hep kafama takılır sizlere sorayım çok ayet var zinanın cezalarıyla ilgili ama recm yok..100 sopa ev hapsi gibi cezalar var..recm bu ayetlere aykırı..sünnet deniyor ama sünnet ayeti kaldırırmı
hep kafama takılır sizlere sorayım çok ayet var zinanın cezalarıyla ilgili ama recm yok..100 sopa ev hapsi gibi cezalar var..recm bu ayetlere aykırı..sünnet deniyor ama sünnet ayeti kaldırırmı
Kuran ayetlerinde her hangi bir eksiklik veya fazlalık yoktur. Peygamberimize gelen her emir ve yasak Allah'ın vahiyle bildirmesi sonucu oluyordu. Ancak bu emir ve yasakların bir kısmı sadece mana olarak geliyordu. Peygamber Efendimiz de onları ümmetine anlatıyordu. Diğerleri ise hem mana hem de lafız olarak geliyor ve Peygamber efendimizin onlara hiç bir katkısı olmadan olduğu gibi kalıyordu. İşte bunlar Kuran ayetleridir. Manası Allah'tan olup da anlamı peygamber efendimize ait olanalar vaya Kuran ayeti olmayan vahiyler ise Kurana girmiyordu. Okunan bir kuran ayeti olmadığı için Kuran'a girmeyen ayetler vardı. İşte Recimle ilgili olan vahiy de bunlardan biridir. Bu nedenle bu ayetin hükmüyle amel ediliyor. Ancak Okunan Kuran ayeti olmadığı için de Kuran da yoktur. Yani hükmüyle amel ediliyor.
İmam Şafii, meşhur eseri el-Ümm'de şunları kaydeder: "Peygamber'in farz kıldığı her şey vahiy ile olmuştur. Bir okunan vahiy (vahy-i metluv) vardır, bir de doğrudan Hz. Peygamber'e vahyedilen ve Hz. Peygamber'in sünnet kıldıkları vardır." Şafii, bu ikinci çeşit vahyin, ister bazılarının dediği gibi Cebrail tarafından Hz. Peygamber'in (s.a.s.) kalbine ilka edilen bir bilgi olsun, isterse insanları doğru yola iletmesi için bizzat Allah'ın kendisine bildirdiği bir bilgi olsun, herkesi bağlayıcı olduğunu söylemektedir .
Şafii, bu yaklaşımı aynı kitabın bir başka yerinde şöyle ifade eder: "Peygamber, Allah'ın emri olmadan hiçbir konuda hüküm vermemiştir. Allah'ın, Peygamberine gönderdiği emirler iki kısımdır: Biri, bizzat Allah'ın insanlara tebliğ edilmek üzere inzal ettiği vahiy; diğeri de Allah'tan "şu işi şöyle yap" diye bir mesaj gelir, o da onu yerine getirir." Şafii, bu yaklaşımını delillendirmek için "(Ey Peygamber hanımları) oturun da evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti zikredin." (Ahzab, 34) âyetini anarak, vahyin ikinci kısmını "hikmet"le açıklar . Şafii bir başka yerde de şöyle demektedir: "Bazı âlimlere göre, Hz. Peygamber'in sünnetinin tümü onun kalbine ilka olunmuştur ve onun sünneti de hikmetin ta kendisidir" .
Recm konusu Peygamber Efendimizce (sav) hükmolunmuş, uygulanmış ise de imkanlar ölçüsünde bu cezadan kaçmaya çalışmıştır.
Ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol.
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye,
Bir sebep, bir yol, bir nefes ol.
Bütün Tağutları Red...
Sünnet içinde, kul olma gereği yapılanlar, oturmak, kalkmak, yürümek, oturarak su içmek gibi olanlar vardır, bir de Allah'ın vahy olarak indirmediği ama bizzat kendi kudreti veya Cebrail (a.s.) aracılığı ile kalbine ilka ettiği (indirdiği) vahyler sonucu uygulananları vardır. Bunların bazılarına da hikmet denir ki, Kur'an apaçık denildiği halde bizler halen Lam, mim, kaf gibi ayet kabul edilen bu sözlerin mahiyetini bilemiyoruz. Bunların ancak ve ancak ilmi ledün sahiplerinin bileceği ve onlar da bildirirlerse, bizim tarafımızdan da bilinebileceği vurgulanıyor.
Eğer bu recm sünnet olarak kabul edilirse, Allah'ın ilka ettiğidir. İlla vahy aranması şart değildir.
"Peygamber her ne versdiyse alın, sakındırdığından da sakının..." ayeti buna iman etmemizi gerektirir.
Kuran'a göre, BİRİLERİ SİZİ ÖLDÜRMEK İSTEMİYORSA hiç kimseyi öldüremezsiniz. ancak kendinizi savunmak için öldürebilirsiniz. lakin cahil ve düşünmeyen topluluklar,kendi insanlık dışı hareketlerini maalesef ve maalesef kendilerine farklı bir din yaratıp, bunun arkasına sığınarak gerçekleştirmekte, bu da çok doğal olarak gerçekten İslamiyetin ne olduğunu bilmeyen kişilerde antipati yaratmaktadır.
