+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Efendimiz Ramazan ayını hasretle beklerdi...

  1. #1
    samanyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    samanyolu isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    19.03.2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Yaş
    37
    Mesajlar
    2.650
    Tecrübe Puanı
    73

    Standart Efendimiz Ramazan ayını hasretle beklerdi...

    Fahr-i Alem Efendimiz Ramazan ayını hasretle beklerdi. Üç aylara kavuşunca
    sevinir; receb ayında -her zamankinden çok- oruç tutardı. Şaban ayının ise

    tamamına yakınını oruçlu geçirir ve "Ramazan ayına hürmeten Şaban ayında
    oruç tutmak daha faziletlidir." buyururdu. Fakat Ramazanı karşılamak
    maksadıyla bir iki gün öncesinden oruç tutmayı doğru bulmazdı. Yolunu
    gözlediği sevgiliye, Ramazana kavuşunca, vuslatın verdiği haz ve neşeyle
    mübarek ayın feyzini coşkuyla anlatırdı. Şöyle buyururdu:

    "Ramazan gelince, cennet kapıları ardına kadar açılır; cehennem kapıları
    kapanır; şeytanlar zararsız hale getirilir."

    "Cennetin sekiz kapısı vardır. Bunlardan birinin adı Reyyan´dır. O kapıdan
    sadece oruçlular girecektir. Oruçluların sonuncusu da içeri girince reyyan
    kapısı kapanacak. Bu kapıdan girenlere bir içecek ikram edilecek; onu içen
    bir daha susuzluk çekmeyecek."

    Sevgili Efendimiz bu cihana bedel müjdeleri, orucun ihlas ve samimiyetle
    tutulması için söylerdi. Cenab-ı Mevla´nın yüce katına sunulacak bu kıymetli
    ibadetin yüz ağartacak mükemmellikte olmasını isterdi.

    SAHUR VAKTİ, SEHER VAKTİ

    Sahur vaktine ayrı bir değer verirdi.

    "Aman sahura kalkmayı ihmal etmeyin; zira sahur yemeği mübarek bir gıdadır."
    derdi. Nitekim Mescid-i Nebevî´nin sofasında yatıp kalkan fakir sahabîlerden
    ve İslam´a ilk giren bahtiyarlardan biri olan İrbaz b. Sariye´yi bir gece
    sahura çağırırken:

    "Mübarek gıdaya buyur!" demişti.

    Bir başka seferinde sahur yapmanın önemini şöyle anlatmıştı:

    "Sahur yemeği bereketlidir. Yememezlik etmeyin. Bir yudum suyla bile olsa
    sahur yapın. Zira ALLAH Teala ve melekleri sahur yapanlara rahmet yağdırır."

    Fahr-i Cihanın sahura neden bu kadar değer verdiği gayet açıktır. Zira sahur
    vakti, seher vaktidir. İlahî rahmet ve bereketin sağanak sağanak yağdığı
    zamandır. ALLAH´a gönül verenlerin ibadet, dua ve zikirleriyle gergef gergef
    işlediği mübarek bir zaman dilimidir.

    Sevgili kardeşler! Hiç değilse mübarek Ramazan ayı boyunca bu kıymetli vakti
    biz de değerlendirelim. Gönül derinliklerinden kaynayıp gelen bir coşkuyla
    Cenab-ı Hakk´a niyaz edenler gibi boyun büküp arz-ı hal etmeye çalışalım;
    zira bu feyizli zamanda uyanık olmanın büyük bir manası vardır. Sahura
    kalkan mü´minler o mütevazi boyun büküşleriyle sanki şöyle derler:

    Rabbim! Çok şükür ben de seni bilen, seni seven, sana gönül verenlerden
    biriyim. Sana olan bağlılığımı arzetmek için uykumu bölüp kalktım. Yarın
    senin rızan için oruç tutacağım. Ne olur benden hoşnut ol. ALLAHım!

    İFTAR ZAMANI

    Yüce Mevlamız, kulunun kendine bağlılığını ve saygısını görmekten memnun
    olur. İftar vakti bu bağlılığın ve saygının en iyi gösterildiği bir
    zamandır. Bu sebeple Resûl-i Kibriya efendimiz iftar vaktini titizlikle
    takip ederdi. İftar vakti girer girmez oruç bozmanın gerekli oluşuna, bir
    çocuk safiyetiyle oruç bozma telaşına girmenin ALLAH Teala´yı memnun
    edeceğine işaret buyurur ve bunu dînî hayatı canlı tutmanın bir belirtisi
    kabul ederdi. İftarı geç yapmanın bir nevi kayıtsızlık ve gevşeklik olduğuna
    işaret ederek şöyle buyururdu:

    "Bir an önce iftar etmek için gayret gösterdikleri müddetçe, ümmetim hayır
    ve bereketten ayrılmamış olur."

