3---Rejim ve ideoloji konusu:
Ana unsurları müslümanlar olan bir toplumda ancak İslam’ın şu sistemleri uygulandığında toplumda barış, adalet, istikrar, huzur ve sağlıklı kalkınma sağlanabilir:
--İslam’ın yönetim şekli ve sistemi olan Hilafet,
--İslam’ın eğitim sistemi ve siyaseti,
--İslam’ın yargı sisteminin usul ve çerçevesi
ki bu adaleti yargıda en iyi şekilde dağıtacak tek sistemdir.
--İslam’ın iktisadi siyaseti ve sistemi,
İslam’ın iktisadi sistemi kendisine özgün bir sistemdir. Mülkün / yeryüzü servetinin insanlar arasında adil bir şekilde dağılımını sağlayacak ve fakirlik sorununu çözebilecek tek doğru sistemdir.
İslam’ın iktisad sisteminde günümüzde bütün insanlığın başına bela olarak musallat olmuş sömürü ve zulüm sistemi olan Kapitalizmin şu temel kurumları ve kuramlarına yer yoktur:
---Faiz sistemi,
---Borsa sistemi,
---Vergi ve sigorta sistemi,
---Nisbi / göreceli para sistemi,
---Mülkiyet özgürlüğü anlayışı,
İslam’a göre Malikül Mülk / mülkün gerçek sahibi Alemlerin yaratıcısı Allahu Teala’dır. İnsanlar mülkde ancak Allahu Teala’nın izin verdiği yollarla mülk edinebilirler ve Allahu Teala’nın izin verdiği şekilde mülkte tasarrufta bulunabilirler. Dolayısı ile mülkiyette esas olan “özgürlük” değil Allah’ın iznidir yani şeri hükümdür. İslam’a göre mülkiyet tasnifi de kendisine özgündür, şöyleki;
----Kamu mülkiyeti; yeraltı ve yerüstü madenleri, yeraltı ve yerüstü akarsuları, göller ve denizler, petrol ve gaz gibi enerji kaynakları, bunları işleten işletmeler, bütün türleri ile yollar, ormanlar ve meralar gibi tabiatı gereği herkesin yararlanma hakkının olduğu mülklerdir, statüsü değiştirilemez.
----Devlet mülkiyeti; bazı vergiler, haraç, cizye gibi tasarrufu halifenin görüş ve içtihadına terk edilmiş mülk,
----Özel mülkiyet; zikredilen iki mülkiyet türünün dışında meşru yollarla elde edilen mülk,
Ayrıntı bilgi ekteki “İslami Anayasa Tasarısının Gerekcesi” adlı kitapta, ayrıca “İslam’da İktisad Nizamı” adlı kitapta mevcuttur.
--Kadın-erkek ilişkilerini;
insani değerleri muhafaza ederek adil bir şekilde tanzim edebilmek beşerin fevkinde bir iş olduğunu günümüzdeki manzara ortaya koymaktadır. Bunu da en doğru ve adil şekilde tanzim eden ancak İslam’dır. Ayrıntı bilgi de ekte mevcuttur.
--Toplumda mevcut çeşitli inanç gruplarının hak ve hukukunu da “zimmet ahkamı” ile ancak İslam garanti altına almıştır ve bunu gerçekleştirmiştir. Bunun delili tarihi hakikatlardır. Orta Avrupa, Balkanlar, Anadolu, Ortadoğu, Kuzey ve Orta Afrika, Kafkaslar, Orta Asya bölgelerinde gayri müslim unsurlar hayatlarında ancak İslam’ın hakim olduğu dönemlerde can, mal ve ırz güvenliği içinde kalabilmişlerdir. İslam’ın hakimiyetinin son bulması ile çağdaş tağuti zulüm ve zulümat kara kâbus gibi hem müslümanların başına hem de o gayri müslimlerin başına çökmüştür. O bölgelerin hiç bir yerinde huzur, asayiş, güvenlik hiç kimse için kalmamıştır...
