| Genel Islam Konular İslam Dini İle ilgili Konular, Tartişma Forumu |
 |
Hurufu mukatta |
 |
04-04-2007, 18:27
|
#1 (permalink)
|
|
Üye
Style: 0
vulgata QURAN isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 141
Thanks: 223
Thanked 126 Times in 71 Posts
Rep Puanı: 29
|
Hurufu mukatta
selam arkadaşlar
hurufu mukattaların ne anlama geldiğini bilen var mı?
hatta bazı hurufu mukattaların ardından bunlar kitabın apaçık ayetleridir diyor.
__________________
isra:46: Ve onların kalpleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Rabbini yalnız Kuranda andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler.
''ilahi Ente Maksudi Ve Rizaike Matlubi''
|
|
|
|
 |
|
 |
04-04-2007, 19:02
|
#2 (permalink)
|
|
Süper Aktif Üye
Style: 0
seyfullah putkıran isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Sep 2005
Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden
Kan Gurubu: A Rh (+)
Yaş: 24
Mesajlar: 5.931
Thanks: 2.765
Thanked 6.004 Times in 2.301 Posts
Rep Puanı: 910
|
Alıntı:
vulgata QURAN Nickli Üyeden Alıntı
selam arkadaşlar
hurufu mukattaların ne anlama geldiğini bilen var mı?
hatta bazı hurufu mukattaların ardından bunlar kitabın apaçık ayetleridir diyor.
|
27 surenin başlangıcında Harf-i Mukatta bulunmaktadır
1.Elif. Lâm. MÎm.
2. O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.
Bakara.
gibi yanlız harflerden oluşan anlamları normal insanlarca idrak edilemeyen ayetler ki bunlar müteşabihtir.
3/AL-İ İMRAN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te'vîlih(te'vîlihi), ve mâ ya'lemu te'vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).”
O (Allah) ki; Kitab'I, sana O indirdi. O'ndan bir kısmı muhkem (mânâsı açık, yorum götürmez, şüphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi Mahfuz'daki) ümmülkitapta (yer alan açık ve kesin âyetler)dir. Diğerleri ise müteşabih (mânâsı kapalı, açıklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde eğrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çıkarmak ve (kendi yararına uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab')ın müteşabih olan kısmına uyarlar. Halbuki onların tevîlini, kimse bilmez ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan RASİHUN (rüsuh sahipleri) ise derler ki: “O'na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katından (indirilme)dir.” Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûl'elbab tezekkür edebilir.
BUNLARIN MANASINI BİLENLER VAR.
YANLIZ ONLAR ALLAHIN KENDİ KATINDAN İLİM
BAHŞETTİĞİ KİMSELERDİR. BUNLAR ALLAH DOSTLARIDIR. HURUFU MUKATAA İLE BAŞLAYAN AYETLER, TÜMÜYLE O HARFLERİ AÇIKLAR. YANİ AYETLERİN ÖZÜDÜRLER.
YİNE BUNU KENDİ AKLIMIZ İLE YORUMLAMAMIZ DOĞRU DEĞİLDİR.
ANCAK ALLAH PERDEYİ KALDIRIR VE AYETİ VE O HARFLERİN NE MANAYA GELDİKLERİNİ MÜŞAHADE ETTİRİR.
__________________
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)
|
|
|
|
 |
|
The Following 3 Users Say Thank You to seyfullah putkıran For This Useful Post:
|
|
 |
|
 |
04-04-2007, 19:04
|
#3 (permalink)
|
|
Üye
Style: 0
vulgata QURAN isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 141
Thanks: 223
Thanked 126 Times in 71 Posts
Rep Puanı: 29
|
Alıntı:
seyfullah putkıran Nickli Üyeden Alıntı
27 surenin başlangıcında Harf-i Mukatta bulunmaktadır
1.Elif. Lâm. MÎm.
2. O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.
Bakara.
gibi yanlız harflerden oluşan anlamları normal insanlarca idrak edilemeyen ayetler ki bunlar müteşabihtir.
3/AL-İ İMRAN-7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te'vîlih(te'vîlihi), ve mâ ya'lemu te'vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).”
