+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 12 Sayfa var 12311 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 113

Konu: Hz muaviye

  1. #1
    seyfullah putkıran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    30.09.2005
    Bulunduğu yer
    Ruhlar Aleminden
    Yaş
    28
    Mesajlar
    5.956
    Tecrübe Puanı
    65

    Standart Hz muaviye

    Onu kötü zannetmekten çok sakınınız!

    Ona dil uzatmak tehlikesine düşmeyiniz. Haram işlemiş olursunuz!

    Ebû Dâvüdün bildirdiği hadis-i şerifte,

    (Eshâbıma dil uzatmayınız! Uhud dağı kadar altun sadaka verseniz, onların bir avuç arpa sadakalarının sevabı kadar olamaz!) buyuruldu.

    Ebû Ali Dekkat (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki:
    " Her insanın üçyüz almış damarı vardır. Eğer üçyüz ellidokuz damarı Peygamber Efendimizin ( Sallallahü aleyhi ve sellem ) Eshab-ı kiramına muhabbet, bir tanesi Peygamberimizin ( aleyhisselâm) Eshabından birine düşmanlık, sevgisizlik üzere bulunsa, ölüm zamanında emir gelir ve canını o bir damardan alırki, bunun bozukluğu sebebi ile dünyadan imansız gider." [Muhammed Rebhâmî - Riyâd’ün Nâsihîn]


    ESHAB-I KİRAM EFENDİLERİMİZE DİL UZATMAYIN !!!

    Hz. Muaviye ,
    Peygamber efendimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" kayınbiraderi ve vahiy kâtibi idi. Resulullahın zevcelerinden Habibe validemizin kardeşidir. Eshab-ı kiramın büyüklerindendir. Öleceği zaman, Resulullahın kendisine hediye ettiği bir gömleğe sarılıp, hazinesinde saklamış olduğu, Resulullahın saç ve tırnak kesintilerinin de gözlerine ve ağzına konularak defnedilmesini vasiyet etmişti. Kabri Şam’dadır.

    Mekke fethedildiği gün babası ile beraber, Resulullahın önünde müslüman oldu. Hz. Muaviye, Peygamber efendimizin kâtiplerinden idi. Yazısı güzel idi. Fasih, halim, vakur idi.
    Zeyd ibni Sabit diyor ki: Muaviye, Cebrailin getirdiği vahyi ve Peygamber efendimizin mektuplarını yazardı.

    Fahr-i âlemin emniyetlisi idi. Bu yüksek rütbe, derecesinin ne kadar yukarı olduğunu gösterir. Bu büyük zata dil uzatanlar, Server-i âlemin Kur’an-ı kerimi yazmakta emniyet ettiğine dil uzatmış olurlar.

    [COLOR="Red"]Abdullah ibni Mübarek hazretlerinin ilminin derecesini bilmeyen bir müslüman yoktur. Din imamı idi. Her ilimde ileri, her işi ilmine uygun idi. Peygamberimizin ilmine tam vâris idi. İşte bu büyük âlim buyuruyor ki: [/COLOR](Hz. Muaviye, Resulullahın yanında giderken, bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz’den bin kere efdaldir.)

    İkinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
    (Hz. Muaviye’nin yanılması, Resulullahın sohbeti bereketi ile, Veysel Karani’nin ve Ömer bin Abdülaziz’in doğru işlerinden daha hayırlı oldu. Bunun gibi, Amr ibni As’ın yanlış bir işi, o ikisinin şuurlu işinden daha üstün oldu.) [cild.1, m.120]

    Din-i İslamın en büyük âlimlerinden İbni Hacer-i Mekki hazretleri de buyuruyor ki:

    (Şüphe yoktur ki, Hz. Muaviye Sahabe-i kiramın nesep itibariyle büyüklerindendir. Peygamber efendimize nesep ile ve nikah ile çok yakın ve mahremleridir. Server-i âlem, Onun hilm ve sehasını meth ve sena buyurdu. Onda İslamiyet, sohbet, nesep, nikahla akrabalık şerefleri toplanmıştır ki, bunların her biri, Cennette Resulullahın yanında bulunmaya sebep olan şereflerdir. Bunlara hilm ve ilim ve Halifelik şerefleri de katılınca, kalbinde az bir safa ve sıdkı ve salahı ve imanı ve izanı olan kimse için artık bu hususta fazla anlatmaya lüzum kalmaz.) [Sava’ik-ul-muhrika]

    Hz. Muaviye, Huneyn Gazasında Resulullahın önünde babası ile birlikte kahramanca çarpıştı. Tebük Gazvesine katıldı. Veda Haccında bulundu. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer zamanlarında Suriye taraflarındaki savaşlara katıldı. Hz. Ömer, onu Şam valisi yaptı. Hz. Ömer zamanında 4 yıl, Hz. Osman zamanında 12 yıl, Hz. Ali zamanında 5 yıl, Hz. Hasan zamanında altı ay Şam’da 21.5 sene vali oldu. [41.] senede, Kufe’de halife seçildi. 19 sene, dört ay halifelik yaptı.

    Aklı, zekası, fesahatı, sabrı, yumuşaklığı, ikramı, cömertliği fevkalade çok idi. Müslümanların başına geçeceği, hadis-i şerifte bildirildi. Kendisinden çok hadis-i şerif alındı, kitaplara yazıldı. Bu da, büyüklüğünü ve kendisine güvenildiğini göstermektedir.

    İslamiyet’in yayılmasında kıymetli ve pek çok hizmetlerde bulundu. Miladi 662’de Sicistan’ı, 663’de Sudan’ı, bir sene sonra Afganistan’ı, Kâbil şehrini ve Hindistan’ın kuzey kısmını, 665’te Tunus’u (Afrikiyye’yi) aldı. 668’de gemilerle gittiği Kıbrıs’ı ve iki sene sonra da İran’daki büyük Kuhistan eyaletini fethetti. Yine aynı sene Bizans İmparatoru Dördüncü Kostantin zamanında, oğlu Yezid’i büyük bir ordu ile İstanbul’un fethi için gönderdi ve şehir kuşatıldı. Kostantin, her sene büyük miktarda vergi vermek şartıyla barış yapmak zorunda kaldı.

