+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 12 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 14

Konu: Nûr-u Muhammedî

  1. #1
    makes isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    29.12.2009
    Mesajlar
    14
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Nûr-u Muhammedî




    Bismillahirrahmanirrahim

    Elhamdülillahillezi sallâ binefsihî alennebiyyi aleyhi ekmelüs salâti vetteslîmi. Ve ahbarenâ bi salâtil melâiketi aleyhi efdalüs salâti vetteslîmi ve emrel mü´minîne minel insi vel cinni bissalâte aleyhi vetteslîmi. Vesselâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedillezî emrenâ bisselâti aleyhi vetteslîmi ve alâ âlihî ve eshâbihillezîne sallû aleyhi ve sellimû biesnâfis salâti vetteslîmi.


    Hamd olsun O Allaha ki kendisi Peygamberine salavat ve selamın en güzelini göndermiştir. Ve bize de meleklerin O Peygambere en faziletli salavat ve selamlarını götürdüklerini bildirmiştir. İnsanlara ve cinlerden mü'min olanlara O Peygambere salavat ve selam getirmeleri emeredilmiştir. Peygamberimiz ve Efendimiz Muhammed (s.a.v)'e salavat ve selam olsunki bizi salavat ve selam getirmeye buyurmuştur. Ve Onun ev halkına (aline) ve ashabına salavatın ve selamın türlü ve çeşidi olsun, sizde onlara salavat ve selam getirin..




    De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Al-i İmran, 3/31)


    Muhakkak Allah, ve Melekleri Peygambere salat eder. Ey iman edenler siz de ona salât ve selamda bulunun ve ona tam bir teslimiyetle boyun eğin. (Ahzab56)

    Allah teala bu âyet- i kerimede, Peygamberi Hz. Muhammedin kendi nezdinde ve yüce varlıklar olan Melekler katında üstün bir makamı olduğunu bildiriyor. Kendisinin Hz. Muhammed (s.a.v.) i övdüğünü, Meleklerin de onun için duada bulundurklannı bildiriyor ve yeryüzünde yaşayan biz insanların da onu övmemizi emrediyor.




    Peygamber (SAV) şöyle buyurmaktadır: “Sizden biriniz beni annesinden-babasından, çoluk-çocuğunuzdan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz.”(Buhari, Sahih, İman, 2/8 )



    Allah ve Peygamber sevgisi imandandır, belki imanın ta kendisidir.Nitekim Hz. Ömer:
    -Ey Allah'ın Rasûlü! Ben sizi canımdan başka herşeyden daha çok severim" dedi. Peygamberimiz:
    -Ey Ömer, canımı kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, beni canından daha çok sevmedikçe olgun mü'min olamazsın, buyurdu.
    Peygamberimizi dikkatle dinleyen Hz.Ömer:
    -Ey Allah'ın Resûlü, vallahi ben şimdi sizi canımdan da daha çok seviyorum, deyince Peygamberimiz:
    -İşte Ya Ömer, şimdi olgun mü'min oldun buyurdular.
    (Aynî, Umdetü'l-Kârî,1/144.)

    * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *


    Selamün aleyküm


    Allah cc 'ın Rahmeti, Bereketi ve Selamı üzerinize olsun kardeşlerim.

    Yukarıdaki ayeteki önemine binaen Peygamberimiz (s.a.v)'e salavat okumak için her hafta payartesi günleri akşam 20:00 (8) de salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz.

    Dünyanın neresinde olursanız olun sizde bizimle aynı gün ve aynı saatte salavat okumaya davet ediyoruz.

    Saat 20:00 de başlıyor ve 15 dakika salavat okuyor ve sonunda duamızı yapıyoruz

    evet önemle sizide bu okumalara davet ediyor ve bu davetimize icabet edeceğinizi ümit ediyoruz.