O (Allah) ki; Kitab'I, sana O indirdi. O'ndan bir kısmı muhkem (mânâsı açık, yorum götürmez, şüphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi Mahfuz'daki) ümmülkitapta (yer alan açık ve kesin âyetler)dir. Diğerleri ise müteşabih (mânâsı kapalı, açıklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde eğrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çıkarmak ve (kendi yararına uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab')ın müteşabih olan kısmına uyarlar. Halbuki onların tevîlini, kimse bilmez ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan RASİHUN (rüsuh sahipleri) ise derler ki: “O'na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katından (indirilme)dir.” Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûl'elbab tezekkür edebilir.
BUNLARIN MANASINI BİLENLER VAR.
YANLIZ ONLAR ALLAHIN KENDİ KATINDAN İLİM
BAHŞETTİĞİ KİMSELERDİR. BUNLAR ALLAH DOSTLARIDIR. HURUFU MUKATAA İLE BAŞLAYAN AYETLER, TÜMÜYLE O HARFLERİ AÇIKLAR. YANİ AYETLERİN ÖZÜDÜRLER.
YİNE BUNU KENDİ AKLIMIZ İLE YORUMLAMAMIZ DOĞRU DEĞİLDİR.
ANCAK ALLAH PERDEYİ KALDIRIR VE AYETİ VE O HARFLERİN NE MANAYA GELDİKLERİNİ MÜŞAHADE ETTİRİR.
|
O (Allah) ki; Kitab'I, sana O indirdi. O'ndan bir kısmı muhkem (mânâsı açık, yorum götürmez, şüphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi Mahfuz'daki) ümmülkitapta (yer alan açık ve kesin âyetler)dir. Diğerleri ise müteşabih (mânâsı kapalı, açıklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde eğrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çıkarmak ve (kendi yararına uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab')ın müteşabih olan kısmına uyarlar. Halbuki onların ""tevîlini,""" kimse bilmez ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan RASİHUN (rüsuh sahipleri) ise derler ki: “O'na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katından (indirilme)dir.” Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûl'elbab tezekkür edebilir.
__________________
isra:46: Ve onların kalpleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Rabbini yalnız Kuranda andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler.
''ilahi Ente Maksudi Ve Rizaike Matlubi''
|
|
|
|
 |
|
The Following 2 Users Say Thank You to vulgata QURAN For This Useful Post:
|
|
 |
|
 |
04-04-2007, 19:06
|
#4 (permalink)
|
|
Süper Aktif Üye
Style: 0
seyfullah putkıran isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Sep 2005
Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden
Kan Gurubu: A Rh (+)
Yaş: 24
Mesajlar: 5.931
Thanks: 2.765
Thanked 6.004 Times in 2.301 Posts
Rep Puanı: 910
|
Alıntı:
vulgata QURAN Nickli Üyeden Alıntı
O (Allah) ki; Kitab'I, sana O indirdi. O'ndan bir kısmı muhkem (mânâsı açık, yorum götürmez, şüphe kabul etmez) âyetlerdir ki; bunlar, (Levhi Mahfuz'daki) ümmülkitapta (yer alan açık ve kesin âyetler)dir. Diğerleri ise müteşabih (mânâsı kapalı, açıklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde eğrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çıkarmak ve (kendi yararına uygun) tevîlde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitab')ın müteşabih olan kısmına uyarlar. Halbuki onların ""tevîlini,""" kimse bilmez ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olan RASİHUN (rüsuh sahipleri) ise derler ki: “O'na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katından (indirilme)dir.” Bunu kimse tezekkür edemez ancak ulûl'elbab tezekkür edebilir.
|
evet Allah onların manasını ulul elbablara bahşeder,
ancak ulûl'elbab tezekkür edebilir
yani ulul elbablar bunu allahın ihsanı sonucu kazanırlar. aksi halde yanlız Allah bilebilir, ve ulul elbablarla paylaşır. sanırım anlaşılmıştır..
__________________
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)
|
|
|
|
 |
04-04-2007, 19:10
|
#5 (permalink)
|
|
Üye
Style: 0
vulgata QURAN isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 141
Thanks: 223
Thanked 126 Times in 71 Posts
Rep Puanı: 29
|
tezekkür öğüt demek.
ne alakası var? sizin verdiğiniz bağlamda değilki?
__________________
isra:46: Ve onların kalpleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Rabbini yalnız Kuranda andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler.
