Zurück   IslamForum Ne Olursan Ol Gel > Islamforum Turkish > Genel Islam Konular

Bu Alana Reklam Verebilirsiniz

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

Gerçekte Ne Olmuştu ?
Alt 08.06.2007, 21:41   #1 (permalink)
Yeni Üye
 
EBU ZER GAFFARİ isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 24.05.2007
Yaş: 26
Mesajlar: 9
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
EBU ZER GAFFARİ Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 0
Pfeil Gerçekte Ne Olmuştu ?

1. KONU : İSLAM'IN İLK DÖNEMİNDE HÜKÜMETİ ELE GEÇİRME KONUSUNDA YAŞANAN TARİHÎ OLAYLAR




Bu konuyu şu başlıklar altında ele alıp inceleyeceğiz:


− Resulullah'ın (s.a.a) Vasiyeti


− Resulullah'ın (s.a.a) Vefatı ve Ömer'in Tepkisi


− Sakife ve Ebu Bekir'e Biat


− Resulullah'ın (s.a.a) Toprağa Verilişi ve Cenaze Törenine Katılanlar


− Fâtıma'nın (s.a) Evine Sığınmak


− Ebu Bekir'e Biat Etmeyenler


− Ebu Bekir, Kendinden Sonra Hilâfete Ömer'i Tanıtıyor


− Şûra ve Osman'a Biat


− İmam Ali (a.s) Hilâfeti Kendisine Bırakmayacaklarını Biliyordu



− Emirü'l-Müminin Ali'ye (a.s) Biat

İmamet ve hilâfet konusunda iki ekolün görüşlerini incelemeden önce İslâm'ın ilk döneminde hükümet ve hilâfetin teşkili hususunda vuku bulan tarihî olaylara bir göz atmamız daha uygun olacaktır. Müslümanların önderliğini üstlenmek konusundaki ihtilâflar, Resulullah (s.a.a) vefat ettiği günden itibaren başladı. Olay şöyleydi: Resulullah (s.a.a) ordu kumandanlık sancağını kendisinin azat ettiği kölesi ve kölesinin oğlu Usame b. Zeyd'e vererek onu aralarında Ebu Bekir, Ömer, Ebu Ubeyde Cerrah ve Sa'd b. Ebî Vakkâs, Said b. Zeyd gibi ilk muhacirler ve ensarın ileri gelenleri olan kişiler üzerine ordu kumandanı olarak tayin edip Rumlarla savaşa gönderdi.

Usame, Resulullah'ın (s.a.a) emrine itaat ederek Medine'ye üç mil uzaklıktaki Curuf denilen bölgede konakladı. O sırada Resul-i Ekrem (s.a.a) hastalanarak yatağa düşmüştü. Resulullah'ın (s.a.a), ensar ve muhacirlerin önde gelenlerini daha on yedi yaşında olan Usame'nin emrine vermesi onları rahatsız etmişti. Dolayısıyla, "Bu genç ilk muhacirlerin kumandanı mı olacak?!" diye itiraz ettiler. Resulullah (s.a.a) bunu duyunca öfkelenerek başına bir mendil bağlayıp omzuna bir havlu atmış olduğu hâlde evden ayrılıp minbere çıkarak şöyle buyurdu: Bazılarınızdan Usame'nin kumandanlığı hakkında duyduklarım da nedir?! Siz daha önce babasının kumandanlığına da itiraz etmiştiniz. Oysa vallahi hem Zeyd (Usame'nin babası) kumandanlığa lâyıktı, hem de oğlu Usame. Resulullah (s.a.a) bu konuşmasından sonra minberden inerek eve gitti. Bunun üzerine Usame'nin ordusuna katılması gerekenler Resulullah'la (s.a.a) vedalaştıktan sonra ordugâha döndüler. Onlar gittikten sonra Resul-i Ekrem'in hastalığı ağırlaştı.

O hâliyle devamlı "Derhal Usame'nin ordusunu gönderin gitsin." buyuruyordu. Nihayet pazar günü Resulullah'ın (s.a.a) ağrıları şiddetlendi ve pazartesi günü Usame ordusuna hareket emri verdi. Ama o sırada onlara Resulullah'ın (s.a.a) ihtizar (ölüm) hâlinde olduğu haber verilince Usame, Ömer ve Ebu Ubeyde Medine'ye döndüler.[244]




RESULULLAH'IN (s.a.a) VASİYETİ



İbn Abbas der ki: Resulullah (s.a.a) ihtizar hâlindeyken halkın ileri gelenleri odaya doluşmuş, Hz. Peygamber'in yatağının etrafını sarmışlardı; Ömer de onların arasındaydı. Resulullah (s.a.a) bir ara şöyle buyurdu: Bana kâğıt getirin de ondan sonra sapmamanız için size bir şeyler yazayım.
Ama Ömer şöyle dedi: Resulullah'a ağrıları galip gelmiştir. Sizin aranızda Allah'ın Kitabı var. Gerçekten Allah'ın Kitabı bize yeter! Ömer, Resulullah'ın (s.a.a) isteğine muhalefet edince oradakiler arasında tartışmalar başladı. Bazıları Resulullah'ın (s.a.a) emrinin yerine getirilmesini isterken bazıları da Ömer'in sözünü tekrarlıyordu. Gürültü ve tartışmalar yükselince Resulullah (s.a.a), "Çıkın yanımdan; benim yanımda tartışıp kavga etmeniz yakışmaz." buyurdu. [245]

Diğer bir rivayete göre, İbn Abbas gözyaşları ayağının altındaki kumları ıslatıncaya kadar ağladıktan sonra şöyle dedi: Resulullah'ın (s.a.a) ağrıları şiddetlenmişti. O haliyle şöyle buyurdu: "Bana kâğıt getirin de size benden sonra asla sapmamanız için bir şeyler yazayım." Resulullah'ın (s.a.a) bu buyruğu üzerine oradakilerin arasında tartışma başladı; oysa hiçbir peygamberin huzurunda tartışmak yakışmaz. Sonunda, "Resulullah sayıklıyor." dediler![246]

Başka bir rivayette ise, İbn Abbas'ın sürekli şöyle dediği geçer: Bütün bu kötü durumlar orada olanların ihtilâf edip gürültü çıkararak Resulullah'ın (s.a.a) o yazıyı yazmasına engel olmasıyla başladı.[247]


Resulullah'ın (s.a.a) Vefatı ve Ömer'in Tepkisi



Pazartesi günü öğleye doğru Resulullah (s.a.a) vefat etti. O zaman Ebu Bekir Medine'nin dışında Senh denilen yerdeydi. Ama Medine'de olan Ömer Resulullah'ın (s.a.a) yanı başına gitmek için izin istedi. Daha sonra Muğiyre b. Şu'be ile birlikte odaya girerek Resul-i Ekrem'in (s.a.a) üzerine attıkları bezi kaldırıp, "Resulullah (s.a.a) kötü bir şekilde baygın düşmüştür!" dedi. Ama Muğiyre, "Vallahi Resulullah ölmüştür." dedi. Ömer bağırarak, "Yalan söylüyorsun! Resulullah ölmemiştir; sen fitneci bir adamsın. Allah'ın Resulü münafıkların kökünü kazımadıkça asla ölmez." dedi.[248]

Daha sonra Ömer dışarı çıkarak orada bulunanların arasında şunları söylemeye başladı: Bazı münafıklar Resulullah'ın öldüğünü sanıyorlar.

Resulullah ölmemiştir; o, ümmetinin gözünden kırk gün kırk gece gayba çekilen Musa gibi Allah Teâla'nın yanına gitmiştir. Vallahi o yakında dönerek öldüğünü sananların ellerini ve ayaklarını kesecektir![249]

Resulullah'ın öldüğünü söyleyenin kılıcımla boynunu vururum. Resulullah ölmemiştir; o gökyüzüne çıkmıştır![250] O sırada mescitte Kur'ân-ı Kerim'in şu ayetlerini okudular: Muhammed, yalnızca bir peygamberdir. Ondan önce nice peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölürse ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz?[251]

Yine Resulullah'ın (s.a.a) amcası Abbas b. Abdulmuttalib şöyle dedi: Şüphesiz Peygamber ölmüştür. Ben Abdulmuttalib Oğulları'nın ölüm anında yüzlerindeki ifadeyi bilirim. Ben bu ifadeyi onun yüzünde gördüm." Daha sonra oradakilere, "Aranızda Resulullah'tan (s.a.a) kendi ölümü hakkında bir şey söylediğini duymuş olanınız var mı? Eğer varsa kalksın bize de söylesin." dedi. Oradakilerin, "Hayır." demeleri üzerine Abbas tekrar halka hitap etti: "Ey insanlar! Şahit olun ki, Resulullah'ın (s.a.a) kendi ölümü hakkında bir şey söylediği kimse yoktur..."[252]

Ne Resulullah'ın (s.a.a) amcası Abbas'ın sözleri, ne halkın onayı ve ne de Ümmü Mektum'un yüksek sesle okuduğu açık ayet Ömer'i ikna edip susturamadı. Ömer ağzından köpükler çıktığı hâlde öylece etrafındakilere tehdit savurmaya devam ediyordu![253] Nihayet Ebu Bekir gelip -Ümmü Mektum'un okuduğu- Muhammed, yalnızca bir peygamberdir. Ondan önce nice peygamberler gelipgeçmiştir..." ayetini okuyarak[254] Resulullah'ın (s.a.a) vefat ettiğini doğrulayınca Ömer, Ebu Bekir'e "Kur'an'da böyle bir ayet var mıdır?" diye sordu. Ebu Bekir, "Evet!" deyince Ömer sustu ve artık sesini çıkarmadı![255]




Sakife ve Ebu Bekir'e Biat



Resulullah'ın (s.a.a) vefatından sonra ensar, Benî Sâide Sakifesi'nde toplandı. muhacirlerden bir grup da onlara katıldı. Böylece Resulullah'ın (s.a.a) akrabalarından başka onun cenazesinin yanında hiç kimse kalmadı. Resul-i Ekrem'in (s.a.a) cenazesinin yanında kalanlar şunlardı: Ali b. Ebu Talib (Resulullah'ın amcası oğlu), Abbas b. Abdulmuttalib (Resulullah'ın amcası), Fazl b. Abbas (Resulullah'ın amcasının oğlu), Kasım b. Abbas (Resulullah'ın amcasının oğlu), Usame b. Zeyd (Resulullah'ın azat etmiş olduğu kölesi), Salih (Resulullah'ın azat ettiği kölesi), Evs b. Hulî (ensardan).[256] Resulullah'ı (s.a.a) yıkayıp kefenleyenler yalnız bunlardı. Çünkü dediğimiz gibi ensar ve muhacirlerden bir grup Benî Sâide Sakifesi'nde toplanmışlardı.



Ömer'in Rivayetinde Sakife


Ömer, Sakife olayını şöyle anlatır:
Resulullah vefat edince ensarın Benî Sâide Sakifesi'nde
toplandığını haber aldık. Ben Ebu Bekir'e, "Gidip ensardan olan kardeşlerimize katılalım." dedim. Ebu Bekir önerimi kabul edince birlikte Sakife'ye gittik. Ali, Zübeyir ve beraberindekiler bizimle birlikte değildi. Sakife'ye ulaştığımızda ensarın, Sa'd b. Ubâde olduğunu söyledikleri ve ateşi olduğu için kilime sardıkları birini oraya getirdiklerini gördük. Biz de onların arasında oturduk. Çok geçmeden ensardan biri kalkarak Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle dedi: "Biz; Allah'ın dostları, İslâm'ın kalabalık savaşçılarıyız. Fakat siz muhacirler sayıca az olan bir grupsunuz..." Ben ona cevap olarak bir şeyler söylemek istedim. Fakat Ebu Bekir, "Soğukkanlı ol" dedi ve kendisi yerinden kalkarak konuşmaya başladı. Vallahi o konuşmasında benim söylemek istediğim hiçbir şeyi bırakmayıp ya aynısını ya da daha iyisini söyleyerek dedi ki: "Ey ensar! Şüphesiz siz bu saydığınız güzel özelliklere lâyıksınız.

Fakat hilâfet ve önderlik sadece Kureyş'e lâyıktır; çünkü onlar soy açısından Arapların en seçkinidirler. Dolayısıyla ben hayırınızı düşünerek hilâfet için bu ikisinden birini öneriyorum; hangisini isterseniz seçip biat edin. Daha sonra benimle Ebu Ubeyde'nin elini tutup kaldırarak onlara tanıttı. Sadece Ebu Bekir'in bu son sözünden hoşlanmadım!" O sırada ensardan biri kalkarak, "Biz ensar develerin sırtlarını sürterek kaşıdıkları ve gölgesine sığındıkları ağaç gibiyiz. Öyleyse siz muhacirler kendinize, biz de kendimize bir önder seçelim." dedi.

Bu sözlerden sonra her taraftan tartışma yükseldi. İkilik ve ihtilâf baş gösterdi. Ben bu ortamdan yararlanarak Ebu Bekir'e, "Ey Ebu Bekir! Elini uzat da sana biat edeyim." dedim. Ebu Bekir de elini uzatınca ona biat ettim. Muhacirler de ona biat ettikten sonra ensar da bize katılarak biat ettiler. Ebu Bekir'e biat ettikten sonra Sa'd b. Ubâde'nin üzerine yürüdük... Bütün bunlardan sonra, bundan böyle hiç kimse Müslümanlara danışıp onların görüşünü almadan hilâfet konusunda birine biat ederse ne ona ve ne de biat alana itaat etmeyin.


Çünkü onların her ikisi de ölümü hak etmiş olurlar.[257]


Taberî, Sakife ve Ebu Bekir'e biat konusunda şöyle yazar:[258] Ensar, Resulullah'ın (s.a.v) cenazesini defnetme işini ailesine bıraktı ve Benî Sâide Sakifesi'nde toplanarak, "Biz Muhammed'den sonra, hilâfet için kendimize Sa'd b. Ubâde'yi seçiyoruz." dediler. Onlar hasta olan Sa'd b. Ubâde'yi kendileriyle birlikte oraya getirmişlerdi...

Sa'd b. Ubâde Allah'a hamd ve sena ettikten sonra dinde ensarın geçmişini, İslâm'da fazilet ve üstünlüğünü saydı; kendilerinin Resulullah'a (s.a.v) ve ashabına kaşı saygılarını, düşmanlarla savaşlarını hatırlatarak Resul-i Ekrem'in endilerinden
razı olarak dünyadan göçtüğünü vurguladı. Sonra dedi ki: "Ey ensar! Şimdi hilâfete kendiniz geçin ve onu başkalarına bırakmayın." Sa'd'ın bu konuşmasından sonra ensar, hep bir ağızdan bağırarak, "Doğru söylüyorsun. Biz asla senin sözünden çıkmayız ve seni halife seçiyoruz." dedi.

