+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 12 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 17

Konu: Yeryüzünde İmamlık konusunda Allah’ın kanunu

  1. #1
    sinang - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    sinang isimli Üye şimdilik offline konumundadır Mesajlari Onaylanacak
    Üyelik tarihi
    10.09.2006
    Bulunduğu yer
    bezm-i ezelden
    Mesajlar
    1.579
    Tecrübe Puanı
    40

    Standart Yeryüzünde İmamlık konusunda Allah’ın kanunu

    بسم الله الرحمن الرحيم



    İçinde yaşadığımız şu kainatı Allah yaratmış ve şüphesiz her şey için muhalefeti mümkün olmayan belli bir kanun ve ölçü takdir etmiştir. Bu dünyada hiç bir şey istek ve arzu ile halis niyetlerle gerçekleşmez. Hiçbir şey kutsal ruhların bereketiyle semere vermez. Bu tür çalışmaların semere vermesi ve gerçekleşmesi için mutlaka Allah’ın koymuş olduğu şartların ve gereklerinin yerine getirilmesi iktiza eder. Mesela tarla ekiyorsan ne kadar iyi insan olursan ol, ne kadar çok tesbih çekersen çek ilahi kanunun gereklerini yerine getirmeden o tarladan tek bir tane dahi ürün çıkmaz. Çünkü tarlanın verimi için tohum ekecek, onu sulayıp gübreleyecek hasad edeceksin. Bunlar ilahi kanunlardır. Bunları yapmadan iyi niyyet ve iyi ahlak ile tarlanın ürün vermesi mümkün değildir. Aynı şekilde arzu ettiğiniz ve hasretle imamlık ve yeryüzü liderliğinin sadece dualar ve tatlı hayallerle gerçekleşmesi imkansızdır. Bu husustaki ilahi kanunu bilip gereklerini ve bütün şartlarını yerine getirmeniz lazımdır. Yeryüzünün hakimiyeti için gerekli şartları yerine getirmeniz şarttır. Bu çok önemli ve tehlikeli bir mevzudur. Yazdığımız bir çok yazı ve verdiğim konferanslarda bunu açıkladım. Fakat bu konuşmamda da aynı mevzuyu açıklayıp izah etmek istiyorum.
    İnsan ve dünyadaki varlığı hakkında düşünürseniz birbirine zıt iki yönlü, ikisinin de bir arada bulunduğu bir varlık görürsünüz.
    İnsanın birinci yönü, onun bir bedeninin bulunması ve bu alemdeki diğer canlıların tabi olduğu kanunların cereyan ettiği normal bir canlı varlık olmasıdır. Bu varlığın hayatı diğer canlı varlıkların hayatlarını sürdürdükleri normal araç gereç ve maddi asbaba bağlıdır. Bu varlığın tabi kanunlar çerçevesinde araç ve gereçler vasıtasıyla yapacağı işler dışında bir şey yapması mümkün değildir.
    Diğer yönü ise sadece insan tecelli eden insanı diğer canlılardan ayıran yönüdür. O da insanın tabii olan şeylere boyun eğmeyen, aksine onlara hükmeden ahlaki varlığıdır. İnsan olmasıdır. Hatta bu yönü insanın bedenini bir alet gibi kullanır ve onun sayesinde bazı şeyler elde etmeye ve sebebler alemine hükmetmeye gayret eder. İnsanın çalışan güçleri ise Alah’ın ona bahşetiği ahlaki sıfatlarıdır. Burada ahlaki kanunlar hüküm sürer tabiat kanunları değil.

    MEVDUDİ
    "Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı / Asrın idrakına söyletmeliyiz islamı..." M.AKİF ERSOY

  2. #2
    bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır sadece bir kul
    Üyelik tarihi
    10.09.2007
    Bulunduğu yer
    Dağlardan, yaylalardan
    Mesajlar
    7.792
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Alıntı sinang Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    بسم الله الرحمن الرحيم



    Aynı şekilde arzu ettiğiniz ve hasretle imamlık ve yeryüzü liderliğinin sadece dualar ve tatlı hayallerle gerçekleşmesi imkansızdır. Bu husustaki ilahi kanunu bilip gereklerini ve bütün şartlarını yerine getirmeniz lazımdır. Yeryüzünün hakimiyeti için gerekli şartları yerine getirmeniz şarttır.
    MEVDUDİ
    Mevdudi'nin yazısında ki, yukarıda ki şu kısmı anlayabildiniz mi, izah edermisiniz, nedir liderlik için gerekli ilahi kanunlar, bu kanunları her yapan lider mi olur, bunları yapmayan olamaz mı?





    Ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila


    Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol.
    Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye,
    Bir sebep, bir yol, bir nefes ol.

    Bütün Tağutları Red...


  3. #3
    sinang - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    sinang isimli Üye şimdilik offline konumundadır Mesajlari Onaylanacak
    Üyelik tarihi
    10.09.2006
    Bulunduğu yer
    bezm-i ezelden
    Mesajlar
    1.579
    Tecrübe Puanı
    40

    Standart

    İşte bu iki yön insanda müşterek olarak çalışır. Ve genellikle insanın ilerlemesi ve gerilemesi maddi ve ahlaki güçlerin ikisine birden bağlıdır. Eğer başarıya ulaşmışsa bu iki güç ile olmuştur. Yok kaybetmiş ve gerilemişse bu iki gücün kaybedilmesiyle olmuştur. Yahut ta bu iki gücü başkalarına nisbetle zayıftır. Fakat sizler meseleyi iyice düşünür ve ölçerseniz hayatta başarıya götüren gerçek nüfuz edici gücün maddi değil ahlaki güç olduğunu göreceksiniz. Maddi esbabın elde edilmesi ve gerekli aletlerin istihdamı başarının şartlarından olduğunda şüphe yoktur. Çünkü insan bu alemde yaşadığı sürece bu alet ve edevattan ve şartlardan müstağni olamaz. Fakat bütün bunlarla beraber doğru olan şudur ki: insanı yücelten ve alçaltan, insanın saadeti ve şekaveti konusunda en büyük pay manevi kuvvetindir. İnsana, taşadığı beden ya da canlı olduğu için insan denilmediğini hepiniz bilirsiniz. İnsana diğer varlıklardan ayıran özellik bir bedeninin bulunması, nefes alıp vermesi, doğurması değildir. Aksine onu sair varlıklardan ayıran ve onlara üstün kılan özellik; insanı tabiattan ayrı bir varlık yapmakla yetinmeyip onu yeryüzünde halife yapan özelliği, sadece ahlaki ve manevi özelliğidir. Ahlak insanlığın özü ve işin başı olduğuna göre insan hayatının saadet ve şekavetinin ahlak ile olduğunu ikrar etmek, itiraf etmek lazımdır. İşte insanlığın ilerlemesi ve gerilemesine hükmeden kanunlar ahlaki kanunlardır.
    "Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı / Asrın idrakına söyletmeliyiz islamı..." M.AKİF ERSOY

  4. #4
    bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır sadece bir kul
    Üyelik tarihi
    10.09.2007
    Bulunduğu yer
    Dağlardan, yaylalardan
    Mesajlar
    7.792
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Alıntı sinang Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    İşte bu iki yön insanda müşterek olarak çalışır. Ve genellikle insanın ilerlemesi ve gerilemesi maddi ve ahlaki güçlerin ikisine birden bağlıdır. Eğer başarıya ulaşmışsa bu iki güç ile olmuştur. Yok kaybetmiş ve gerilemişse bu iki gücün kaybedilmesiyle olmuştur. Yahut ta bu iki gücü başkalarına nisbetle zayıftır. Fakat sizler meseleyi iyice düşünür ve ölçerseniz hayatta başarıya götüren gerçek nüfuz edici gücün maddi değil ahlaki güç olduğunu göreceksiniz. Maddi esbabın elde edilmesi ve gerekli aletlerin istihdamı başarının şartlarından olduğunda şüphe yoktur. Çünkü insan bu alemde yaşadığı sürece bu alet ve edevattan ve şartlardan müstağni olamaz. Fakat bütün bunlarla beraber doğru olan şudur ki: insanı yücelten ve alçaltan, insanın saadeti ve şekaveti konusunda en büyük pay manevi kuvvetindir. İnsana, taşadığı beden ya da canlı olduğu için insan denilmediğini hepiniz bilirsiniz. İnsana diğer varlıklardan ayıran özellik bir bedeninin bulunması, nefes alıp vermesi, doğurması değildir. Aksine onu sair varlıklardan ayıran ve onlara üstün kılan özellik; insanı tabiattan ayrı bir varlık yapmakla yetinmeyip onu yeryüzünde halife yapan özelliği, sadece ahlaki ve manevi özelliğidir. Ahlak insanlığın özü ve işin başı olduğuna göre insan hayatının saadet ve şekavetinin ahlak ile olduğunu ikrar etmek, itiraf etmek lazımdır. İşte insanlığın ilerlemesi ve gerilemesine hükmeden kanunlar ahlaki kanunlardır.
    Bu yazdıklarınız benim sorumun cevabımı, yoksa Mevdudi'nin makalesinin devamı mı. Yahut ?..





    Ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila


    Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol.
    Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye,
    Bir sebep, bir yol, bir nefes ol.

    Bütün Tağutları Red...


  5. #5
    radikal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    radikal isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    10.02.2007
    Bulunduğu yer
    Gönül aleminden
    Yaş
    38
    Mesajlar
    2.637
    Tecrübe Puanı
    147

    Standart

    Mesela tarla ekiyorsan ne kadar iyi insan olursan ol, ne kadar çok tesbih çekersen çek ilahi kanunun gereklerini yerine getirmeden o tarladan tek bir tane dahi ürün çıkmaz. Çünkü tarlanın verimi için tohum ekecek, onu sulayıp gübreleyecek hasad edeceksin. Bunlar ilahi kanunlardır. Bunları yapmadan iyi niyyet ve iyi ahlak ile tarlanın ürün vermesi mümkün değildir. Aynı şekilde arzu ettiğiniz ve hasretle imamlık ve yeryüzü liderliğinin sadece dualar ve tatlı hayallerle gerçekleşmesi imkansızdır...
    İmkansızdır ! diye bitiyor alıntı yaptığımız cümle. Yani; ibadet etsen de, zikirler çeksen de, arkasından bu yaptığın ibadetler sonucu dua etsen de, imkansız !

    "Halbuki Rabbınız buyurdu: yalvarın ki bana size karşılık vereyim, çünkü benim ibadetimden kibirlenenler, yarın hor hakîr olarak Cehenneme girecekler." ( Mu'min : 60 )

    "De ki; Rabbım size ne kıymet verir duanız olmasa ? Demek ki tekzib ettiler, o halde yarın ceza yapışacak" ( Furkan : 77 )

    "Ve şayed kullarım sana benden sual ettilerse muhakkak ki ben çok yakınımdır, bana dua edince duacının duasına icabet ederim o halde onlar da benim da'vetime koşsunlar ve bana hakkı ile iman etsinler ki rüşd ile gidebilsinler" ( Bakara : 186 )

    Bu ayetleri okuduğumuz zaman, "dua" nın ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Yerlerde ve göklerde her ne varsa, dua ile kaim olduğunu anlıyoruz.

    Dua; taleptir, istemektir. Tarlayı ekmek de taleptir, ilahi nizama uygun istemektir. Velev ki, herhangiş bir sebepden dolayı ekemedik. Ne olacak ? Talep edememiş, İlahi nizama uygun adetullaha uygun isteyememiş mi olduk ? O zaman, yine duamıza başvuracağız. " Ya Rab ! şu nedenden dolayı ekemedim. Ama; biliyorsun ki bu nimete de ihtiyacım var." dedik. Rabbimiz, Kur'an da bahsettiği tabir ile büyük fazl'ın da sahibidir. O zaman Rabbimiz dualarımızın bereketi ile verir. İstenme makamı olduğu için verir.

    Eğer istemeseydik de yine ihtiyaç sahibi olsaydık bu sefer ne olurdu ? Bu sefer de fazl'ından verirdi. Fazl burada ne demektir ? İstenmeden dahi olsa, Rabbimizin adetullah çerçevesinde istenmemiş olmasına rağmen, sadece zikr marifeti ile dua yolu ile talep edilene veya edilemeyene verilen rahmani cevaptır. "Çünkü Ehli kitab bilmiyecek mi ki Allahın fazl'ından bir şey'e güç yetiremezler ve hakikat fazl, Allahın yedindedir (elindedir), onu dilediğine verir ve Allah çok büyük fazı sahibidir." ( Hadid : 29 )

