İKİNCİ MESELE
ilmi Üslup Neyi Gerektirir, Geçmiş Alimler Bu Mevzuda Ne Dedi?
Bu meseleyi,birkaç noktada izah edeceğiz.
Birinci nokta
ilmi üslubun gerektirdiği mühim ve kaçınılmaz esaslardan biri de, ele alınacak mevzuda daha ön-ceden bir şeyler söylenip söylenmediğini iyi araştırmaktır. Zira, tekmil-i san'at telâhuk-i efkar ile-dir. Yani, sanatın kâmil ve üstün kılınması, işe yarar fikirlerin birbirlerine katılmasıyladır. Keşfedi-len Amerika'yı tekrar keşfetmek için emek sarf etmek akıllı işi değildir.
Târihî ve fennî terâkümleri (birikimleri) yok saymak akıl karı olmadığı gibi, işin başından başlamış olmak ta ibtidailik (ilkellik) ve bir çok doğrudan mahrum olmanın yanında, sayısız yanlışa saplanmaktır. 0 halde, geçmiş mükte-sebatı (kazanılan değerleri) hiçe saymak hem cahillik, hem yobazlık, hem artistlik, hem de ahmak-lıktır. Halbuki maşalardan hiç biri bu mevzuda yazılan kitapları ve risâleleri okumamışlardır.
Orta oyununa benzer bir t.v. programında zavallı bir prof.
Allame, muhaddis Keşmirî'nin Tasrih isimli eserini gösteriyor. Güya onu okuduğunu anlatmak istiyor ve bu kitapta hadisler kritik edil-memiştir diyebiliyordu.
Oysa kitapta geçen yüz küsur hadisten kırk tanesi, müellifçe teker teker kritik edilmiş, sıhhat dereceleri hakkında geçmişten günümüze kadar alimlerin görüşleri ve kendi kanaatleri bildirilmiştir.
Kalanları da kitabı tahkik eden merhûm Ebû Ğudde tarafından kritik edil-miştir. Sözü edilen prof, bu hususta Buhari'nin bir rivayetinin olmadığını, Buhari'de böyle bir ri-vayet görmediğini diyebilecek kadar gülünçleşebiliyordu. Böylece, hem o elinde gösterdiği kitabı, hem de Buhari'yi okumadığı ortaya çıkıyordu.
İkinci nokta
isâ (aleyhisselâm)'ın, ölmediği, öldürülmediği, sağ olarak cesediyle göklere çıkarıidığı ve kıyame-tin kopuşundan önce yere ineceği hakkında, İslâmî eserlerin, kıyametin kopuşunun alametleri mev-zuu ile alakalı bölümlerinde, ilk devirlerden günümüze kadar sayısız geniş bilgiler verilmektedir.
Üçüncü nokta
Zamanında bu mevzuda anlaşmazlık olmamasına rağmen, Suyûtî'nin el-İ'lâm'ını, niye yazdığını bilmediğim için, hüsn-i zan yaparak bunu onun kerametine bağlıyorum.
Diğerleri ise ingiliz maşası Kadiyânî Mutenebbi'nin (sahte peygamberin) "İsâ (aleyhisselâm) öldü gelmeyecek" düşüncesiyle Mü'min'ler arasına fitne mikrobu yaymaya başlamasından ve bu mikrobun islam alemine yayılma-sından sonra bu hususta bir çok eser kaleme alındı. Din bekçileri olan alimler bu hususta susmadı.
Dördüncü nokta
Bu hususta yazılan bir çok müstakil eser de vardır. Suyûtî'nin el-İ'lâm'ı .Şevkâni'nin et-Tevdih'i, Keşmiri'nin Akîdetu'l İslâm ve et-Tasrih isimli iki eseri, Ğumari'nin İkamet-ul Burhân'ı ve Akîdetü Eh-li'l-İslâm'ı Bir de Kevserî'nin Nazratun Abirah ile Makâlât'ı zımnındaki bir makalesi bu eserler cüm-lesindendir. Ayrıca, Allâme muhaddis Yusuf El-Bennûrî'nin Akîdetü’l İslâm'a ve Allâme Muhammed Şefiin de et-Tasrih'e yazdıgı uzun ve kıymetli mukaddimelerinin yanında, Allâme Muhammed Ba-hit'in uzun bir fetvası birer müstakil eser hükmündedirler.
Beşinci nokta
Hıristiyanların bu fitneye karşı çıkmayıp, aksine sahip çıkmalarının, altında yatan, "devenin ge-leceği yerde serçeyi esirgememek" tir, "kazın geleceği yerde tavuğu esirgememek" değil...
Mü-minlerin inançlarının sarsılması, tefsir, hadis ve akaid kitaplarına güvenin yok edilmesi gibi büyük menfaatlerin yanında, "İsâ a.selam gelmeyecektir" demenin zararının hesabı mi edilir? Hem, bu-rada, "gelmeyecek" ile yıkılan, "gelip İslam'a göre hükmedecek , şu andaki değiştirilmiş Hıris-tiyanlığı ortadan kaldıracak" inancıdır ki, bu inanç onların işine ne kadar yarar? Böyle bir inancın
Onlara göre yıkılması durmasından iyidir. işi temelden yıkmanın kârı yanında tali bir kayıp ve zarar o kadar da mühim değildir. Bu husustaki görmezlikten gelmelerinin temelinde yatan sır ve hikmet de, Allah-ü A'lem bu olsa gerektir.
''Eklediğim Konular İle Kesinlikle Lehde ve ya Aleyhde Munazara Etmiyorum.
Dileyen Kabul Eder.Dileyen Kabul Etmez.''
Paylaş