HAKKINDA SÖYLENENLER:
*“Yeryüzünde benim için Ömer’den daha sevimli kimse yoktur.” Hz. Ebubekir
* “Bir yerde huzur ve sükun varsa, bu Ömer’in varlığının alameti idi.” Hz. Ali
* Salihler zikredildiğinde, Ömer akla gelmeli. Hz. Ali
*Hz. Ömer şehid edildiğinde Hz. Ali onun mübarek kefenini açıp yüzüne bakarak şöyle demişti. “Ey Ebu Hafs! Allah’ın rahmeti senin üzerine olsun. Resulullah’tan sonra, senden başka, amel defteriyle Allah’ın huzuruna çıkmak istediğim hiçbir kimse yoktur.”
* Hz. Ali, Hz. Ömer’in ölümüne ağladığı bir anda “niçin ağlıyorsun” diye soranlara şu cevabı vermişti: “Ömer’in ölümüne ağlıyorum. Ömer’in ölümü İslam için öyle bir gediktir ki, kıyamete kadar doldurulamaz.”
* “Ömer'in Müslüman oluşu bir fetihtir. Hicreti bir zaferidir. Halifeliği de bu ümmete bir rahmettir." Abdullah bin Mesud
* Ömer Müslüman olduğundan beri hep izzetli olmuşuzdur.” Abdullah bin Mesud
* Muhakkak ki Ömer İslam’ın korunaklı bir kalesi idi. İnsanlar o kaleden içeri giriyorlar ve çıkamıyorlardı. Fakat Ömer vefat edince o kale dağıldı.” Abdullah bin Mesud
* Hz. Ömer’in idare ve siyasetteki ilmi mizanın bir gözüne ve yeryüzündeki diğer alimlerin bu husustaki ilmi de diğer kefeye konsaydı, Hz. Ömer’in ilmi ağır gelirdi. Ömer öldüğünde idare ve siyaset ilminin onda dokuzu onun ile kabre gitti. Abdullah bin Mesud
*Şüphesiz Ömer hepinizden daha çok Allah’ı tanıyan, hepinizden daha çok Allah’ın kitabını okuyan ve hepimizden daha çok Allah’ın dinini bilen bir kimseydi.” Abdullah bin Mesud
*Abdullah bin Mesud Hz.Ömer’in vefatına üzüldüğü ve ağladığı kadar hiçbir şeye üzülüp ağlamamıştı, hatta “Vallahi Ömer’in bir köpeği sevdiğini bilseydim ben de onun severdim. Dikenli ağaçların bile onun ölümüne üzüldüğünü hissediyorum" demişti.
*Ömer bir meselede “benim fikrim şu merkezdedir” dedi mi, mesele mutlaka onun gösterdiği gibi vaki olurdu.” İbn-i Abbas
* İslam, Ömer zamanında “gelen” kişiye benzerdi. Yakınlığı artardı. O’ndan sonra İslam “giden” kimseye benzerdi. Uzaklığı artardı. Huzeyfetü’l Yemani.
* Sanki bütün insanların bilgisi Ömer’in kafasında saklıydı. Huzeyfetü’l Yemani.