    Biz daveti yaptık Sen Şahid Ol YaRab
    Peygamberimiz (s.a.v)'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 (8) de 15 dakika
    salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz. sizide bu okumalara davet ediyoruz

  2. #2
    makes isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    29.12.2009
    Mesajlar
    14
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler

    O, lütfu ilahinin hayatına nasıl yön verdiğini gerçek hayatından kısa kesitlerle şöyle anlatacaktı...:

    Orta öğrenimimi yaptığım yıllarda kitap okumaya olan ilgim ve sevgim atmıştı. Roman türü kitapların yanısıra en fazla ağır basan dini eserlere olan ilgim dini yönümün etkisinden olmalıydıki, yayın evlerinden ciddi eserler getirtiyordum. Bunlardan birisi de KaraDavut ismiyle meşhur olan Delâil-ül-Hayrât ve Meşârık-ul-Envâr idi. Aslında okulların açık olduğu bir sırada kitap okumaya çok zaman ayıramadığımdan, kitab içerik olarak salavatı şerifeler ve tercemesi içerikliydi. Nasıl olsa salavatı şerifeleri her fırsatta anlık olarak okuyorum diyerek bu kitabı tatillerde okurum düşüncesiyle kısa bir bakıp kitaplığıma koymuştum...
    Taaki zaman olgunlaşıp ya da ham meyvenin olgunlaşması gibi, Yunus Emrenin: ''hamdım, piştim, yandım'' misali ham halimin pişmiş hale dönöşmesi anına kadar!

    Zaman nelere gebe değilki, gün doğmadan neler doğmazdıki, ilahi kudret nelkere kadir değildiki!...


    devam edecek...



    Peygamberimiz (s.a.v)'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 (8) de 15 dakika
    salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz. sizide bu okumalara davet ediyoruz

  3. #3
    makes isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    29.12.2009
    Mesajlar
    14
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
    -devamı-


    Zamanın akışı içerisinde gerek öğrenimimi sürdürdüğüm yıllarda gerekse daha sonra islami camianın içerisinde, acizane hizmetlerim devam ediyordu inancımda/imanımda hiç bir sapma olmadan yaşamımı idame ettirmeye çalışırken, içimde yinede bir boşluğun olduğunu hissediyordum. Kaderin bir tecellisi, yaşamıma yurtdışında devam ettirmeye başlamıştım. Burada da hizmetlerim devam ediyordu. Öyle zaman olduki, çok acılar yaşadım. Fakat beni ayakta tutan, güçlü kılan sadece ve sadece inancım, imanımdı.
    '' Her ne hayır gelirse Hakk'tan, her ne şer gelirse kendi nefsinden'' sırrını hakkıyle idrak edecek durumda değildim.
    Acılar, hüzün, belalar sağnak sağnak yağıyordu sanki. Halbuki bütün bunlara maruz kalan ben, belanın/acıların özünde yatan gizli hayırı idrak edemiyordum, Ya da kabüllenemiyordum çünkü bu bana daha fazla acı veriyordu. Cephesini savunamayan bir asker gibi, yaşadığım ülkeyi yıllar sonra terketmem gerekiyordu. Bunun kararını çok zorda olsa aldım.
    Evet bana hicret görünmüştü, öz yurda tekrar hicret edecektim. Fakat bunun hiçte kolay olmayacağını ve orada çok daha çetin bir mücadeleye maruz kalacağımı biliyordum. Biliyordum ama bu hicret kendi nefsim için olmadığı için katlanmaya değerdi. Kendi nefsimden gelen belalar olmasaydı tüm bu belalara maruz kalırmıydım hiç!
    Bu hicret, bu kaçış aslında kendimden kendimeymiş/zahirden batınaymış! O an bunu bilebilirmiydim hiç...


    devam edecek...

    Peygamberimiz (s.a.v)'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 (8) de 15 dakika
    salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz. sizide bu okumalara davet ediyoruz

  4. #4
    makes isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    29.12.2009
    Mesajlar
    14
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
    -devamı-


    Tüm hazırlıklarımı yapmıştım, artık öz vatana dönebilirdim. Geçen onca yıllarımı, acısıyla tatlısıyla her şeye ve verdiğim onca emeğe sırtımı dönüp gidiyordum, ne acıydı bu!..
    Öyleya, yaşanması gereken yaşanacaktı, ilahi tecelli ne ise o gerçekleşecekti, bundan kaçış yoktu.
    Cereyan eden olaylara karşı bütün gücümle, yılmadan mücadele ettim ama insanın kadere karşı koymaya gücü yetebilirmiydi, bazı şeyleri değiştirebilirmiydim? Elbette hayır. Bir çok şey benim iradem dışında cereyan ediyordu. Gardım düşmüş, teslim olmuştum...
    Halbuki ''Bu gün Allah için ne yaptın'' ikazının gereği, azami gayret göstererek müslümanların sorunlarıyle hemdert olup islama ve müslümanlara sırf Allah rızası için adeta gecemi gündüzüme katarak hizmete devam ediyordum. Ama yinede bir boşluk vardı tarif edemediğim!..