--Dış siyaset ilkeleri ve çerçevesi de İslam ahkamına göre belirlenir. Bu dış siyaset, ümmete tekar “diğer insanlar için şıkartılmış hayırlı ümmet”, “marufu emreden, münkerden nehyeden, hayra / hidayete davet eden vasat / en seçkin lider ümmet” “şahid ümmet” kılar.. Bu liderlik; sömürü ve despotluk liderliği değildir. Bu liderlik adalet, rahmet ve hidayet liderliğidir.
Adalet, rahmet ve hidayet liderliği öyle sadece laf ile, slogan ile, temenni ile olmaz. Ancak ve ancak İslam’ın kamilen hakim olması ile olur. Zira Allahu Teala izzetin, üstünlüğün, liderliğin ancak Allah’ın dinine titizlikle bağlılık ve dinini hakim kılmak ile olacağını bildirmiştir...
وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِّيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا
“Kendilerine izzet / güç ve itibar sağlasınlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.” (Meryem:81)
مَن كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُوْلَئِكَ هُوَ يَبُورُ
“Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah'ındır. Güzel söz O'na yükselir, salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli biz azab vardır. Onların tasarladıkları boşa çıkıp bozulur.” (Fatır:10)
Tanzimat ile başlayan “muasırlaşma”, “batılılaşma” sloganı altında İslam’dan uzaklaşma faaliyetleri ile özellikle Cumhuriyet döneminde yapılan anayasaların hiç birisinin kökleri bu toplumda yoktur. Onun için o anayasalar bu toplumda hep bütün zulümlerin ve sorunların kaynağı oldu, müslümanların başağrısı ve belası oldu. Bütün zulümlerin, siyasi ve toplumsal istikrarsızlığın, bölücülüğün, kirliliğin, ekenomik, askeri, teknolojik geri kalmışlığın ana nedeni oldular.
Dürüstce, cesurca, samimi olarak şeffaf bir şekilde bunlar konuşulup tartışılabilinmelidir. Bu milletin başına “yeni bir bela” daha musallat edilmez inşaallah!..
İSLAMİ BAKIŞ AÇISINI YOK SAYMAK
MÜSLÜMANLARI YOK SAYMAKTIR
“Yeni bir anayasa”dan bahsediliyorsa; bu müslüman toplum tarafından benimsenecek egemenlik, sulta, rejim ve ideoloji kökleri ile tamamen yeni ve İslami bir anayasadan bahsetmemiz gerekir. Gayrısı fasa fisodur, dalalettir, cehalettir, cahiliyyedir. Zira bu toplum için yapılacak bir anayasanın, onun ana unsurlarını yani müslümanları sanki yok sayarak yapılması ancak bu topluma yapılan bir hakaret ve ihanet olur.. Müslümanları diğer fert ve toplumlardan ayırt eden husus onların inanç ve dinleri olan İslam’dır.
Anayasa konusunda; özgürlükler, demokrasi, cumhuriyet, liberalizm, laiklik, sekülerizm, sosyalizm, ulusalcılık, globalizm, hatta komünizim vb. her açıdan görüş talep ediliyor, beyan ediliyor fakat sanki kendisi yokmuş yada bu konuda hiçbir çözümü yokmuş gibi İslami bakış açısına hiç başvurulmuyor.!.. İslam’ın görmezlikten gelinmesi yada yok sayılması, mensuplarının da yok sayılması demektir.. Cumhuriyet “halka rağmen halk için” felsefesi ile kurulduğu ve günümüze kadar işletildiği gibi “yeni anayasa” söylemiyle yapılan faaliyetlerin de aynı minvalde seyretmekte olduğu izlenimi vermektedir...
İslam; hayatın tamamını kapsayan bir hayat nizamıdır. Mademki hayatta; toplum, devlet, siyaset, ekenomi, yargı vardır, öyle ise İslam’ın bu konuda hükümleri, çözümleri, nizamları elbetteki mevcuttur. İslam; fert ve toplumların yollarını aydınlatan, sorunlarına şifa / çözüm olan, fert ve toplumları sağlıklı bir şekilde kalkındıran tek dindir.