    673’de Ubeydullah bin Ziyad’ı Horasan’daki orduya kumandan yapıp, Ceyhun Nehrini develerle geçerek Buhara’yı aldı. Hz. Ömer tarafından fethedilen Kudüs hıristiyanlara geçince, Hz. Muaviye şehri tekrar ele geçirdi. Yemen, Mısır, Kayrevan, Irak, Azerbaycan, Anadolu, Horasan ve Maveraünnehire hakim oldu. Müslümanlar tarafından çok sevildi.
    Peygamber efendimiz, Hz. Muaviye’ye, (Ey Muaviye! Memleketlere hakim olduğun zaman, iyilik et!) buyurmuştur. Resulullahın sohbeti ve hayır dualarının bereketiyle, İslamiyet’in tesir sahasını çok genişletti ve İslamiyet’ten hiç ayrılmadı.

    Hz. Muaviye, uzun boylu, beyaz tenli, heybetliydi. Güzel konuşur, adaletli davranırdı. Çalışkan, gayretli, azimliydi. Arabistan’da meşhur olmuş dört dâhi Sahabiden birisidir. Sanki her bakımdan devlet başkanı olmak için yaratılmıştı.

    Hatta Hz. Ömer, Hz. Muaviye’ye her bakışta; Bu, ne güzel bir Arap sultanıdır derdi. Cins atlara biner, kıymetli elbiseler giyerdi. Resulullahın sohbetinin bereketiyle şeriattan hiç ayrılmazdı.

    Hz. Ali onun hakkında; Muaviye’nin idaresini kötülemeyiniz! Zira onu kaybederseniz başların koptuğunu ve düştüğünü görürsünüz buyurmuştur.
    (Kısas-ı Enbiya, Mirat-i Kâinat, Medaric-ün-nübüvve)

    Hz. Ali ile birbirlerine beddua ettikleri asla doğru değildir, bunu ibni Sebecilerin uydurmuş olduğu kıymetli kitaplarda yazılıdır. Yalan olduğunu şu âyet-i kerime de açıkça bildiriyor:

    (Muhammed aleyhisselam, Allah’ın Resulüdür ve Onunla birlikte bulunanların [Eshab-ı kiramın] hepsi, kâfirlere karşı çetin, fakat, birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktır.) [Feth 29]

    Birbirlerine karşı merhametli olan, birbirini seven insanlar birbirlerine beddua eder mi hiç? Hâşâ Allah yalan mı söylüyor?

    Peygamber efendimizin kayınbiraderi olan Hz. Muaviye, Peygamberimizden hayır dua almış ve övülmüştür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    (İşlerinizde Muaviye’yi bulundurunuz. Çünkü, o kavi ve emindir.) [Tathir-ül-cenân]
    (Ümmetimin en halimi ve cömerdi Muaviye bin Ebu Süfyan’dır.) [İ.Süyuti]
    (Muaviye’nin mülk sahibi olmasına fazla zaman geçmez.) [Deylemi]

    Hz. Hasan diyor ki:
    Resulullah, (Bir gün gelir, Muaviye devlet başkanı olur) buyurdu. (Deylemi)

    (Ya Rabbi, onu [Muaviye’yi] hâdi ve muhdi eyle) [Tirmizi] (Yani, Onu doğru yola ulaştır ve doğru yola ulaştırıcı eyle!)

    (Ya Rabbi, ona [Muaviye’ye] kitap öğret, ülkelere sahip et ve azaptan koru.) [İ.Ahmed, Taberani, Ebu Nuaym, Ebu Ya'la, İ.Asakir]

    Ebu İdris el-Havlani anlatır:
    Hz. Ömer, Umeyr İbnu Sad’ı Humus valiliğinden azledince yerine Muaviye’yi tayin etti. Halk, "Umeyri azledip Muaviye’yi mi tayin etti" diye mırıldandı. Umeyr; "Muaviye’yi hayırla yâd edin. Zira ben Resulullahın, (Allah’ım, onunla (insanlara) hidayetini ulaştır!) dediğini duydum dedi. (Tirmizi)

    İbnu Meryem el-Ezdi anlatır:
    Muaviye’nin yanına girmiştim. Bana, seni hangi rüzgar attı diyerek ziyaretimden memnuniyeti izhâr etti. Ben de, Resulullahtan işitmiş olduğum şu hadisi size hatırlatmayı düşündüm dedim:
    (Allah kime Müslümanların işlerinden bir şeyler tevdi eder, o da onların ihtiyaçlarını, isteklerini, darlıklarını giderirse, kıyamet gününde Allah da onun ihtiyaç, istek ve darlıklarını giderir.) Râvi der ki, bunun üzerine Hz. Muaviye insanların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek üzere görevliler tayin etti.
    (Tirmizi, Ebu Davud)

    Âmir İbnu Sa'd babasından naklen anlatır:
    Resulullah Beni Muaviye Mescidine girdi. Orada iki rekat namaz kıldı, biz de onunla beraber kıldık. Sonra uzun uzun dua etti. Sonra yanımıza döndü. Buyurdu ki:
    (Rabbimden üç şey talep ettim. İkisini verdi, birini geri çevirdi: Rabbimden ümmetimi umumi bir kıtlıkla helak etmemesini talep ettim, bunu bana verdi. Ümmetimi suda boğulma suretiyle helak etmemesini diledim, bana bunu da verdi. Ümmetimin kendi aralarında savaşmamalarını da talep etmiştim, bu geri çevrildi.)
    [Müslim]

    Resulullahın torunlarından seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyuruyor ki:
    (İmam-ı Ali şehid olunca, imam-ı Hasan müslüman kanı dökülmemesi ve rahat etmeleri için hilafeti bırakmak istedi. Muaviye’ye teslim eyledi. Onun emirlerine tâbi oldu. O günden itibaren Muaviye’nin hilafeti hak ve sahih oldu. Böylece, (Bu oğlum seyyiddir. Allahü teâlâ, onun ile, müminlerden, iki büyük fırka arasını bulur, barıştırır) hadis-i şerifinin manası meydana çıktı. Muaviye de, imam-ı Hasan’ın tâbi olması ile, dine uygun halife oldu. Böylece, müslümanlar arasındaki bütün anlaşmazlık sona erdi.) [Gunye]

    Hz. Hasan, hilafeti kendi arzusu ile Hz.Muaviye’ye bıraktı. Onu halife olmaya layık görmeseydi, hilafeti bırakmazdı. Onunla harp ederdi. Hz. Hasan, layık olmayan birine hilafeti bıraktı, demek, Hz. Hasan’ı kötülemek olur. (H.S. Vesikaları)

    Hadis imamlarından İbni Asakir bildiriyor ki:
    Resulullah, Muaviye’ye, (Benden sonra, ümmetimin üzerine hakim olursun. O zaman, iyilere iyilik et, kötüleri de affet!) buyurdu.