Bu kesin karardan sonra aralarında bazı konuşmalar geçti ve sonunda dediler ki: "Kureyş muhacirleri bizim bu kararımızı kabul etmeyip, 'Biz muhacirler, Resulullah'ın ilk yardımcıları ve akrabalarıyız. Resulullah'ın hilâfeti konusun-da bize karşı muhalefet etmeye hakkınız yoktur.' derlerse, onlara ne cevap verelim?" Bunun üzerine onlardan bazıları, "Bu durumda, biz kendimize, siz de kendinize bir halife seçin, diyelim." dedi. Bunun üzerine Sa'd b. Ubâde, "Bu bizim ilk yenilgimiz ve gerilememiz olur." dedi.[259]

Ebu Bekir ve Ömer bunları duyunca hemen Ebu Ubeyde Cerrah'la birlikte Benî Sâide Sakifesi'ne koştular. Useyd b. Huzeyr,[260] Uveym b. Sâide,[261] Asım b. Adiy[262] ve Aclan Oğulları'ndan[263] bir grup da onlara katılıp hep birlikte orada düzenli bir şekilde oturdular. Ebu Bekir, Ömer'in o toplulukta konuşmasını engelledikten sonra kendisi yerinden kalkarak Allah'a hamd ve senâ edip peşinden muhacirlerin geçmişini, onların Resulullah'ın peygamberliğini diğer Araplardan önce doğruladıklarını hatırlatıp şöyle dedi: Muhacirler yeryüzünde Allah'a ibadet eden ve Peygamber'ine iman eden ilk insanlardır.


Onlar Resulullah'ın yakın dostları ve akrabalarıdır. Bu yüzden ondan sonra hilâfete diğerlerinden daha lâyıktırlar. Bu konuda zalimlerden başka hiç kimse onlarla tartışmaz. Ebu Bekir bu konuşmasından sonra ensarın fazileti hakkında da konuşarak şöyle devam etti: Elbette ilk muhacirlerden sonra bizim yanımızda hiç kimse sizin makamınıza sahip değildir. Hükümet bizim, vezirlik de sizin olsun! Bunun üzerine Hubab b. Munzir[264] yerinden kalkarak ensara şöyle hitap etti:

Ey ensar! Hükümeti kendiniz ele geçirin. Muhacirler sizin hissenizden geçinmektedirler. Onlar sizin sayenizde yaşamaktadırlar; hiç kimse size itaatsizlik etme cesaretini gösteremez. O hâlde ikilik ve ihtilâftan sakının; çünkü ihtilâf işinizi bozar, sizi yenilgiye uğratıp hükümeti elinizden çıkarır.


Eğer bunlar kabul etmez ve duyduklarınızdan başka bir şey söylemezlerse, bu durumda biz kendi aramızdan birini önder seçeriz, onlar da kendi aralarında birini seçsinler! O sırada Ömer yerinden kalkarak şöyle dedi: Böyle bir şey imkânsızdır. İki kılıç bir kına sığmaz! Vallahi Arap sizin hükümetinizi kabul etmez; çünkü peygamberleri sizden değildir! Arap, Peygamber'in kavminin hükümetini kabul eder; buna asla karşı çıkmaz. Bize muhalefet edenlere karşı bizim şöyle bir sağlam delilimiz var: Hükümet konusunda günahkâr, sapık ve helâk vadisine düşenlerden başka kim Resulullah'ın kavminden olan bize karşı muhalefet edip Muhammed'in hükümetini bizim elimizden çıkarmaya çalışır?![265]

Hubab tekrar kalkarak şöyle konuştu: Ey ensar! El ele verin, bu adamla arkadaşlarının sözlerini dinlemeyin; aksi durumda hükümet ve önderlik konusunda hakkınızı kaybedersiniz. Sizin isteğinizi kabul etmezlerse, onları topraklarınızdan çıkarıp kendi istediğinizi yapın ve hükümeti kendi elinize alın. Vallahi siz hükümete onlardan daha lâyıksınız. Çünkü kâfirler sizin kılıçlarınız karşısında teslim olup bu dini kabul ettiler. Biz zayıfların ve güçsüzlerin sığınağı ve develerin, sırtlarını kaşımak için sürttükleri ağaç gibiyiz. İşte bu yüzden tekrar savaş ve kan dökmeye başlamak için sizin iradeniz yeterlidir diyorum. Bunu duyan Ömer, "Allah canını alsın senin!" dedi. Hubab ise, "Allah senin canını alsın!" cevabını verdi. Bu durumu gören Ebu Ubeyde, ensara şöyle hitap etti: Ey ensar! Siz Resulullah'ın (s.a.a) yardımına koşan ve kutlu İslâm dinini savunan ilk kişilersiniz.


O hâlde şimdi de dini değiştiren ve dönüştüren ilk kimseler olmayın! Daha sonra Beşir b. Sa'd el-Herzecî Ebu Nu'man b. Beşir kalkarak şöyle konuştu: Ey ensar! Vallahi bizler müşriklerle savaşta ve İslâm dinini kabul etmede yüce bir makama ulaştık. Bu yolda Rabbimizin rızasına, Peygamberimizin (s.a.a) emrine itaat ve nefsimizi yetiştirmek dışında bir şey istemiş değiliz. O hâlde o kadar faziletlere sahipken insanlara zorbalık etmemiz, onları minnet altında bırakmamız ve dünya mal ve mevkilerine kavuşmak için onu araç etmemiz yakışmaz. Allah bizim velinimetimizdir; bu konuda O, bizi minnet altında bırakmıştır. Ey insanlar! Şunu bilin ki Muhammed (s.a.a) Kureyş'tendir ve onun kabilesinden olanlar ona daha yakındırlar. Dolayısıyla onun hükümetine geçmeye, onun kabilesi diğerlerinden daha lâyıktır. Allah Tealâ hükümet konusunda onlara muhalefet etmeyi bana göstermesin.


O hâlde siz de Allah'tan korkun ve onlara muhalefet etmeye kalkışmayın. Hükümet konusunda onlarla kavga etmeyin. Beşir'den sonra Ebu Bekir kalkarak dedi ki: "Bu Ömer ve Ebu Ubeyde'den hangisine isterseniz biat edin." Ama Ömer'le Ebu Ubeyde bir ağızdan, "Vallahi aramızda sen olduğun hâlde biz böyle bir makamı üzerimize alamayız..." dediler.[266]

Sonra Abdurrahman b. Avf şöyle dedi: Ey ensar! Her ne kadar sizin yüce bir makamınız varsa da, buna rağmen aranızda Ebu Bekir, Ömer ve Ali gibileri yoktur! Munzir b. Erkam da kalkarak Abdurrahman'a şöyle dedi: Biz ismini söylediğiniz kimselerin üstünlüğünü inkâr etmiyoruz; özellikle onların arasında öyle birisi var ki hükümet ve önderlik için ileri çıksaydı, hiç kimse ona muhalefet etmezdi. (Maksadı Ali b. Ebu Talib'dir.)[267]

Bunun üzerine ensarla bazı muhacirler, "Biz yalnız Ali'ye (a.s) biat ederiz." diye bağırdılar.[268] Ömer şöyle nakleder: Bunun üzerine her taraftan gürültü ve bağrışma sesleri yükseldi. Her köşeden anlaşılmayan sözler duyuluyordu. İhtilâfın düzenimizi bozmasından korkarak Ebu Bekir'e, "Elini uzat da sana biat edeyim." dedim![269] Ama Ömer Ebu Bekir'in elini tutup biat etmeden önce Beşir b. Sa'd daha önce davranarak Ebu Bekir'in elini tutup ona biat etti! Olayı seyreden Hubab b. Munzir bağırarak Beşir'e şöyle dedi: Ey Beşir! Ey ailesinin lânetine uğramış! Amcan oğlunun hükümete geçmesini kıskanarak akrabalık bağlarını mı kopardın?[270]

Beşir dedi ki: Hayır vallahi; ben sadece Allah'ın bu kavime vermiş olduğu hak üzerinde onlarla kavga etmek istemedim. Evs kabilesi bir taraftan Beşir b. Sa'd'ın bu hareketini ve Kureyş'in iddiasını, diğer taraftan Hazrec kabilesinin Sa'd b. Ubâde'yi hükümete geçirmekten güttükleri hedefi görünce aralarında Useyd b. Huzeyr'in de bulunduğu bazı kişiler kendi kabilelerinden olan diğer bazılarına şöyle dediler: Vallahi Hazrec kabilesi bir kere de olsa hilâfete geçecek olursa, devamlı size karşı övünecek ve hiçbir zaman sizleri hilâfete ortak etmeyecektir. O hâlde kalkın Ebu Bekir'e biat edin![271] Bunun üzerine hepsi kalkıp Ebu Bekir'e biat ederek Sa'd b. Ubâde'nin ve Hazrec kabilesinin hilâfete ulaşma yolundaki plânlarını suya düşürdüler. Oradakiler Ebu Bekir'e biat etmek için her taraftan gelip izdiham yarattılar; neredeyse bu arada hasta olan Sa'd b. Ubâde ayaklar altında ezilecekti. Sa'd b. Ubâde'nin akrabalarından biri, "Sa'd'ı ayaklarınızın altında ezmemeye dikkat edin." diye bağırdı.


Ömer ise, "Allah canını alsın, öldürün onu!" diye cevap vererek önündeki insanları kenara itip Sa'd'a ulaşarak, "Vücudunda sağlam bir uzuv kalmayacak şekilde ayaklarım altında çiğnemek isterim seni." dedi. Babasının yanı başında olan Kays b. Sa'd yerinden kalkarak Ömer'in sakalını tutup, "Vallahi babamın başından bir kıl eksiltecek olursan, ağ zında sağlam bir dişin kalmaz!" dedi. Ebu Bekir de Ömer'e, "Sakin oley Ömer! Böyle bir durumda yumuşaklık göstermek daha etkilidir."dedi![272]

Ebu Bekir'in bu sözlerinin üzerine Ömer, Kays'a sırtını dönerek oradan uzaklaştı. O sırada Sa'd b. Ubâde Ömer'e dedi ki: "Vallahi eğer hasta olmayıp ayağa kalkabilseydim, Medine sokaklarında öyle kükrerdim ki, korkudan sen ve arkadaşların saklanacak bir köşe arardınız. Bu durumda vallahi seni düne kadar elleri altında olduğun kimselerin yanına gönderirdim; onların efendisi olamazdın!" Sonra kendi arkadaşlarına dönerek, "Beni buradan uzaklaştırın." dedi. Bunun üzerine Sa'd'ı evine götürdüler. Ebu Bekir Cevherî es-Sakife adlı kitabında şöyle der: Benî Sâide Sakifesi'nde Ebu Bekir'e biat ettikleri gün, Ömer kollarını sıvayıp Ebu Bekir'in önünde koşarak, "Dikkat! Dikkat! Halk Ebu Bekir'e biat etti." diye bağırıyordu.[273]

Böylece Ebu Bekir'e biat ettiler ve diğerlerinin de biat etmesi için onu mescide götürdüler. Bu arada daha Resulullah'ın (s.a.a) cenazesini yıkamakta olan Ali (a.s) ve Abbas mescitten tekbir seslerinin yükseldiğini duydular. Hz. Ali (a.s) amcası Abbas'a, "Neler oluyor?" diye sordu. Abbas, "Böyle bir şeye rastlamamıştık hiç!" cevabını verdi; daha sonra, "Demedim mi sana?!" dedi.[274]

O sırada Berâ b. Azib, Hâşim Oğulları'nın evlerinin kapılarını çalarak, "Ey Hâşim Oğulları! Ebu Bekir'e biat ettiler." diye bağırıyordu. Bu uyarıyı duyan Haşim Oğulları'ndan bazıları dediler ki: "Biz olmaksızın Müslümanlar böyle bir şey yapamazlar; çünkü Muhammed'in hilâfetine geçmeye biz herkesten daha layığız." Bunun üzerine Abbas "Ama Kâbe'nin Rabbi'ne yemin ederim, bunu yaptılar!" dedi. Oysa muhacirlerin hepsinin, ensarın ise çoğunun Ali'nin (a.s) Resulullah'ın (s.a.a) halifesi olduğu konusunda en küçük bir şüphesi yoktu.[275]

Evet, ensarın ve muhacirlerin Hz. Ali (a.s) hakkında şüp-heleri yoktu. Taberî şöyle yazar: Benî Sâide Sakifesi'ndeki olayın gerçekleştiği gün bütün Eslem Kabilesi Medine'ye gelmişti.
Onlar öyle bir izdiham yaratmışlardı ki, Medine sokaklarında hareket etmek zordu. Bu kabileye mensup olanlar Ebu Bekir'e biat ettiler. Ömer bu konuda şöyle diyor: "Eslem kabilesini görünce, muvaffak olduğumuza emin oldum![276]

Sakife'de Ebu Bekir'e biat edildikten sonra biat edenler gelin götürüyormuşçasına onu esenlikle mescide götürdüler. Ebu Bekir çıkıp Resulullah'ın (s.a.a) minberine oturdu. Akşama kadar halk gelip ona biat etti. Biat işi salı akşamına kadar sürmüş, Onlar, Resulullah'ın (s.a.a) cenazesini defnetmeyi unutmuş kendi işleriyle meşgul olmuşlardı![277]



Umumî Biat


Benî Sâide Sakifesi'nden Ebu Bekir'e biat edilmesinin ertesi günü Ebu Bekir çıkıp Resulullah'ın (s.a.a) minberine oturdu. Önce Ömer yerinden kalkarak Allah'a hamd ve senâ ettikten sonra şöyle konuştu: Dünkü konuşmalarım ne Allah'ın Kitabı'na ve ne de Resulullah'ın emrine göreydi; aksine, ümmetin bu sorununu Resulullah'ın kendisinin şahsen hallettikten sonra vefat edeceğini sandım. Ömer bu konuşmasının sonunda şöyle dedi:

Şimdi ise Allah Teâla aranıza Resulü için de hidayet kaynağı olan Kur'ân'ı bırakmıştır. Ona sarılacak olursanız Allah Teâla sizleri Resulü'nü hidayet ettiği yola hidayet edecektir. Şimdi Allah Teâla sizleri en üstününüz olan Resulullah'ın mağaradaki arkadaşıyla uzlaştırmıştır; o hâlde hepiniz kalkıp
ona biat edin. Ömer'in bu sözlerinden sonra halk Sakife'den sonra bir kez daha Ebu Bekir'e biat etti!


