Ey Allah (Celle celaluhu) hakkı için sevdiğim Bekir kardeşim;
Haluk gümüştabak adındaki arkadaşın iyi niyetli olmasından şüphe ediyorum. Uyarılmış olmasına rağmen, halen aynı minvalde insanların dimağlarını ve inançlarını karıştırmak için yazılar yazması, beni bu şüphede tutuyor. Zamanında ibn'i sebe de aynı yolu izlemişti. Kur'an'dan hüküm çıkaracak dereceye gelinceye kadar özellikle yetiştirildi ve düşünün ki sahabe'i Kiram gibi mümtaz ve değerli insanların içine bırakıldı. Sahabe ki; Kur'an' soluk soluk yaşamış bu insanların yanında hüküm çıkartma makamına gelmek, öyle her babayiğitin harcı da değildir. Ve yaptıkları ile, o dönemde ortaya attığı fitneleri halen günümüzde bile yaşadığımızı unutmayalım.
Kur'an tefsirine karşı bu arkadaş, Kur'an'ı kendi tefsir ediyor. kur'an'dan hüküm çıkarılmasına karşı, kendi hüküm çıkarıyor. Güya Kur'an'ın apaçık olduğunu söylüyor (ki Rabbimizin ayeti ile de sabittir apaçıktır) kendisi sanki biz kapalı diyormuşuz gibi bir anlatıma giriyor. Yazdıklarını çok ciddi tahlil ettiğiniz zaman görüyorsunuz ki; iman sahibi bir müslümanın dahi kafasını karıştıracak zehir zemberek fikirler koyuyor ortaya. Yazdıkları ile nübüvvet makamını basitleştirip, Selim'in de dediği gibi Peygamber (s.a.v.) efendimizi "postacı" hükmüne indirgemeye, insanların gözünde alelade bir insan hüviyetinde kabul etmesine bir zemin hazırlıyor.
Zaten günümüz insanları, ne ciddi bir Kur'an eğitimi nede ciddi bir hadis sünnet eğitimi almadığı için, iki üçü ayet ile yazılmış bir yazıyı hakk anlamlar içeriyor gibi kabul edip dağarcığında tutuyor. Dağarcığında tutması bile o kadar dehşetli bir bombadır ki; şeytan zamanla oraya girer, oradaki kalıntı fikirleri alır, nakış nakış, ilmek ilmek örer, ortaya masa üstü nakış gibi bir desen bırakır. ndan sonra kırk tane alim gelse o deseni bozamaz. Ne oldu, gümbürtüye gtti sakat bir iman bakiye kaldı. Neresinden bakarsanız bakın, hüsran...
İsa (a.s.) yeryüzüne inmeyecekmiş, Kur'an yazmıyormuş. Hani apaçıktı Kur'an ? neden yazmamış. Oysa, yazdı Kur'an yazdı, ama okumasını bilmedi. Çünkü; Kur'an en başta diyorki; "Resulüme uyun ! O size neyi verdiyse, alın, neyden de men ettiyse uzak durun" Bunu görmüyor ki; en büyük başlangıç noktasında hataya düşüyor. Şunu br müslüman kabul edecek en başta: "Arkadaş ! ben bu Kur'an'ı okuyorum ama; anlayamadığım bana açıklanması lazım gelen yerleri bilemezsem, bu Kur'an'ı canlı olarak nefsinde hayatında, her anında yaşayan bir Peygamber'im var. Bilemediğim, anlayamadığım yerlerde açar bakarım O'nun sünneti ve hadisi ne şekilde işaret ediyorsa, oradan öğrenirim. Önümde bulduğum hadisi de alır Kur'an ölçülerine uyuyormu diye bakarım, eğer uyuyorsa hakk bir hadistir, bizzat kulağımla duymuş gibi bunu Rasulullah'tan (s.a.v.) öğrenirim," diyecek. Diyemiyor, çünkü böyle kafa karıştırıcı insanlar her zaman ve her dönemde her yerde mevcuttu.
İsa (a.s.), son peygamber olan Hz. Muhammed'den (s.a.v.) sonra gelemezmiş ayete aykırıymış. Bakın ! nerden yakalıyor. Evet, son Peygamber bizim peygamberimizdir, Allah'ın (Celle Celauhu) kendi indinde kabul ettiği İslam şeriatını da indirmiş ve tebliğ etmiştir, ama, İsa (a.s.) kendi şeriatı ile gelmeyecek ki ! Her gelen Peygamber, Allah'ın kendisini görevlendirdiği şeriat ile insanlara tebliğ de bulunuştur. Nübüvvet makamı da son bulmuştur. İşte bu noktada İsa (a.s.) nasıl gelebilir ayet ile sabittir nübüvvet bitmiştir, diye ortaya bir saatli bomba koyuyor. İsa (a.s.) sanki İslam dışı bir peygambermiş gibi bir tarza çaktırmadan nasıl giriyor, bakın ! O zaman şunu söyle bakalım demiyor (madem o kadar akıllısın); İsa(a.s.) Rabbmizn emr'i ile göğe ref edilmişitir ve kesinlikle de ölmemiştir ! Doğru mu ? doğru. Peki; Rabbimizin şaşmaz ve zerre değişmez bir emr'i daha var, ne buyuruyordu "her nefs ölümü tadıcıdır !" Ne oldu şmdi ? İsa (a.s.) hem ölmedi, O'nu öldüremediler Rabbin O'nu kendine yükseltti, diyor ayet, hemde bir başka ayette "her nefs ölümü tadıcıdır" buyuruyor. İşte bu noktada anlamına eremeyene Peygamber efedimiz (s.a.v.) hadisi şerifi ile çıkıyor ve bir nevi diyor ki; "bu ayet birbiri ile çelişmez ! Evet Rabbimiz İsa (a.s.)'ı göğre ref etmiştir, ve lakin İsa (a.s.) ahir zamanda Rabbimizin emr' ile yeryüzüne inecek ve benim tebliğ ettiğim şeriat ile amel edip kendi ümmedini yine Rabbimizin biricik şeriatına davet edecek. Çünkü bir başka ayette Allah İsa (a.s.) kendi ümmeti üzerine şahit kılacağını beyan buyuruyor. Bu da ancak bu şekilde mümkün olacaktır. Görevini bitirdikten sonra da bahsedilen "her mefs ölümü tadacaktır" emr'i gereği ölecektir."
Ama, sen inen ayetlerin bırak anlam ve mahiyetini bir kenara, daha nuzul sebebini dahi red edersen, bunları anlayamazsın. Bir de Peygamber efendimizin (s.a.v.) hadislerini devre dışı bırakırsan; basarsın feryadı: Kur'an devre dışı bırakıldı ! diye. Yok, Kur'an devre dışı değil, sen kendi hataların ile kendi devrelerini yaktın. Yksa herkes kur'an'ı başı üstünde tutuyor. Bu başı üstünde tutmaktan kasd, kitabı başının seviyesinden aşağıya indirmiyor anlamında değil, içinde yer alan ayetleri şek ve şüphe duymadan sahipleniyor, anlamında. Çünkü; bize Kur'an'ı bizzat nefsinde yaşayıp tatbik eden, anlatan, öğreten canlı bir Tefsir var; Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.). Canım feda olsun yoluna.
İnşaallah bu açıklama ve sizin de uygulamaya koyduğunuz nedenler ile beraber az da olsa dağılan kafalara ve gönüllere kısa da olsa yeterli bir açıklama yerine geçer. İnşaallah bunun ecrini hep beraber ahirette görmek nasip olur.
Derdi; Allah'ın (cc) rızası olanlara selam olsun!
Paylaş