    Nihayet vatana dönmüştüm, dönmüştüm ama bu dönüş o kadar buruk o kadar emri vaki idiki, sevincini dahi yaşayamıyor, nereden başlayacağımı, nasıl hareket edeceğimi dahi bilemiyordum.
    Burada yeni bir hayata başlayabilecekmiydim, her şey normale dönecekmiydi, bunun gibi onlarca yüzlerce sorular sorular, kendi kendime sorduğum yığınlarca cevabını alamadığım sorular...
    Aman Allahım bu nasıl bir imtihan, bu nasıl bir süreç...
    Babamlara geldikten bir müddet sonra oradan ayrılmak zorundaydım, hayat insana bazen ne kadar acı da gelse, o acıları istenmeden de olsa yudumlamak gerekiyordu,
    o acılar boğazımda düğümlense, yüreğime çakılsa bile...


    devam edecek....



    Peygamberimiz (s.a.v)'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 (8) de 15 dakika
    salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz. sizide bu okumalara davet ediyoruz

  5. #5
    makes isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    29.12.2009
    Mesajlar
    14
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
    -devamı-


    Ben ülkeme döndükten bir müddet sonra, problemlerin mislince artacağını biliyordum. Zaman fazla geçmediki, her yerde aranıyordum. Artık ne babamlarda nede başka akrabalarımda kalamazdım. Oradan hemen ayrıldım, artık kaçak hayat başlamıştı benim için. O şehirden o şehire gidiyor, izimi kaybettirmeye çalışıyordum. Her seferinde yakalanmaktan kıl payı kurtuluyordum. Zaman akıp gidiyordu. Bazen babamlar ziyaretime geliyorlar, çok nadir de olsa ben de onları geceleri ziyaretlerine gidiyordum. Benim için böyle bir yaşam, piskolojik olarak dayanılmaz hal alıyordu. Gıyabımda yurt dışında ve yurt içinde iki ayrı dava açılmış ve baskılar artmıştı. Benim maruz kaldığım durumlar kadar, yakınlarımda maruz kalmışlar, onlarında huzurları kaçmıştı. Yurtdışındaki mahkeme aleyhime sonuçlandığını öğrendim. Bütün sınırlara hakkımda yazı gönderilmiş ve artık yutdışınada çıkmam imkansızlaşmıştı. Hiç olmazsa türkiyedeki mahkemede suçsuzluğumu kanıtlamam gerekiyordu. Bunun için bir avukat tutmuştum. Kendisi türkiye çapında tanınmış birisi olmasına karşın benim davamda ihmalkar davranıyordu. Çaresiz değiştirmek zorunda kaldım. O kadar tedbirli davranıyordumki, adresimi avukatıma dahi söylemiyor, annem ve babamın dışında kimse bilmiyordu. Ne acıdırki, artık insanlara güvenim kalmamıştı. Tek sığındığım sığınak, tek güvendiğim varlık Allah cc idi. Ben hep dua dua dua ediyordum. Öyle bir süreç başlamıştıki, sanki hiç bir şeyden fayda olmuyordu. Allah'ın yardımı gelmeden, ben içinde bulunduğum bu durumdan kurtulamıyacaktım. Aslında Allah'ın yardımı olmadan hangi başarı elde edilebilirdiki!?
    Bir yandan vesileler arıyor, her an da dualarımda Rabbimden yardım diliyordum. Büyük bir çabayla, var gücümle mücadele edip insanlardan da yardım talep etmeme karşın, onların hiç bir faydası dokunamıyordu. Sanki Rabbim kaza ve kaderin ne olduğunu benim idrakimi açarak bana göteriyordu. Evet şu kesinki, Rabbimin yardımıyle benim idrakim açılmaya başlamıştı.


    Hayat bana o kadar anlamsız gelirdiki, sağlam bir inanç ve imanım olmasaydı. Bütün bunlar bir bakıma bu inancım gereği olmasaydı!..


    devam edecek...
    Peygamberimiz (s.a.v)'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 (8) de 15 dakika
    salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz. sizide bu okumalara davet ediyoruz

  6. #6
    makes isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    29.12.2009
    Mesajlar
    14
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
    -devamı-


    Anavatana geldiğim ilk günün sabahına ezanlarla uyanmıştım. O an ezanların hiç bitmemesini istedim. Ruhuma öyle nüfuz ediyorduki, yıllardır minarelerden okunan ezan sesine hasrettim, bu duyduğum sabah ezanı yüreğime öyle dokunuyorduki, gözlerim doldu. Yarabbi bu ne büyük nimett


    ''Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli''...