''ilahi Ente Maksudi Ve Rizaike Matlubi''
|
|
|
|
|
The Following 2 Users Say Thank You to vulgata QURAN For This Useful Post:
|
|
04-04-2007, 19:22
|
#6 (permalink)
|
|
Üye
Style: 0
vulgata QURAN isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 141
Thanks: 223
Thanked 126 Times in 71 Posts
Rep Puanı: 29
|
üstelik hurufu mukattalar müteşabbih mi ki?
kimse birşey bilmiyorki üzerinde yorum yapsın da kalbinde hastalık bulunanlar başka manalara çeksin.
hurufu mukattaların anlamlandırması bi hadislerde var o da şifredir deniyor
bide 19 mucizesinde harflerin 19a uygunluğu var şifre mi mucize mi?
__________________
isra:46: Ve onların kalpleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Rabbini yalnız Kuranda andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler.
''ilahi Ente Maksudi Ve Rizaike Matlubi''
|
|
|
|
|
The Following 2 Users Say Thank You to vulgata QURAN For This Useful Post:
|
|
 |
|
 |
04-04-2007, 19:44
|
#7 (permalink)
|
|
Süper Aktif Üye
Style: 0
seyfullah putkıran isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Sep 2005
Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden
Kan Gurubu: A Rh (+)
Yaş: 24
Mesajlar: 5.931
Thanks: 2.765
Thanked 6.004 Times in 2.301 Posts
Rep Puanı: 910
|
Alıntı:
vulgata QURAN Nickli Üyeden Alıntı
üstelik hurufu mukattalar müteşabbih mi ki?
kimse birşey bilmiyorki üzerinde yorum yapsın da kalbinde hastalık bulunanlar başka manalara çeksin.
hurufu mukattaların anlamlandırması bi hadislerde var o da şifredir deniyor
bide 19 mucizesinde harflerin 19a uygunluğu var şifre mi mucize mi?
|
herkes birşey bilmediği için ardınca mana arıyor tıpkı şuan sizin yaptığınız gibi üzgünüm ama ayet size işaret ediyor.. inşallah kalbinizden hastalık gider. bir ikinci bu ayateden sadece ulul elbablar öğüt alıyor başkası alamıyor neden çünkü anlıyabilen sadece ulul elbablar. onlarda aldığı öğütleri insanlara anlatıyor dileyen onlara sorsun... kuranda onlara 27 kere zikrdilmiş hepsinin sayısı farklı farklı ama hepsinin manası var Allah tesadüfi harfleri oraya kormaz deidğim gibi bunu yanlız ulul elbab tezekkür edebilri bu ayetler müteşabihler arasındadır. bir ayet muhkem değilse müteşabihtir. bu ayeti anlıyamadığınıza göre muhkem olamaz onun dışında ikinci şık kalıyor oda müteşabihlik kısmı .. bence müteşabihleri merak ediyorsanız gidin kuranın verdiği adrese danışın siz ne öğüt aldınız diye...
__________________
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)
|
|
|
|
 |
 |
|
 |
04-04-2007, 19:51
|
#8 (permalink)
|
|
Süper Aktif Üye
Style: 0
seyfullah putkıran isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Sep 2005
Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden
Kan Gurubu: A Rh (+)
Yaş: 24
Mesajlar: 5.931
Thanks: 2.765
Thanked 6.004 Times in 2.301 Posts
Rep Puanı: 910
|
HURÛFU MUKATTA (MUKATTAA HARFLERİ)
“Mukattaa” kelimesi Arapça bir isimdir. Kat’edilmiş, kesilmiş; kesik, ayrı manalarına gelir. “Hurûfu Mukatta” mürekkep/birleşik bir isimdir; ayrı ayrı yazılmış, bitişik olmayan harfler demektir.
İslâmi ilimler terminolojisinde ise Kur’ân-ı Kerim’de bazı sûrelerin ilk ayeti olarak gelen Elif Lâm Mîm, Elif Lâm Râ, Hâ Mîm, Hâ Mîm Ayn Sîn Kaaf gibi birkaç harften oluşan, bazen de Sâd, Kaaf, Nûn gibi bir harften meydana gelen bağımsız harflere “Hurûfu Mukattaa” denir. Bu harflerin manalarının ne olduğu hususunda başlıca iki görüş vardır:
Birinci görüşe göre bu harflerin manasını Allah’tan başka kimse bilemez. Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) "Allah’ın her kitabında bir sırrı vardır. Kur’an’daki sırrı da sûrelerin başlarında bulunan harflerdir. Her kitabın bir özü vardır. Kur’ân’ın özü de bu hece harfleridir” dediği rivayet edilir. Bu görüşü benimseyenler, bu harflerin tefsirinden şiddetle kaçınmışlardır. Bunlara göre Hurûfu Mukattaa’dan muradın ne olduğunu kesin olarak Allah’ın bileceğini bu harflerin de müteşâbihattan olduğunu, alimlerin bunları anlamada aciz olduklarını söylerler.