Sahih-i Buharî'de şöyle geçer:

Ondan önce Sakife'de bir grup Ebu Bekir'e biat etmişti. Ama umumi biat minberde oldu. Enes b. Malik der ki: O gün ben Ömer'in sürekli olarak Ebu Bekir'e minbere çıkmasını önerdiğini kulaklarımla duydum. Nihayet Ebu Bekir minbere çıktı ve herkes ona biat etti. Sonra Ebu Bekir Allah'a hamd ve senâ ederek şöyle dedi: "Ey insanlar! Ben sizlerden daha üstün olmadığım hâlde sizin halifeniz oldum. O hâlde işimi iyi ve davranışlarımı güzel bulursanız bana yardımcı olun ve eğer kötülük yaptığımı, hata edip saptığımı görürseniz beni doğru yola getirin... Allah ve Resulü'ne itaat ettiğim sürece bana itaat edin; Allah ve Resulü'ne itaatsizlik ettiğimi gördüğünüzde ise bana itaat etmeye hakkınız yoktur. Şimdi kalkıp namazınızı kılın; Allah size merhamet etsin."[278]



Umumî Biatten Sonra Vuku Bulan Olaylar



Pazartesi günü güneşin yükselmesiyle Resulullah (s.a.a) gözlerini dünyaya kapayıp ebedî yurda göçtü. Peşinden Resul-i Ekrem'i (s.a.a) defnetmeleri gerekirken hilâfet konusuyla uğraşıp durdular![279]

Onlar pazartesiden salı günü ikindi vaktine kadar peygamberlerinin durumundan habersiz diğer işlerle uğraşıyorlardı! Bu müddet içinde ilk önce Benî Sâide Sakifesi'ndeki konuşmalarla, daha sonra Ebu Bekir'e yapılan ilk biatle, peşinden de mescitteki umumî biatle ve Ebu Bekir ve Ömer b. Hattab'ın konuşmalarıyla uğraşıp durdular. Sonra da hep birlikte Ebu Bekir'in ardında namaza durdular! Ebu Bekir'e biat töreni bitince salı günü Resulullah'ın (s.a.a) cenazesini hatırlayarak[280]

Hz. Peygamber'e yöneldiler[281] ve birkaç kişilik gruplar hâlinde gelerek hiç kimse kendilerine imamlık yapmaksızın gıyabî olarak Hz. Resulullah'ın (s.a.a) cenazesine namaz kıldılar![282]





Resulullah'ın (s.a.a) Toprağa Verilişi ve Cenaze Törenine Katılanlar



Resulullah'ın (s.a.a) tertemiz ve mukaddes cenazesini yıkayan Abbas, Ali b. Ebu Talib, Fazl b. Abbas ve Resulullah'ın (s.a.a) azat ettiği kölesi Salih, Hz. Peygamber'i toprağa verdiler. Sahabîler, Resulullah'ın (s.a.a) cenazesini ailesiyle baş başa bıraktılar. Hz. Peygamber'in gusül, kefen ve defin işiyle bu birkaç kişi uğraştı.[283]

Başka bir rivayete göre,

Ali, Abbas Oğulları'ndan Fazl ve Kasım ile Resulullah'ın (s.a.a) Şekra adında azat ettiği kölesi ve bir rivayete göre de Usame b. Zeyd'le birlikte cenaze işiyle uğraştı.[284] Ebu Bekir'le Ömer ise bu törene katılmamışlardı![285]
Ümmü'l-Müminin Aişe der ki: Resulullah'ın (s.a.a) toprağa verildiğinden bizim haberimiz yoktu. Ancak çarşamba gecesi kürek seslerini duyduğumuzda bundan haberimiz oldu.[286]

Diğer bir rivayette ise şöyle geçer: Resulullah (s.a.a) toprağa verilirken yanında yakınlarından başka kimse yoktu. Ganem Oğulları, evlerinde dinlenirken kürek seslerini duydular.[287] Yine Ganem Oğulları'ndan olan ensarın ileri gelenleri, kürek seslerini gecenin sonunda duyduklarını söylerler![288]




Resulullah'ın (s.a.a) Defninden Sonra


Benî Sâide Sakifesi'nden çıkan sonuç şuydu: Ebu Bekir ve taraftarları muvaffak oldular, Sa'd b. Ubâde ve taraftarları ise tamamen siyaset sahnesinden çıkarıldılar. Ancak -ne Sakife'ye katılan ve ne de onda bir rol oynayan- azınlığa düşen Ali'yle (a.s) arkadaşları en ciddi muhalif sayılmaktaydılar. İşte bu yüzden bir taraftan Ebu Bekir'le taraftarları, diğer taraftan ise Ali'yle (a.s) arkadaşları, ensarın oyunu almak için sıkı bir çaba harcadılar. Zübeyir b. Bekkar el-Muvaffakiyat adlı kitabında şöyle yazar: Ebu Bekir'e biat edilip, o kesin olarak halife olduktan sonra, ensarın büyük bir çoğunluğu Ali'yi hatırlayarak Ebu Bekir'e biatlerinden dolayı pişman oldular ve Ali adına sloganlar attılar.[289]

Yakubî, Tarih'inde şöyle yazar:[290] Ensar ve muhacirlerden bir grup Ebu Bekir'e biat etmekten sakınıp, Ali b. Ebu Talib'in tarafını tuttular. Onların arasında Abbas b. Abdulmuttalib, oğlu Fazl, Zübeyir b. Avam, Halid b. Said, Mikdad b. Amr,[291] Selman-i Farsî, Ebuzer Gıfârî, Ammar b. Yasir, Berâ b. Azib[292] ve Ubey b. Kâ'b[293] görülmektedir. Ebu Bekir bu durumu görünce birini Ömer b. Hattab, Ebu Ubeyde Cerrah ve Muğiyre b. Şu'be'nin peşine gönderdi. Onlar gelince durumu anlatıp "Görüşünüz nedir?" diye sordu.
Onlar Ebu Bekir'in bu sorusuna şöyle cevap verdiler:[294]


En iyisi Abbas'la görüşerek, ona Ali'den ayrılıp seni desteklemesi için bu hükümetten kendisine ve evlâtlarına da bir pay vereceğini vaat et. Onun bu hareketi senin için Ali'ye karşı kesin bir delil sayılacaktır.[295] Bu öneri beğenildi ve geceleyin hep birlikte (Ebu Bekir, Ömer, Ebu Ubeyde ve Muğiyre) Abbas'ın evine gittiler.[296]

İlk önce Ebu Bekir konuşmaya başlayarak Allah'a hamd ve senadan sonra şöyle dedi: Allah Teâla Muhammed'i peygamber seçip onu müminlerin velisi kıldı ve aralarında böyle bir peygamberin olmasıyla müminlere de lütufta bulundu. Nihayet onu kendisine çağırdı, kendi yanında onun için seçmiş olduğu şeyi verdi ona. Resulullah (s.a.a) vefat edince kendi yararlarına gördüklerini seçmeleri için[297] insanların işini kendilerine bıraktı.
Onlar da beni seçerek kendilerine halife ve önder, işlerine bekçi ettiler. Ben de bunu kabul ettim. Ben Allah'ın isteği, yardımı ve desteğiyle üzerime aldığım bu sorumlulukta ne işlerde gevşeklik göstermekten ve ne de bir şeyin beni dehşete düşürmesinden korkuyorum.

Bu konuda ne kadar muvaffak olacağım da Allah'ın elindedir; ben O'na tevekkül ediyor, O'na yöneliyorum. Ama bana, yapılan umumî biatin aksine, garazlı birinin bunu eleştirerek sizi ve toplumdaki konumunuzu istismar ettiğini, kamuoyunu saptırmak için bizimle yardımlaşmamanızı araç olarak kullandığını bildirdiler. Siz de ya halkla birlikte onların üzerinde birleştikleri şeye girin (diğerlerine uyun) veya bu fırsatçıları tuttukları yoldan vazgeçirin. Şimdi biz bu hükümetten sana da bir pay vermek için geldik; bundan kendin şahsen yararlanırsın ve senden sonra da evlâtlarına kalır. Çünkü sen Peygamber'in amcasısın. Fakat insanlar seninle arkadaşın Ali'nin makam ve mevkiini bilmesine rağmen (sizleri hilâfete geçirmediler).[298]

Dolayısıyla ey Hâşimoğulları ileri gitmeyin; çünkü Resulullah hem bizdendir, hem de sizden! Burada Ömer, Ebu Bekir'in sözüne girerek şöyle dedi: Elbette bunu da bilin ki, biz çaresiz kalarak buraya gelmedik, size ihtiyacımız da yoktur. Fakat bütün Müslümanların görüş birliğiyle kabul ettikleri bir meselede sizin tarafınızdan farklı bir sesin duyulmasını ve hakkınızda kötü şeyler söylenmesini, size dil yarası vurulmasını istemedik; çünkü bunun zararı hem size ulaşır ve hem de ona. O hâlde dikkatli davranın! Bunun üzerine Abbas Allah'a hamd ve sena ettikten sonra Ebu Bekir'e dönüp şöyle konuşmaya başladı: Senin dediğin gibi yüce Allah, Muhammed'i peygamber seçip onu müminlerin velisi kıldı ve onun varlığıyla İslâm ümmetine lütufta bulundu. Nihayet onu kendi huzuruna davet ederek özel nimetlerinden yararlandırdı.

  Alıntı ile Cevapla

Alt 08.06.2007, 21:47   #2 (permalink)
Tercübeli Üye
 
ÇAPANOĞLU - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
ÇAPANOĞLU isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.10.2006
Mesajlar: 811
Tesekkür Etti: 0
1 Kunu Icin 1 Tesekkür Aldı
ÇAPANOĞLU Dürüstlük onun göbek adıÇAPANOĞLU Dürüstlük onun göbek adıÇAPANOĞLU Dürüstlük onun göbek adıÇAPANOĞLU Dürüstlük onun göbek adıÇAPANOĞLU Dürüstlük onun göbek adıÇAPANOĞLU Dürüstlük onun göbek adıÇAPANOĞLU Dürüstlük onun göbek adıÇAPANOĞLU Dürüstlük onun göbek adı
Tecrübe Puanı: 6
Standart

Bu ne yaman çelişki kardeş
Koca ömer, vahyin inişine şahitlik yapan ömer, her nefisin ölümü tadacağını.. Artı, Ey muhammed, sen de öleceksin...... ayetini bilmiyordu ve Peygamber ölünce çıkıp yukarıda alıntıladığınız akideye zarar verici sözleri sarfetti öyle mi,
Bütün bunlar, Ali'nin masumiyetinin birer göstergesi size göre,
Şunu söyleyim, Ateşle oynamaktasınız,
Ne Ömeri ne Aliyi değerlendirip, hangisinin üstün olduğuna karar vermek bizlere düşmemiştir, bu bilgi Allah katındadır, hadi sahabeye saygıyı bir kenara attınız, bari Allah'a saygılı davranın da Allah'a ait alanlara müdahele etmeye kalkışmayın,
Metin mete LA ŞİA LA SÜNNİYE derken sanırım bunu kastediyormuş..
La havle ve la kuvvete..
__________________
========================================

...ve biz bu kitabı sana, herşeyin açıklayıcısı, bir yol gösterme, bir rahmet ve Müslümanlara bir müjde olarak indirdik (Nahl;89)

Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru olana kılavuzlar...(İsra;9)

========================================
  Alıntı ile Cevapla

Kaynaklar
Alt 08.06.2007, 22:04   #3 (permalink)
Yeni Üye
 
EBU ZER GAFFARİ isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 24.05.2007
Yaş: 26
Mesajlar: 9
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
EBU ZER GAFFARİ Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 0
Pfeil Kaynaklar

KAYNAKLAR



[1]- Kur'ân-ı Kerim'de şöyle geçer: "Hiç şüphesiz, Allah katında kabul edilen) din, İslâm'dır." (Âl-i İmrân, 19) Yine şöyle geçer: "Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, asla ondan kabul edilmez." (Âl-i İmrân, 85)

[2]- Kur'ân'da öyle geçer: "Rabbinin yüce ismini tesbih et. Ki O, yarattı, bir düzen içinde biçim verdi. Takdir etti, böylece yol gösterdi. Yemyeşil otlağı çıkardı. Ardından onu kuru, kara bir duruma soktu. Sana okutacağız, sen de unutmayacaksın." (A'lâ, 1-6)

Yine: "Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir." (Tâhâ, 50) Yine: "Rabbin bal arısına vahy (ilham) etti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin." (Nahl, 68) Yine: "(Rabbiniz) güneşe, aya, yıldıza kendi buyruğuyla baş eğdirendir." (A'râf, 54) Yine: "Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanırsınız diye. Oysa o kitaptan değildir. Bu Allah katındandır, derler. Oysa o, Allah katından değildir. Ve onlar, kendileri de bildikleri hâlde Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler." (Âl-i İmrân, 78) Ve yine: "Siz Müslümanlar,) onların (Yahudilerin) size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir bölümü, Allah'ın sözünü işitiyor, (iyice algılayıp) akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştiriyorlardı." Yine bk. Bakara, 42, 146, 195, 176; Âl-i İmrân, 178; Nisâ, 46; Mâide, 13-15, 41 ve 59-61.

[3]- Allah-u Teâlâ buyuruyor ki: "(Onları) apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'ân'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye." (Nahl, 44)

[4]- Ahzâb, 21

[5]- Yüce Allah, "Andolsun... Allah Resulü'nde güzel bir örnek vardır." (Ahzâb, 21) ayetinde Resulullah'ın (s.a.a) siretini izlemeyi ve "Peygamber size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının." (Haşr, 7) ayetinde Hz. Peygamber'in hadisine göre amel etmeyi emretmiştir.

