Ebu Mus’ab Ez-Zerkavi İle
Gerçekleştirilen röportaj
Bağdadi: Rafizilerle (şii) Hristiyan batı arasında daimi bir husumet ve karşıtlık olduğuyla ilgili insanlar arasında yaygın bir inanış vardı, en azından insanların bir bölümünde böyle bir kanaat mevcuttu. Ama şu anda görünen o ki bu bakış açısı ortadan kalktı. Hâlâ daha şu anda Amerika’nın onlara güvenmediği ve yakında onları kısa bir süreliğine kullanıp yarı yolda bırakacağını düşünen insanlar var. Peki, bu bakış açısı ne kadar doğrudur ve Amerika rafizilerle daimi bir ittifak mı kurdu?
Zerkavi: Şu bilinen bir şeydir ki; bir olgu hakkında hüküm vermeden önce o olgunun hüviyetine ve sebeplerine bakmak lazımdır. Buradan yola çıkarak ilk öce bilmemiz gereken rafizilerin kim olduğudur. Rafiziler İslam dairesinin dışına çıkan, Ehli Sünnet vel-Cemaat ile savaşan, hilafetin ehli beytten alınarak ilk üç halifeden Beni Ümeyye’ye (Emevilere) geçmesinden Ehli-Sünneti sorumlu tutan şerli bir fırkadır. Rafizilerin Ehli-Sünnet’ten başka kin ve husumet besledikleri başka bir gurup yoktur. Onlar için Ehli Sünnet tek düşmandır.
Bağdadi: Yani Rafizi mezhebinin temelini bunlar mı oluşturur, şekillendirir?
Zerkavi: Evet, köklerindeki gerçeklik budur. Eğer biz bunu öğrenmek ve onların gerçek düşmanlıklarının kime karşı olduğunu doğru anlayabilme amacıyla şöyle bir geriye gidersek onların ilk kurucusunun (mezheplerinin) bir Yahudi olduğunu görürüz. Bizler onların dün Yahudilerin atalarıyla ve günümüz dünyasında onların torunlarıyla nasıl ilişkiler içinde olduklarını biliyoruz. Tüm tarihleri boyunca rafiziler, Ehli İslam dışında hiç kimseyle düşmanlık etmemişlerdir. Onlar Yahudilerle ve Hristiyanlarla savaşmadılar. Onların mezheplerinin kurucusu bir Yahudiyken onlardan, bunlara karşı nefret duymalarını nasıl bekleyebilirsin. İnsanlar arasında rafizi mezhebine karşı bir saygının uyanması, onların Ehli Sünnet vel-Cemaat arasında kabul görülür bir hal alabilmesi, Yahudiler ve Rafiziler arasında bir husumet olduğu düşüncesinin yerleşmesi için bazı tasvirler ortaya koyulmaktadır ki böylece onların İslam’a darbe vurması ve onu arkadan kuşatması kolaylaşacaktır. Çünkü Rafiziler korkaktırlar, onlar gerçek yüzlerini ve düşüncelerini açığa vurmazlar ta ki yeterince güçlenene ve kabul görene dek. O zamana kadar da akidelerini gizlerler. Onların tarihleri takiyye üzerine bina edilmiştir ki münafık dinleri onlara bunu vaaz verir.
Hakikatte onlar Yahudilerin ve Hristiyanların düşmanları değildir bilakis onlar Ehli-Sünneti kandırmak için rol yaparlar ve onlarla mutabık bir görüntü çizerler. Kendilerini Yahudilerin ve “Büyük Şeytanın” düşmanları olarak tanımlarlar ama tüm bunlar tamamen bir akıl oyunudur ve bu oyunlara zayıf muhakeme sahipleri dışında kimse kanmaz.