    Demirci ateşten çıkardığı demire şekil vermek için nasıl dövüyorsa, belalar da üstüme üstüme öyle geliyordu. Demirci dövdükçe nasıl demir şekilleniyorsa, belalar geldikçe ben Rabbime daha da yakınlaşıyordum sanki!..


    Bu dünyada müslümanca yaşamak yasakmıydı, bu dünyada müslümanın hakkını teslim edecek bir kanun ya da bir merci bulunmayacakmıydı. Heyhât


    Öz yurdunda garip, öz vatanında parya...



    Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım!
    Haykır! Kime lakin?...



    İçim kan ağlıyordu, hangi kanun benim hakkımı teslim eder, hangi merci beni haklı bulurduki.
    Şükür rahmet ayı ramazan geldi. Şükürki, bu defa ramazanı ülkemde ifa edecektim...
    Ve yine babamlarla beraberdik, oruç bana daha bir başka haz verecekti. Ramazan günlerinden bir günde, babamın tanıdığı emekli bir imam ziyaretine gelmişti. İslami konularda sohbet ediliyordu, ben onları büyük bir nezaketle dinliyordum. Bir ara hoca efendi bana yönelerek:
    -''Bak delikanlı sana Karadavut ismiyle meşhur Delâil-ül-Hayrât ve Meşârık-ul-Envâr kitabının müellifinin neden o kitabı yazdığı hakkındaki hayat hikayesini nalatacağım, iyi dinle'' dedi.
    Ben de buyurun hocam anlatın dedim. Bu kitabı ismen hatırlamıştım, çünkü ben bu kitabı almıştım ama okuma fırsatı bulamamıştım. Hoca efendi anlatmaya başladı:


    Talebelerinin sayısının on binleri bulduğu rivâyet edilen Muhammed Cezûlî, bir gün yolculuk esnasında vakit namazını kılmak için abdest alması gerekiyordu, etrafta su aramaya başladı. Nihayet bir kuyu gördü, kuyunun yanına vardığında kuyunun yanında su çekmek için kova ve ip yoktu. Ne yapacağını şaşırmıştı. Ne yapacağını şaşırmış bir şekilde etrafına bakınırken elinde bir su testisi bir kız geldi. İmam Cezulinin kuyuya şaşkın ve çaresiz bakışlarını farkedip ona şöyle dedi:
    -"Sen kimsin ve niye şaşırdın?"
    Muhammed Cezûlî, onun kova getireceği ümîdi ile kendisini tanıttı ve hâlini bildirdi.
    Kız bunun üzerine ona;
    -"İnsanlar sizi hayır ve kerâmetle överler. Siz ise kuyudan su çıkarmaktan âcizsiniz." dedi ve gelip kuyunun içine doğru bir şeyler okudu.
    Allahü teâlânın izni ile su, kuyudan taşıp dışarıya akmaya başladı. Muhammed Cezûlî abdest aldıktan sonra kıza:
    -"Sen bu kerâmete hangi amelin sebebi ile nâil oldun?" dedi. Kız da:
    -"Resûl-i ekreme salevât-ı şerîfeyi çok getirmekle ve salevât okumaya devâm ederek kavuştum." diye cevap verdi.
    Muhammed Cezûlî, bu duruma hayret ederek:
    -"Acabâ hangi salevât-ı şerîfeyi okumaya devâm etsem?" diye düşünmeye başladı.
    O gece, bu düşünceden dolayı uyuyamadı. Bu düşünce içerisinde yatakta yatarken, hanımı yatağından kalktı. En güzel elbisesini giyip, örtüsünü örtüp evden dışarı çıktı. Bunu görünce, hanımının bu saatte nereye gittiğini merak ederek arkasından dışarı çıktı ve onun deniz kıyısına doğru gittiğini gördü. Önünde ve ardında bir arslan ona bekçilik ediyordu. Merakı daha fazla arttı. Hanımı kıyıya varınca denize girdi ve yürümeye devâm etti, sonunda küçük bir adaya ulaştı. Arslanlar denizin kıyısında yattılar. Orada abdest alıp, namaz kılmaya başladı. İbâdetten sonra, yine su üzerinde yürüyerek kıyıya geldi. Arslanlar da kalkarak, biri önde, diğeri arkada yürümeye başladılar. Muhammed Cezûlî daha önce eve gelip, uyuyor göründü. Hanımı, eve gelip elbiselerini değiştirip, yattı. "Hanım bunu her gece mi yapıyor?" diye düşünerek, üç gece onu gözetledi. Hanımının her gece böyle yaptığını gördü.Üçüncü gecenin sabahında, bu durumu hanımına sordu. Hanımı ona:
    -"Siz, bu işe şimdi mi vâkıf oldunuz? Uzun senelerdir ben böyle yapıyorum." dedi.
    Bunun üzerine Muhammed Cezûlî:
    -"Acabâ, bu kerâmete ne sebeple kavuştunuz?" diye sorunca, hanımı:
    -"Resûl-i ekreme salevât-ı şerîfe okumayı hiç bırakmadım. Nîmete bu yüzden kavuştum." dedi.
    Muhammed Cezûlî:
    -"Devâm ettiğiniz bu salevât-ı şerîfe hangisidir?" diye suâl etti.
    Hanımı cevap vermedi. Isrâr edince:
    -"Bu gece istihâre edeyim, izin olursa, cevap veririm." dedi.
    Sabahleyin hanımı:
    -"Açıkça söyleyeyim, haber vermeye izin yoktur. Ancak salevât-ı şerîfeleri topla, onların içinde varsa, "Vardır" diye haber veririm." dedi.
    Bunun üzerine Muhammed Cezûlî, birçok kitaplarda bulunan salevât-ı şerîfeleri topladı ve bir kitap yazdı. Hanımına, yazdığı bu kitabı okuduğu zaman, hanımı:
    -"İçinde birkaç yerde vardır." dedikten sonra:
    -"Bu kitabı okumaya devâm edenin, Allahü teâlânın rahmetine kavuşacağında şüphe yoktur." dedi. Muhammed Cezûlî bu eserine; Hayırlara deliller ve nûrların doğuşu mânâsına gelen Delâil-ül-Hayrât ve Meşârık-ul-Envâr ismini verdi.