[6]- Bu alandaki hadisler, "Yüz Elli Uydurma Sahabî" kitabımızın ikinci cildinin giriş bölümünde, beşinci bahsinde geniş bir şekilde verilmiştir. Bu alanda yine bk.

a) İkmalu'd-Din (Şeyh Saduk), s.576. Aynı kitaptan naklen Meclisî, Biharu'l-Envar'ın 1. cildinde, s.3'te. Yine Tebersî'nin Mecmau'l-Beyan tefsirinde ve Gazir Celâü'l-Ezhan kitabında "Siz, gerçekten tabakadan tabakaya bineceksiniz." ayetinin tefsirinde.

b) Sahih-i Buhârî'nin Kitabu'l-Enbiya bölümü, "Men Zukire An Benî İsrail"bölümü, c.2, s.171, hadis: 3 ve Kitabu'l-İ'tisam-i Bi'l-Kitab-i ve's-Sünne, "Kavlu'n-Nebi: Le-Tetbeunne Sünene Men Kane Kablekum", c.4, s.168, hadis: 1 ve 2;Fethu'l-Bârî Bi-Şerhi'l-Buhârî, c.17, s.63-64.

c) Sahih-i Müslim, -Nevevî Şerhi- c.16, s.219.

d) Sünen-i İbn Mâce, hadis: 3994.

e) Müsned-i Teyalisî, hadis: 1346 ve 2178.

f) Müsned-i Ahmed, c.2, s.327, 367, 450, 511, 527 ve c.3, s.84, 94 ve c.4, s.125 ve c.5, s.218 ve 340.

g) Mecmaü'z-Zevâid, c.7, s.261 Taberânî'den naklen.

h) Kenzü'l-Ummâl, c.11, s.123, Taberânî'nin Evsat'ından ve Hâkim'in Müstedrek'inden naklen.

i) Suyutî, ed-Dürrü'l-Mensûr kitabında, Âl-i İmrân Suresi'ndeki "Dağılanlar gibi olmayın." ayetinin tefsirinde, Hâkim'in Müstedrek'inden naklen.

[7]- Hicr, 9.

[8]- Fussilet, 42.

[9]- İbn Kuteybe, Abdullah b. Müslim'in eseri (öl. 280 veya 268 hicrî yılı).

[10]- İbn Fevrek, Muhammed b. Hasan'ın eseri (öl. 406 hicrî).

[11]- Tehavî diye meşhur olan Ebu Cafer Ahmed b. Muhammed el-Ezüdî'nin eseri (öl. 331 veya 332 hicrî).

[12]- Ehlikitab'ın hadislerinin İslâm kaynaklarına yayılması ve yine zındıkların bozuculuklarını "Nakş-i Eimme Der İhya-i Din" kitabının sekizinci cildinde, müsteşriklerin bozuculuklarını aynı kitabın üçüncü ve dördüncü cildinde okuyabilirsiniz. Ayrıca, zındıkların bozuculukları "Yüz Elli Uydurma Sahabî" kitabının girişinde

genişçe kaydedilmiş, Seyf b. Ömer et-Temimî'nin tahrif ve hakaretleri bu kitabın "Tarih ve Hakikatler" bölümünde ve yine "Abdullah b. Saba Masalı" kitabında incelenmiştir.

[13]- Elbette her dönemde hakka teslim olan müsteşrikler olmuştur, ancak sayıları çok azdır.

[14]- Hâricîler şimdi de Arap Yarımadası'nın doğu bölgelerinde ve Kuzey Afrika'da dağınık olarak varlıklarını sürdürmektedirler.

[15]- Hicrî şemsî yılı, 1342 (M. 1963) Kanlı 15 Hordad Kıyamı

[16]- Mevdûdî'nin açılış toplantısı için davet edilmiş olduğu Râbıtatu'l-Âlemi'l-İslâmîye Kongresi'nde konuşması kararlaştırılmıştı. Ama buna müsaade etmedikleri için konuşmasını "Hindî Camisi"nde yaptı.

[17]- Bu yolculuktaki konuşmalarıma değinmemin sebebi, sunduğum plânda ve tasarladığım hedefte ne kadar samimi olduğumu bir nebze olsun ortaya koymak içindi. Bugün yıllar geçtikten sonra halâ bazen o olayları ve o adamın konuşmalarını hatırladığımda acı uymaktayım ve gözlerimden yaşlar akmaktadır.

[18]- Fâtır, 14

[19]- Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İstizan, "Bedu'l-İslâm" babı; Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cenne ve Sıfat-ı Naîmiha, "Yedhulu'l-Cennete Akvamun Ef'idetuhum Mislu Ef'ideti't-Tayr" bölümü, hadis: 28 ve Kitabu'l-Birr, "en-Nahy An Darbi'l-Vech" bölümü, hadis: 15; Müsned-i Ahmed, c.2, s.244, 251, 365, 323, 424, 462, 569.

[20]- Sahih-i Buhârî, Zümer Suresi tefsiri, c.2, s.122 ve Kitabu't-Tevhid, "Kavlullah Li-ma Haleqtu Bi-Yedî" bölümü, c.4, s.186 ve "Vucûhun Yevmeizin Nadire" bölümü, c.4, s.192; Sahih-i Müslim, Kitab-u Sıfati'l-Kıyamet-i ve'l-Cenne" kitabı, hadis: 19, 21, 22.

[21]- Sahih-i Buhârî, Kalem Suresi 43. ayetin yani "Yevme Yukşefu An Sakin" ayetinin tefsiri ve Kitabu't-Tevhid, "Vucuhun Yevmeizin Nadire" ayetinin tefsiri bölümü, c.4, s.189.

[22]- Sahih-i Buhârî, Kâf Suresi tefsiri, Kitab-ı Tevhid, "İnne Rahmetellahi Karîbun Mine'l-Muhsinin" bölümü, c.4, s.191; Sünen-i Tirmizî, Kitab-u Sı-fati'l-Cenne, "Ma Cae Fi Hulud-i Ehli'l-Cenneti ve Ehli'n-Nar" babı; Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cenneti ve Sıfat-ı Naimiha ve Ehliha, "en-Nar-u Yedhulu-ha'l-Cebbarûn ve'l-Cennetu Yedhuluha'z-Zuafa" bölümü, hadis: 35, 36, 37, 38.

[23]- Sünen-i İbn Mâce, el-Mukaddime, "Ma Enkereti'l-Cehmiyye" bölümü, hadis: 182; Sünen-i Tirmizî, Hûd Suresi tefsiri, "el-Ema" kelimesi "Leyse Ma-ehu Şey" diye tefsir edilen birinci hadis; Müsned-i Ahmed, c.4, s.11-12.

[24]- Sünen-i Ebî Davud, Kitabu's-Sünne, "Fi'l-Cehmiyye" bölümü, hadis: 4726; Sünen-i İbn Mâce, "Fi Ma Enkereti'l-Cehmiyye" babı; Sünen-i Daremi, Kitabu'r-Rekaik, "Fi Şa'ni Saat-i ve Nuzuli'r-Rabbi Teâlâ" babı; Kitabu't-Tev-hid, Muhammed b. Abdulvehhab; Minhacu's-Sünne, İbn Teymiyye.

[25]- Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Teheccüd, "ed-Dua ve's-Salat Fi Ahiri'l-Leyl" babı ve Kitabu't-Tevhid, "Yurîdûne an Yubdilû Kelâmellah" babı, Kitabu'd-De-avat, "ed-Dua Nisfu'l-Leyl" babı; Sahih-i Müslîm, Kitabu'd-Dua, "et-Terğib-u Fi'd-Dua ve'z-Zikri Fi Ahiri'l-Leyl" babı; Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünne, "Fi'r-Reddi Ale'l-Cehmiyye" babı, hadis: 4733; Sünen-i Tirmizî, Kitabu's-Salat, "Ma Cae Fi

Nuzuli'r-Rabb İle's-Semai'd-Dünya Kulle Leyletin" babı, c.2, s.233 ve 235 ve Kitabu'd-Deavat, "Haddeseni'l-Ensarî" babı, c.13, s.30; Sünen-i İbn Mâce, Kitabu İkameti's-Salat, "Ma Cae Fi Eyyi Saati'l-Leyl Afdal" babı, hadis: 1366; Sünen-i Daremî, Kitabu's-Salat, "Yenzilullah İle's-Semai'd-Dünya" babı; Muvatta-ı Mâlik, Kitabu'l-Kur'an, bab: 30; Müsned-i Ahmed, c.2, s.264, 267, 282, 419, 433, 487, 504, 521 ve c.3, s.34 ve c.4, s.16.

[26]- Sünen-i Tirmizî, Ebvabu's-Savm, "Ma Cae Fi Leyleti'n-Nisfi Min Şaban" bölümü, Kitab-u İkameti's-Salat, "Ma Cae Fi Leyleti'n-Nisfi Min Şaban" babı; Müsned-i Ahmed, c.2, s.433.

[27]- Her iki rivayet Sahih-i Buhârî'de c.3, s.128, Tevhid kitabı, "Vucuhun Yevmeizin Nazire" babı, c.4, s.191'de Kâf Suresi'nin tefsirinde Ebu Hüreyre'-den nakledilmiştir. Yine Enes'ten, Hadisu'l-Kadem, Tevhid kitabı, "ve Huve'l-Azizu'l-Hekim, Subhane Rabbike..." ayeti babı, c.4, s.129; Sünen-i Tirmizî, Ki-tabu'l-

Cenne, "Ma Cae Fi Hulud-i Ehli'l-Cenneti ve Ehli'n-Nar" babı, c.10, s.29 ve Müsned-i Ahmed, c.2, s.396.

[28]- Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, "Li-ma Halektü Bi-Yedî" bölümü, c.4, s.185 ve "Vucuhun Yevmeizin Nazire" bölümü, c.4, s.190 daha genişaçıklamayla.

[29]- Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zuhd, "Ma Cae Fi'r-Riya ve's-Sum'e" bölümü, c.9, s.229.

[30]- Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, "Vucuhun Yevmeizin Nazire" bölümü, c.4, s.188.

[31]- Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, "Vucuhun Yevmeizin Nazire" babı ve Kitabu's-Salat, "Fazlu Salati'l-Asr" babı ve "Babu Vakti'l-İşâ İla Nisfi'l-Leyl" babı ve Kitabu't-Tefsir, "Kâf Suresi" babı; Sahih-i Müslim, Kitabu's-Salat, "Fazlu Salateyi's-Subhi ve'l-Asr ve'l-Muhafezeti Aleyhima" babı; Sünen-i Tir-mizî, Kitabu Sıfati'l-Cenne, "Ma Cae Fi Ru'yeti'r-Rabbi Tebareke ve Teâlâ" babı, c.10, s.18 ve 20.

[32]- Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, "Marifetu Tariki'r-Ru'yet" bölümü; Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, "Vucuhun Yevmeizin Nazire" bölümü, c.4, s.188 ve yine Kâf Suresi tefsiri.

[33]- Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, "Marifetu Tariki'r-Ru'yet" bölümü, hadis: 229, metindeki alıntı aynen bu kaynaktan alınmıştır; Sahih-i Buhârî, Nisâ Suresi tefsiri, "İnnellahe La Yezlimu Miskale Zerretin..." ayeti, c.3, s.80, bu kaynakta özetle gelmiştir. Kitabu't-Tevhid, "Vucuhun Yevmeizin Nazire" bölümü, c.3, s.189. Allah'larıyla görüşenler O'nun yüzünü gördükleri gibi, özellikle kendileriyle rableri arasında ayak bileğinde olan belirtiyi bize anlatsaydılar minnettar olurduk!

[34]- Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, "Vucuhun Yevmeizin Nazire" bölümü, c.4, s.191; Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, "İsbatu Ru'yeti'l-Müminin Fi'l-Ahi-reti Rabbehum" bölümü, hadis: 296.

[35]- Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, "İsbatu Ru'yeti'l-Müminin Fi'l-Ahireti Rabbehum" bölümü, hadis: 297.

[36]- Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'l-Mukaddime, "Fi-Ma Enkereti'l-Cehmiyye" bölümü, hadis: 184.

[37]- Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Cenne, "Ru'yetu'r-Rabb" babı, c.10, s.18-19

[38]- Sünen-i Tirmizî, Ebvabu Sıfâti'l-Cenne, "Ma Cae Fi Sevki'l-Cenne" bölümü, c.10, s.16; Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'z-Zuhd, "Sıfat-u Ehli'l-Cenne" bölümü, hadis: 4336, s.1451.

[39]- Hafız-ı Kebir, İmamu'l-Eimme Muhammed b. İshak b. Huzeyme (öl. 311 hicrî), hadis ilminde Buhârî ve Müslim'in hocasıydı. Mezkur kitap, hicrî 1378'de Kahire'de Mektebetu'l-Kulliyati'l-Ezheriyye tarafından basılmış ve yazarın hayatı bu kitabın önsözünde kaydedilmiştir.

[40]- Leiden baskısı, 1960 miladî.

[41]- İmam Hafiz Şemsuddin Muhammed b. Ahmed b. Osman b. Kaymaz ez-Zehebî'dir (öl. 748 hicrî). Zehebî'nin kitabı Medine-i Münevvere'nin Selefiyye Yayınevi, Babu'r-Rahmet tarafından basılmış, 1388 hicrî yılında ikinci baskısını yapmıştır.

[42]- En'âm, 103

[43]- Yûsuf, 82

[44]- Usul-i Kâfi, Kitabu't-Tevhid, "Arş ve Kürsü" babı, c.1, hadis: 7 ve "Hareket ve İntikal" babı, hadis: 3 ve 9; Tevhid-i Saduk, "Nefyu'l-Mekân ve'z-Zaman ve'l-Hareke Anhu" babı, hadis: 9, 10, 12 ve "Kane Arşuhu Ala'l-Ma" babı, hadis: 1, "er-Rahman Ale'l-Arşi'steva"nın anlamı babı, hadis: 5, 6, 7, 8; Bi-haru'l-Envar,

yeni baskı, Kitabu't-Tevhid, "Nefyu'l-Cism ve's-Sureti ve't-Teşbihi ve'l-Hululi ve'lİttihad" babı, c.3, s.87, hadis: 23.

[45]- Usul-i Kâfi, Kitabu't-Tevhid, "Hareket ve İntikal" bölümü, hadis: 1; et-Tevhid, Şeyh Saduk, "Nefyu'l-Mekân ve'z-Zaman ve'l-Hareket-i Anhu Teâlâ" bölümü, hadis: 18; Biharu'l-Envar, Kitabu't-Tevhid, "Nefyu'z-Zamani ve'l-Mekân ve'l-Hareketi ve'l-İntikal Anhu Teâlâ" bölümü, c.3, s.311, hadis: 25.

[46]- et-Tevhid, Şeyh Saduk, s.111-112 özetle. Yine bk. Biharu'l-Envar,

Kitabu't-Tevhid, "Nefyü'r-Ru'yeti ve Te'vilü'l-Ayât" bölümü, c.4, s.31, hadis: 14; Usul-i Kâfi, Kitabu't-Tevhid, "Fi İbtâli'r-Ru'ye" bölümü, hadis: 2.

[47]- Yüce Allah'ın sıfatları hakkında Usul-i Kâfi (Kitabu't-Tevhid), et-Tev-hid, Şeyh Saduk ve Uyun-u Ahbari'r-Rıza kitaplarına müracaat ediniz.