Böylesi bir din Batılıların dünyasında olmayabilir. Onun için onların dini bireyin vicdanına hapsetmeleri ve sadece bir vicdan meselesi olarak görmeleri normal karşılanabilir. Fakat müslümanların evlatları olan kimi sözde aydın, okur-yazar, akademisyen, lider yada yönetici kişiler; Batılıların o “Dâllîn” / dalalet ehli olmanın şaşkınlığı içinde bocalayan, tutarsız, derme-çatma, saçma-sapan sözlerini, görüşlerini yani felsefelerini anlamak için gösterdikleri çabaları kendi dinleri olan İslam’ı anlamak için harcamış olsalar “Es-sırat al-mustakiim”i / “dost-doğru yolu” bulmuş olacaklardır, hem kendilerine hem de bağrından geldikleri milletlerine, ümmetlerine ve hatta tüm insanlığa hayırları dokunacaktır. Onun için onlar, zihinsel eksen ve kıble kaymasından yada sapmasından kurtulup kendilerine gelmelidirler...
Bütün dünyayı bir ahtabotun kolları gibi kuşatmış olan şeytanın dalalet yolları terk edilmelidir. “Modernizim”, “modernite” tabelaları altında sunulan; sekülarizm, laiklik, demokrasi, cumhuriyet, nasyonalizm / ulusalcılık yada ulus devlet anlayışı, özgürlükler, liberalizim, kapitalizm, sosyalizm, globalizm gibi kavram, ilke, ideoloji ve nizamları çağdaş şeytani dalalet yollarıdır. Bu yolların ehilleri yada yolcuları olan Batılıların mütefekkirleri, bu yolların çıkmaz sokaklar olduklarını, yanlış, batıl, başarısız, olduklarını itiraf etmeye başladılar. Zira “modernizmin” iflas ettiğini “postmodernizm” kavramı ve söylemi altında yazdıkları makaleler, kitaplar ile ortaya koymaktadırlar. Ancak postmodernizim onlara hidayet sunamamaktadır. Onun için “Üçüncü Yol Arayışları” adı altında makaleler, kitaplar yazılmakta, paneller yapılmaktadır... Bütün bu paneller, makaleler ve kitaplar Batı insanının nasıl fikren iflas ettiğini, tükendiğini, çaresizlik içinde nasıl çıkış yolu arayışı içine girdiğini yani hidayeti aradığını ortaya koymaktadır Ayrıca fiili durum da yani ekenomik, siyasi, toplumsal her alanda Avrupa ve Amerika ile ifade edilen Batının kriz nöbetleri ile nasıl çökmekte, çaresizlik içinde bocalamakta olduğunu ortaya koymaktadır..
O halde bu gaflet ve dalalette ısrar niye ?!. Ehlinin başarısızlığını her hali ile ilan etmekte olduğu bu kokuşmuş köhne çağdaş cahiliyye kavram, söylem, ideoloji, rejim ve sistemlere kurtarıcı simidi gibi sarılmak, çağırmak akıl işimidir?!.. Kör taklid diye işte buna denir!..
İslam Alemi ve özellikle Türkiye’de Batı hayranlığı illetine müptela olup da müslümanlara kanaat önderliği yapma iddiasında ve konumunda olanların gözlerini Batı aşkı kör etmiştir, akıllarını da dondurmuştur. Temenni ve tavsiye ederiz ki; öncelikle onlar bir an evvel bu akıl tutulması krizinden, kör taklidcilikten kurtulsunlar. Akıllarını başlarına alsınlar..Allah’a, Resulüne, Kitabına kulak versinler!.. Tüm müslümanlara ve hatta hidayet arayan tüm insanlığa “hayırlı ümmet”, “şahid ümmet”, “en seçkin ümmet” olmanın gereği hidayet liderleri olsunlar, şeytanın dalalet tabileri, rehberleri ve taşeronları değil.!..
Paylaş