    devam edecek...
    Peygamberimiz (s.a.v)'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 (8) de 15 dakika
    salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz. sizide bu okumalara davet ediyoruz

  7. #7
    makes isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    29.12.2009
    Mesajlar
    14
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
    -devamı-


    Karadavut ismiyle meşhur Delâil-ül-Hayrât ve Meşârık-ul-Envâr kitabının müellifi Muhammed Cezûlînin bu kitabı yazmaya karar vermesine neden olan yaşanmış hayat hikayesini dinledikten sonra, sanki içime bir ateş düşmüştü, yüreğimde bir sızı başladı. Hoca efendiyi duymuyordum artık. Kendi kendime hayıflanıyordum. Yıllar önce almış olduğum o kitabı neden okumadım diye söylenip durdum. Misafir hoca efendiyi uğurladık. Ben hemen o kitabı buldum ve incelemeye başladım. Bu gerçekten de o kitaptı. Aslında önemli olan, kalın tek cilt halinde, birkaç yüz sayfadan ibaret olan kağıt yığını değildi. Asıl önemli olan, içerisindeki kıymetli salavat-ı şerifelerdi.
    Ramazan ayı olması hasebiyle teravih namazını kıldıktan sonra salavat-ı şerifeleri okumaya başladım. Sahur vakti geldi, sahuru yaptıktan sonra da devam ettim, tâki sabah namazına kadar. Sabah namazını eda ettikten sonra, okumaya başlarken niyet duasında olduğu gibi Efendimizi görme niyetini tekrarladım ve yatağa yattım. Gözlerimi kapattıktan bir müddet sonra hayatımda hiç görmediğim bir şekilde gözlerime küçük bir nokta halinde bir ışık belirdi. Bu ışık büyümeye başladı. Öyle büyüdüki, bu ışık tamamen gözlerimin içini doldurdu. Ben b u durumu hayretle izliyordum. Daha sonra öyle bir nûr yansıdıki, ömrümde öyle canlı renkleri görmemiştim. Bu Efendimizin nûruydu. Bu nûrun yansımasıyla Efendimiz karşımdaydı. Ben o an hem şok olmuştum ve hemde Onun güzelliğine ve nûruna hayranlıkla bakıyordum. Bu hayranlıktan olsa gerekki ben ne yapacağımı şaşırmış bir vaziyetteydim. Efendimiz ise bana gülümsüyordu. Ben artık kendimi tutamadım birden ağlamaya başladım. Bu lütuf, bu ihsan, bu sa'âdet karşısında ağladım ağladım. Aynı zamanda şok içerisindeydim, çünkü böyle bir ânı hiç hesap etmemiştim. Benim o anki halimden olsa gerekki, gülümseyerek birden kayboldu. Ben kendimi firenleyemiyordum, gözlerimdeki yaşlar dinmiyordu. Kendimi sokağa attım, hem yürüyor hem ağlıyordum. Saatlarca bir mecnun gibi yürüdüm, nereye gittiğimi bilmeden...