İkinci görüşe göre, Allah’ın kitabında insanların anlayamayacakları şeylerin bulunması doğru olmaz. Çünkü Allah Teala Kur’ân-ı Kerim’i okunup anlaşılması ve amel edilmesi/uygulanması için göndermiştir. Bu sebeple de onda, anlaşılmaz hiçbir ayet bulunamaz. Bu görüşte olanlar, Hurûfu Mukatta’yı tefsir etmeye çalışmışlardır.
Bunları şöyle özetleyebiliriz:
1. Bu harfler, Allah Teala’nın isimlerinde yer alan harflerdendir. Nitekim Resûlüllah’ın (s.a.v.), “Kâf Hâ Yâ Ayn, Sâd, Hâ Mîm Ayn Sîn Kâf” diye dua ettiği rivayet edilir.
2. Bu harfler, başlarında bulundukları sûrelerin isimleridir. Zira bazı şeyleri harflerle adlandırmak, Arapların âdetlerindendir. Mesela Hârise b. Lâm et-Tâî’nin babasına “Lâm” derlerdi. Aynı şekilde bakır’a “sad”, para’ya “ayn”, bulut’a “ğayn”, balığa “nûn”, dağa da “kaf” denmiştir.
3. Çeşitli sûrelerin başlarında yer alan bu harfler, ondört değişik şekle sahiptir ve bütün harflerin aslını teşkil eder. Kur’ân-ı Kerim bu harflerle te’lif olunmuştur. Kur’an bu harfleri zikretmekle, mucize olduğuna işaret etmektedir. Yani Kur’an’ın cümleleri, ibareleri herkesin bildiği bu basit harflerden meydana gelmektedir. Öyleyse uğraşın bakalım, sizler de elinizden gelen bu imkanı kullanarak benzerini getirmeye çalışın. Siz meydana getiremediğinize göre Kur’an mucizedir demek istemektedir.
4. Bazılarına göre bu harflerin her biri Allah’ın fiilî sıfatlarına delalet eder. Elif Allah’ın nimetlerine (a’lâsına-en yücesine), Lâm lûtfuna, Mîm mecdine (yüceliğine) işaret etmektedir.
5. Kimilerine göre Elif Allah’tan, Lâm Cebrail’den, Mîm Muhammed’den kinayedir.
6. Bir kısmına göre de bu harfler, bir sözün bitip bir sözün başlangıcını gösterir. Araplarda bir söz bitip yeni bir söz başladığında dikkati çekmek için yeni sözün başına böyle harfler getirme geleneği vardır.
Mukatta harflerinin manalarının ne olduğu hususunda Resûlüllah’tan (s.a.v.) açık bir haber yoktur. Ancak Kur’an okumayı teşvik için her harfinden meydana gelecek sevabı anlatırken, Hurûfu Mukatta’nın her birinin ayrı ayrı harfler olduğunu ifade buyurmuşlardır.
***
Bazı ârifler ise bu mevzuda şunları söylemişlerdir:
Nasıl sulama yapılırken bir vadiye veya bir tarlaya nehrin ya da sulama kanalından gelen suyun hepsi birden salınmayıp azar azar verilirse, Allah katında bulunan ilim ve irfan denizinden de peygamberlerden her birine gereği kadar verilmiştir. Onlar da kendilerine hakiki manada vâris olan âlimlere, alimler de halka kabul hazmedebilecekleri nisbette verirler. Peygamberler, hakikat alimleri ve melekler için sırlar vardır. Herkesin sırrı kendi rütbesine, manevi derecesinin yüksekliğine göredir; ondan ötesini öğrenmeye tahammül edemez. Gözün güneş ışığına tahammül edemediği gibi…
Hulâsa edecek olursak; Müteşâbih âyetler ve Mukatta harfleri; Kurân-ı Kerim’de, zâhirî mânâları kastedilmeyip misâl gibi getirilen âyetleridir. Diğer bir târifle; ümmet fertleri için, kendisi ile ne murâd edildiğini anlamak ümidi kesilmiş olan lafızlardır: “Yedullah, Vechullah”… “Elif Lâm Mîm, Hâ Mîm”… vb. kelime ve terkipler gibi...