    Efendimizin sözünü ettiği bu hayır ve bereketin insanı ilahî muhabbete
    erdirecek kadar geniş kapsamlı olduğunu bir hadîs-i kudsî´den öğrenmekteyiz.
    Cenabı zü´1-celal buyuruyor ki:

    "Kullarım içinde en çok sevdiklerim, bir an önce iftar etmek için gayret
    gösterenlerdir."

    Demek oluyor ki, Yüce ALLAH´ın eşsiz sevgisine nail olmanın yolu Hz.
    Peygamber´e uymak ve onun yaptıklarını yapmaktır. Bunun böyle olduğunu zaten
    Kur´anı Kerîm açıkça söylemiyor mu?

    "Ey Muhammed! De ki:

    Eğer siz ALLAH´ı gerçekten seviyorsanız, bana uyun ki, ALLAH da sizi
    sevsin."

    Rasûlullah efendimize tutunmadan, onu sevmeden ilahî muhabbete ermenin
    mümkün olmayacağını şair ne güzel söylemiş:

    Muhabbetten Muhammed oldu hasıl

    Muhammed´siz muhabbetten ne hasıl?

    İftar sırasında yapılan duanın kabul edileceğini söyleyen Nebiy-yi Muhterem
    efendimiz, iftara başlamadan önce dua ederdi. Dualarından biri şöyleydi:

    "ALLAHım! Senin rızan için oruç tuttum. Senin verdiğin rızıkla orucumu
    açıyorum." Sonrada varsa hurma ile, yoksa su ile orucunu açar ve böyle
    yapılmasını tavsiye buyururdu.

    RABBİM BANA YEDİRİR

    Kainatın Efendisi oruç tutmaktan öylesine derin bir haz duyardı ki, bu hazzı
    devam ettirmek ve açlığın verdiği manevî derinliği sürdürmek için bir kaç
    gün aralıksız oruç tuttuğu olurdu. Ramazan ayının gecesini, gündüzünü hep
    ibadetle geçirmek isterdi. Onun bu haline sahabîleri, savm-ı visal denen bu
    orucu tutmaya kalkınca, efendimiz onlara engel oldu.

    - Kendin tutuyorsun da bize neden izin vermiyorsun? dediklerinde de:

    - Ben sizin gibi değilim. Rabbim bana yedirir, içirir" buyururdu.

    Sevgili Peygamber´ine ALLAH Teala´nın ne yedirip içirdiğini bilemiyoruz. Bu
    maddi bir gıdamıydı, yoksa Cenab-ı Barî´ye yakın olmanın verdiği manevî bir
    doyum hali miydi, anlayamıyoruz, ama şundan eminiz ki, sevgili
    Peygamberimiz, ümmetine duyduğu aşırı muhabbet sebebiyle, açlığa dayanamayıp
    zayıf düşerler, belki bir müddet sonra usanıp vazgeçerler, dolayısıyla diğer
    ibadetleri gerektiği şekilde yapamazlar düşüncesiyle, aralıksız iki gün oruç
    tutmaya izin vermemişti.

    TERAVİH

    Ramazanla birlikte Resûl-i Kibriya´nın nafile namazlarında da bir artış
    görülürdü. Bunun en belirgin olanı şüphesiz teravih namazıydı.

    O saadet devrinde bir Ramazan akşamıydı. Ramazan ayının çıkmasına da yedi
    gün kalmıştı. O güne kadar Nebiy-yi Huda efendimiz, yatsı namazını
    kıldırdıktan sonra evine çekilirdi. Fakat o gece ilk defa teravih namazı
    kıldırdı. Teravih, gecenin üçte biri geçene kadar devam etti. Ertesi gün
    ağızdan ağza Peygamber efendimizin teravih namazı kıldırdığı haberi yayıldı.
    Ama o akşam teravih namazı kıldırmadı. Bir sonraki gün yine bir teravih
    namazı kıldırdı. Namaz gece yarısına kadar devam etti. Bir sonraki gün yine
    kıldırmadı. Nihayet Ramazanın çıkmasına üç gün kala, bütün gece devam eden
    bir teravih daha kıldırdı. Fakat teravih namazının farz olabileceğini
    düşünerek bir daha da kıldırmadı. Herkesin evinde kılmasını tavsiye buyurdu.
    Teravih namazlarının camide cemaatle kılınması adeti Hz. Ömer devrinde
    başlamıştır.