    Bir geceyi sabahlarken

    Hem salât hem selâm okurken

    Sabah oldu kıldım namaz

    Yatarken Rabbime etmiştim niyaz

    Arzularım o sevdaya

    Kavuşmaktı Rasulullaha

    Bağrım uykuya dalıyorduki

    Birden bir nûr aksetti gözlerime

    Hem Rasulullah geldi tebessümle

    Ömrümde görmedim öyle nûr

    Hem içim oldu pürnur

    Ben şaşkına döndüm bir an

    Hem aşkınla sarhoş oldum o an

    Saygımdan dilim tutulmuştu

    Edemedim bir kaçkelam

    Güzelliğine hayranlığımdan

    Olmuştum Ona ram

    Ben seyrine dalmıştımki

    Bilmiyorum ne kadar geçti zaman

    Hayret hayran bakarken ben

    Gitti tebessümle yeniden

    Beni birden hüzün bastı

    Aktı yaşlar gözlerimden

    Ey Nebi ararım seni

    Bitab düştüm özleminden




    devam edecek...
    Konu makes tarafından (31.01.2010 Saat 00:23 ) değiştirilmiştir.
    Peygamberimiz (s.a.v)'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 (8) de 15 dakika
    salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz. sizide bu okumalara davet ediyoruz

  8. #8
    makes isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    29.12.2009
    Mesajlar
    14
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
    -devamı-




    Ey Sevgili, En Sevgili
    Şems-i cinânsın Efendim.
    Nûrun alâ nûrsun Efendim.
    Ey ay yüzlü güzel
    Şifasın gönüllere Efendim
    Nûrun alâ nûrsun Efendim.
    Sultanların sultanı sensin efendim,
    Nûrun alâ nûrsun Efendim.
    Nûr-u Sübhânsin Efendim,
    Nûrun alâ nûrsun Efendim.


    Hoş geldin Ya Rasulallah
    Yaralı yüreğime nurun şifa oldu efendim


    YaRabbi benim gibi aciz, günahkar kulunu böyle bir şerefle şereflendirdiğin için Sana ne kadar hamd etsem azdır diyor hamdimi dilimden düşürmüyordum. Sanki yeniden doğmuş gibiydim. O kadar mutluydumki, içim içime sığmıyordu. İdrakim açıldı birden. Artık hayata çok farklı bakıyor, beni alakadar eden olayların nedenini/niçinini farklı yorumluyordum. Bende öyle şeyler değiştiki, musibet, bela, hüzün bana acı veremiyoru artık. Manevi yaralarım sarılmıştı, tüm yakarışlarım lahuti aleme ulaşmıştı, ''mazlumun duası süratle kabül olur'' tahakkuk etmişti.
    Demekki sevgi dilden kalbe indirilirse vuslat gerçekleşiyormuş...
    Ogünden sonra zaman zaman ilk defa gördüğüm nokta halindeki nur, genişleyerek büyüyor birden gizli alem açılıyor, arapça harflerle çeşitli şekiller/işaretler gösteriliyordu...
    Daha sonra sevindirici haberler peş peşe gelmeye başlamıştı. Benim mahkemdeki kazanacağıma ümidimi kestiğim davanın seyrinde ani bir gelişme yaşandı lehime seyri başladı...
    Allah'ü Zülcelal Hazretlerinin lütfu/yardımıyle, Rasulallah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin teveccühüyle yaralarım sarılıyor, kaybettiğim tüm cepheleri tekrar kazanmaya başlıyordum. Şerlerden de şerlerin içine düştüğümü zannederken, o çetin şerlerin içinde ne müthiş hayırlar gizliymiş! Bunu görüyor, yaşıyor ve idrak ediyordum...


    devam edecek...