*“Biz takva ve riyazeti öğrenmek için Hz. Ömer’e eşlik ederdik.”Mesur bin Mahseme
* “Vasıfları ve özellikleri bütün memurları üzerinde öyle bir etki bırakmıştır ki, hepsi de ona benzemişlerdir.” Mesudi (Tarihçi)
* “Hz. Faruk-u Azam’ın dimağı, bir çok kapısı olan bir eve benzetilebilir. Mesela kapının birinde, cihanı fetheden orduları ve kahramanlarıyla Büyük İskender; diğerinde, meşhur adaletiyle ve halkını koruması ile bilinen Nuşirevan(Hazreti Ömer’i Nuşireven ile kıyaslamanın kesinlikle doğru olmadığını unutmamalıyız);diğer kapıda ilim ve irfanıyla, fazilet ve takvasıyla Ebu Hanife ve İmam Malik bulunur. Diğer kapıda, Seyyid Abdülkadir Geylani ve Hace Alaaddin gibi mürşitler vardır. Beşinci kapıda İbn Ömer ve Ebu Hureyre gibi hadisçiler vardır. Sonuncu kapıda Mevlana Celaleddin Rumi ve Şeyh Feridüddin Attar gibi düşünürler ile karşılaşırsınız. Halk bu evin etrafını sarmıştır. Herkes istediğini sorup,kendini tatmin eden cevabı alarak memnun ve mesut dönmektedir. Şah Veliyullah Dehlevi
* Hz. Ömer hutbelerinde hadislerin konusunu söyler ve onlardan kuvvet alırdı. Bunu bilmeyenler, Hz. Ebubekir’in altı, Hz. Ömer’in yetmiş hadis rivayet etmesine şaşırıp kalırlar. Halbuki gerçekte, hadis ilmini kuvvetlendiren kişi Hz. Ömer’dir.” Şah Veliyullah Dehlevi
*Hz. Ömer sahabelere danışır, meseleyi halledinceye kadar onlarla münazara ederdi. Bundan dolayıdır ki, onun bir çok fetvansa ve hükmüne dünyanın doğusunda ve batısında uyulur.” Şah Veliyullah Dehlevi
* “ O yalnız Büyük İskender değildi; aynı zamanda Aristo’ydu. O hem bir Mesih; hem bir Lokman’dı. hem bir Timur; hem bir Nuşirevan’dı. Hem bir Ebu Hanife; hem bir İbrahim Ethem’di.” Şibli Numani
*Seçkin Şii hukukçu Seyyid Ali, Hz. Ömer hakkında şöyle yazıyor:“ Hz. Ebu Bekir’in kısa halifeliği dönemi, Arap kabileleri içinde huzur ve güveni sağlama yolunda geçtiğinden, eline yeni bir İslam devletini düzenleme fırsatı geçmedi. Fakat gerçekten çok muhteşem bir insan olan Hz. Ömer, halifelik yularını ele alınca, bitmez tükenmez bir gayretle, ele geçirilmiş ülkelerde halk huzur içinde yaşasın, her tarafta refah ve güven hakim olsun diye çalıştı. Bu, İslam devletinin ta baştan beri sahip olageldiği çok önemli bir özelliktir.”
“ Hz. Ömer’in halifeliği çok büyük bir öneme sahipti. İslam ona çok büyük güç ve kuvvet bahşetmişti. Hz. Ömer ahlak açısından kendine has bir yaşayış tarzının, kendine özgü bir davranış biçiminin insanı idi. Karakterinde olgunluk, huyunda yumuşaklık vardı. Hak ve hukuk konularında kesin, katı ve prensip sahibiydi. Yaşayışında olgunlukta ve kesin davranış ölçüleri içinde benzersizdi.”
“ Hz. Ömer’in ölümü, çok büyük bir kayıp, İslam için ise çok büyük facia idi.”
*Sir William Muir şöyle yazıyor: "İslam devletinde, Allah’ın elçisi Hz. Muhammed (s.a.v.)’den sonra Ömer en büyük bir insandı. Azmi ve zekası sayesinde O, bu 10 sene içerisinde, Suriye’yi, Mısır’ı ve İran’ı İslam gücünün karşısında baş eğdirmiş, o günden bugüne bu ülkeleri İslam’a bağlamıştır.
Bununla birlikte O, büyük bir devletin çok büyük bir hakimi idi. Hiçbir zaman meselenin özüne ulaşmakta, hikmetle kuvvetle her meselede adaletle karar vermekte hata yapmadı. Kendisine şatafatlı ünvanlar verilmesine, büyük isimlerle çağırılmasına hiçbir zaman razı olmadı. Halkın dilinde sürekli kullanılan sade bir dille kendisine seslenilirdi “Arapların Başkanı” denilirdi. Uzak diyarlardan ona heyetler gelirdi de: “Halife nerededir?” diye araştırırlar, mescidin köşelerinde oturan insanlardan:” Müminlerin Emiri mescidde midir?” diye sorarlardı. Halbuki O, onların karşısında sade elbise içerisinde oturmuş olarak bulunuyordu.”