    [COLOR="Red"]Hz. Ali, [/COLOR](Muaviye, hiç mağlup olmaz) hadis-i şerifini hatırlasaydım, Muaviye ile savaşmazdım buyurdu.

    İmam-ı Beyheki de diyor ki: Hz. Ali buyurdu ki, Resulullahtan işittim, (Ümmetimden bazıları, Eshabımı kötüleyecekler. Bunlar, Müslümanlıktan ayrılacaklardır) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye)

    İmam-ı a'zam hazretleri, (Eshab-ı kiramın hepsini hayırla anarız) buyurdu.
    İmam-ı Şafii ve Ömer bin Abdülaziz de, Eshab-ı kiram arasındaki savaşlar hakkında (Allahü teâlâ, ellerimizi, bu kanlara bulaşmaktan koruduğu gibi, biz de, dilimizi tutup, bulaştırmayalım!) buyurdu. (M.Rabbani c.2, m.96)
    Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
    HADDİMİ BİLİRİM derim....

    Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)

  2. #2
    seyfullah putkıran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    30.09.2005
    Bulunduğu yer
    Ruhlar Aleminden
    Yaş
    28
    Mesajlar
    5.956
    Tecrübe Puanı
    65

    Standart

    İmam-ı Gazali hazretleri de
    (Dinimizi bize ulaştıran Eshab-ı kiramdır. Onlardan birini kötülemek, dini yıkmak olur) buyurdu.

    İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki: Abdullah ibni Abbas buyuruyor ki: Cebrail aleyhisselam Peygamber efendimize geldi (Ya Resulallah! Muaviye’yi sana tavsiye ederim. Kur'an-ı kerimi yazdırmakta ona emniyet et, güven) dedi.
    Yine aynı sayfada yazıyor ki, Resul-i ekrem, bir gün mübarek zevcesi Ümm-i Habibe’nin odasına geldi. O esnada Hz. Muaviye başını, kız kardeşi Ümm-i Habibe’nin kucağına koymuş uyuyordu. Resul-i ekrem bu hâli görünce, (Ya Habibe! Kardeşini bu kadar çok mu seviyorsun?) buyurdu. O da evet deyince, Peygamberimiz buyurdu ki, (Onu Allah ve Resulü de seviyor.) [Tathir-ül-cenân s. 27]

    İmam-ı Malik’in ictihadına göre, Hz. Muaviye dalalette idi diye kötüleyenin katline fetva verdiği birçok kitaplarda yazılıdır. (Mesela Eshab-ı kiram Ö.N. Bilmen s. 84)

    Ebussuud Efendi, Muaviye'ye lanet eden kimseye tazir-i beliğ ve hapis lazım olduğu fetvasını vermiştir. (488. Mesele sayfa 112)

    Hz. Ali, Hz. Muaviye ve arkadaşları için, "Onlar bizim kardeşimizdir, fasık ve kâfir değildirler" buyurdu. (Şerh-i Mekasıd)

    İbni Teymiye , Hz. Muaviye’yi kötüleyenler hakkında kitap yazdı.
    Hz. Muaviye'yi sevmeyen mezhepsiz Mevdudi bile, sahabe-i kiramdan olduğu için Hz. Muaviye’nin suçlanamayacağını bildirmektedir. (Hilâfet ve Saltanat tercümesi s. 326)

    Ali bin Ahmed hazretleri, Fedâilüs-Sahabe adlı risalesinde, diyor ki:İbni Abbas şöyle anlatır:
    [U]Biz mescidde sohbet ederken içeriye, uzun boylu ve yüzü örtülü bir zat girip selam verdi. Selamını aldık. Bize, ne konuşuyordunuz diye sorunca, biz de, Resulullah zamanındaki kendimizle ilgili faziletlerden konuşuyoruz diye cevap verdik. O zat yüzünü açtı. Bu zatın Muaviye bin Ebu Süfyan olduğunu gördük Ona, sen de kendi hakkında neler gördüysen bize anlat dedik. O da anlatmaya başladı:[/U
    ]"Ben şu hasletlerle bazılarınızdan faziletli oldum:
    • 1- Resulullah efendimiz ile birlikte bir seferde idik. Beni bindiği hayvanın terkisine alıp; (Neren bana temas ediyor) diye sordu. Ben de, "Karnım, ya Resulallah!" dedim. O zaman, (Allahü teâlâ karnını ilim ve yumuşak huy ile doldursun) buyurdu.
    • 2- Resulullaha bir tabak ayva hediye edilmişti. Herkese bir tane verdi. En sonunda bir ayva kalmıştı. Sadece Resul-i ekrem ve ben almamıştık. Kalan bir ayva, Resulullah efendimizin mübarek elinden düştü. Yerden alıp kendisine vermek istediğimde, (Onu sen al ya Muaviye! Yarın kıyamette, o ayva elinde olarak bana kavuşursun) buyurdu.
    • 3- Resul-i ekremle Tebük gazvesinden dönerken, Hudeybiye’ye geldik. Çok susamıştık. Resul-i ekreme; "Ya Resulallah! Musa aleyhisselamın kavmi için istediği gibi, sen de Rabbinden bizlere su talep etmez misin!" dedim. Bana, (Ya Muaviye! Bak şurada bir kaya var) buyurup elime, bir çubuk verdi. (Ya Muaviye! O kayanın yanına git ve ona bu çubukla vur) buyurdu. Gidip taşa vurunca, çok tatlı, buz gibi bir su fışkırdı. Tam içeceğim sırada sevgili Peygamberimizi ve susuzluktan yanan Eshabını hatırlayıp geri çekildim. Arkama bakınca, onların da gelmiş olduğunu gördüm. Resul-i ekrem, (Ya Muaviye, iç! Allahü teâlâ bu suyu senin için yarattı) buyurdu.
    • 4- Resulullah mescidde iken Cebrail aleyhisselam gelir, selamdan sonra, "Rabbin sana ve ümmetine ikram olarak, Âyet-el-kürsi'yi ihsan etti" deyince, Resulullah; (Bu âyeti kim yazacak?) diye sorar. Cebrail aleyhisselam da, "Şu kapıdan içeriye ilk giren kişi" der. O kapıdan giren ilk şahıs ben olmuşum. Resulullah bana, (Ya Muaviye! Cenab-ı Hak bugünkü fazileti sana nasip etti, sana, Âyet-el-kürsi'yi tahsis kıldı. Ya Muaviye! Âyet-el-kürsi' yi yaz!) buyurdu. Ben de, "Eve gidip hokka ve mürekkep getireyim mi?" dedim. (Yâ Muaviye yaz! Zira Allahü teâlâ kalemi de Âyet-el-kürsi'den yaratmıştır) buyurdu. Bunun üzerine yazmaya başladım.
    • 5- Bir gün Peygamber efendimizin arkasında namaz kılıyorduk. Resul-i ekrem, Fatiha suresini okuyup "Veladdâllin" dediklerinde, peşinden; "Âmin" dedim. Namazdan sonra Eshab-ı kirama, (Hanginiz âmin dedi) buyurunca, herkes sustu. Ben de sustum. Resul-i ekrem aynı soruyu iki üç defa tekrarladı. Fakat yine kimseden bir ses çıkmayınca, "Ya Resulallah! Âmin diyene ne yapacaksın?" dediğimde; (Onu ve ona tâbi olanları Cennetle müjdelemek istiyorum) buyurdu.