[48]- Sahih-i Buhârî, Kitâbu'l-Meğâzi, "Gazvetu'l-Hayber" babı, c.3, s.35 ve Kitabu'l-Cihad ve's-Seyr, bab: 102, c.2, s.108 ve "Ma Kîle Fi Livâi'n-Nebi" babı, c.2, s.111 ve "Men Esleme Ala Yedihi Reculun" babı, c.2, s.115 ve "Fezailu Ashabi'n-Nebi" kitabı, "Menakıbu Ali b. Ebitalib" babı, c.2, s.199; Sahih-i Müslim, "Fezailu's-Sahabe" kitabı, "Min Fezaili Ali b. Ebitalib (r.a)" babı, hadis: 32 ve 34 ve "Gazvetu Zi Kerd ve Gayriha" babı, hadis: 132; Sünen-i Tirmizî, "Menakıb"

kitabı, "Menakıbu Ali b. Ebitalib" babı, c.13, s.172.

[49]- Sahih-i Buhârî, "Duau'n-Nebi İle'l-İslâm" babı, c.2, s.107.

[50]- Sahih-i Buhârî, "Kitabu'l-Cihad ve's-Seyr, hadis: 132.

[51]- Sahih-i Buhârî, "el-Vuzu" kitabı, "İltimasu'l-Vuzui İza Haneti's-Salat" babı, c.1, s.31.

[52]- Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Eşribe, "Şurbu'l-Birket ve'l-Mai'l-Mübarek" ba-bı, c.3, s.219; Sünen-i Neseî, Kitabu't-Tahare, "el-Vuzu Mine'l-İna" babı, c.1, s. 25; Müsned-i Ahmed, c.1, s.402; Sünen-i Dâremî, Abdullah b. Ömer'den naklen, "Ma Ekremellahu en-Nebiyye (s.a.a.) Min Tefciri'l-Mai Min Beyn-i Asabi-ihi" babı, c.1, s.15.

[53]- Sahih-i Buhârî, "Şurut" kitabı, "eş-Şurut-u Fi'l-Cihad ve'l-Musalahati Mea Ehli'l-Harbi ve Kitabetu'ş-Şurut" babı, c.2, s.82 ve Kitabu'l-Vuzu, "el-Bu-zak ve'l-Muhat ve Nehvuhu..." babı, c.1, s.38 ve "İsti'mal-u Fazli Vuzui'n-Nas ...", c.1, s.33; Müsned-i Ahmed, c.4, s.329 ve 330.

[54]- Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hac, "Beyanu Enne's-Sünnete Yevme'n-Nehri En Yermiye Sümme Yenhere Sümme Yahlika ve'l-ibtidau Fi'l-Halki Bi'l-Cani-bi'l-Eymeni Mine'r-Resi'l-Mehlûk, hadis: 323, 324, 325, 326, Sünen-i Ebu Da-vud, Kitabu'l-Menasik, "el-Halku ve't-Taksir" babı, c.2, s.203, hadis: 1981; Ta-bakât-ı İbn Sad, c.1, s.135; Müsned-i Ahmed, c.3, s.111, 133, 137, 146, 208, 214, 239, 256, 287 ve c.4, s.42; el-Meğazi, Vâkidî, s.429.

[55]- Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fazail, "Kurbu'n-Nebi (s.a.a) Mine'n-Nas ve Teberrükuhum Bihi" babı, s.1812, hadis: 74.

[56]- el-Müstedrek, Hâkim, Kitabu'l-Marifeti's-Sahabe, "Menakıb-ı Halid" babı,

c.3, s.299. Ayrıca bk. Halid b. Velid'in hayatı, Usdu'l-Gabe, el-İsâbe ve özetle Kenzü'l-Ummâl, Müsned-i Ahmed'in haşiyesinde, c.5, s.178; Tarih-i İbn Kesir, c.7, s.113.

[57]- Biz bunu özetle Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Libas, "Ma Yuzkeru min Şeyb" babı, c.4, s.27'den naklettik.

[58]- Tabakât-ı İbn Sa'd, c.6, s.63; Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Vuzu, "el-Maul-lezi Yuğselu Bihi Şe'ru'l-İnsan" babı, c.1, s.31.

[59]- Sahih-i Buhârî, "Şurut" kitabı, "eş-Şurutu Fi'l-Cihadi ve'l-Musalahatu Mea Ehli'l-Harbi ve Kitabetu'ş-Şurut" babı, c.2, s.81, Kitabu'l-Meğazi, "Gazve-tu'l-Hudeybiyye" babı; Tabakât-ı İbn Sa'd, c.3, s.29 ve "Zikru Alamatin Ba'de Nüzuli'l-Vahy", c.1, k. 1, s.118; Meğazi-i Vakidî, s.248.

[60]- Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.5, s.68. Bu olay geniş bir şekilde el-İsâbe kitabında, Hanzala'nın hayatı bölümünde kaydedilmiş ve sonunda bu rivayetin diğer senetlerle de geldiğini hatırlatmıştır.

[61]- Müstedrek-i Hâkim, "Tarih" kitabı, "el-Be's" kitabının son kısmı, c.2, s.615; Mecmau'z-Zevâid, c.8, s.253; Meraği'nin "Tahkiku'n-Nusret kitabı, s.113 -114 Taberânî'den naklen.

[62]- Bakara, 89

[63]- Rivayetlerden anlaşıldığı üzere onlar genelde bu gibi dualar ediyorlardı; bu da onların Resulullah'ı (s.a.a) aracı kıldıklarını gösterir.

[64]- Delailu'n-Nübüvve, Beyhakî, s.343-345, Bakara Suresi 89. ayetin tefsirinde; Tefsir-i Taberî, c.1, s.324-328; Tefsir-i Nişaburî -haşiyesinde-, c.1, s.333; Müstedrek-i Hâkim, mezkur ayetin tefsirinde, c.4, s.263; Tefsir-i Süyutî, Ebu Nuaym'ın Delailu'n-Nübüvvet'inden, Tefsir-i Muhammed b. Abdulhamid; Tefsir-i

Ebu Muhammed Abdurrahman b. Ebu Hatem b. İdris-i Razi; Tefsir-i Ebubekir Muhammed b. İbrahim-i Munzir en-Nişaburî ve diğer mütevatir rivayetler.

[65]- Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.4, s.138; Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Deavat, c.13, s.80-81; Sünen-i İbn Mâce, Kitabu İkameti's-Salat ve's-Sünneti Fiha, "MaCae Fi Salati'l-Hacet" babı, s.441, hadis: 1385; İbn Esîr, kendi senediyle Usdu'l-Gabe'de, Osman b. Huneyf'in biyografisinde; Beyhakî Tahkiku'n-Nusre'den naklen; Tahkiku'n-Nusre, s.114. Biz özellikle Ahmed b. Hanbel'in sözünü naklettik; çünkü şefâati kabul etmeyenler genelde İbn Teymiyye ve uhammed b. Abdulvehhab'ın izleyicileridirler ve onların hepsi de Ahmed b. Hanbel'in izleyicisidir.

[66]- Tahkiku'n-Nusret, s.114-115, el-Mu'cemu'l-Kebir'den naklen.

[67]- Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İstiska, "Sualu'n-Nas el-İmame el-İstiska İza Kahetu" babı, ve "Fezail Ashabi'n-Nebi" kitabı, "Menakıbu'l-Abbas b. Ebdulmuttalib" babı, c.1, s.12 ve c.2, s.200; Sünen-i Beyhakî, Kitabu'l-İstiska, "elİstiska Bi-Men Turca Bereketu Duaihi" babı, c.3, s.352

[68]- Sahih-i Buhârî, "Zebaih" kitabı, "Mâ Zubihe Ale'n-Nusubi ve'l-Esnam" babı, c.3, s.207; Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.2, s.69 ve 86. Zeyd b. Amr b. Nufeyl, Ömer'in amcasının oğlu ve kayınbabasıdır. Zeyd'in hayatı, oğlunun (Said) hayatında el-İstiab'da, c.2, s.4'te kaydedilmiştir.

[69]- Sahih-i Buhârî, "Bedu'l-Vahy" babı, hadis: 252; Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.6, s.223 ve 233. Biz bu hadisi özetle naklettik. "Nakş-i Eimme Der İhya-i Din" kitabının dördüncü cildinde hadis, tarih ve tefsir kitaplarında kaydedilen Resulullah'ın (s.a.a) bi'setiyle ilgili hadisleri inceleyip değerlendirdik ve bu konudaki sahih hadisi kaydettik.

[70]- Tarih-i Taberî, Avrupa basımı, c.1, s.1150.

[71]- Sahih-i Buhârî, Kitabu'd-Deavat, "Kavlu'n-Nebi (s.a.a) Men Azeytuhu" babı; Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, "Men Leanehu'n-Nebi (s.a.a) ve Leyse Lehu Ehlen" babı.

[72]- Sahih-i Buhârî, Kitab-u Bedi'l-Halk, "Sıfatu İblis ve Cunudihi" babı ve Kitabu't-Tıbb, "Hel Yestahrecu's-Sihr" babı, "Edeb" kitabı, "İnnellahe Ye'muru Bi'l-Adl" babı, Kitabu'd-Deavat, "Tekriru'd-Dua" babı; Sahih-i Müslim,"es-Sihr" babı.

[73]- Sahih-i Müslim, "Fezail" kitabı, "Vücub-u İmtisali Mâ Kalehu Şer'an Dune Mâ Zekerehu Min Meaişi'n-Nas..." babı; Sünen-i İbn Mâce, "Telkihu'n-Nahl" babı.

[74]- Sahih-i Buhârî, Kitabu Fezaili Ashabi'n-Nebi, "Makdimu'n-Nebi (s.a.a) ve

Ashabihi el-Medine" babı ve "İydeyn" kitabı, "Sünnetu'l-İydeyn Li-Ehli'l-İslâm"babı; Sahih-i Müslim, "Salatu'l-İydeyn" kitabı, "er-Ruhsatu Fi La'b-i Yevmi'l-İyd" babı.

[75]- Sahih-i Müslim, "Sahatu'l-İydeyn" kitabı, "er-Ruhsatu Fi'l-le'bi'llezi La Masiyete Fihi Fi Eyyami'l-İyd" babı, hadis: 18, 19, 20, 21, 22.

[76]- Sünen-i Tirmizî, Ebvabu'l-Menakıb, "Menakıbu Ömer" babı.

[77]- Sünen-i Tirmizî, Ebvabu'l-Menakıb, "Menakıbu Ömer" babı; Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.5, s.353. Biz bu gibi hadisleri ve bunların ortaya çıkmasına sebep olan etkenleri "Nakş-i Eimme Der İhya-i Din" kitabının 2,3,4 ve 5. cüz'ünde ele alıp inceledik.

[78]- Sahih-i Buhârî, "Şehadat" kitabı, "Şehadetu'l-A'ma ve Nikâhuh" babı; Sahih-i Müslim, "Fezailu'l-Kur'ân, "el-Emr-u Bi-Teahhudi'l-Kur'ân" babı, hadis: 224; Sünen-i Ebu Davud, "Tetavvu" kitabı, "Refu's-Savt Bi'l-Kur'ân Fi Sa-lati'l-Leyl" babı, hadis: 133 ve Kitabu'l-Huruf ve'l-Kıraat, birinci bab, hadis: 3970

[79]- Ehlisünnet okulunun hadisleri Resulullah'ın (s.a.a) makam ve mevkisini sıradan bir insandan daha aşağı düşürdüğünden, (uydurma garanik hadisi gibi - bu hadisin temelsiz olduğunu Nakş-i Eimme Der İhya-i Din kitabımızın dördüncü cildinde ispatladık-) öyle ki, bu hadislerden vahye ve Kur'ân'a şüphe düşürülebileceğinden Hıristiyan tebliğcilerden bazıları, İslâm alanında tartışırken özellikle Ehlisünnet hadislerine istinad etmiş ve Ehlibeyt okulu hadislerine yanaşmamışlardır.

[80]- Bu alanda daha geniş bilgi için bk. İbn Ebi'l-Hadid-i Mu'tezilî'nin Şerh-u Nehci'l-Belâğa kitabı, c.1, s.59. Şifau's-Sudur, s.27. Maksat, Hudeybiye barışında altında "Bi'at-ı Şecere"nin gerçekletiği ve Allah-u Teâlâ'nın o bi'ata katılan müminlerden hoşnut olduğunu belirttiği ağaçtır.

[81]- Şerh-u Nehci'l-Belâğa, Muhammed Abduh, hutbe: 192.

[82]- Sahih-i Buhârî, "el-Menakıb ve'l-Merza ve'l-Edeb" kitabı; Sahih-i Müslim, "Fezail" kitabı, "İsbatu Hatemi'n-Nübuvvet" babı; Sünen-i Ebu Davud, Ki-tabu'l-Libas; Tirmizî, "Menakıb" kitabı; Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.2, s.223 ve c.3, s.434 ve 442 ve c.5, s.35, 77, 82, 90, 95, 98, 104, 340, 341, 354, 438, 442, 443 ve c.6, s.329.

[83]- Tabakât-ı İbn Sa'd, Avrupa basımı, c.1, k. 1, s.73, 76, 83, 98, 99, 100, 101, 109, ve c.3, k. 1, s.153; Sahih-i Buhârî, "Bedu'l-Vahy Min Ahbar-i Herkul An Ashhbihi" kitabının son kısmı; Sünen-i Tirmizî, "Menakıb" kitabı, "Ma Cae Fi Bed'i'n-Nübüvve" babı, c.13, s.106; Sire-i İbn Hişâm, c.1, s.194, 203 ve yine bk. c.1, s.231, 239 ve 251.

[84]- Sahih-i Buhârî, "Buyu" kitabı, "Kerahetu's-Sehb Fi'l-Esvak" babı, c.2, s.10 ve Kitabu't-Tefsir, "Tefsir-i Suret'il-Feth" babı ve "Fezailu'l-Kur'ân" kitabı, birinci bab; Tabakât-ı İbn Sa'd, Avrupa baskısı, c.1, s.123 ve c.1, k. 2, s.17, 87, 89; Sünen-i Tirmizî, "Menakıb" kitabı, birinci bab, Sünen-i Daremî, el-Mukaddime, birinci bab; Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.2, s.174 ve c.3, s.467; Tabakât-ı İbn Sa'd, c.1, k. 1, s.64, 103, 104, 106, 108, 111.