    Şunu çok iyi bilmeliyiz, Rabbimiz dilemedikçe, bizler istemeyi dahi akıl edemeyyiz. Bırakın istemeyi, isteme düşüncesi var ya hani, işte onu dahi akıl edemeyyiz. Kafir dahi, istemediği halde, dua etmediği halde ve tarla da bahçe de ekmediği halde 3 öğün yiyeceğini ve belki daha fazlasını önünde buluyor. Bunun nedeni Rabbimizin büyük fazl sahbi olmasındandır. Adaleti gereği kafirlere bu dünyada fazl'ını gösteriyor ki ahirete isteyecek bir şey bırakmıyor, müğmine de ahirete saklıyor bu fazl'ını ki; bu dünyada kafire verdiğini, ahirette daha da artırarak müğmin kuluna vermeyi murad ediyor. Çünkü ahiret karı daha büyüktür bilen için:

    "Bak! Bir kısmını diğerine nasıl üstün kılmışız; elbette ahiret hem dereceler bakımından, hem de üstünlük bakımından daha büyüktür." ( İsra : 21 )

    Belki Mevdudi Üstad'ın yazısı bu kadar değildir önü ve arkası vardır ve muhakkak buralardan da bahsetmiş olabilir, ama yazının özü bu yönü itibari ile bu açıklamaya ihtiyaç duyuyor.
    Derdi; Allah'ın (cc) rızası olanlara selam olsun!

  6. #6
    sinang - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    sinang isimli Üye şimdilik offline konumundadır Mesajlari Onaylanacak
    Üyelik tarihi
    10.09.2006
    Bulunduğu yer
    bezm-i ezelden
    Mesajlar
    1.579
    Tecrübe Puanı
    40

    Standart

    bismillah.mevdudinin anlattığı mevzu kavli duadır.fiili dua olmadan işler genelde gaye-i hayal olur.burda yeryüzü imamlığı dediği insanın halife oluşudur.ikinci kısımda cevap vermiş zaten. yazının başı bu.
    "Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı / Asrın idrakına söyletmeliyiz islamı..." M.AKİF ERSOY

  7. #7
    bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır sadece bir kul
    Üyelik tarihi
    10.09.2007
    Bulunduğu yer
    Dağlardan, yaylalardan
    Mesajlar
    7.792
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Hayli derin yazılar, çok derin, bu fakire çok geliyor.





    Ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila


    Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol.
    Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye,
    Bir sebep, bir yol, bir nefes ol.

    Bütün Tağutları Red...


  8. #8
    radikal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    radikal isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    10.02.2007
    Bulunduğu yer
    Gönül aleminden
    Yaş
    38
    Mesajlar
    2.637
    Tecrübe Puanı
    147

    Standart

    Alıntı sinang Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bismillah.mevdudinin anlattığı mevzu kavli duadır.
    Tersi olmasın ? Neden böyle söyledim açıklayayım.

    Eğer Mevdudi yukarıdaki açıklamayı kavli dua için söylemiş ise, bahsettikleri fiili dua için geçerlidir. Çünkü, kavli dua; sadece dil yada kalben istemek ile yapılan dua olduğu için, tarlayı ekse de, ekmese de yapılabilinecek bir duadır. Oysa, fiili dua da, adetullah gereği eylem gerekir. Örneğin, Rabbimiz Rezzak'tır, lakin çalışmak ile yani fiili dua ile Rezzak ismi şerifinin üzerimizde tecelli etmesini talep etmiş oluruz. Eğer Rabbimiz Rezzaktır diyerek sadece kavli dua ile ümid eder ve beklersek, tamam Rabbimiz birilerini vesile ederek fazl'ından yine rızkımızı gönderir ama; burada imtihan olunan ile imtihan edenin vasfı ve anlamı yer değiştirmiş olur. Bu da imtihan gerçeğine aykırı bir durumun oluştuğunu gösterir.

    Bu hataya yahudiler düştüğü için "lanetlenmişlerdir". Hz. Musa (a.s.) 'a "Rabbine sor bakalım biz ne yiyeceğiz" dediklerinde, bir nevi de "hadi bakalım Rabbin bizi nasıl doyuracak bu çöl ikliminde ? göstersin hele bir kudretini" anlamında sorgu ile rızkın nasıl geleceğini bilmedikleri ve inanmadıkları için görmek istemişlerdir. Ve her gün gökten inen bıldırcın ve kudret helvasını yedikleri ve nasıl geldiğini de gördükleri halde, bir de nimete nankörlük edip "her gün aynı şeyi yemekten bıktıklarını, soğan, sarımsak, kabak, mercimek gönderse a !" gibi bir de beğenmemezlik ifade ederek nankörlük sonucu laneti haketmişlerdir. Bakara suresinde örneği verilen bu durum kavli duanın tecelllisidir ve hiç bir fiilde bulunmadan istediklerinin de fazlasına kavuşmuşlardır. İşte bizim anlattığımız kavli dua neticesinde Rabbimizin fazl'ından vermesi bunun gibi bir şeydir.