Bununla beraber –yukarıda da ifade ettiğimiz gibi- tefsir ve tasavvuf âlimlerinden bir kısmı, yanlış anlaşılmalara sebep olmaması için bunlara bazı mânâlar vermişlerdir. Meselâ, Allâh’ın eli: Allâh’ın kudreti; Allâh’ın yüzü: Allâh’ın zatı; Arş’ın üzerine oturma: Arş’a hâkim olma, hükmünü geçirme mânâlarınadır, demişlerdir. Ve yine “Mîzanlar (her nevi tartı ve takdir) Allah’ın elindedir. Bir kavmi yükseltir, bir kavmi alçaltır. Âdemoğlunun kalbi de, rahmeti umumuna şâmil olan Allah’ın parmaklarından iki parmağının arasındadır. Dilediği zaman döndürür, dilediği zaman doğrultur” hadisinde “Allah’a parmak isnadı” müteşâbihattandır. Alimler bunu iki şekilde te’vil etmişlerdir:
1. İki parmaktan murad, iki davetçi sebeptir. Kalb, Allah’ın ihdas ettiği davetçi bir sebep ve bir irade olmadıkça imana da yönelebilir küfre de… İşte Allah Teala bu kalbi bu iki davetçiden dilediği herhangi birine çevirir.
2. O bir temsildir. Manası: “Allahü zû’l-Celâl kalbleri tam bir kudretle evirip çevirebilir” demektir. Nitekim biz de, “Şu iş benim elimdedir, bu iş benim iki parmağımın ucundadır” deriz ki, bundan maksadımız, o işdeki tam bir tasarruf ve kudreti ifade etmekten ibarettir
***
Hicrî ikinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî Ahmed el-Farûkî (k.s.) hazretleri ise bu mevzuda şu dikkat çekici açıklamalarda bulunmaktadır:
“Yed: el’ olarak ifade olunan kelimenin te’vili kudretten; ‘vecih: yüz’ olarak tâbir olunan kelimenin te’vili de zattan ibârettir, diye hayâl etmeyesin. Müteşâbih âyetler ve (Elif lâm mîm, Hâ mîm... gibi) mukattaa harfleri, hakikat ve esrâr ilminin mahzenidir.
“O bakımdan bunların te’vili, gizli sırlardandır, sadece ehassu’l-havâsa (seçkin kullar arasından seçilmişlere, yani çok az insana) açılıp gösterilmiştir, herkese değil. Bunlardan her biri, âşık ve mâşûk arasında gizli sırlardan dalgalı bir deniz, muhib ile mahbûb (sevenle sevgili) arasında ince işaretlerden gizli bir işarettir....
“Bu fakîr (İmâm-ı Rabbânî hazretleri zat-ı âlilerini kastediyor), uzun zamandan beri müteşâbihâtın te’vilinde tevakkuf ediyor (duruyor-susuyor) ve Hak Sübhânehû’nun ilmine havâle ediyordum. Râsih âlimler için de, buna inanmaktan başka bir nasip düşünmüyordum. Sûfiyye âlimlerinin açıkladıkları te’villeri de, bu müteşâbihâtın şânına lâyık ve münâsip bulmuyor ve yine o te’villeri, gizlenmesi kabil olan esrârdan da görmüyordum....
“Ama ne zaman ki Allah Sübhânehû ve Teâlâ hazretleri bana, sırf fazlı ile lûtuf ve ihsânı ile müteşâbihâtın te’vilinden bir koku ızhâr eyledi, bu büyük denizden bir ark açtı ve onu şu miskînin istidat arzına uzattı da bildim ki; diğer hususlarda olduğu gibi, müteşâbihâtın te’vilinde de şüphesiz râsih âlimler için bolca nasip vardır. Çünkü ulemâ-i râsihîn, peygamberler’in (aleyhimüsselâm) vârislerinin kâmilleridir. Velâyet kemâlâtının derecelerini geçmişler ve asâleten peygamberlere mahsus olan ‘dâvet makâmı’na ulaşmışlardır...
