 | İlim öğrenme iştiyakı... |  |
26.06.2007, 12:44
|
#1 (permalink)
| | Tercübeli Üye
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005 Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden Yaş: 24 Mesajlar: 5.931 Tesekkür Etti: 9
25 Kunu Icin 35 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 57 | İlim öğrenme iştiyakı... Ortalanmis Mesaj  |
İlim öğrenme iştiyakı... Bediüzzaman’a hayat bahşeden o dâvânın her safhasında, işte bu iştiyakın izleri vardı. Çocuk denecek yaşta başlamıştı ilimle meşgul olmaya. Ailesinden aldığı fıtrî ve fiilî eğitimi ilimle inkişaf ettirmek için gittiği medresede beklediği ilmi ve ilgiyi bulamayınca mahzun bir şekilde evine döndü. O şartlarda yapabileceği tek şey, ‘İlm ü ledün sultanına’ iltica etmekti. Gençlik heyecanı, ilim öğrenme aşkı ve peygamber sevgisiyle haşrolan gönlünün hâcâtını hâlis bir niyetle Allah’a arzetmiş olmalı ki, o gecelerden birinde Peygamberimizi (asm) rüyasında gördü. Annesinden, babasından tevarüs eden ulvî hasletler sayesinde, bu mânevî mazhariyeti şahsına münhasır bir hâle getirmek istemedi ve ondan kendini kurtaracak şefaat dilemek yerine, insanlığa hizmet etmek için ilim talebinde bulundu. “Ümmetimden sual sormamak şartıyla sana ilm-i Kur’ân verilecektir.” Peygamber-i Zîşan, talebine bu tebşirle mukabele edince, bu uhrevî mazhariyete ilim, ibadet, fazilet gibi meziyetlerden müteşekkil mükemmel bir zemin hazırlamak gerektiğini düşündü. Aslında bunun, yıllarca medreselerde eğitim görüp tekkelerde feyiz almakla mümkün olacağını biliyordu. Fakat zamanı saran felâketler yüzünden helâk olma endişesine kapılan cemiyetin beklemeye tahammülünün kalmadığının da farkındaydı. Onun için, ilim hazinelerinin anahtarını elde ederek, normal şartlarda otuz kırk senede kazanılabilecek olan merhaleleri kısa zamanda almak ve cemiyeti de içine düştüğü çaresizliklerden kurtarmak istiyordu. Bu maksatla bir yandan zamanın muteber kitaplarını dikkatle okuyup ezberlerken, diğer yandan çevredeki medreseleri gezip müderrislerle İslâm Âlemi ve memleket meseleleri üzerinde çeşitli müzakereler yaptı. Neticede, Doğubeyazıt’ta Mehmed Celalî Efendiden ders gördü, Ahmed-i Hanî hazretlerinin mânevî himmetine mazhar oldu ve doksan kadar kitabı da mütalaa ettiği üç aylık hummalı bir tahsil hayatının ardından icazet aldı. Artık zamanın meşhur âlimlerinin de tasdik ettiği büyük bir ilmî liyakâti hâizdi, ama bu yetmiyordu. İlim sahibi olmaktan daha önemlisi, ilmin izzetini koruyarak herkese faydalı olacak şekilde kullanabilmekti. Bediüzzaman, daha önce olduğu gibi ondan sonra da kimseden yardım almayarak, harama asla nazar etmeyerek, hissî heveslerine, nefsî arzularına fırsat vermeyerek ve hiçbir kuvvet karşısında boyun eğmeyerek ilmin izzetini muhafaza etme kararlılığı içinde hareket etmeye başladı. Mevcut şartlarda, icazet alan pek çok âlim gibi o da herhangi bir yerde medrese açıp eğitim verebilirdi. Böyle bir şey yaptığı takdirde ancak oraya gelecek istidadı meçhul, sayısı mahdut insana ilim öğreteceğinden, icraatı ne kadar isabetli, gayreti ne kadar çok olursa olsun, tesiri sınırlı kalmaya mahkûmdu. Halbuki o, Peygamberimizin (asm) Kur’ân ilminin verilmesini, ümmetinden sual sormama şartına bağlamasından, öğrendiği ilmi yalnız o havalideki ahalinin değil, bütün ümmetin hizmetinde kullanması gerektiğini anlamıştı. Biraz da bu gaybî tavzifin teşvikiyle hareket ederek İslâm Âleminin en sıkıntılı yerlerinden biri olarak gördüğü Doğu ve Güneydoğuyu gezdi, hastalıkları yerinde müşahede etti ve teşhisini koydu: “Bizim düşmanımız cehâlet, zarûret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, mârifet ve ittifak silahlarıyla mukabele edeceğiz.” Milletin irfanında mündemiç olan bu hasletleri harekete geçirerek zaruretleri ortadan kaldırıp dertleri dindirmenin yegâne yolu, din ve fen ilimlerinin birlikte okutulduğu medreselerde yapılacak eğitimden geçiyordu. Bunun için bazı insanların hem o ilimleri öğrenip öğretecek, hem de her türlü dünyevî heves ve hedefi bir kenara bırakarak hayatlarını vakfedecek fedakârlıklar göstermeleri gerekiyordu. Zira, insana hayat bahşeden bir dâvâ, ancak uğrunda bahşedilecek hayatlar nisbetinde hayat bulabilirdi.
