha önce de izah edildiği gibi Cenab-ı Allah Kitabın*da bu hususu şöyle ifade buyurmaktadır:
"Rabbine yemin olsun ki aralarındaki anlaşmazlıklarda seni hakem se*çip sonra da verdiğin hükme içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamıyla boyun eğmedikçe, iman etmiş olmazlar." [103] Âyet-i kerimede müminlerin ara*larında çıkan anlaşmazlıklarda Resulullah’ı hakem seçmeleri emredilmekte ve bunu yapmadıkları takdirde mümin olamayacakları bildirilmektedir. Elbetteki Resulullah hayatta iken hakem kendisi olacaktır. Vefatından sonra ise onun sünneti hakem kabul edilecektir. Aksi takdirde, Resulullah'ın hakemliği yir*mi üç sene gibi bir zamana sıkıştırılmış olur ki bu da Kur'an'ın emirlerinin kıyamete kadar baki olması esasına ve Resulullah'ı rehber kılma emrine ters düşer. Diğer bir âyette "Kim Peygambere itaat ederse, şüphesiz o Allah'a İtaat etmiş olur" [104] buyurulmaktadır. Allah Teala bu âyetinde Peygambere ita*atin kendisine İtaat sayılacağını bildirmiştir. Elbetteki Resulullah'a sağken ita*at onun emir ve sözlerini dinlemekle olur. Ölümünden sonra ise yine onun söz ve fiilleri olan hadislere tabi olmakla olur. Şayet sadece Allah'a, dolayı*sıyla Kur'an'a itaat etme söz konusu olsaydı Peygambere itaat edilmesinin emredilmesi boşuna olurdu. Bu da gösteriyor ki hadislerle amel etmek Kur'an'ın hükümlerindendir. Ve muhalifler tarafından delil gösterilen bu âyetlere ha*disler de dâhildir.
Devam....
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol, Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...
sadece bir kul
|
|
|
|
 |
 |
"Kur'an Korunmuş Sünnet Korunmamıştır" Diyenler |
 |
28.12.2007, 20:47
|
#8 (permalink)
|
|
Super Moderator
bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 10.09.2007
Bulunduğu yer: Binsekizyüzelli rakımdan
Mesajlar: 2.278
Tesekkür Etti: 32
14 Kunu Icin 39 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 11
|
"Kur'an Korunmuş Sünnet Korunmamıştır" Diyenler
2. "Kur'an Korunmuş Sünnet Korunmamıştır" Diyenler:
Allah Teala Kur'an'ı bizzat kendisinin koruyacağını bildirmiş ve; "zikri biz indirdik. Onun koruyucusu da şüphesiz Biziz" [105] buyurmuştur. Hadisler için böyle bir garanti yoktur" demektedirler.
Bunların tutunmaya çalıştıkları bu âyette Rasulullah'ın sünnetini reddet*meyi gerektirecek bir husus söz konusu değildir. Zira Resulullah'dan sonra*ki dönemlerde, sahabeler, tabiiler ve tebei tabiiler hadislerin ezberlenmek su*retiyle muhafaza edilmesi hususunda bir beşerin gücünün yeteceği en son gayreti ve titizliği göstermişlerdir. Bu zatlar sahih olan hadisleri, sahih olma*yanlardan ayırmışlar, hadis uyduranları tesbit edip soyutlamışlardır. Hadis*leri rivayet eden zatlarda ağır şartlar arayarak Resulullah'a karşı yalan uydur*ma yollarını tıkamışlardır. Zaten hadis uydurmanın cezasının cehennem olacağını kesin olarak bilen bir müslümanın hadis uydurması beklenilmeyen bir cinayettir. Zira Resulullah'a yalan uyduran bir kişinin cezalandırılacağını belirten hadis-i şerif bizim tesbitimize göre otuza yakın sahabeden rivayet edil*miştir. (Bu husus mütevatir hadis bölümünde izah edilmiştir)
Devam.....
__________________
ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol, Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye bir sebep, bir yol, bir nefes ol...
sadece bir kul
|
|
|
|
 |
 |
"Sünnetle Amel Edildiğinde Şer'i Hükümlerle Çelişir" Diyenler |
 |
28.12.2007, 20:48
|
#9 (permalink)
|
|
Super Moderator
| |