Yahudiler ve Hristiyanlar için karanlık rafizilerden daha iyi bir müttefik yoktur. Eğer zillet dolu tarihlerini bir kenara bırakır ve günümüze odaklanırsak rafizilerle ilgili şüphe götürmez bu realiteyi açıkça görebiliriz. Onlar, Yahudilere ve Hristiyanlara açıktan yardım ettiler ve onlara arka çıktılar. Onların şeytanı “Sistani” rafizilerden teşekkül eden takipçilerine Amerikalılarla savaşmamalarını öğütledi. Bundan sonra onlar zalim Yahudiler için casusluk, Hristiyan katiller için müttefiklik yaptılar. O rafiziler o kimselerdir ki orduyu, polisi ve ajanlar taifesini onlar oluşturur, Amerikan üslerinde uşaklığı onlar ifa ederler. Onlar, kâfirleri Mücahidlerin gazabından korumak için güvenlik duvarları oluştururlar. Aynı zamanda Ehli Sünnete işkencelerde bulunur, onları sindirmek için katliamlar yaparlar, zulmederler ve Mescidlere saygısızlıkta bulunurlar ki önceden Ehli Sünnet onlara tek bir ateş bile etmemişken.
Amerikalıların yanında saf tutan bu rafizlerin Ehli Sünneti yok etmekten başka bir amaçları yoktur. Bunların bir birimlerinin (bedir, aldatma anlamına gelen) sloganı şöyledir: “İntikam! İntikam! Tikrit’ten Anbara”. Kaç tane ilim sahibi şahsiyeti ve âlimi öldürdüler ve kaç tane kadını aşağıladılar ve kaç aileyi korunmasız, muhtaç, savunmasız bıraktılar?
Dünyanın diğer ülkelerindeki Ehli Sünnet kardeşlerimiz, kız kardeşlerinin Mezopotamya topraklarında ne hallere düşürüldüğünü biliyor mu? Rafizler tarafından Ehli Sünnete reva görülen işkencelerin ve suçların ulaştığı korkunç boyutlar, Endülüste Müslümanlara karşı kurulan engizisyon mahkemelerinin eliyle ortaya koyduğu bilânçoyu aşmıştır. Medya bu cürümleri ifşa etmiyor ki amaçlanan da bu zaten. Bu sebepledir ki Müslümanlar Mezopotamya topraklarında cereyan eden olaylardan bir haberdirler. Ve Ehli Sünnete karşı girişilen bu suçlar şu an hala sürmektedir.
Biz kendi durduğumuz yerden Müslümanları, bu rafizi gerçeği hususunda aydınlatmaya çalıştık ve buna devam ediyoruz. Onların Ehli Sünnete karşı gerçekleştirdikleri ve şu anda gerçekleştirmeye devam ettikleri suçlarının resimlerini ortaya koymaya çalıştık ve hala çalışıyoruz ama üzücü olarak, maalesef bazıları bunu önemsememekte ve aldırmamaktadır. Gerçekte neler olduğunu ortaya koymaya sıra gelince medya sükût eder; ezileni, ezen olarak gösterir ve bu çağda cereyan eden bu büyük suç ağını gizlerler.
Ama beraberinde ortağı olmayan Allah da biliyor ya eğer ümmet, rafizilerin, Ehli Sünnete karşı giriştiği bu suçları görseydi, gördüklerinden dolayı dövünecek, sızlanacak, ağlayacak ve gözlerinden yaşlar değil kanlar boşanacaktı. Ey kardeşim şu anda yaşananlar ve yakın geçmişte yaşananlar oldukça olağan dışı ve korkunç bir acı silsilesi. Eğer bir isim vermek gerekirse bu kelimenin tam anlamıyla bir “kan banyosu”. Binlerce aile haber alınmaksızın kayıp, binlerce genç çocuk ve ihtiyar öldürüldü, kadınların birçoğunun namusu kirletildi ve birçok ev yerle bir edildi, yakıldı. Binlerce aile evlerini terke zorlandı ve rafizilerin tiranlığından kaçarak Anbar’da kendilerine sığınaklar aradılar. Bu suçlar tamamen, aleni olarak Amerikalıların bilgisi dâhilinde ve birçok kez de onların desteğiyle gerçekleştirildi. “Ama Hamza için yas tutanlar yok (hadis)”
Medya bu olanlardan tek kelime dahi bahsetmedi ama ne zaman ki Mücahidler bir Amerikalıyı ya da mürtet bir görevliyi hedef alsa ve onların saflarından çoğunu öldürse, görürsün ki medya direk olarak gerçekleri çarpıtarak ortaya olmadık bir portre koyar. Örneğin “Amerikalılara ve güvenlik birimlerine karşı bomba yüklü bir araçla gerçekleştirilen patlama da ölenler çocuklar ve kadınlar” 30 yıl boyunca Saddam döneminde gerçekleştirilen kitlesel yıkımların, toplu mezarların ve genel suçların yekûnu rafizilerin son üç yılda yaptıklarının onda birine bile eşit değildir!