örneğin Afganistan'da ya da başka yerlerde, cinsel ilişkiye girdiler diye insanların öldürülmesi kadar aşağılık ve insanlık dışı birşey olamaz.
Bir din adına ortaya çıktığını ileri süren insanların bir kısmı, o dini yanlış anlıyor ve yanlış uyguluyor olabilirler. O nedenle bu insanlara bakarak o din hakkında fikir edinmek yanlış olur. Bir dini tanımanın en doğru yolu, o dinin kutsal kaynağını incelemektir.
İslam'ın kutsal kaynağı Kuran'dır. Ve Kuran'da öğretilen ahlak modeli, bugün "İslam" dendiğinde bazı Batılıların zihninde oluşan imajdan tamamen farklıdır. Kuran ahlakı, sevgi, şefkat, merhamet, tevazu, fedakarlık, tolerans ve barış kavramlarına dayanmaktadır
Gerçek anlamda Müslümanlara mahsus olan hoşgörü, ancak Kuran'ın emrettiği doğrultuda uygulandığında tüm dünyaya barış ve esenlik getirir. Nitekim Kuran'da "İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel bir tarzda(kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost (un) oluvermiştir." (Fussilet Suresi, 34) ayet-i kerimesi ile bu özelliğe dikkat çekilmiştir.
Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (mü'minlere, savaşma) izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir. Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar... (Hac Suresi, 39-40)
Allah müslümanlara savaş iznini, baskı ve zulüm gördükleri için vermiştir. Bir başka deyişle, izin verilen savaş, sadece savunma amaçlı bir savaştır. Başka ayetlerde ise müslümanlar gereksiz bir kışkırtmadan veya gereksiz şiddet kullanımından kaçınmaları için uyarılmışlardır:
Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bakara Suresi, 190
Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır... (Mümtehine Suresi, 8-9)
Kuran ahlakının temelini hoşgörü, barış, merhamet oluşturmaktadır ve İslam yeryüzünü bozgunculuktan arındırmayı hedeflemektedir. Kuran'ın hükümleri ve bunların tarihte Müslümanlar tarafından uygulanışı bu konuda hiç bir tartışmaya yer vermeyecek kadar açıktır selametle
Ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol.
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye,
Bir sebep, bir yol, bir nefes ol.
Bütün Tağutları Red...
sayın bekir,
''Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke'den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.'' Bakara Suresi Ayet 191
''Eğer onlar (savaştan ve küfürden) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.'' Bakara Suresi Ayet 192-193
''Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı. Ancak sizinle aralarında anlaşma olan bir topluma sığınmış bulunanlar, yahut ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmayı içlerine sığdıramayıp (tarafsız olarak) size gelenler başka. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse; Allah, onlara saldırmak için size bir yol (yetki) vermemiştir. '' Nisa Suresi Ayet 89-90
''Bu nedenle İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır'' Maide Suresi Ayet 32
''Onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah'ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyenkimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar.'' Furkan Suresi Ayet 68
yeterince açıklayıcı olduğunu umuyorum.
hadislere gelince, açık bir şekilde yukarıdaki ayetlerde de gördüğümüz üzere kitabımız Kuran, saldırıya maruz kalmak haricinde insan canına kastetmeyi kesinlikle yasaklamıştır. buna rağmen, eğer ki siz ya da bir başkası peygamberimizin bu çerçeve dışında birinin canına kastettiğini ya da kastedilmesi gerektiğini söylediğini belirtiyor iseniz buradan anlaşılan tek gerçek şudur: bu yanlıştır, saptırılmıştır, bilirsiniz hadisler kolayca saptırılabilir, kolayca sahtelenebilir.
ayrıca,
İslam Kuran ve Hadisler ışığında şeriatını bulur. Bilerek mi konuşuyorsunuz yoksa size göre mi böyledir bu!?
ben İslamiyet'i sadece ve sadece Kuran'ı rehber alarak yaşarım. Peygamberler zamanında yaşamış olsam, onların yanında olsam elbette hadislerini de rehber alırdım çünkü Kuran'ı tebliğ etmekle görevlendirilen peygamber, onun aksini söyleyemez. ''size göre mi böyledir bu'' ya da cevabım şu: ''hayır, İslamiyet'i şu zamanda anlayıp öğrenebileceğimiz tek kaynak olan Kuran'a göredir.''
Sağolun, ayetleri yazmışsınız ama her halde okumadan yazmışsınız. İsterseniz bir daha okuyun, yok ben okudum diyorsanız ben bir daha okutayım.
Bu arada maşaallah Kur'an ünsiyetiniz de var görünüyor lakin sadece size yarayanlara mı bakıyorsunuz? "Peygamber ne verdiyse alın" " Biz O'na Kur'anı ve hikmeti verdik" mealinde ki ayetler ilginizi çekmemiş zahir.
Sadece Kur'an a bakarım diyorsanız, Kur'an dan anlamanız lazım artı bir de hikmetiniz olması lazım. Oysa yukarıda ki fetvanıza delil verdiğiniz ayetlere bakılırsa ne Kur'an ı ne de hikmetini biliyorsunuz. Nasıl olacak?
Ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila
Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol.
Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye,
Bir sebep, bir yol, bir nefes ol.
Bütün Tağutları Red...
Paylaş