“Müteşâbihât’ın te’vil ilmi, asıl itibariyle Resûller’e (aleyhimü’s-salavâtü ve’t-teslîmât) mahsustur. Bununla birlikte bu ilimden, peygambere tâbi olma ve verâset yoluyla, ümmetlerden az’ın azı’na da çok az bir şey ihsân olunur, verilir. Bu dünya hayatında, onun yüzündeki peçe-örtü-perde kalkmaz, tam mânâsiyle anlaşılması mümkün değildir. Lâkin âhiret hayatında, ümmetlerden büyük bir cemaatin, bu devletle şereflenmeleri (müteşâbihat ve mukattâtı anlamaları) ümit edilir. Bu da yine tebaiyyet yolu ile olacaktır (yani Resûlüllh’a tâbi olma, onun sünnetine uyma derecesine mütenasip-uygun olarak gerçekleşecektir)...
“Müteşâbihat’la alâkalı yazılması mümkün olan kadarı şudur: Dünya hayatında, bu anlatılan pek az kişinin dışında, diğer bazılarının da bu devletle yani müteşâbihâtın te’vil ilmi ile şereflenmelerinin câiz olduğudur. Ancak onlara, bu işin hakikatinin ilmi verilmez, te’vili de inkişâf etmez... Ben bu mânâyı, müntesiplerimden/bağlılarımdan sadece bir fertte müşâhede edebildim, görebildim; başkalarında ne hâsıl olabilir?.. ‘Hamdolsun o Allâh’a ki, hidâyetiyle bizi buna muvaffak kıldı. O bize hidâyet etmeseydi, bizim kendiliğimizden bunun yolunu bulmamıza imkân yoktu.”
SONUÇ
Müteşâbih ayetler üzerinde geniş müzakereler-mütâlalar-münakaşalar olmuştur. Hatta doğrudan müteşâbih ayetleri konu alıp inceleyen pekçok eserler de yazılmıştır. Bütün bunlardan şu neticeye ulaşmamız mümkündür: Kur’an ayetleri birbirlerini tasdik edecek ve bütün zamanları içine alacak şekilde, muğlaklıktan uzak, gayet açık, yanlış yorumlamaya meydan verilmeyecek bir üslupla nazil olmuş ve iki farklı kısma ayrılmıştır:
Birici kısım, varsayım ve çeşitli yorumlamalara asla imkan vermeyen temel, muhkem, açık ve seçik ayetlerdir. Bunlar Kur’ân’ın anası olarak tarif edilmişlerdir.
İkinci kısım, farklı ve pek çok yorumu kaldıran, konuyu daha iyi anlatmak, belgelemek ve hasmı susturmak için gelen ayetlerdir. Müteaddit manalara ihtimali olan ayetlerin hedefi; benzetme ve örnekler verme yoluyla, teşvik, korkutma, öğüt, hatırlatma, ayıpları yüzlere vurma, müjdeleme, açıklama ve uyarma yaparak muhkem ayetlerin ihtiva ettiği/içerdiği telkinleri kökleştirmek ve sağlamlaştırmaktır.
Kur’ân-ı Kerim; muhkem aslını bir kenara bırakıp insanların gerçeği daha iyi kavramalarını kolaylaştırmak için benzetmede bulunan bazı müteşâbih ayetleri, heva ve heveslerine uygun bir biçimde yorumlayanları, kalblerinde eğrilik, yamukluk olan, doğruluktan hoşlanmayıp eğrilikten, sapıklıktan zevk alan, dumanlı havalar meydana getirerek fitne çıkarıp Hakkı bâtıla karıştıran ve insanları doğru yoldan ayırıp onları yanlış yollara sokan kişiler olarak nitelemektedir.
Hiç şüphesiz zikri geçen ayetler üzerinde tahmin ve yorum yoluyla, zorlayarak Kur’ân’ı asıl hedefinden saptırıp, neredeyse bir tarih, astronomi, hendese-geometri, astroloji, bilmeceler ve her türlü görüş ve arzulara destek dolu bir kitap haline getirmeye çalışanlar da bu kategoriye girerler.