    İbni Abbas hazretleri,
    “Muaviye bin Ebu Süfyan’ın bu anlattıklarını biz de biliyorduk” buyurarak onu tasdik etmiştir. (Fedâilüs-Sahabe)

    Server-i âlem namaz kıldırırken rükuda (semi Allahü limen hamideh) deyince, ilk safta bulunan Hz. Muaviye de, (Rabbena lekel-hamd) dedi. Böyle söylemesi, takdir ve tahsin buyurularak, bunu söylemek kıyamete kadar sünnet olarak kaldı. (Eshab-ı kiram)


    Resulullahın kayınbiraderi ve vahiy kâtibi olan eshabın büyüklerinden Hz. Muaviye Cennetlik olduğu gibi, Eshab-ı kiramın hepsi de Cennetlik idi. İşte bir âyet-i kerime meali:
    (Mekke’nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vaad etmiştir.) [Hadid 10]

    Âyet-i kerimede, sapıklara fırsat vermemek için, ve küllen vaadallahü hüsna buyuruluyor. Yani Allah hepsine Cenneti söz vermiştir buyuruluyor. Fazilet bakımından elbette, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer gibi Mekke’nin fethinden önce Müslüman olup, bütün savaşlara katılanlar, Hz. İkrime, Hz. Vahşi gibi fetihten sonra Müslüman olanlardan üstündür. Ama hepsi de Cennetliktir.

    Allahü teâlâ, sadece Eshab-ı kiramın Cennetlik olduğunu bildirmekle kalmadı, o mübarek insanları sevip onların yolundan giden Müslümanlardan da razı olduğunu, onları da Cennete koyacağını bildirdi.
    İşte bir âyet-i kerime meali: (Muhacirlerin [Mekke’den hicret eden eshabın] ve Ensarın [Medine’de muhacir eshaba yardım edenlerin] önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allah razıdır ve bunlar da, Allah’tan razıdır. Allah bunlar için, altından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. Bunlar Cennetlerde sonsuz olarak kalacaklardır.) [Tevbe 100]

    Allahü teâlânın zatı gibi sıfatları da sonsuzdur. Razı olması da sonsuzdur. Allah, Eshabdan birkaç sene razı oldu sonra vazgeçti denilemez. Allah sözünden dönmez. İki âyet-i kerime meali: (Allah asla sözünden dönmez.) [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31] (Allah vaadinden dönmez.) [Rum 6]

    İbni Sebeciler, birkaç sahabi hariç hepsine kâfir diyorlar. Allahü teâlâ, sahabi düşmanlarına fırsat vermemek için, sadece Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer gibi cihad edenlerin değil, evlerinde oturanların da Cennetlik olduğunu bildirmiştir. İşte âyet-i kerime meali:
    (Müminlerden, oturanlarla malları ve canları ile Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı [Cenneti] va’detmiştir; ama cihad edenleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.) [Nisa 95] Bu âyette de, “hepsi Cennetliktir” buyuruluyor.

    Eshab-ı kiram birbirlerinin dostu idi. İşte âyet-i kerime meali:
    (İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve [hicret eden eshabı] barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır.) [Enfal 72]

    Eshab-ı kiramın birbirine karşı çok merhametli olduğunu bildiren bir âyet-i kerime meali de şudur: (Muhammed aleyhisselam, Allah’ın Resulüdür ve Onunla birlikte bulunanların [Eshab-ı kiramın] hepsi, kâfirlere karşı çetin, fakat, birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktır.) [Feth 29]
    Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
    HADDİMİ BİLİRİM derim....

    Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)

  3. #3
    seyfullah putkıran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    30.09.2005
    Bulunduğu yer
    Ruhlar Aleminden
    Yaş
    28
    Mesajlar
    5.956
    Tecrübe Puanı
    65

    Standart

    Burada bunu ispat için bir güzel misal verelim:
    Eshab-ı kiramın, ensarın büyüklerinden, Peygamber efendimizin mihmandârı, sancaktârı ve katiplerinden olan Halid bin Zeyd Ebu Eyyub-i Ensari hazretleri [Türkiye’de Eyüp Sultan denilmekle meşhurdur] 670 (H.50) senesinde İstanbul’da şehid olmuştur.

    Resulullah, Medine’ye hicret edince, deve bunun kapısında çöktü. Mescid yapılıncaya kadar, yedi ay bu mübarek sahabinin evinde misafir kaldı. Bütün eshab-ı kiram istediği halde, Resulullahı yedi ay ağırlama ve evinde bulundurma şerefi bu mübarek zata nasip oldu. Medine ahalisi Hz. Halid’in evine gelip Resul-i ekremi ziyaret etti.

    Hz. Halid, Bedir, Uhud, Hendek, Hudeybiye ve başka gazalarda Resulullah efendimizin yanında bulundu ve hayır dualarına kavuştu. Birçok muharebelerde sancaktârlık hizmeti ile şereflendi. Bu sebeple kendisine Sancaktâr-ı Resulullah ünvanı verildi. Yüzelli hadis-i şerif haber vermiştir. İhtiyar olduğu halde Hz. Muaviye zamanında, Süfyan bin Avf kumandasındaki ordu ile İstanbul’u almaya geldi. Yezid’in de bulunduğu asker arasında otuzüç sahabi vardı. Abdullah ibni Abbas, Abdullah ibni Ömer, Abdullah ibni Zübeyr hazretleri de Ebu Eyyüb-el Ensari Halid hazretleri ile beraberdi. Bunlardan Hz. Halid dizanteriden vefat etti.