    O nedenle sizin bahsettiğiniz
    fiili dua olmadan işler genelde gaye-i hayal olur
    sözü muhaldir. Mevdudi böyle bir cümle kurmaz. Ya bu cümle size aittir meramınızı anlatmak için bir an yazmış bulundunuz, yada Mevdudi'nin dir ama önü veya arkası muhakkak vardır ama siz buraya almadınız. Çünkü, cümlenin varacağı nokta biraz küfr kokuyor. Rabbimizin kudretine sanki bir nevi sınır tayin ediyor.

    burda yeryüzü imamlığı dediği insanın halife oluşudur.ikinci kısımda cevap vermiş zaten. yazının başı bu.
    İnsanın yeryüzü imamı olması kendi ihtiyarı değildir. İlahi Takdirdir. Çünkü, kendi ihtiyarı olsaydı; Adem (a.s.) çok pişman olup nedamet getirmiş olduğu için affedilmesi gerekirdi, çünkü, hem kavli hem fiili dualarda yüzyıl bulunmuştur. Fakat kabul edilmemiştir. Çünkü; İlahi Kudret böyle takdir buyurmuştur. Levhi mahfuz'a "kalem" ile böyle yaz demiştir.

    Hz. Adem (a.s.), yeryüzüne indiği ilk yer olan serendip adasında, geldiği yöne gözlerini çevirip (arş), yüzyıl boyunca ayakta gözyaşları içinde hiç bir şey yemeden ve içmeden dua etmiştir. Bu kavli dua bölümünü gösterir. Daha sonra, dünya yaşantısına alışıp da rızkını çıkarmak için avlanması, Cebrail (a.s.) ile beraber ekin ile uğraşması, işte burası fiili dua bölümünü oluşturur.

    Ama, sizin buraya taşıdığınız yazı eksik biraz. Bu anlamda değil.
    Derdi; Allah'ın (cc) rızası olanlara selam olsun!

  9. #9
    sinang - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    sinang isimli Üye şimdilik offline konumundadır Mesajlari Onaylanacak
    Üyelik tarihi
    10.09.2006
    Bulunduğu yer
    bezm-i ezelden
    Mesajlar
    1.579
    Tecrübe Puanı
    40

    Standart

    bismillah.. sizin bahs ettiğiniz kutret helvası mucize veya keramettir ki bu olağan dışıdır.burada da bir küfr aramak yersizdir.yoksa Allah cc şanı yücedir,kudreti sonsuzdur amenna.insanın ilahi kanunlar esbab a uymak zorunluluğu vardır.buradaki ikinci yön ise onun halife oluşudur.onun için bir hayvan gibi kaderine razı yaşamıyor,belki cüzzi iradesiyle herşeye bir tesir vermek istiyor,esbaba uyarak tabii.işte mevdudi diyorki burada ahlaki yasalar önemlidir.buda son olan kurani yasadır.yani kuran ahlakıyla ahlaklanmak.insan bu ahlak ile ahlaklanırsa halifeliğinin hakkını verir terakki eder yoksa tedenni eder.
    "Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı / Asrın idrakına söyletmeliyiz islamı..." M.AKİF ERSOY

  10. #10
    sinang - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    sinang isimli Üye şimdilik offline konumundadır Mesajlari Onaylanacak
    Üyelik tarihi
    10.09.2006
    Bulunduğu yer
    bezm-i ezelden
    Mesajlar
    1.579
    Tecrübe Puanı
    40

    Standart

    Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler.
    "Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı / Asrın idrakına söyletmeliyiz islamı..." M.AKİF ERSOY

+ Konu Cevaplama Paneli

Benzer Konular

  1. Sünnet Namazlarında İmamlık
    By bekir in forum Fıkıh Köşesi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.05.2009, 23:21
  2. Allah ın Sıfatları Konusunda Selefin Tutumu
    By kemi in forum Genel Islam Konular
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.04.2008, 20:40
  3. Yeryüzünde Bahar
    By nurullah_01 in forum Oku, Düşün, Anla
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 10.07.2007, 08:36
  4. Yeryüzünde Bahar
    By nurullah_01 in forum Oku, Düşün, Anla
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 01.06.2007, 22:46

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Content Relevant URLs by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.