    Peygamberimiz (s.a.v)'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 (8) de 15 dakika
    salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz. sizide bu okumalara davet ediyoruz

  9. #9
    makes isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    29.12.2009
    Mesajlar
    14
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
    -devamı-


    Benim bu hicretim zahiri boyutundaki anlamlarından ziyade, kendi ruh alemime olan batıni boyutundaki yolculuğummuş. Bu seyir için günah gömleklerimi çıkartıp, dünya süslerine yüz çevirip, benlik libasından sıyrılmam gerekiyormuş ki, benim iradem dışında bunlar gerçekleşmişti.
    O Yüce Rabb'ül Alemin nelere kadir değilki. Her şeyimi kaybettim derken, kendimi bulmuştum.
    Anlıyordum artık bendeki eksik olanı, takva yönünden o kadar eksiklerim varmışki, bunun idrakine varmıştım...

    Babamı gecenin hangi saatinde görsem o hep namaz kılıyor olurdu. Ben ise onu kendimce eleştirirdim, sabahlara kadar namaz kılmak yerine, aktif bir şekilde islama hizmet etmek gerekir derdim. Zaman içerisinde anladımki, onun sabahlara kadar Rabbine nafile ibadet etmesini gördükçe benim yaptığım hizmetleri küçümsemesemde yine de eksikmiş. Bu eksikliğimin idrakine vardıran Rabbime hamd olsun...

    Zaman akıp gidiyordu, benim davam hakkında duruşma üzerine duruşma yapılıyor artık bu davanın lehime sonuçlanacağı ihtimalı artıyordu. Ben ise o şehirden o şehire sürekli yer değiştiriyordum...

    Maddi ve manevi o kadar kayba uğramıştımki, deli olmam içten bile değildi, hatta bir keresinde babamın anneme bu gidişle kafayı bozacak dediğini duymuştum.

    Efendimizin gelişiyle her şey o kadar değişti ki, ben hayata yeniden dönmüştüm. Hayata direncim artmış ve yeniden güçlenmiştim. Artık hiçbir şey bana acı veremez, hiçbir çile beni yıkamazdı.
    Mahkemede hakkımdaki dava hakkında bir duruşma daha oldu. Evet nihayet dava lehime sonuçlanmıştı. Artık kaçak hayat benim için bitmiş ve normal hayata dönmüştüm...

    Bir mümin olarak ibadetlerimi yaparken nafilelere önem vermeye başladım. Bununla birlikte Efendimize salavat-ı şerifeleri kendime vir edinmiştim.

    Daha sonra İslamın ilk şartı ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Efendimizin zikirlerin en üstünü diye belittiği iki özelliği bulunan birincisi: bütün harfleri ecvef olan. İkincisi: Bütün harfleri noktasız olan. Allah Teala’dan başka bütün mabudlardan tecerrüde işaret eden. Nefiy ve ispattan ibaret olan. “La ilahe” derken Allah Teala’dan başkasından ulûhiyeti nefyetme, “İllallah” derken de Allah Azze ve Celle’nin ulûhiyetini ispat etmek olan. Allah Subhanehu dışında ibadet edilen her şeyi reddetmeyi ve zatıyla ibadete layık olanın sadece Allah olduğunu ispat etmeyi ifade eden, ''hakkıyla mabud olan yalnız Allah’tır La ilahe illallah'' zikrini vird edindim.

    '' Bir ikaz: bunu söyleyen kimsenin, söylediğinin gereği olarak fiilen reddetmesi ve Allah Azze ve Celle’nin hakkını söz ile ispat ettiği gibi fiili ile de ispat etmesi gerekir. Zira amaç dil ile söylemek değil, bilakis bu mübarek kelimenin kapsadığı manayı gerçekleştirmektir. Bu kelimenin Müslümanların şuurunda bariz bir yeri vardır. Kul, bununla yaratıcısı Tebarek ve Teala’ya kulluğa layık hale gelir. Boyun eğiş ve Allah Azze ve Celle’yi yücelterek ikrar eder, nefsi bu kelime ile parlaklaşır, yaratıcısı Subhanehu ve Teala’ya bu kelimeyle bağlanır, kişi İslam’ını bununla ilan eder, âlemlerin rabbi olan Allah’a inanmaları bununla belirtilir, emrine itaat edenler, Allah’ın sağlam ipine sarılanlar, Allah’a itimad edenler ve işlerini Allah’a havale edenler bu kelimeyle ayrılır.''