[85]- Sahih-i Müslim, "Fezail" kitabı, "Nesebu'n-Nebi" babı, s.1782, hadis: 2; Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.5, s.89, 95, 105; Müsned-i Tayalisi, hadis: 781; Tabakât-ı İbn Sa'd, c.8, s.179. Ağacın selâm etmesi ise şu kaynaklarda geçer: Sünen-i Daremî, üçüncü bab; Tabakât-ı İbn Sa'd

[86]- Saff, 6

[87]-Bakara, 146 ve En'âm, 20

[88]- A'râf, 157

[89]- Şerh-u Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.15, s.242; el-Kâmil, Muber-red, en-Nehza yayınları, Mısır basımı, s.222. Bu olay hakkında daha geniş bilgiye bu kitabın üçüncü cildinde yer vereceğiz.

[90]- Bakara, 125

[91]- Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Enbiya, "Yüzeffun Neslan Fi'l-Meşy..." babı, c. 2, s.158-9.

[92]- Aynı eser, s.158 ve Mu'cemü'l-Buldân, Zemzem Maddesi ve Taberî Tarihi ve İbn Esîr'de Hz. İsmail'in (a.s) kıssası kısmında.

[93]- Müsned-i Ahmed c.1, s.306 ve buna yakın ifadelerle, s.127'de de geçer. Ayrıca: Müsned-i Teyâlisî 2696. hadis ve Mu'cemü'l-Buldan, "Kâbe" kelimesinin altında, Taberî Tarihi'yle İbn Esîr'de de Hz. İbrahim (a.s) ve İsmail'in (a.s) kıssaları.

[94]- Sâffât, 101-107

[95]- Sahih-i Müslim, "ez-Zühd ve'r-Rekâyık" kitabı "Lâ tedhulû Mesâkine'llezîne Zalemu Enfusehum..." babı 40. hadis'ten özetle. Müsned-i Ahmed c.2, s.117 ve Sahih-i Buhârî, Meğazi kitabı "Nüzulu'n-Nebi el-Hacer..." babı, Taberî Tarihi, Avrupa baskısında Semud Kavmi'yle ilgili haberde, c.1, s.250.

[96]- Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.2, s.66.

[97]- Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cuma, "Fazlu'l-Cuma" babı, 17 ve 18. hadisler

[98]- Bakara, 185

[99]- Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.1, s.87, 89, 96, 110, 128, 139, 145 ve 150; Müsned-i Teyalisî, hadis: 96 ve 155.

[100]-Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.1, s.89 ve 96.

[101]-Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.2, s.246.

[102]- Sire-i İbn Hişâm (Mısır baskısı), c.1, s.6, Tarih-i Taberî (Avrupa baskısı), c.1, 352, Tarih-i İbn Esîr (Avrupa baskısı), c.1, s.89, Tarih-i İbn Kesir, c.1, s.193, Mu'cemu'l-Buldân, "hicr" Maddesi.

[103]-İbn Sa'dın Tabakât'ı, c.1, s.25 (Avrupa baskısı); İbn Sa'd'ın kitabındaki üç rivayeti özetleyerek naklettik.

[104]- el-İktifâ Fi Meğazi'l-Mustafa ves-Selâsetü'l-Hulefâ, Henry Mase tashihi, Cezayir- Cevl Kıryunol baskısı, Cezair, 1931 m., s.119. Kelâî, Ebu Rabiî' Süleyman b. Musa b. Salim el-Himyerî, 565 hicrî kamerî yılında dünyaya gelmiş ve 634 yılında ölmüştür.

[105]- İbn Cübeyr, Muhammed b. Ahmed b. Cübeyr-i Kenanî Endulusî, 540 veya 539 rebiyülevvelinin onunda cuma akşamı dünyaya gelmiş ve 616 yılının şaban ayının 27 veya 29'unda salı akşamı İskenderiye'de vefat etmiştir. İbn Cübeyr, güçlü bir edebiyatçı ve şairdi. İyi davranışlı bir zat ve Endülüs'ün fıkıh ve hadis alimiydi. İbn Cübeyr, "Sefername" adlı kitabında iki yıl üç buçuk ay süren hac yolculuğunu genişçe kaleme almıştır. İbn Cübeyr'in bu yolculuğu 578 yılının şevval ayının 19'u pazartesi günü başlamış, 581 yılının muharrem ayının 22'sine kadar devam etmiştir. İbn Cübeyr bu yolculuğu boyunca Mısır, Arabistan, Irak, Suriye, Sakaliye vs. bölgelerini gezmiş, gördüğü şehirler ve konakladığı yerler hakkında bilgi vermiştir. Burada İbn Cübeyr'in Sefername'sinden kaydettiklerimizi Doktor Hüseyin Nassar'ın tahkikiyle (s.63) 1374 yılı Mısır baskısından aldık. İbn Cübeyr'in hayatı kitabının nsözünde geçer.

[106]- Furu-i Kâfi, Kitabu'l-Hac, "Haccu İbrahim ve İsmail (a.s) ve Benauhu-mael-Beyt..." babı, c.4, s.210, hadis: 14, Darü'l-Kütibi'l-İslâmîyye baskısı, Tahran 1391 kamerî; Men La Yahzuruhu'l-Fakih, Kitabu'l-Hacc, "İlelu'l-Hacc" babı, c.2, s.125-126, hadis: 13, Darü'l-Kütübi'l-İslâmîyye baskısı, 1390 ve "Nu-ketun Fi Hacci'l-Enbiya-i ve'l-Murselin" babı, c.2, s.149, hadis: 8; el-Vâfi, Ki-tabu'l-Hacc, "Haccu İbrahim ve İsmail (a.s)" babı, c.8, s.28; Biharu'l-Envar, Ki-tabu'n-Nübüvve, "Ehvalu Evlad-i İbrahim (a.s) ve Ezvacihi ve Binaü'l-Beyt" babı, c.5, s.143, hadis: 41 ve c.5, s.144, hadis: 54.

[107]- Furu-i Kâfi, Kitabu'l-Hacc, "Haccu İbrahim" babı, c.4, s.210, hadis: 15; Biharu'l-Envar, Saduk'tan naklen, Kitab'un-Nübüvve, "Ahvalu Evlad-i İbrahim" babı, c.5, s.142, hadis: 40 ve "Ahbaru Evlad-ı İbrahim" babı, c.5, s.144, hadis: 5; el-Vâfî, Kitabu'l-Hacc, "Haccu İbrahim" babı, c.8, s.28.

[108]- Furu-i Kâfi, Kitabu'l-Hacc, "Haccu İbrahim" babı, c.4, s.210, hadis: 16; el-Vâfi, Kitabu'l-Hacc, "Haccu İbrahim" babı, c.8, s.28; Biharu'l-Envar, c.5, s. 144, hadis: 56.

[109]-Muhtasaru Kitabi'l-Buldan, Ebubekr Ahmed b. Fakih el-Hemdanî, Leiden Biril baskısı, 1302 kamerî, s.17.

[110]-Bakara, 125

[111]-Kehf, 21

[112]- Ahzâb, 21

[113]-Sahih-i Müslim, 2, 636, "Cenâiz" kitabı, 6. bab.

[114]- Sahih-i Buhârî, "Cenâiz" kitabı, "Kavlu'n-Nebi İnna Bike Le-Mah-zunûn" bâbı, c.1, s.158 ve Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fezâil, "Rahmetuhu Bi's-Sibyan ve'lİyâl, c.62 ve Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'l-Cenâiz, "Mâ Câe Fi'n-Na-zari İle'l-Meyyit" babı, c.1, s.473, 1475. hadis ve Tabakât-ı İbn Sa'd, c.1, böl: 1, s.88 ve Müsned-i Ahmed c.3, s.193.

[115]- Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cenâiz, "Kavlu'n-Nebi Yuezzebu'l-Meyyit Bi Ba'zi Bukai Ehlihi Aleyh..." bâbı, ve Kitabu'l-Merzâ, "İyadetu's-Sübyan" bâbı c.4, s.3, Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Canâiz, "el-Bukau Ale'l-Meyyit" bâbı, s.636, hadis: 11 ve Sünen-i Ebî Davud, Kitabu'l-Cenaiz, "el-Bukau Ale'l-Meyyit" babı, c.3, s.193,

hadis: 3125 ve Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-Cenâiz, "el-Emru Bi'l-İhtisa-bi Ve's-Sabr, c.1, s.246; Müsned-i Ahmed, c.2, s.306 ve c.3, s.83, 88, 89.

[116]- İbn Sa'd'in Tabakât'ında Hz. Hamza'nın Hayatı, Dar-ı Sadır, Beyrut baskısı. 1377, c.3, s.11. Daha geniş şekilde: Vâkıdî'nin Meğazi'si, c.1, s.315-317 ve İmtau'l-Esma, c.1, s.163 ve Müsned-i Ahmed, c.2, s.40 ve Tarih-i Taberî. Ayrıca İbn Abdulbir'in el-İstiab'ında ve İbn Esîr'in Usdu'l-Gabe'sinde aynı konu, Hz. Hamza'nın biyografisi kısmında özetle geçer.

[117]- Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-Cenâiz, "Ziyaretu Kabri'l-Müşrik" babı, c.1, s.267; Sünen-i Ebî Davud, Kitabu'l-Cenâiz, "Ziyaretu'l-Kubur" babı, c.3, s.218, hadis: 3234 ve Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Cenâiz, "Ma Câe Fî Ziyareti Ku-buri'l- Müşrikîn" babı, c.1, s.501, hadis: 1572.

[118]- Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Cenâiz, "Ma Câe Fi't-Taâm Yub'es İlâ Ehli'l-Meyyit" babı, c.1, s.514, hadis: 1610 ve 1611 ve Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Cenâiz, "Ma Câe Fi't-Taâm Yusneu Li-Ehli'l-Meyyit" babı, c.4, s.219'da bu hadisin hasen ve sahih olduğu kayıtlıdır. Yine Sünen-i Ebî Davud, Kitabu'l-Ce-nâiz, "Sun'atu't-Taâm Li-Ehli'l-Meyyit" babı, c.3, s.195, hadis: 3132 ve Müs-ned-i Ahmed b. Hanbel, c.1, s.205 ve c.6, s.370.

[119]- Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cenâiz, "Hidadu'lMer'eti Alâ Gayri Zevciha" babı, c.1, s.154 ve Talâk Kitabı, "Teheddu'l-Müteveffa Anha Zevcuha Erbatate Eşhurin ve Arşen" babı, c.3, s.189 ve 68. bab ("el-Kuhlu Li'l-Hadde" babı) ve "el-Kıstu Li'l-Hâdde İnde't-Tuhr" babı ve "Telebbusu'l-Hadde Siyabe'l-Asb" babı ve "Velleziyne Yeteveffevne minkum ve Yezerûne Ezvacen" babı, c.3, s.189, 190

ve Sahih-i Müslim, Talâk Kitabı, "Vücubi'l-İhdad Fî İddeti'l-Vefat ve Tahrimuhu Fî Gayri Zalike İllâ Selasete Eyyam" babı, s.1124-1128 hadis: 1486, 1487, 1490, 1491 ve Sünen-i Ebî Davud, Talâk Kitabı, "Hidadu'l-Müteveffa Anha Zevcuha" babı, c.2, s.290, hadis: 2299 ve "Fî-Ma Tectenibu-hul'-Mu'tedde Fî İddetiha" babı, c.2, s.291, hadis: 2302 ve Sünen-i Tirmizî, Talâk ve Liân Kitabı, "Ma Câe Fî İddeti'l-Müteveffa Anha Zevcuha" babı, c.5, s.171, 174 ve Süneni Nesâî, Talâk Kitabı, "İddetu'l-Müteveffa Anha Zevcuha", "el-İhdad", Sukutu'l-İhdad Ani'l Kitabiyyeti'l-Müteveffa Anha Zevcuha", Ter-ku'z-Ziyneti Li'l-Haddeti'l-Müslime Dûne'l-Yahudiyyeti ve'n-Nasraniyye", "Ma Tectenibu'l-Hâddetu Mine's-Siyabi'l- Musabbeğa" ve "el-Hızabu Li'l-Mer'eti" bapları ve Sünen-i İbn Mâce, Talâk itabı,

"Hel Tehuddu'l-Mer'etu Alâ Gayri Zevcihâ" babı, c.1, s.374, ha dis: 2087 ve 2087 ve Sünen-i Daremî, Talâk Kitabı, "İhdadu'l-Mer'eti Ale'z-Zevc, c.2, s.167 ve el-Muvatta, İbn Malik, Talâk Kitabı, hadis: 101, 105 ve İbn Sa'd'in Tabakât'ı, c.4, 1. bölüm, s.27, 28 ve c.8, s.70 ve Müsned-i Ahmed, c.5, s.8, c.6, s.37, 184, 249, 281, 286, 287, 324, 325, 326, 369, 408, 462 ve Müsned-i Tayâlesî, s.1587, 1589, 1591.

[120]- Sahih-i Buhârî, "Peygamber'in Ashabının Faziletleri" kitabı, "Halid b. Velid'in Menkıbesi" babı, c.2, s.204

[121]- İbn Asâkir Tarihi, hadis: 630-631 ve Mecmau'z-Zevâid, c.9, s.179 ve Maktel-i Harezmî, c.1, s.159 ve s.162'de farklı deyişle; Tarih-iİbn Asâkir, c.6, s.230 ve c.8, s.199 ve el-Emali, Şecerî, s.188 ve el-Fusulu'l-Mühimme, İbn Sabbağ el-Mâlikî, s.145 ve er-Ravzu'n-Nezîr, c.1, s.89 ve es-Savâik, s.115 ve bir başka baskısında da, s.190 ve Kenzü'l-Ummâl, eski baskı, c.6, s.223 ve el-Hasâisu'l-Kübrâ, c.2, s.125. Ehlibeyt kaynaklarından ise: Musiru'l-Ahzân, s.8; el-Luhuf, İbn Tavus, s.6 ve 7.

[122]-İbn Asâkir Tarihi, hadis: 629; Mecmau'z-Zevâid, c.9, s.188; Kenzü'l-Ummâl, c.13, s.112; İbn Kesir Tarihi, c.8, s.199. Ehlibyet kaynaklarından ise: el-Emâlî, Şeyh Tusî, c.1, s.323, Musiru'l-Ahzan, s.7-10 (ki bunun sonunda çok önemli bilgiler de verilmektedir) ve el-Luhuf, s.7- 9.