***
Dilerseniz bu mevzuda sonsözü son devir dersiâmlarından Nakşi yolu Müceddidîn kolunun son halkası olan Süleyman Efendi (k.s.) hazretlerine bırakalım. Talebelerinden merhum Ziya Sunguroğlu naklediyor:
“Esteîzübillah Bismillâhirrahmânirrahîm: Eli Lâm Mîm… Mütekaddimîn âlimleri bu âyet-i celileye ‘Allâhü a’lemü bi-murâdih’ (Bununla muradın ne olduğunu en iyi bilen Allah’tır) deyip geçmişlerdir. Müteahhirîn âlimlerinin zamanında fitne ve fesadın zuhuru çoğalınca, fâsit mânâ verme ihtimaline karşı, ‘Elif’ten murad Allah, Lâm’dan murad Cebrâil, Mîm’dan murad Muhammed’dir dediler. Burada hak olan, bu ve benzeri diğer hurufu mukattaâttan Cenab-ı Hak ile Resûllülah arasında bir şifre olmasıdır. Nasıl ki devletler arasında her ferdin bilemeyeceği, sadece belli kişilerce bilinen şifreler varsa, bu da Hz. Mevlâ ile Habîbi arasında bir şifredir. Nitekim Hz. Cebrâil, ‘Elif Lâm Mîm’ deyince Resûlüllah Efendimiz, ‘Fehimtü’ (anladım) buyurmuşlardır. Cebrâil (a.s.), ‘Yâ Resûlellah, bunu getiren ben olduğum halde bir şey anlamadım. Sen, daha ben okur okumaz hemen nasıl anladın?’ demiştir. Hz. Mevlâ, bunların (mukattaa harflerinin ve müteşâbih âyetlerin) mânâlarını Cibrîl-i Emîn’e bile haber vermemiştir. Keza, bütün âlim ve ârifleri âciz bırakmak için, insanlara ve cinlere de bunların mânâlarını bildirmemiştir.”
Ancak, “Hiçbir umumi (ifade-söz) yoktur ki içlerinden kimileri hariç tutulmasın” kaidesi gereğince tabii ki Resûlüllah Efendimiz ve vârisleri ile seçlimiş-süzülmüş bazı kullar müstesnâ... Onlardan dilediğine dilediği kadarını bildirmiştir. Müstesnâlar ise, bilindiği üzere kâideyi bozmaz. Bunun böyle olduğunu yukarıda İmâm-ı Rabbani hazretlerinin açık ifadelerinde de görmüş idik.
Rabbim bizleri rahmet-mağfiret ve bereketinden, Habîbi’nin şefaatinden, râsih âlimlerin himmet ve teveccühünden mahrum bırakmasın. Âmin...
__________________
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)
|
|
|
|
 |
04-04-2007, 19:51
|
#9 (permalink)
|
|
Üye
Style: 0
vulgata QURAN isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 141
Thanks: 223
Thanked 126 Times in 71 Posts
Rep Puanı: 29
|
ben anlamını sormadım zaten seyfullah sadece Allah kimi yerde apaçık ayet derken neden gizli bırakmış.ben bu kısmı anlamadım yani.
ben işittim ve itaat ettim
__________________
isra:46: Ve onların kalpleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Rabbini yalnız Kuranda andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye giderler.
''ilahi Ente Maksudi Ve Rizaike Matlubi''
|
|
|
|
|
Bu Mesaj Icin vulgata QURAN Kardesimize Allah Razi Olsun Diyenler:
|
|
04-04-2007, 19:54
|
#10 (permalink)
|
|
Süper Aktif Üye
Style: 0
seyfullah putkıran isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Sep 2005
Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden
Kan Gurubu: A Rh (+)
Yaş: 24
Mesajlar: 5.931
Thanks: 2.765
Thanked 6.004 Times in 2.301 Posts
Rep Puanı: 910
|
Alıntı:
vulgata QURAN Nickli Üyeden Alıntı
ben anlamını sormadım zaten seyfullah sadece Allah kimi yerde apaçık ayet derken neden gizli bırakmış.ben bu kısmı anlamadım yani.
ben işittim ve itaat ettim
|
Allah ayetlerin açık olduğunu söylüyor ama bunun herkese olduğunu söylemiyor, resule kuranı ve hikmeti öğrettiğini ve müteşbihlerden yanlız ulul elbabların öğüt aldığını söylüyor öğrenmek istiyende zikir ehine yani ulul elbablara sorsun...
__________________
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)
|
|
|
|
 |
|