    Bu zikre devam ediyordum. Bir gün birden semada bir göz belirdi bana bakıyordu, o an kalbime bir ilham doğdu ''Bu alemde her şeyin kayıt altında olduğu'' idi. Daha sonra semada arapça olarak La ilahe illallah yazıldı. O an ben tüm zerrelerimde O azameti hissettim. Sübhanallah, sübhanallah, AllahuEkber diye haykırdım...

    devam edecek..
    Peygamberimiz (s.a.v)'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 (8) de 15 dakika
    salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz. sizide bu okumalara davet ediyoruz

  10. #10
    makes isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    29.12.2009
    Mesajlar
    14
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Muhammedi muhabbete mübtela olan bir aşığın hayatından kesitler
    -devamı-




    Hayatım adeta bir zındana dönmüşken, Efendimiz salallahü aleyhi ve sellem'in gelişiyle tüm ızdıraplarım dinmiş, adeta yeniden doğmuş gibiydim...Zaman zaman benim iradem dışında çeşitli ilhamlar geliyor, bazen bu kalbime doğarken, bazen de kendi iradem dışında dilimle söyletiliyordu.

    Ehlullah derki: ''İlahi ilhamlar; istemekle gelmez, bir sebepten dolayı da gitmezler, belirli bir zamanda ve belirli bir şekilde de gelmez...'' bende de böyle oluyordu.

    Günlük zikirlerime Lafza-i Celal'i, Efendimize salavat-ı şerifeleri ve La ilahe illallah'' zikrinikendime vird edinmiştim. Bir gece , katından ilim öğretmesi için Rabbime yalvardım. Sabah namazından sonra, yakaza halindeyken bana ''Alîm'' esmasının arapça ve latince rakamlarla 160 defa ve on artırarak zikretmem gösterildi. Bundan böyle günlük zikirlrrime ''Alîm'' esmasını da eklemiş oldum.

    ''İhlasla "Yâ Alim" diyen bir müslüman bu isme devam etse, maddi ve manevi ilim kapıları kendisi için açılır.''

    Ya Alim

    Her şeyi ilminle en iyi bilen sensin
    Biz aciz kullarız, her şeyi bildiren de sensin
    Ezelden de ebede kadar da bilen sensin
    İlimler senden akar gelir bizlere
    Çünkü ilmin kaynağı sensin
    Bildiren de, gördüren de, işittiren de sensin

    Lafza-i Celal'e dilimi öyle alıştırmıştımki, ''Halk arasında dahi Hakk ile olmak'' sırrı gereği sokakta, çarşıda, pazarda hiç dilimden düşürmüyor, hep zikrediyordum. Birgün yine çarşıya çıkmıştım ve her zaman olduğu gibi sessizce zikrediyordum. Bir müddet sonra birden irkildim. Allah Allah sesini duyuyordum ama bu çok farklıydı. Biraz durdum ve dinledimki, kalbim aynı ritimde Allah Allah diye zikrediyordu. Hani derlerya tüylerim diken diken oldu diye, aynen öyle oldu.


    Ehil kimseler:
    ''Lâfza-i Celâl zikri, kalbde bir harâretin doğmasına sebep olur. Bu harâret, kalbi tasfiye eder ve orada zikrin nûrunun zuhûrunu sağlar.'' demişlerdir.


    Dünyâya geliş ve gidiş” gibi iki muazzam ve dehşet verici gerçek arasında sıkışan beşerî idrâk, dünyâ ve ukbâya âid kâmil bir değer hükmüne ulaşıp hâl ve hareketler buna göre tanzîm edilmedikçe, çocukların oyuncakları gibi izâfî gölgeler âleminden kurtulup hakîkat yurduna doğru mânevî bir yolculuğa çıkamaz.


    ''Her neye noksan bakarsan ol sana noksan olur

    Eğer kemaliyle bakarsan ol kemalindir senin''.

    devam edecek
    Peygamberimiz (s.a.v)'e salavat okumak için her hafta pazartesi günleri akşam 20:00 (8) de 15 dakika
    salavat okumalarında aynı saatte buluşuyoruz. sizide bu okumalara davet ediyoruz

+ Konu Cevaplama Paneli

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Content Relevant URLs by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.