[123]- Tabakât, İbn Sa'd, hadis: 269 ve İbn Asâkir Tarihi, İmâm Hüseyin'in (a.s) hayatı, hadis: 627 ve Maktel-i Harezmî, c.1, s.159 ve Mecmau'z-Zevâîd, c.9, s.187- 8 ve Kenzü'l-Ummâl, c.13, s.108 ve eski baskısında, c.6, s.223 ve es-Savâiku'l-Muhrika, İbn Hacer, s.115 ve diğer bir baskıda, s.119; Hasâis, Su-yutî, c.2, s.125 ve Cevahiru'l-Kelam, Karaoğlu, s.117. Ve Ehlibeyt mektebi kaynaklarından ise: Şeyh Tusî'nin el-Emâli'sinde, c.2, s.325 ve Şecerî'nin E-mâli'sinde,

s.177'de tafsilatlı şekilde geçmektedir.

[124]- Hâkim, Müstedrek'üs-Sahihayn, c.4, s.398 ve Taberânî'nin Mu'cemu'l- Kebir'i, hadis: 55 ve Tarih-i İbn Asâkir, hadis: 619 ve 621 ve İbn Sa'd'in Tabakât'ında Hz. İmam Hüseyin'in (a.s) Şerhihâli kısmında, hadis: 267 ve Zehebî'nin İslâm Tarihi, c.3, s.11 ve Siyeru'n-Nubelâ, c.3, s.194 ve 195 ve Maktel-i Hârezmî, c.1, s.158, 159'da özetle ve Zahairu'l-Ukbâ, Muhibbuddin Taberî, s.148, 149 ve Tarih-i İbn Kesir, c.6, s.230 ve Kenzü'l-Ummâl, Mattaki-i Hindî,

c.16, s.266.

[125]- Müsned-i Ahmed, c.3, s.242, 265 ve Tarih-i İbn Asâkir, hadis: 615 ve 617 ve Taberânî'nin Mu'cem'i, hadis: 47; Harezmi'nin Maktel'i, c.1, s.160-162; Zehebî'nin İslâm Tarihi, c.3, s.10; Siyeru'n-Nubelâ, c.3, s.194; Zehairu'l-Ukbâ, s.146, 147; Mecmau'z-Zevâid, c.9, s.187 ve s.190'da "hasen" olarak adlandırılan bir başka senetle geçer. Tarih-i İbn Kesir, c.6, s.229'da da şöyle geçer: "Biz,
  Alıntı ile Cevapla

Kaynaklar-2
Alt 08.06.2007, 22:05   #4 (permalink)
Yeni Üye
 
EBU ZER GAFFARİ isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 24.05.2007
Yaş: 26
Mesajlar: 9
Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
EBU ZER GAFFARİ Tanınma yolunda
Tecrübe Puanı: 0
Standart Kaynaklar-2



Hüseyin'in Kerbelâ'da öldürüleceğini duymuştuk." Yine Kenzü'l-Ummal, c.16, s.266; es-Savâik, s.115; Ebu Nuaym'in ed-Delail'i, c.3, s.202; el-Mevahibu'l-Ludeniyye, Kastalanî, c.2, s.195; Süyutî'nin Hasâis'i, c.2, s.25. Ehlibeyt okulu kaynaklarından ise: Şeyh Tusî'nin (öl. 460 hk.) Emâli'si, Nu'man baskısı, Necef, 1384 hicrî kamerî, c.1, s.221. (Burada "meleklerin büyüklerinden biri" şeklinde geçiyor.)

[126]- Sahih-i Müslim, 2, 639, Kitabu'l-Cenâiz, "el-Meyyit Yuazzebu Bi-Bukai Ehlihi Aleyh" bâbı; Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-Cenâiz, "Ölüye Ağlamak Nehyedil-miş Midir?" bâbı.

[127]- Sahih-i Müslim, c.2, s.639 ve Sahih-i Tirmizî, c.4, s.222, Kitabu'l-Ce-nâiz, bâb: 24 ve Sünen-i İbn Mâce, c.1, s.508, Kitabu'l-Cenâiz, "el-Meyyit Yu-azzebu Bi-Bukai Ehlihi Aleyh" bâbı.

[128]- Sahih-i Müslim, c.2, s.639 ve Sünen-i Nesâî, c.4, s.18.

[129]- Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cenâiz, bab: 9, hadis: 22 ve 23; Sahih-i Bu-hârî, Kitabu'l-Cenâiz, "Kavlu'n-Nebiyy: el-Meyyit Yuazzebu Bi-Bukai Ehlihi Aleyh" babı, c.1, s.155 ve 156; Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-Cenâiz, "Ölen İçin Ağlamanın Nehyi..." babı, c.4, s.18.

[130]- Nevevî'nin Şerh-i Sahih-i Müslim'i, Kitabu'l-Cenâiz, c.6, s.228, "el-Meyyit Yuazzebu Bi-Bukai Ehlihi Aleyh" babı.

[131]- age.

[132]- Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-Cenâiz, "er-Ruhsa Fi'l-Bukai Ale'l-Meyyit" bâbı, c.2, s.19; Müsned-i Ahmed, c.2, s.110, 283, 333, 408 ve 444; Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'l-Cenâiz, "Ma Câe Fi'l-Bukai Ale'l-Meyyit" bâbı, c.1, s.505, hadis: 1587.

[133]- Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.2, s.283, 408 ve aynı anlama yakın olarak, s.333'te de geçmektedir.

[134]- Cin: 28

[135]- el-Usulu's-Selâsetu ve Edilletu'l-Kahire, Medenî Basım Evi, 1380 hk., s.4. Yine bk. aynı basım evinde basılan ed-Dinu ve Şurûtuhâ Risâlesi. Onlar Allah'-tan başkasından istemenin câiz olmayışına, "De ki: Onun dışında (ilah olarak) öne sürdüklerinizi çağırın, onlar sizden ne zararı uzaklaştırabilirler, ne de (onu yararınıza) dönüştürebilirler." (İsrâ, 56) ayeti ve benzeri diğer bazı ayetleri de delil olarak öne sürerler.

[136]- el-Usulu's-Selasetu ve Edilletuha, s.5 ve 8.

[137]- Ankebût, 65. el-Usulu's-Selasetu ve Edilletuha, s.46.

[138]- ed-Dinu ve Şurûtu's-Salât, s.8.

[139]- Yûsuf: 67

[140]- Burada iki ekolün bütün delillerini sıralamak istemiyor, aksine sadece onlardan bir örnek getirmek istiyoruz.

[141]- En'âm: 114. Sıffin Savaşı'nı Tarih-i Taberî, İbn Esîr ve İbn Kesir kitaplarında, Hâricîleri ise aynı kitaplarda ve diğer kaynaklarda okuyabilirsiniz.

[142]- Olay şöyle vuku bulmuştur: Hz. Ali (a.s) Yemen'den bir miktar altın getirerek Resulullah'a (s.a.a) verdi. Resulullah (s.a.a) altınların hepsini gönüllerini yumuşatmak için kâfirlerden dördüne verdi. Hz. Peygamber'in bu hareketine kızan ensar ve muhacirlerden bazıları, "Paraları kâfirlerin liderlerine verip bizleri görmezlikten geliyor." diye itiraz ettiler. Resulullah'ın (s.a.a), "Ben bu şekilde onların gönlünü İslâm'a meyillendiriyorum." buyurması üzerine başını tıraş etmiş, gözleri çukurda olan birisi ayağa kalkarak, "Ya Muhammed! Allah'tan kork!" dedi. Resulullah (s.a.a), "Ben Allah'a itaat etmezsem, kim O'na itaat eder? Yüce Allah beni bütün dünya halkının en emini bilirken, siz beni emin bilmez misiniz?!" buyurdu. O adam çıkıp gidince Hz Peygamber, "Bu adamın soyundan öyle kimseler dünyaya gelecek ki Kur'ân okuyacaklar; ama okudukları boğazlarından aşağı gitmeyecek (ne dediğini anlamayacaklar). Okun yaydan çıkması gibi İslâm dininden çıkacaklar! Müslümanlarıöldürecekler..." buyurdu. Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, "Kavlullah-i Teâlâ, 'Te'rucu'l-Melaike-tu..." babı, c.4, s.188; Sahih-i Müslim, Zekât Kitabı, "Zikru'l-Havarici ve Sıfâ-tihim" babı, s.741, hadis: 143.

[143]- Sahih-i Müslim, Zekât Kitabı, "Zikru'l-Havârici ve Sıfatihim" babı, hadis: 143, 144, 145, 146.

[144]-Mâide, 42

[145]- Nisâ, 35

[146]- Mâide: 18

[147]- İsrâ: 111, Furkan: 2

[148]- Nisâ: 3, 24, 25, 36

[149]- Âl-i İmrân: 26

[150]- En'âm: 102

[151]- Fâtır: 3

[152]- A'râf: 54

[153] - Müminûn: 80

[154]- Şûrâ: 9

[155]- Mâide: 110

[156]- Âl-i İmrân: 49

[157]- Zümer: 43-44

[158]- Secde:4

[159]- En’am:57

[160]- En’am:70

[161]- Yusun:3

[162]- Bakara:255

[163]- Tahâ: 109

[164]-Sebe’:23

[165]- Meryem: 87

[166]- Enbiya: 28

[167]- Tevbe:116

[168]- Bakara:107

[169]- Kehf:102

[170]- Maide:55

[171]- Nahl:28

[172]-Nahl:32

[173]-Secde:11

[174]-Zümer:42

[175]- Bu istidlal Şeyh Saduk'un "Tevhid" kitabında, "İkiliğe Tapanlara ve Zındıklara Reddiye" babında, s.241'de Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) buyruklarından alınmıştır.

[176]- Bu hadisin kaynakları için bk. "Resulullah'tan (s.a.a) Şefâatçi Olmasını İstemek" babı

[177]- Mâide: 35

[178]- İsrâ: 57

[179]- Sâd:75-76

[180]- Hicr:33

[181]- Hûd:27

[182]- Mü’minin:24

[183]- İbrahim:10

[184]- Mü’minin:33

[185]- İbrâhîm: 11

[186]- İbn Hacer, el-İsâbe adlı kitabında Zulhuveysara'yı şöyle tanıtır: Zulhuveysara-i Temimî'nin ismi Harkus b. Zuheyr'dir. O, Hâricîliğin temelini atan kimsedir. O, ganimetler bölüştürülürken Resulullah'a (s.a.a) itiraz ederek, "Ya Resulallah, adaleti gözet!" dedi. Resulullah (s.a.a) bunun üzerine ona, "Yazıklar olsun sana, ben adaleti gözetmezsem, kim gözetir?" buyurdu ve onun hakkında, "Bu adamın öyle arkadaşları olacak ki siz kendi namaz ve oruçlarınızı onla rın namaz ve oruçları karşısında değersiz göreceksiniz. Onlar, okun yaydan çıkması gibi dinden çıkacaklar." buyurdu. Zulhuveysara'nın hayatı Usdu'l-Gabe'de kaydedilmiş, Resulullah'ın (s.a.a) onun hakkındaki sözlerinin tafsilatı, Hâricîler ve Emirü'l-Müminin Ali'yle (a.s) savaşları Sahih-i Müslim'de "Zikru'l-Hevaric", "et-Tehrid-u Ala Katli'l-Ha-varic" ve "el-Havaricu Şerru'l-Halk ve'l-Halîka" bablarında kaydedilmiştir.

[187]- Hz. Davud'un (a.s) hayatıyla ilgili hadisler Tarih-i Taberî ve diğer kaynaklarda kaydedilmiştir.

[188]- Ben bundan çok daha önce Mısır, Hicaz, Suriye, Lübnan, Hindistan, Pakistan, Irak ve benzeri yerlerde, İslâmî üniversitelerdeki ilmî toplantılarda veya bilginlerle özel görüşmelerimizde, Resulullah'ın (s.a.a) sünneti üzerinde, karşılaştırmalı ilmî çalışma ve araştırmalar yapmanın zaruretini İslâm bilginlerine, yazarlara ve düşünürlere defalarca açıklamaya çalıştım. Ben -Allah'ın yardımıyla-

ömrümün elli küsur yılını bu gibi incelemelerle geçirdim. Bu çalışmalarım sırasında, Resulullah'ın eşleri, Ehlibeyt'i ve ashabı arasında Hz. Peygamber'in sünnet ve sireti hakkında en çok hadisin Ümmü'l-Müminin Âi-şe'den nakledildiğini ve hem Müslüman araştırmacıların, hem de gayri Müslim oryantalistlerin, Resulullah'ın sünnet ve siretiyle ilgili konuları bu kanaldan naklettiklerini gördüm.

Ümmü'l-Müminin Âişe'nin Resulullah'tan (s.a.a) nakletmiş olduğu bütün hadisleri ilmî ve karşılaştırmalı bir metotla ciddi bir incelemeye tâbi tutmadan, Allah Resulü'nün sünnet ve sireti hakkında sağlıklı bir çalışma ortaya koymanın imkânsız olduğunu görünce, bu kanaldan nakledilen hadislerin tümünü incelemeye

karar verdim. Yıllar süren bu çalışmanın birinci cildini "Ahadîsu Ümmi'l-Müminin Âişe" (Ümmü'l-Müminin Âişe'-nin Hadisleri) adıyla yayınladım; ikinci cildi ise henüz yayınlanmadı. Ben bu çalışmalarım sırasında Resulullah'ın sünneti ve hayatı, yine İslâm-'ın ilk asrının olayları hakkındaki haber ve rivayetler arasında akıl almaz çelişkilerle karşılaşınca, araştırmalarımı derinleştirerek daha da genişletmeye karar verdim. İnanılması güç ama; gerçek olan korkunç sonuçlara ulaştım. Meselâ isimleri kaynaklarda geçen; ama asla dünyaya gelmemiş ve yaşamamış onlarca uydurma sahabî ve râvî keşfettim ve bunların bir bölümünü geniş bir şekilde delilleri ve kaynaklarıyla birlikte "Hamsune ve Mietu Sahabîyy'in Muhtalak" (Yüze Elli Uydurma Sahabî) adı altında yayınlamak zorunda kaldım. Bu incelemelerime bu ismi seçmemdeki amacım, İslâm'ın ilk asrındaki olaylarla ilgili rivayetler hakkında ne denli korkunç yalanlar uydurulduğunu en çıplak şekliyle âlimlerin gözleri önüne sermekti. Bu çalışmanın da iki cildi basılmış durumda. Bu çalışmada doksan üç uydurma sahabînin ve yetmiş küsür uydurma râvînin biyografilerini ve fetihlerle, Ridde Savaşlarıyla ve diğer birçok konuyla ilgili onlara isnâd edilen uydurma rivayetleri ortaya koydum.

