1 - Bilmeden konuşmak ahmakların ve boşboğazların işidir, çok şükr nerede susulur, nerde konuşulur öğrettiler bize de inşaallah. Rabbim öğrenip de öğrendiğini yaşayan kullarından eylesin. Hem gıybet ve iftira atanlara teşekkür edenleri de gördük, sonradan dost, abi diyenleri de gördük. "Gıybet ne kadar büyük günah olursa da, iftira; direk şirk hükmündedir. Çünkü; kul affetmediği sürece Rabbi Zülcelal adetullahı gereği affetmiyor. Kişi bilmeden af makamında Allah'u Zülcelal'e (celle celaluhu) bir kulu ortak etmiş oluyor bu hareketi ile ki; katmerli ve aleni şirk'tir diye yazdığımızı sağır sultanlar bile duydu.
2 - Üstad Saidi Nursi (k.s.)'nin mektubunda bahsettiğini sadece Nur cematinde bulunan kardeşlerimiz değil, Fatih Sultan Mehmed Han'ın (k.s.) askeri de biliyordu, hatta büyük dedeleri Osman Gazi de biliyordu. Ve hatta Rahib Bahira'da biliyordu. Üstad (k.s.) bu bilineni sadece günün fenni ve ilmi ile o günün ve bugünlerin yönü açısından tevil etmiştir ve haktır amenna diyerek zaten kabul etmişiz. Ve risale okuyup da Üstadın (k.s.) meşveret tekniğini ve uslubunu bilmeden, "günümüzdeki dialog; Üstad'ın (k.s.) anlatmak istediğidir" demek ise vahim, vahim ve yine vahimdir! Üstad'ın (k.s.) hiç bir mektubu göz ve beyin ile okunmaz, okunursa da böyle yanlışlıklara girilir, O mektubları belki farklı bir göz ve muhakeme uslubu ile okuyan ise yol alır ve alacağı yol da Nörşin'e çıkar! ki; Üstad (k.s.) bütün bunların sonunda o yolu işaret etmiştir! Anlayan ve bilenler zaten o yolda sülukunu tamamlamaya çalışıyor. Kaldı ki; ciltlerce kitaplar, makalaler yazmış bir Muhammed Fethullah Gülen Bey bu uslubu ve yolu anlamayacak ve yanlış tevil edecek ? Bu Fethullah Bey'e hakaret, Üstad (k.s.)'a ise; iftiradır! Ne Üstad (k.s.) yanlışa meydan verecek kapı açmıştır; ne de Fethullah Gülen Bey ahmaktır!
3 - Mübarek Üstad (k.s.)'ın sözlerinin üzerinde söz söylemek, elhamdülillah bize nasip olmadı, Rabbi Zülcelal de son nefesimize kadar da nasip etmez inşaallah. O'nun (k.s.) sözleri bize ancak çırağı olur ve yolumuzu aydınlatır, kalbimize bu ışıktan bir miskal değerse bahtiyar oluruz ki; Rabbim O güzel insanın (k.s.) hatırına bize lütfetmiş sayarız. Nerde kaldı mübareğin lafının üzerinde söz söylemeye cüret etmek! Haddimiz değil çok şükr.
4 - Nedense; ilmini muteber gördüğümüz alimlerin (ki hepsi elhamdülillah Kur'an ehlidir) kitapları, bazılarının nazarında tu kaka olur. Bir müsteşrikin yazdığı ise başucu kitabı gibi değer kazandırılmak istenir. Kuzum; Allah aşkına Müslümanların bağrından çıkan bir hüccetül İslam İmam Gazali (r.a.) ve kütüphane dolusu yazdıkları, bir müsteşrikten ve yazdığı tek bir kitabcık!tan daha mı az kıymetlidir ? Nedir ?
5 - " Babacığım! Allah (celle celaluhu) BİR'dir, eğer iki olsaydı o zaman bu dünyada iki tane Allah olurdu ve ben o zaman kime dua edeceğimi ve kimden çikilota isteyeceğimi şaşırırdım" diyen 6 yaşında! bir müslüman çocuğunun vardığı noktaya, yaşını başını almış bir müsteşrikin şimdi varmış olması ne derin hayret ve memnuniyet ile karşılanıyor ? Esas beni hayrete düşüren bölüm burası...Ve tuhaf! gelen yer de tam burası.
6 - "La İlahe İllallah İsa ruhullah" diyen "La İlahe İllallah Musa kelimullah" diyen ve "La İlahe İllallah İbrahim Halilullah" diyen ve "La İlahe İlllallah Muhammedun Resulullah" diyenlerin hepsi müslümandır. Ve bu türden adamların cümlesi dahi Kur'an'ı Azimüşşanın şu ayeti ile uyarılıyor: "Ya eyyühellezüne amenù! amenù billahi..." ( Nisa : 136 )
7 - Kur'an'ın kelamı ile kafir ilan edilmişlerin, yaptıkları pislikleri kınamak ayıp, küfrlerini yüzlerine çarpmak ayıp ve haksızlık, içlerinde bulunan masumları da aynı kefeye almak hadsizlik, tüm bu kafirleri suçlamak zulüm! oluyor, bütün bunlara sebep kafirler güruhunun; Yüce peygamberim (s.a.v.) ile alay etmesi, İslam Din'i ile eğlenmesi ve üzerine bir de (haşa ve kella) çöl bedevisi diyerek yafta yapıştırması meşruu haddi oluyor. "merdi kipti secaat arz ederken sirkatini söylermis! " Bunların cümlesi; bu hal üzere kaldığı sürece Kafir kere Kafir'dir! İşte gıybetten korkan, bu neden ile bunlardan korkmaz. Çünkü dayandığı ayet kişiyi o korkudan emin kılıyor (kırmızıya dikkat!) :
"Ancak muahede (antlaşma) yapmış olduğunuz müşriklerden bilahere size ahidlerinde hiçbir eksiklik yapmamış, ve sizin aleyhinizde hiç bir kimseye muzaheret etmemiş (arka çıkmamış, desteklememiş) bulunanlar müstesna! Bunlara müddetlerine kadar ahidlerini tamamıyla ifa edin! Her halde Allah müttakileri sever!" ( Tevbe : 4 )
Ki; bu ayette bahsi edilen antlaşma da, Rasullah (s.a.v.) zamanında Mescid- Haram yakınında İseviler ile yapılmış olan antlaşmayı kasd ediyor. Bu günün kafileri ile kimse herhangi bir antlaşma yapmış bulunmuyor. Varsa da söyleyin, biz de bilelim.
8 - Üstad (k.s.)'ın bahsettiği Alem-i İslam ile kaynaşacak olan İseviler ise, henüz gelmedi, ortalıkta görünmüyor. Ne zaman Mesih'in zuhuru gerçekleşirse, O Mesih ile beraber İslam ile müşerref olan İsevileri işte o zaman Üstad (k.s.) haberinde aramak doğru olur. Ki., Allah'u Zülcelal'in evliyaları yanılmaz, ve kimseyi de yanıltmaz.
Her zaman dedik, inşalalah son nefese kadar da diyeceğiz;
Derdi; Allah'ın (cc) rızası olanlara selam olsun!
Paylaş