*Bir nazar-ı peygamber, Birdenbire kalbeder; bir bedevî-i cahil, bir ârif-i münevver. Eğer mizan istersen: İslâm'dan evvel Ömer, İslâm'dan sonra Ömer...Birbiriyle kıyası: Bir çekirdek, bir şecer... Def'aten verdi semer, o nazar-ı Ahmedî, o himmet-i Peygamber” Bediüzzaman
* Şiddet-i hamiyet-i İslâmiye ile küffara galebe-i kat'iyesi ile şöhret-şiar olan Hazret-i Ömer” Bediüzzaman
*Hulefa-i Raşidin arasında, illa birine müceddit denecekse bence o Seyyidina Hazret-i Ömer olmalıdır.” Fethullah Gülen
* Hz. Ömer (r.a) halife olduğunda genişliği bugünkü Türkiye'nin altı-yedi katı bir ülkeyi idare ediyordu. Buna rağmen O da, İslâm'a girdikten sonra başlattığı hayat ritmini asla değiştirmemişti; değiştirmemişti ve halife olduğunda Medine'nin en fakiri olduğu gibi, vefat ederken de yine en fakiriydi. Üzerindeki elbisede -rivayete nazaran- otuzdan fazla yama vardı. O'nu arayanlar ekseriyetle "Baki-i Garkat"ta başını bir mezar taşına yaslamış, öyle düşünüyor bulurlardı. Krallara taç giydiren ve kralları tacından eden koca halifenin hiç değişmeyen hayat tarzı işte buydu!.. Ve bu O'nun aynı zamanda en tesirli tarafıydı. Buna, hâl dilinin gücü ve tesiri de diyebiliriz. Fethullah Gülen
*“Öyle zannediyorum ki, şehitlik mertebesinin kusvâsını da fârûkiyetiyle beraber Hz. Ömer (r.a.) tutmaktadır. Evet, bu işin doruğunda o vardır.” Fethullah Gülen
*Hz. Ebu Bekr bizim anlayışımıza göre hem şehiddir, hem de sıddîktır; fakat şehidlik bakımından üstünlük Hz. Ömer’e, sıddîkiyet bakımından büyüklük ise Hz. Ebu Bekr’e aittir. Aynı şekilde Hz. Ömer de hem sıddîktir hem de şehiddir. Ancak sıddîkiyeti Hz. Ebu Bekr’den geri, şehidliği ise ileridir. Mutlak fazilete gelince onu yukarıda da söyledik: Hz. Ebu Bekr mutlak fazîlette, Nebilerden sonra zirve insandır. Fethullah Gülen
*”Hz. Ömer’in öz torununu sokakta görüp tanımadığını, kendi torununu tanıyamayacak kadar bütün ümmetin dert ve ızdıraplarıyla dolu olduğunu okuyup öğrenince hayran kalmıştım ona.” Fethullah Gülen
*O ki, “Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer olurdu” sözüyle serfirazdır. O ki, Allah Resûlü’nün massettiği ledünnî ilmi ikinci derecede masseden insandır. O ki, ümmetin önünde bir kâmet-i bâlâdır. Bununla beraber O, mücadele ve mücahede dolu hayatını bir taç halinde başına korken, şehadeti de sorguç olarak bu taca yerleştirme arzusundadır. Fethullah Gülen
* “Kulluk kapısından girerken kapının sövelerini de söküp içeriye giren Ömer (ra) bunun en çarpıcı örneğidir! O, Peygamberi kendisine tam bir rehber ve önder olarak kabul etmiş, yaşadığı hayatı bütünüyle O’na benzetmiş; O’nun hayat tarzıyla bezenmiş eşsiz bir insandı. Roma’nın, Bizans’ın kapıları ona ardına kadar açılıp, ülkeler ve hükümdarlar kendisine bende olmayı kabul ederken dahi, onun hayat düzeninde zerre kadar değişiklik olmamıştı.. Fethullah Gülen