Daha sonra bu araştırmama bir mukaddime özelliğini taşıyan iki ciltlik "Abdullah b. Saba Masalı" kitabını yazdım; bu kitabın üçüncü cildiyle "Yüz Elli Uydurma Sahabî" kitabının üçüncü cildi daha basılmadı. Bu yolda maruz kaldığım acımasız tepkileri ve iftiraları da sadece yüce Allah'a şikâyet ediyorum. [Elbette kitabın Türkçe çevirisinin yayınlandığı 2005 tarihinde kitabın diğer ciltleri de basılmıştır. Yay.

[189]- Tevbe:110

[190]- Hamdolsun, muhterem müellifimizin bu konudaki geniş ve derin araştırmalarının ürünü olan kitap, iki cilt hâlinde Arapça olarak yayınlanmış bulunmaktadır. (Müt.)

[191]- Yûsuf: 108

[192]- Burada hâkim güçlerin ekolünü son Osmanlı halifesiyle ve Ehlibeyt Ekolü'nü ise On İki İmam'la sınırlandırdık. Çünkü Hilâfet Ekolü Resulullah'tan sonra halifelerin hükümetinin meşru olduğuna inanır ve onları Hz. Resu-lullah'ın (s.a.a) halifeleri olarak görürler. Ehlibeyt Ekolü ise On İki İmam'ın hükümete geçmeye daha lâyık olduğuna, onların bu konuda haklı olduklarına inanır ve onları Hz. Resulullah'ın (s.a.a) vasileri olarak görürler. İşte bu yüzden biz birinci ekole "Hilâfet Ekolü", ikinci ekole ise "Ehlibeyt Ekolü" ismini verdik.

[193]- Tehzibu'l-Lügat, Ezherî, Kahire basımı, 1384 hk., c.15, s.91.

[194]-bk. Nihayetu'l-Lugat, İbn Esîr, "cehd" maddesinde.

[195]-Mukaddime-i Sünen-i Daremî, "Fazlu'l-İlim ve'l-Âlim" babı, c.1, s.100,

hadis: 32.

[196]-Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İ'tikaf, "el-İçtihad Fî'l-Aşri'l-Evahiri Min Şehri Remazan" babı, hadis: 1175.

[197]- el-İsâbe, c.1, s.10. Hilâfet mezhebi mensuplarının bu görüşünü Şehid-i Sâni de aynı dille aktarmakta ve ed-Diraye adlı eserinin 4. babında sahabîyi şöyle tanımlamaktadır: "Mümin ve Müslüman olarak Hz. Resulullah'ı (s.a.a) görmüş ve İslâm üzere ölümüş olan herkes sahabîdir!"

[198]- el-İsâbe, c.1, s.13-16.

[199]- bk. Müfredat-ı Râğıb ve Lisânü'l-Arab, "Sahabe" kelimesi.

[200]- el-İsâbe, c.1, s.13.

[201]- Taberî Tarihi, Avrupa baskısı, c.1, s.2151.

[202]- Taberî Tarihi, Avrupa baskısı, c.1, s.2457-2458.

[203]- Seyf b. Ömer Temimî'nin biyografisi için bk. Abdullah b. Saba Masalı'nın birinci cildine.

[204]- Abdullah b. Saba Masalı, Beyrut basımı, c.1, s.117. Ayrıca, yazarın henüz basılmamış "Uydurma Râvîler" eserine de bakılabilir.

[205]- el-Ağanî, Sasî basımı, c.14, s.158.

[206] - Kuzâa kabilesi: Hiydan, Behra, Belî, Cüheyne vb. kabilelerini kapsayan büyük bir kabileydi. İbn Hazm'ın "Cemheretu Ensâbi'l-Arap" kitabının 440 ve 460. sayfalarında etraflıca anlatılır. Kuzâa kabilelerinin merkezi önce Şahar, sonra Necrân, sonra da Şam olmuştur. Bu kabilelerin yerleşim bölgesi Şam'la Hicaz'dan Irak'a varan çok geniş bir alanı kapsıyordu. bk. Mucemu Ka-bâili'l-

Arap, Kuzâa kelimesi, c.3, s.957

[207] - el-Ağânî, c.14, s.157. İbn Hazm da bu mevzuyu özet olarak Cemhere'nin 284. sayfasında anlatmıştır.

[208] - Huran; Dimeşk eyaletine bağlı çok geniş bir bölgenin adıdır. bk. Mu'-cemü'l-Büldân, c.2, s.358.

[209]- el-Ağanî, c.15, s.56.

[210]- el-İsâbe, c.2, s.489-496. Alkame'yle amcaoğlu Âmir arasında bir hâdise vuku buluyor ve birbirlerine çirkin sözler sarf ediyorlar. Biz burada onları aktarmatan utanıyoruz. Alkame'nin Roma İmparatoru'na alınmasının nedeni de, bu macera olsa gerektir. bk. İsfahânî'nin el-Ağânî isimli eseri, c.15, s.50-55 ve İbn Hazm'in Cemhere'si, s.284.

[211] - Ebu Muhammed Abdurrahman b. Ebu Hâtem Râzî'nin (doğ: hk. 327) tanınmış eseri Takdimetu'l-Marifeti Li-Kitab'il Cerhi ve't-Ta'dil, hk. 1371'de Haydarabad'da basılmıştır. Biz de bunları, mezkur kitabın 7-9. sayfasından aktardık.

[212] - Bakara: 143

[213]- Ehlibeyt mezhebine mensup Şîa'ya göre, bu ayetteki "mümin"den maksat, rastgele her sahabe değil, sahabenin mümin ve takvalı olanları ve bu iman ve takvalarını sonuna kadar koruyabilenleridir.

[214]- İlerideki konularımız arasında göreceğiz ki, Hilâfet Ekolü'nde hicretin 1.yy'ının sonlarına kadar Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hadislerinin yayılması, bilhassa hadislerin yazılması ve yazılı olarak saklanması veya yayılması yasaklanmıştı.

[215]- el-Cerhu ve't-Tadil, s.7-9.

[216] - Ebu Ömer Yusuf b. Abdullah b. Muhammed b. Abdulbirr en-Nemurî el-Kurtubî el-Mâlikî'nin (hk. 368-463) torunlarından olup, tanınmış eser "el-İstiâb Fî Esmâi'l-Ashab"ın yazarıdır.

[217] - Usdu'l-Gabe Fî Mârifeti's-Sahabe, İbn Esîr olarak bilinen Ebu'l-Hasan İzzuddin Ali b. Muhammed b. Abdülkerim el-Cezerî, c.1, s.3.

[218]- el-İsâbe Fî Temyizi's-Sahabe, İbn Hacer olarak bilinen Şahabuddin Ahmed b. Ali b. Muhammed el-Kenanî el-Askalanî eş-Şafiî, c.1, s.17-22.

[219] - Tanınmış imam ve fakih Ebu Zer'â'nın, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ashabı arasındaki münafık sahabeler hakkında neler düşündüğünü merak etmemek elde değil!

[220] - İbn Hacer'in el-İsâbe'si c.1, s.18. İbn Hacer, Ebu Zer'a'yı tanıtırken şöyle der: "11. sınıf güvenilir hadis râvîlerinden ve hafız imamlarındandır. H. 264. yılda vefat etti; Müslim, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce gibi sihah sahipleri ondan riva yetlerde bulunmuşlardır." Biyografisi için bk. Takribu't-Tehzib, c.2, s.536, hadis: 1479.

[221]- Fetih,18.

[222]- Şecere veya Rıdvan Biati olarak bilinen bu hâdise için bk. Vâkıdî'nin Megâzî'si, s.604 ve İmtau'l-Esma, Makrîzî, s.291.

[223] - Tevbe, 101.

[224] - Ayşe'nin rivayetine göre onun kendisini temize çıkaran, başkalarının rivayetine göreyse Mariye'nin iffetini vurgulayan İfk hâdisesi Nûr Suresi'nin 11-17 ayetlerinde geçer. Nitekim kitabımızın ikinci cildinde bu konu hakkında bilgivereceğiz.

[225] - Cum'a: 11.

[226] - Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i, c.5, s.390 ve 453 ve Sahih-i Müslim, "Sıfatu'l-Münâfıkun" bâbı, c.8, s.122-123 ve Mecmau'z-Zevâid, c.1, s.110 ve c.6, s.195; Vâkıdî'nin Meğazî'si, c.3, s.1042 ve Makrizî'nin İmtâu'l-Esmas'sı, s.477 ve ed-Dürrü'l-Mensûr, Suyutî, c.3, s.258-9, Tevbe Suresi, 74. ayetin tefsiri hakkında

[227] - Ehlibeyt mezhebi mensupları bu komplonun Veda Haccı dönüşünde ve Gadir-i Hum hâdisesi nedeniyle Cuhfe yakınlarında gerçekleştiğine inanırlar. bk. Biharu'l-Envâr, c.28, s.97.

[228]- Ahzâb: 30-32

[229]- Tahrîm: 10-12

[230] - Sahih-i Buhârî, Mâide Suresi tefsirinde, "Ve Kuntu Aleyhim Şehiden Ma Dumtu Fîhim..." babında ve Kitabu'l-Enbiya "Ve't-tehazallahu İbrahime Halilen" babında ve Sahih-i Tirmizî, "Sıfatu'l-Kıyamet" bapları ve "Ma Câe Fî Şa'ni'l-Haşr" ile Tâhâ Suresi Tefsiri babında.

[231] - Sahih-i Buharî, Kitabu'l-Rıkâk, "el-Havz" babı, c.4, s.95 ve Kitabu'l-Fi-ten, "Ma Câe Fî Kavlillah-i Tealâ: Vettekû Fitneten Lâ Tusibenne..." (Enfâl: 28) babı ve Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'l-Menâsık, "Hutbetu Yevmi'n-Nahr" babı, hadis: 5830 ve Müsned-i Ahmed, c.1, s.453 ve c.3, s.28 ve c.5, s.48.

[232] - Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fezâil, "İsbâtu Havz-ı Nebiyyina" babı, c.4, s. 1800, hadis: 40.

[233] - Hâkim'in Müstedrek'i, c.3, s.483 ve Mâliki'nin el-Fusulu'l-Mühimme'si ve İbn Mağazilî Şâfiî'nin (öl. 483 hk.) Menâkıb'ı, c.3, s.7 ve Şeblencî'nin Nu-ru'l-Ebsar'ı, s.69'da geçen rivayetlerde de belirtildiği üzere Hz. Ali (s.a) 30. Fil senesinin receb ayının 13'ünde Kâbe'nin içinde dünyaya gelmiştir. H. 35. yılda muhacirler ile ensar, ona halife olarak biat ettiler. H. 40. yılın ramazanının 19. gecesi Kûfe Camii'nde namaz kılarken, Hâricî taifesi mensuplarından İbn Mülcem-i Muradî'nin zehirli bir kılıçla yaptığı suikaste uğradı ve iki gün sonra, ramazanın 21. günü dâr-ı bekâ'ya göçtü. Ehlisünnet'in sahih kitaplarında Hz. Ali'den (s.a) rivayet edilen hadislerin sayısı 536'dır. Biyografisi için bk. el-İstiâb, Usdu'l-Gabe, c.5, s.276. Hz. Resulullah'a (s.a.a) karşı münafıkça davrananların kimler olduğu hususunda Hz. Ali'nin (s.a) rivayetleri için bk. Sahih-i Müslim, "ed-Delilu Alâ Enne Hubbe'l-Ensarî ve Aliyyin Mine'l-İman ve Buğzehum Min Alâmati'n-Ni-fak" babı, c.1, s.61 ve Sahih-i Tirmizî, "Menâkıbu Ali" babı, c.12, s.177 ve Sünen-i İbn Mâce, Mukaddimesinin 11. babı ve Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-İman ve Şeraiuhu, "Alâmetü'l-Mümin" ve Alâmetü'l-Münafık" bapları, c.2, s.271 ve Ha-sâis-i Nesâî, s.38 ve Müsned-i Ahmed, c.1, s.84, 95, 128 ve Tarih-i Bağdad, c.2, s.255 ve c.8, s.417 ve c.16, s.426 ve Hilyetu'l-Evliya, Ebu Nuaym, c.4, s.185 (ki burada bütün râvîlerin ittifakıyla sahih kabul edilen bir hadis olduğu belirtiliyor) ve Tarihu'lİslâm, Zehebî, c.2, s.198 ve İbn Kesir Tarihi, c.7, s.354 ve el-İstiab, c.2, s.461 ve Usdu'l-Gabe, c.4, s.292 ve Kenzü'l-Ummâl, c.15, s.105 ve Riyazu'n-Nazira, c.2, s.284 ve el-Menâkıb, İbn Mağazilî, s.190, hadis: 255.

[234] - Ümmü Seleme olarak bilinen Hind, Ebu Umeyye b. Muğiyre el-Kurey-şî el-Muhzumî: Hz. Resulullah'la (s.a.a) evlenmeden önce Ebu Seleme b. Abdulesed Mahzumî'nin eşiydi; her ikisi de ilk Müslümanlardandı. Önce Habeşistan'a, sonra da Medine'ye hicret ettiler. Ebu Seleme Uhud Savaşı'nda aldığı yarayla hicretin 3. yılında vefat edince, Hz. Resulullah (s.a.a) çok çocuğu olan ve kocasının vefatıyla birlikte onların geçimini sağlamada ciddi bir sıkıntıya düşen Ümmü Seleme'nin geçimini sağlamayı kendi üzerine aldı. Ümmü Seleme, Hz. İmam Hüseyin'in (s.a) şahadetinden sonra H. 61. yılda vefat etti. Si-hah yazarları ondan 378 hadis rivayet etmişlerdir. Ümmü Seleme'yle Ebu Se-leme'nin biyografisi için bk. Usdu'l-Gabe ve Cevamiu's-Sîre, s.276 ve Takribu't Tehzib, c.2, s.617. Münafıklar hakkında Ümmü Seleme'den rivayet olunan ha-dis için bk. Sünen-i Tirmizî c.13, s.168 ve Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.6, s. 292 ve elİstiâb, c.2, s.460 ve İbn Kesir Tarihi, c.7, s.354 ve Kenzü'l-Ummal, 1. baskı, c.6, s.292.

[235] - Abdullah b. Abbas; Abdulmuttalib'in torunlarından, Hz. Peygamber'in (s.a.a) amcası oğlu hicret sırasında üç yaşındaydı. H. 68'de Tâif'te öldü. Sihah yazarları ondan 1660 hadis rivayet etmiştir. Biyografisi için bk. Usdu'l-Gabe, elİsâbe ve Cevamiu's-Siyre, s.276.

[236]- Ebu Zerr el-Gıfârî: Cündeb veya Büreyd onun adıdır. Cünade, Abdullah veya diğer adıyla es-Seken'in oğludur. İslâm'ı ilk kabul eden v