efendim, tasavvuv şer'î bir ilimdir. Tahsil edilir ya da edilmez. Ancak, bildiğim, ilk tarikatların, tekke'ye mürid alırken şeriat ilmine önem verdikleridir. Hatta denilir ki şeriatı bilmeyen tekke'den içeri sokulmaz. Bugün ne oldu? Tekkeler ham sofu doldu...Tasavvufi meselelerin ulu orta konuşulur hale gelmesinin en önemli nedeni de bu, cehalet, ham sofular. Rabıta tartışılıyor bugün, Halidi Bağdadi bugün hayatta olsaydı, bu rezilliği görseydi ne derdi acaba? Bunun sebebi nedir, ham sofuların dilinde rabıta sakız oldu, neredeyse itikad konusu haline getirildi, kimisi rabıtayı şeriat dairesinde değerlendiriyor, kimisi tarikat dairesinde, kimisi hakikat dairesinde...kanaatimce ne şeriat dairesindedir, ne de hakikat dairesinde, olsa olsa tarikat dairesindedir. Şeriat olmadan, tarikata girilmez; tarikatı geçtiğinizde, hakikat ortaya çıkarki orada rabıtaya ihtiyaç yoktur...tarikatı şöyle değerlendirisek mesele hallolur: İmam-ı Gazzalî: "Nefisleri zayıf, çevheri hakikatine ulaşmayacak durumda ise kendisine yardım edecek, maksuduna yetiştirecek müşfik bir muallime bağlanır. Nasıl ki tedavi yolunu bilmeyen hasta da, müşfik bir doktora müracaat ederse"
__________________
Müslümanım, müslümanlardanım demek kadar insanı özgür kılan bir söz yoktur ve olamazda. Bu söz, Rabbimizin vahyinden bizim dillerimize ve gönüllerimize nakş olan yüce bir anlam. Bu sözün anlamlandırılmış hali insan. Bu söz ile insan yaratılmışlar arasında seçkin bir vaziyet alıyor. Ahsen-i takvim makamından nakkaşlık vazifesini icra ediyor. Vahyi nakş ediyor muzdarip gönüllere. (Ahi Evran)
|