*Câhiliyede izzetli, onurlu Ömer, İslâmiyet'te de, vakârlı, ciddiyetli, gönül sahibi, azametli ve aziz Ömer... Birinde, oldukça sert, oldukça haşin ve istediğini yaptırtan; öbüründe tevâzu kanatlan yerlere kadar ve insanların ayağının altında; fakat kâfirlere, fâcirlere karşı azîm, cesim bir Ömer!.. Câhiliye devrinde ma'den olarak nasılsa İslâmiyet'te de öyle. Fethullah Gülen
* “Hz. Ömer, daha geniş bir zamanda gerçekleştirdiği açılımlar ve bu açılımlara rağmen kendisini sıfırlamaktaki başarısı, vefatı anında “dünyaya girdiğim gibi çıkarsam kendimi mutlu sayacağım” cümlesiyle dile getirdiği duygulardaki derin mana, hakperestliği ve Allah’ın inayetinden başka dayanak tanımayışıyla bende derin bir hayranlık hissi uyarıyor. Marx’ın da ona hayran olduğunu söylerler. Fethullah Gülen
*Hz. Ömer (ra) kâinatı çok iyi anlamıştı. Devlet nasıl idare edilir, onu gayet iyi biliyordu. Bir asker, bir mücahit, aynı zamanda bir sofi, bir âbid ve bir zâhiddi. Dünyayı çok iyi anlamış, eşyanın tabiatına vâkıf ve onunla dengeli bir münasebeti vardı. Varlıkla içli-dışlı; ihtiyacı kadar yiyor, içiyor; dinlenip istirahat ediyor; evlenip yuva kuruyor ama; kat’iyen cismanî hayatı birinci iş ve gâye haline getirmiyordu. Fethullah Gülen
Mahmud Akkad, Abkariyat adlı eserinde diyor ki, “Hz. Ömer döneminde Kufe gibi, Basra gibi şehirler kuruluyor. Seyyidina Hz. Ömer diyor ki, “caddeleri 40 zira genişliğinde yapın.” Bu çok önemli bir şeydir. Yolculuğun o caddelerde gezme, deve ile, bağışlayın, küçük at arabaları ile olduğu bir dönemde 20 metre genişliğindeki yollar bugün çok önemlidir yani, şimdi bizim bu otobanlar gibidir. Kaynak vererek söylüyor orda. Bana çok enteresan gelmişti. 1520 sene evvel o meseleye bakınca çok enteresan gelmiştir. Bir ufuk meselesi. Bugünden ta yarınları öbür günleri görebilme meselesi” Fethullah Gülen
* “Hz. Ömer’in de -tabii terbiyemiz icabı cahiliyeliği vardı demeyiz ama- İslam’la buluşacağı, ulaşacağı ana kadar yad ellerde olduğu muhakkak. Ama öyle bir cevheri vardı ki, o peygamber firaseti, fetaneti ile seziliyordu. Onun için onca insan arasında onun hidayete ermesi için Efendimiz dua ediyor, önemli bir şey. Sanki onun on sene gibi çok bereketli, İslam’a ait her şeyi omuzlayıp, temsil edeceğini görmüş ve daha baştan onu Allah’tan istemiş, bunu bana ver, bu bana çok lazım demiş.. benim asarımı arızasız temsil edecek demiş. Fethullah Gülen
*Hz.Ömer söz bilen bir insandır. Peygamberce söz söylemesini bilenlerdendi. Azmi peygamberane olduğu gibi, muhakemesi peygamberane olduğu gibi beyanı da peygamberanedir. O hutbe irad edeceği zaman -çok bildiğiniz şeylerdir-sahabenin allameleri bile onun hutbelerini dinlemek için Mekke'den Medine'ye, Medine'den Mekke'ye göç eder, onun hutbesine ulaşmaya çalışırlardı. Fethullah Gülen
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)
Paylaş