    Ebu Eyyub-i Ensari hazretleri, Cemel ve Sıffin vakalarında, Hz. Ali’nin yanında bulundu. Kumandanları arasında yer aldı. Hakemlerin kararı ile Hz. Muaviye halife seçildiği gün, Medine’de Hz. Ali tarafından vali idi. Suriye, Filistin muharebelerinde, Mısır ve Kıbrıs’ın fethinde bulundu. Gayet şecaatli ve pek kahramandı. Bir muharebede özrü sebebiyle bulunmadığı için hep üzülürdü.

    İlk imana gelenlerden ve hayatta iken ismen Cennetle müjdelenen on kişiden birisi olan Hz.Talha ile ahiret kardeşi idi. Resulullah yapmıştı.

    [Ki bu Talha hazretleri, Hicretin 36. yılında, Cemel vakasında, Hz. Ali’ye karşı savaş edenler arasında idi. Bu muharebede şehid olunca, Hz. Ali çok üzülmüştü. Ağlayarak yanına gitmiş, mübarek elleri ile, toprağı yüzünden silmişti. Cenaze namazını kendi kıldırmıştı.]

    Evet, bu yüce sahabi, Resulullahın sancaktârı, Hz.Ali’nin kumandan ve valilerinden Hz. Halid, bir zaman önce kendisine karşı savaştığı Hz. Muaviye’nin, halifeliği zamanında İstanbul’un fethi için teşkil ettiği orduya katıldı. Birbirlerini sevmeselerdi, Hz.Ali efendimizin buyurduğu gibi, birbirlerini kardeş bilmeselerdi hiç Hz. Muaviye’nin halifeliği zamanında onun emrine girip, fetih için gönderdiği orduya katılır mıydı? Ki bu katılması onun şehid olmasına da sebep oldu. (Kısas-ı Enbiya, Şevahüd-ün-nübüvve, Tezkire-i Kurtubi muhtasarı, H.S.Vesikaları, Eshab-ı Kiram, S. Ebediyye)


    Hz. Muaviye, Peygamber efendimizin kayınbiraderi, babası Hz.Ebu Süfyan kayınpederi, annesi Hz. Hind kayınvalidesi olmakla ve mübarek kardeşi Habibe validemiz de müminlerin annesi olmakla şereflenmiştir. Bir âyet-i kerime meali:
    (Resulullahın zevceleri müminlerin anneleridir)
    [Ahzab 6]

    Resulullah ile akraba olmak şerefi çok büyüktür. İmanlı olan her akrabası muhakkak Cennetliktir. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
    (Allahü teâlâ bana söz verdi ki, kızlarını aldığım ve kızlarımı verdiğim aileler, Cennette benimle beraber olacaktır.) [Deylemi]

    (Allahü teâlâ, beni insanların en asilzadesi olan Kureyş kabilesinden seçti ve bana onların arasından en iyilerini eshab [arkadaş] olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezir olarak ve din-i İslamı, insanlara bildirmekte, yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da Eshar, [zevce, kayın peder, kayın valide, kayın birader ve baldız gibi kadın tarafından akraba] olarak ayırdı. Bunlara sövenlere, iftira edenlere, Allahü teâlânın ve bütün meleklerin ve insanların laneti olsun! Allahü teâlâ, kıyamet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabul etmez.) [Hakim]

    (Esharımın [zevce tarafından olan hısımlarımın] Cennetlik olmasını istedim. Rabbim de bu isteğimi kesin olarak kabul etti.) [Hakim]

    Hiçbir müslümanı tevbe ettiği günahtan ayıplamak uygun olmadığı gibi, kâfirken tevbe edip iman edenlerin de önceki hallerinden dolayı onları ayıplamak, bu yüzden onlara leke sürmek, önceki hallerini bahis konusu etmek caiz değildir.

    Furkan suresinin, (Allah, kâfirken tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin seyyiatını hasenata [günahlarını sevaplara] çevirir. Allah çok affedici ve çok merhamet sahibidir) mealindeki 70. Âyeti, Hz. Muaviye’nin ve mübarek babası Hz. Ebu Süfyan’ın ve iffetini, asaletini, Mekke’nin fetih gününde Resulullahın huzurunda ispat eden Resulullahın kayınvalidesi Hz. Hind’in tertemiz olduklarını ortaya koyan sarsılmaz bir vesikadır.

    Şii kaynaklarına göre Hz. Muaviye

    Pakistan’ın büyük Tarih âlimi mevlana Abdüşşekur İlahi Mirzapuri, Şehadet-i Hüseyin isminde kitap yazmıştır. Urdu dilinden, farisiye de tercüme edilmiştir. İslam düşmanlarının, İslamiyet’i içerden yıkmak için, Müslüman ismi altında ortaya çıktıklarını, (Ehl-i beytin dostuyuz) diyerek, Ehl-i beyte düşmanlık ettiklerini yazmaktadır. Kitabın her yerinde, Şii kitaplarından vesikalar vererek, bunu ispat etmektedir.
    Onbirinci sayfasında diyor ki:
    Şii âlimlerinden Muhammed Bakır Horasani, [m. 1679 senesinde vefat etti.] Cila-ül-uyun kitabının 321. sayfasında diyor ki:
    (Muaviye vefat edeceği zaman, oğlu Yezide şöyle vasiyet etti: İmam-ı Hüseyin’in Resulullaha yakınlığını, Onun mübarek kanından olduğunu biliyorsun. Irak halkı Onu kendi yanlarına çağırırlar. Sana yardım edeceğiz, derler. Yardım etmezler. Onu yalnız bırakırlar. Ona galip olursan, kendisine hürmet et. Sana yaptıklarına karşılık, Onu hiç incitme! Benim Ona olan iyiliklerimi sen de yap!)

    Şii tarihçilerinden Muhammed Taki han, [m. 1879 senesinde vefat etti.] Farisi, Nasih-üt-tevarih kitabında diyor ki:
    (Nasihatinde şunları da söyledi: Oğlum, nefsine uyma! Allahü teâlânın huzuruna, Hüseyin bin Ali’nin kanına bulanmış olarak çıkma! Yoksa sonsuz azaba yakalanırsın! (Hüseyin’e hürmette kusuru olana, Allahü teâlâ bereket vermez!) hadis-i şerifini unutma!)