    KUR´AN TİLAVETİ

    Bu ibadet, dua ve zikir ayında Efendimiz Kur´an-ı Kerîm´i daha çok okurdu.
    Zaten Cebrail (a.s) Ramazan ayı boyunca her gece Fahr-i Cihan efendimizin
    yanına gelir, karşılıklı olarak birbirlerine Kur´an okurlar ve böylece o
    güne kadar gelen ayetleri bir daha gözden geçirmek suretiyle kontrol
    ederlerdi. Her yıl bir defa yapılan bu karşılaştırma olayı, Habîb-i Ekrem´in
    son Ramazanında iki defa yapılmıştı.

    Ramazan boyunca Kur´an-ı Kerim okumanın manevî dünyamıza bambaşka bir
    zenginlik getireceğine dikkatimizi çeken Gönüller Sultanı efendimiz
    buyururlar ki:

    Ramazan´da tutulan oruç ile okunan Kur´an-ı Kerim insana şefaat ederler.

    Oruç der ki: "- Rabbim! Ben bu kulunu bütün bir gün yemekten, maddî
    isteklerden alıkoydum. Bu kulun hakkında şefaatimi kabul eyle!" Okunan
    Kur´an-ı Kerim de:

    - "Ben bu kulunu geceleyin uyumaktan alıkoydum. Onun hakkında benim
    şefaatimi de kabul eyle!"

    Böylece her ikisi de o insana şefaat ederler.

    Onun dillere destan cömertliği Ramazanda coşup taşardı. Üç aylarda, "hiç
    durmadan esen bir rüzgardan daha cömert olurdu." Eline geçen imkanları
    derhal müslümanlara dağıtır, kendinden ne istenirse hemen verir, yanında
    yoksa başkalarından temin ederdi. Hangi sadakanın daha makbul olduğunu
    soranlara "Ramazanda dağıtılan sadaka" cevabını verirdi.

    VEDA GÜNLERİNE DOĞRU

    Ramazanda veda günleri yaklaşınca Fahr-i Alem efendimizin ibadetlerinde bir
    artış görülürdü. Zira "Bin aydan daha hayırlı" Kadir Gecesi´nin Ramazanın
    son on gününde, özellikle 25, 27 ve 29. gecelerde bulunması ihtimali, O´nu
    bu geceyi kaçırmamaya sevkederdi. Şöyle buyururdu:

    "Her kim Kadir Gecesi´nde, bu gecenin büyüklüğünü kabul ederek ve sevabını
    ALLAH´tan bekleyerek namaz kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır."

    Ramazanın son on gününde Resûl-i Ekrem (sallALLAHü aleyhi ve sellem)
    Mescid-i Nebevî´de i´tikafa çekilirdi. "Rabbim kapına geldim. Sen beni
    atfetmedikçe, buradan biryere gitmem." anlamına gelen bu namaz, dua,
    zikirden ibaret yoğun ibadet esnasında, evine sadece zaruri ihtiyaçları için
    giderdi. Hatta bu günlerde Mescid-i Nebevî´ye bitişik olan evinin kapısından
    içeri mübarek başını uzatır, o güzelim saçlarını Hz. Aişe annemiz tarardı.

    Sevgili efendimizin Ramazan hayatı özet olarak böyleydi. Yüce Rabbimin bu
    feyizli zamanı, bu ele geçmez fırsatı değerlendirmeyi hepimize lutfetmesi
    niyazıyla
    ....




    İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür!..
    İmansız olan paslı yürek sinede yüktür...

  2. #2
    bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır sadece bir kul
    Üyelik tarihi
    10.09.2007
    Bulunduğu yer
    Dağlardan, yaylalardan
    Mesajlar
    7.792
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Heves ve heyecan ile okuduk. Allah razı olsun.





    Ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila


    Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol.
    Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye,
    Bir sebep, bir yol, bir nefes ol.

    Bütün Tağutları Red...


  3. #3
    melike25 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    26.07.2007
    Mesajlar
    83
    Tecrübe Puanı
    8

    Standart

    Allah razı olsun kardeşim emeğine sağlık

    şu mübarek aylar geldi geçiyor ne yapabildik

    şahsım adına ne kadar sana kul olabildik ya Rab...!!!

    Rabbim Rahmetini esirgemesin bizden İnşaALLAH..

    Ne ki SEVDA:
    Hakka sevdalanmadıktan sonra
    Ne ki HAYAT:
    Hakkı yaşamadıktan sonra
    Ne ki KAVGA:
    Hak yolunda olmayınca
    Ne ki ÖLÜM:
    Şehadet vurmayınca.

+ Konu Cevaplama Paneli

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Content Relevant URLs by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.