Şirk; herhangi bir konuda birşeyi, bir başka şeye ortak etme, ortak kılma hali. Mesela şirket; ticari bir mantıkta birbirlerine ortak olma, ortaklık halidir. Mesela bazı toplumlarda alınan ikinci hanım, birinci hanımın şeriki'dir, yani ortağıdır. Bu örnekleri böyle çoaltabiliriz.
Şimdi bu açıklamadan sonra ikinci bölümde şu noktayı da iyi anlayalım. Putperestler şirk koşmaz. Koşamaz! O neden ile merhum Elmalılı Hamdi hoca bu noktaya işaret ediyor. Putperest bir kişi; Allah (Celle celauhu) diye bildiğimiz yaratanı tanımadığı için, taptığı putunu herhangi bir varlığa ortak olarak görmüyor. Bu neden ile putperest şirkte bulunmuyor kendine göre. Hatta hiç bir şirke de girmiyor. Çünk ilah onun açısından sadece kendi putu. Bize göre; bu konuda görülmesi gereken nokta, o kişinin tevhid gerçeğini bilmemesinden dolayı bir kafirliği sözkonusudur. Bize göre şirkte ve kafirlikte bulunuyor olmasıdır. Ama kendine göre o putperest hiç bir şeyi kendi putuna ortak görmediği için kndisi şirkte değildir. Hatta o kişiye göre de biz tevhid olgusundan uzaktayız.! Onun tevhid anlayışından uzaktayız.
Fakat; ehli kitabın şirki başkadır. O; hem Allah (Celle celauhu) diye bir varlığa, bir yaratıcıya inanıyor, bir de bu inançtan sonra kalkıyor; O Yaradan'a (Celle celaluhu) bir ortak güç tayin ediyor. Yahudiler (haşa) Üzeyir Allah'ın oğludur diyor, hristiyanlar da (haşa) Allah, üçün üçüncüsüdür diyerek şirk'e yani Allah'a (Celle celauhu) bir ortak tayin ederek küfür'e giriyor. Bu akide de tevhide uzak bir yaklaşımdır. O neden ile bize göre; bu grup da tevhidden uzaktır.
Şimdi durup hem birinci örnekteki putperestlerin tevhide uzaklığını hem de ikinci örnekte bulunan hristiyan ve yahudi toplumunun tevhide olan uzaklığını kıyasladığımız zaman, her iki grubun da tevhid anlayışının farklılığından dolayı bir olmadığını görürüz. Rahmetli Elmalılı Hamdi hocamız bu neden ile farklılığı belirtmiştir. Her ikisinin de tevhid bozukluğu olgusu farklıdır, biri şirk koşarken tevhidi bozulmuş, diğeri yekten tevhidi kaldırarak bozulmuştur.
Tevhidi bozanın da doğal olarak kestiği et yenmez, çünkü Allah'ın adını o kestiğinin üzerine anmadan kesmiştir. Oysa Allah (Celle celauhu) bize kesilen herhangi bir nimet üzerine kovulmuş olan şeytandan Allah'a sığınarak ve o kesilene Allah'ın adını anarak kesmemizi emr buyurmuştur.
Putperest bir kişi hayvan keserken ne diyecek (Örneğin): İlahım Hubel! bu kestiğim adağımı kabul et.
Şimdi bu eti kim yer ? Sadece putperest yer. Hristiyan ve yahudi dahi yemez, çünkü Allah'tan başka bir isim andı.
Yahudi keserken (örneğin): Ey Üzeyir'in babası Rab! bu kestiğim adağımı kabul et.
Şimdi bu kesilen eti kim yer ? Sadece yahudiler ve (haşa ve sümme haşa) Üzeyir'in (a.s.) Allah'ın oğlu olmasından rahatsızlık duymayan hristiyanlar yer.
Hristiyan keserken (örneğin): Ey İsa Rab! bu kestiğim adağımı kabul et.
Şimdi bu kesilen eti kim yer ? Sadece hristiyanlar ve (haşa ve sümme haşa) İsa (a.s.)'nın Allah'ın oğlu olmasından rahatsızlık duymayan yahudiler yer.
Toplayalım şimdi:
1. kesileni sadece putperest yer.
2. kesileni putperest, yahudi ve hristiyanlar yer.
3. kesileni putperest, yahudi ve hristiyanlar yer.
Müslüman nerede şimdi bu ortamda ? Müslüman hiç bir yerinde bulunmaz doğal olarak. Çünkü hiç biri keserken "Yaradan Rabb'in adı ile, O ortaklıktan münezzehtir ve mülük O'nundur ve O'na hiç bir şey ortak da olamaz" diyerek kesilmediği için bu etlerin hiç birine el dahi sürmez. O neden ile hayrettin amca sadece dünyalığı için ahiretini yakan boş bir çuval yada kitap yüklü bir merkeb hükmünden öteye gidemez.
Bay fetulah ise; yaptığı iftira neticesinde müfteri olmayı göze almışsa, bu o'nu bağlayan bir konudur. Müslümanların geneline şamil değildir. En azından benim fikrime fersah fersah uzaktır. Şia da kendine göre haksızlık yapmıştır, ehli sünnet içinde yer alan bazı gruplarda. Her yapılan yanlışı bu bizdendir diyerek göz yummak veya herhangi bir reddiye de bulunmamak kişinin kendi imanının olgunluğunu veya hamlığını gösterir. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Doğru olanı karşı cenahtaki kişi dahi söylese ve bunun doğruluğunu kabul etmek sadece erdemdir. Kaldı ki, Ehli sünnet ile şia; her konuda hemfikirken sadece halifelik konusunda fikren karşı karşıya gelmişse, bu Allah'ın (Celle celauhu) vereceği hüküm ile netleşecektir. Bizler, kalkıp da Allah'ın (celle celauhu) yerine hüküm verme yarışına girersek, bizzat kendimizi Allah'ın (celle celauhu) ortağı ilan etmiş oluruz ki, (haşa ve sümme haşa) işte o zaman bizim de kestiğimiz yenmez hükmüne girer.
Derdi; Allah'ın (cc) rızası olanlara selam olsun!
Paylaş