    Bu Şii tarihinin 38. sayfasında diyor ki:
    (İmam-ı Ali’nin yanında olanlar, yani Şiiler, Şam’a gelirler, Muaviye’yi kötülerlerdi. Muaviye, böyle söyleyenlere bir şey yapmaz, kendilerine (Beyt-ül-mal)dan bol ihsanda bulunurdu.)

    Cila-ül-uyun Şii kitabının 323. sayfasında diyor ki:
    (İmam-ı Hasan bin Ali dedi ki, Muaviye, etrafımdaki yardımcılarımdan, vallahi daha iyidir. Çünkü bunlar, bir yandan Şii olduklarını söylüyorlar. Bir yandan da, beni öldürmek, mallarımı almak istiyorlar.)

    Yezide gelince, babasının nasihatlerini unutmadı. Bunun için, imam-ı Hüseyin’i Kufe’ye çağırmadı. Onu öldürmek için emir vermedi. Ölümüne sevinmedi. Hatta, işitince ağladı. Ehl-i beyte hürmet etti.

    Cila-ül-uyun Şii kitabının 322. sayfasında diyor ki:
    (Yezid, Ehl-i beyte sevgisi ile meşhur olan Velid bin Akabeyi Medine’ye vali yaptı. Ehl-i beyte düşman olan Mervanı valilikten ayırdı. Velid, gece, imam-ı Hüseyin’i çağırıp Muaviye’nin öldüğünü ve Yezide biat edildiğini bildirdi. İmam-ı Hüseyin (Benim Ona gizli biat etmeme razı olmazsın. Herkesin yanında biat etmemi istersin) dedi.)

    Şii kitabının bu yazısından anlaşılıyor ki, imam-ı Hüseyin Yezid için, fasık, facir veya kâfir demiyordu. Öyle bilseydi, gizli biat etmeye razı olmazdı. Açıkça biat etmemesi de, Şiilerin kendisine düşmanlık etmelerine sebep olmamak içindi. Nitekim, Muaviye ile sulh yaptığı için babasından ayrılıp harici olmuşlardı. Babası ile savaş etmişlerdi. Hilafeti Muaviye’ye bıraktığı için de, kardeşi Hz. Hasan’a düşmanlık yapmışlardı.

    Yine bu acem tarihinde diyor ki:
    (Zecr bin Kays, Hz. Hüseynin ölüm haberini Yezide getirince, başını eğip, bir zaman durdu. Sonra, (Onu öldüreceğinize, Ona itaat etseydiniz, iyi olurdu. Ben orada olsaydım Onu af ederdim) dedi. Mahdar bin Salebe İmam-ı Hüseyin’i kötülemeye başlayınca, Yezid yüzünü asıp, (Mahdarın anası böyle zalim ve alçak çocuk doğurmasaydı. Allah, Mercanenin oğlunu [İbni Ziyadı] kahr eylesin) dedi. Şemmer, imam-ı Hüseyin’in mübarek başını Yezide getirip, (İnsanların en iyisinin çocuğunu öldürdüm. Bunun için, atımın heybelerini altınla, gümüşle doldurmalısın) deyince, Yezid çok kızdı ve (Allah heybelerini ateşle doldursun! İnsanların en iyisini niçin öldürdün? Def ol. Git karşımdan. Sana hiçbir şey verilmez) dedi.)

    Şiilerin Hulasat-ül-mesaib kitabının 393. sayfasında diyor ki:
    (Yezid, herkesin yanında ağladığı gibi, yalnız kaldığı zamanlarda da çok ağladı. Kızları ve hemşireleri de beraber ağladılar. İmam-ı Hüseyin’in mübarek başını altın tasa koyup, (Ey Hüseyin! Allah sana rahmet etsin! Ne hoş gülüyorsun) dedi.

    Şii kitabının bu yazısından anlaşılıyor ki, bazı kimselerin, (Yezid, İmam-ı Hüseyin’in mübarek dişlerine sopa ile vurdu) demeleri tamamen yalandır.

    Cila-ül-uyunda diyor ki:
    (Yezid, imam-ı Hüseyin’in Ehl-i beytini kendi sarayına yerleştirdi. Çok ikram etti. Sabah, akşam yemeklerini imam-ı Zeynelabidin ile beraber yerdi.)

    Hulasat-ül-mesaibde diyor ki:
    (Yezid, imam-ı Hüseyin’in Ehl-i beytine, (Şam’da benim misafirim olarak kalmak mı, yoksa Medine’ye gitmek mi istersiniz?) dedi. Ümmi Gülsüm, tenha bir yerde matem yapmak istiyoruz) dedi. Yezid, sarayında geniş bir odayı bunlara verdi. Burada bir hafta matem yaptılar. Yezid, sekizinci gün, Ehl-i beyti çağırıp, arzularını sordu. Medine’ye gitmek istediler. Çok mal ve süslü hayvanlar ve ikiyüz altın verdi. Her ihtiyacınızı her zaman bildirin, hemen gönderirim, dedi. Numan bin Beşiri, beşyüz süvari ile bunların emrine verdi. İzzet ve hürmetle Medine’ye gönderdi.)

    Yukarıdaki yazılar ve bunlar gibi, taassuba kapılmadan yazan insaflı Şii âlimlerinin kitapları açıkça gösteriyor ki, Hz. Muaviye, imam-ı Hüseyin’e asla düşman değildi. Yezid, imam-ı Hüseyin’in öldürülmesini emretmemiş ve istememiştir. Ehl-i beytin düşmanı ve imam-ı Hüseyin’i şehid edenler, bu düşmanlıklarını gizlemek için, bu iki halifeye iftira etmişlerdir.

    Abdurrahman ibni Mülcem Şii idi. Sonra harici oldu. Sonra imam-ı Ali’yi şehid etti. Kerbela’da imam-ı Hüseyin’i şehid edenler arasında Şam askeri yoktu. Kufe şehrinden gelmişlerdi. Şii âlimlerinden kadi Nurullah Şüşteri, bunu açıkça yazmıştır. İmam-ı Zeynelabidin’in Kufe şehrine getirilince, katillerimiz Şiilerdir, dediği Cila-ül-uyunda da yazılıdır.