--İslam YAŞAR--
|
__________________ Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ? HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63) | |
| |  |
26.06.2007, 16:46
|
#2 (permalink)
| | Tercübeli Üye
Mücahid isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 17.03.2007 Bulunduğu yer: Tr Yaş: 41 Mesajlar: 2.524 Tesekkür Etti: 12
28 Kunu Icin 43 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 131 | Allah razı olsun kardeşim
__________________
[SIGPIC][/SIGPIC] Suskunluğum aseletimdendir...
Her lafa vercek bi cevabım var elbet...
Lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...
Birde söyleyene bakarım adammı diye... | |
| |
30.06.2007, 19:54
|
#3 (permalink)
| | Tercübeli Üye
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005 Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden Yaş: 24 Mesajlar: 5.931 Tesekkür Etti: 9
25 Kunu Icin 35 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 57 | amin cümlemizden üstad...
__________________ Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ? HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63) | |
| |
30.06.2007, 19:55
|
#4 (permalink)
| | Gast
Mesajlar: n/a Tecrübe Puanı: | Allah razı olsun | |
| |  | |  |
30.06.2007, 19:58
|
#5 (permalink)
| | Tercübeli Üye
berfut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 23.11.2007 Bulunduğu yer: istanbul Yaş: 28 Mesajlar: 2.189 Tesekkür Etti: 121
127 Kunu Icin 304 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 13 | Artık zamanın meşhur âlimlerinin de tasdik ettiği büyük bir ilmî liyakâti hâizdi, ama bu yetmiyordu. İlim sahibi olmaktan daha önemlisi, ilmin izzetini koruyarak herkese faydalı olacak şekilde kullanabilmekti.
kardeşim siz en iyi bir sekilde bu görevi yerine getiriyorsunuz rabbim sizden razı olsun....
__________________ zaif-i mutlak.:...ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı... Yoklukları var eden Rab; dikenleri gülün merhametinde misafir eyleyen Rab; bulutları mavi göğüme sırdaş eyleyen, yağmuru toprağıma yâri eyleyen; bebekleri annesinde, kuşları yuvasında; baharı kışın ardında, ömrü güneşin doğuşunda; saklayan gösteren Rabbim; kilitlerimi çöz, firkatlerimi muhabbetinin peşine koy, rüzgara tutunan dualarım arılara, papatyalara, nergislere ve gelinciğime dokunmuşsa, ruhumu kainatın ahengine kat. Ya Rab. Ya Hakk... | |
| |  |
30.06.2007, 20:51
|
#6 (permalink)
| | Gast
Mesajlar: n/a Tecrübe Puanı: | Zira, insana hayat bahşeden bir dâvâ, ancak uğrunda bahşedilecek hayatlar nisbetinde hayat bulabilirdi..
rabbim hayat bulabilecek bir davaya hayat verebileccek sebep olabilecek canlar taşımayı nasip etsin... rabbim kez kere razı olsun..selam ve dua ile.. | |
| |
30.06.2007, 22:07
|
#7 (permalink)
| | Tercübeli Üye
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005 Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden Yaş: 24 Mesajlar: 5.931 Tesekkür Etti: 9
25 Kunu Icin 35 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 57 | amin cümlemizden
__________________ Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ? HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63) | |
| | | Seçenekler | | | | Stil | Normal |
Yetkileriniz
| Konu Acma Yetkiniz Yok Cevap Yazma Yetkiniz Yok Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok HTML-Kodu Kapalı | | | | WEZ Format +2. Şuan Saat: 18:15. | | |