    İslam düşmanları, İslamiyet’i içerden yıkmak için Ehl-i beyti nebeviyi facia ve felaketlere sürüklemişler. Bu cinayetlerini Ehl-i sünnete mal ederek, bu bahane ile İslamiyet'in bekçisi olan Eshab-ı kirama ve bunların yolunda olan Ehl-i sünnet âlimlerine saldırmışlardır. Müslümanların, bu tuzaklara düşmemek için, çok uyanık olmaları lazımdır. (H.S. Vesikaları)
    Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
    HADDİMİ BİLİRİM derim....

    Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)

  4. #4
    Caferi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Caferi isimli Üye şimdilik offline konumundadır Forum Şairi
    Üyelik tarihi
    23.05.2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    575
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Güzel kardeşim Şiilerden notlar düşmüşsün yazı ile ilgili olarak yanlız bunların aslı astarı yoktur. Gerçek şii kaynaklarına bakmak istiyorsan link verebilirim.
    En doğrusunu Allah (c.c.) bilir.

    "De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, isteğim ancak yakınlarıma sevgidir..."Şura/23.

    Allahumme salli ala Muhammed’in ve Âl-i Muhammed

    Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin abdike ve Resulike ve alel'muminine vel'muminati vel'muslimine vel'muslimati.
    Allahım ! kulun ve Resulun Hz.Muhammed'e salat et. Mümin olan erkek ve kadınlara, müslüman olan erkek ve kadınlara da merhamet eyle.

  5. #5
    Ebu Zerr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Ebu Zerr isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    08.06.2007
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    872
    Tecrübe Puanı
    13

    Standart

    (Eshâbıma dil uzatmayınız! Uhud dağı kadar altun sadaka verseniz, onların bir avuç arpa sadakalarının sevabı kadar olamaz!)

    Seyfulllah Kardeşim böyle hadisleri cımbızlamak hiç hoş olmuyor...Bir araştır bakalım Allah Rasulü (sav) kime söylemiş bu sözü? Ne yani bu sözü söylediği kişi Rasulullah (sav)'ın sahabesi değilmiydi de ashabıma dil uzatmayın dedi? Nasıl olur da sahabesine ashabıma dil uzatmayın der? Yoksa Rasulullah (sav)'ın ashabım dediği küçük bir kesimmiydi?
    Müslümanım, müslümanlardanım demek kadar insanı özgür kılan bir söz yoktur ve olamazda. Bu söz, Rabbimizin vahyinden bizim dillerimize ve gönüllerimize nakş olan yüce bir anlam. Bu sözün anlamlandırılmış hali insan. Bu söz ile insan yaratılmışlar arasında seçkin bir vaziyet alıyor. Ahsen-i takvim makamından nakkaşlık vazifesini icra ediyor. Vahyi nakş ediyor muzdarip gönüllere. (Ahi Evran)

  6. #6
    Enver İstek isimli Üye şimdilik offline konumundadır metin mete
    Üyelik tarihi
    28.12.2005
    Bulunduğu yer
    Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
    Yaş
    48
    Mesajlar
    3.971
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Selamün Aleyküm,Seyfullah acaba Allahin Kitabta belirtigi münafiklarda bunlarin icindemi?

    İmam-ı Gazali hazretleri de
    (Dinimizi bize ulaştıran Eshab-ı kiramdır. Onlardan birini kötülemek, dini yıkmak olur)
    buyurdu.
    Biliyorsunki Buharinin yaptigi Sahabe tanimi genel kabul gördügüne göre(Bana göre eger bu dogruysa Ebu Cehilde Sahabedir)Uzaktan dahi gören sahabedirki(Ben rüyamda gördügüme göre bende öyleyimdir)bu anlamada su su diye ayir etmeden genel anlam bakimindan diyorum..Bunlarda dahilse eh artik ebu cehile dediginiz an ISLAM yikilmistir ne bicim bir hesab?Allahin dini bu kadar ucuzmu?Sahislar odaklimi?Yani Resullere dahi dayanmayan onlari tehtid eden Alemlerin Rabbi bu sahabe dediginiz(Hiristiyanlar AZIZ diyor bu durumda olanlara)ki bana göre Sadece Resule yardim edenlerdir;kisileremi birakti onlarami odakladi gercekten cok aci halimiz yaziiiiiiiiik....

  7. #7
    Caferi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Caferi isimli Üye şimdilik offline konumundadır Forum Şairi
    Üyelik tarihi
    23.05.2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    575
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Kur'ân Açısından Sahabî

    Kur'ân'a göre Hz. Peygamber'in huzuruna varma şe-refini elde eden ve Hz. Peygamber ile birlikte bulunan kimseler iki kısımdır:

    1.KISIM

    1- İlk Öncüler
    "Muhacirler ve ensardan İslâm'a ilkin i-man edip başkalarından öne geçenler ile, güzellikle onlara uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. Allah onlara, içinde temelli ve ebedî kalacakları, altlarından ırmaklar akan cen-netler hazırlamıştır. İşte bü-yük kurtuluş budur."Tevbe, 100

    2- Ağacın Altında Biat Edenler
    "Andolsun ki Allah, ağaç altında sana biat ederlerken müminlerden hoşnut olmuştur. Gö-nüllerinde olanı da bilmiş, içlerine rahatlık ver-miş ve onları yakın bir fetih ile ödüllendirmiş-tir."Fetih, 18

    3- Muhacirler
    "(Allah'ın, Resulü'ne geri döndürdüğü bu mal-lardan Allah'ın payına düşen hisse) yurt-larından ve mallarından edilmiş olan, Allah'ın fazlı ve hoşnutluğunu arayan, Allah'a ve Resulü'ne yardim eden muhacir fakirler içindir. Doğru olanlar, onlardır"
    Haşr, 8

    4- Fetih Ashabi
    Muhammed, Allah'in elçisidir. Onunla bera-ber olanlar, kâfirlere karşı sert, kendi aralannda merhametlidirler. Onları rükûa varır, secde eder ve Allah'in fazhm ve hoşnutluğunu arar görür-sün. Onlar, yüzlerindeki secde izi Me tammrlar."Fetih, 29

    Ikinci Grup

    Hz. Peygamber ile birlikte olan diğer grup ise iki yüz-lü ve hasta kalpli kimselerden oluşur. Kur'ân-ı Kerim, bu tür sözde sahabîlerin mahiyetini ifşa ederek, Hz. Pey-gamber'i onlara karşı uyarmıştır. Burada bu gruptan bir-kaç örnek vermek istiyoruz:

    1- Tanınmış Münafıklar

    "Ikiyüzlüler sana gelince, 'Şahadet ederiz ki sen, Allah'in elçisisin.' derler. Allah biliyor ki sen, O'nun elçisisin. Fakat Allah görüyor ki, ikiyüzlü-leryalan söylüyorlar."Münâfıkûn Suresi 1. ayetten son ayete kadar

    2- Tanınmamış Münafıklar

    "Çevrenizdeki bedevîler ve Medineliler içinde ikiyüzlüler vardır. İkiyüzlülük, onların karakteri olmuştur. Sen onları bilmezsin; onları ancak biz biliriz."Tevbe, 101

    3- Hasta Kalpliler

    "İkiyüzlüler ve kalplerinde hastalık olanlar, 'Allah ve Peygamberi bize sadece kuru vaatlerde bulundular.' diyorlardı."Ahzâb, 12

    4- Günahkârlar

    "(Çevrenizdeki bedevîler ve Medinelilerden) suçlarını itiraf eden bir başka kısmı da, iyi işlerle kötü işleri birbirine karıştır-mışlar. (İyi işlerinin yanında kötü işler de işlemişler.) Umulur ki Allah onların tövbesini kabul eder; 0 bağışlayan-dır, merhamet edendir."Tevbe, 102
    En doğrusunu Allah (c.c.) bilir.

    "De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, isteğim ancak yakınlarıma sevgidir..."Şura/23.

    Allahumme salli ala Muhammed’in ve Âl-i Muhammed

    Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin abdike ve Resulike ve alel'muminine vel'muminati vel'muslimine vel'muslimati.
    Allahım ! kulun ve Resulun Hz.Muhammed'e salat et. Mümin olan erkek ve kadınlara, müslüman olan erkek ve kadınlara da merhamet eyle.

  8. #8
    Caferi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Caferi isimli Üye şimdilik offline konumundadır Forum Şairi
    Üyelik tarihi
    23.05.2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    575
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Kur'ân-ı Kerim'deki bu ayetlerin yaninda Hz. Pey-gamber'den de sahabeden bazilarmi kapsayan çok sayı-da hadis nakledilmiştir. Burada örnek olarak onlardan ikisini aktarıyoruz:

    1- Ebu Hâzim, Sehl b. Sa'd'dan Hz. Peygamber'in (s.a.v) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

    "Ben, Kevser Havuzu'nun başında sizleri bek-leyeceğim. Oraya gelen, ondan içer. Ondan içen, bir daha asla susamaz. Bazıları da orada bana gelirler ki, ben onları tanırım, onlar da beni ta-nırlar. Fakat sonra onlarla benim arama engel girer, bana ulaşamazlar."

    Ebu Hâzim diyor ki:

    "Ben bu hadisi okurken, Nu'man b. EbîAyyaş onu işitti ve şöyle dedi: 'Sehl'den böyle mi duy-dun?1 Ben, 'Evet' dedim. Nu'man dedi ki: 'Ben, Ebu Said-i Hudrî'nin bu hadisi şu ilâve ile naklet-tiğine tanığım: 'Ben derim ki: Onlar bendendir-ler.' Bana denir ki: 'Sen, bunların senden sonra neler yaptığını biliyor musun!' Bunun üzerine ben derim ki: Benden sonra (Allah'ın dini) değiş-tiren kimseler Allah'ın rahmetinden uzak olsun, uzak olsun!."

    Hz. Peygamber'in, "Ben onları tanirim, onlar da beni tanırlar." cümlesiyle, "Benden sonra (Allah'm dinini) de-ğiştiren kimseler" ifadesinden, bu kimselerin, bir müd-det kendisiyle birlikte olan ashabı olduğu anlaşılmakta-dır. (Bu hadisi, Buharî ve Muslim de rivayet etmişlerdir.)

    Yine Buharî ve Muslim, Hz. Peygamber'in şöyle bu-yurduğunu rivayet etmişlerdir:

    "Kıyamet günü ashabımdan bir grup -veya 'üm-metimden bir grup1 diye buyurdu- yanima gelirler. Fakat onlar Kevser Havuzu'ndan uzak-laştırılırlar. Ben, 'Allahım, bunla'r benim asha-bımdır!' derim. Allah, 'Sen, onlann senden sonra yap-tiklanni bilmiyorsun! Onlar, o ilk hâllerine (ca-hiliye dönemine)geri döndüler.' buyurur."
    ...
    Gerek Kuran-ı Kerim, Gerekse de Peygamber efendimizin Hadis-i Şerifleri Sahabelere yaptıklarından ötürü bir dokunulmazlık tanımıyor.

    Allah(c.c.) Hakimdir,Alimdir,Adildir. Yargılaması da insanın amellerine, yüreğine göre olacaktır. Şayet aksini inkar etmek olamaz. Bir çok peygamberin eşi veyahut oğluda imansız olduğu için helak olanlardan olmuştur.

    Kaldı ki sahabe diye tabir edilen peygamber efendimizi gören kişilerin akrabalık bağı bile yoktur. Nereden gelir bu torpil diye sorulmaz mı.
    En doğrusunu Allah (c.c.) bilir.

    "De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, isteğim ancak yakınlarıma sevgidir..."Şura/23.

    Allahumme salli ala Muhammed’in ve Âl-i Muhammed

    Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin abdike ve Resulike ve alel'muminine vel'muminati vel'muslimine vel'muslimati.
    Allahım ! kulun ve Resulun Hz.Muhammed'e salat et. Mümin olan erkek ve kadınlara, müslüman olan erkek ve kadınlara da merhamet eyle.

  9. #9
    hksozer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    hksozer isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    18.12.2007
    Yaş
    41
    Mesajlar
    98
    Tecrübe Puanı
    6

    Standart

    Gönlündeki putları kıramamışsın birader.Peygamber Efendimizin o güzel nesline camilerin minberlerinde hakaret edenleri ne güzelde savunmuşsun.Allah gönlüne Ehli-Beyt sevgisinide nasip etsin inşallah.Ama yok 'Kişi,huzur-u mahşerde sevdikleri ile beraberdir'hadisine uyarım dersen ayrı konu.

  10. #10
    hksozer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    hksozer isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    18.12.2007
    Yaş
    41
    Mesajlar
    98
    Tecrübe Puanı
    6

    Standart

    Ne kadar çok seviyormuşsun Ehli-Beyt katillerini birader

+ Konu Cevaplama Paneli

Benzer Konular

  1. Muaviye ve Yezid
    By cafer-us sadık in forum Arşiv
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.09.2005, 19:21

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Content Relevant URLs by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.