Üzücü olan İslamcı hareketlerin birçoğunun ve onların önde gelen isimlerinin rafizilerin, Ehli Sünnete yaptıklarını bilmelerine rağmen hala daha sessiz kalmaları ve Ehli Sünnet’in yüzleşmek durumunda kaldığı bu gerçekleri su yüzüne çıkarma hususunda takındıkları bu tavırdır. Özellikle de güneyde ve rafızi nüfusunun çoğunluğu meydana getirdiği yerlerde ve bugün diğer seçilmiş yerlerde.
Tüyleri diken diken eden ve kalpleri ağlatan, acı veren bu durumdur. Tekrar üzülerek söyleyeyim onlara (rafızilere) karşı koyanlar bir avuçtur. Bu sebeple Mücahidler kendilerini, inanan kadınları ve genelde de Ehli Sünneti korumak ve onların üzerindeki bu büyük rafızi tehlikesini savmak için kıyam etmişlerdir.
Bütün bu belirtilen gerekçeleri göz önünde bulundurursak bizim yanımızda rafiziler, Amerikalılardan daha tehlikelidirler. Onlar daha iğrenç ve zalim insanlardır. Onların beraberlerinde Ehli Sünneti, sahabelerin torunlarını ve sünnilerle ilişki içinde olanları sindirmekten, yok etmekten başka bir planları yoktur. Bu sebeple bizler diyoruz ki; eğer hiçbir cihadi direniş olmadan rafiziler Irak’ta başarılı olursa ve bu toprakların üzerinde mutlak kontrol sağlamayı başarırlarsa o zaman Ehli Sünnet’in durumu bundan daha kötü olacaktır.
Birçok insan bizleri rafizilerle savaşmakla suçluyor bir diğerleri bizlere onlarla neden savaştığımızla ilgili sorular soruyorlar. Bu duruma bundan önce birçok kez açıklık getirdik; rafizilerle rafizi oldukları için savaşmıyoruz, inancımıza göre onlar gökyüzünün altındaki arz boyunca uzanan birer şerli olmalarına rağmen! Bizler, Amerikalıların İslam’a karşı yürüttüğü bu savaşta onlarla beraber olmayan mürtetlerle savaşmakla emrolunmadığımız gibi onlarla da savaşmakla emrolunmadık. Bizler işgalci saldırganlarla savaşmayı istedik.
Biri de bizim rafizilerle olan savaşımızın bizim arzumuz olduğunu, onlarla eğlence olsun diye savaştığımızı ve amacımızdan saparak yönümüzü asli hedefimiz olanlarla değil de savaşılması gerekli olmayan kişilere döndürdüğümüz yönünde bir düşünceye sahip olabilir. Bu doğru değildir. Başlangıçta biz onlarla savaşmadık. Ehli Sünnete karşı savaşı başlatanlar ve amerikan tankları üzerinde gelenler onlar oldular, Amerikalılarla aynı safta duranlar onlar oldular, silahlarını acelece Mücahidlerin sinelerine yöneltenler onlar oldular. Ve Irak’taki Müslümanlara boyun eğdiren onlar oldular ve Irak’taki Müslümanların mescidlerine saldıranlar onlar oldular. Amerikalıların Bağdat’a girmesinden bu yana otuzdan fazla mescid yerle bir edildi. Aynı şekilde Basra’da, Ammara’da, Samava’da ve Nasıriye’de birçok mescidin akibeti de farklı olmadı. Rafiziler bir tek mescid dahi bırakmadılar. Şunu aklınızda tutun; onlar bir tane kiliseye, bir tane meyhaneye dahi el sürmediler ve Irak’ta Yahudi sinagogları mevcut ve onlara hiçbir şekilde el sürülmedi. Öyleyse bu insanların Ehli Sünnet’ten başka hasımları yok.
Şimdi insanlara sormak isteriz, bütün bu yapılanlara ve işlenen suçlara karşı gözü körleşmiş bir tutum sergilemenin gerek şeriatta gerek akli zeminde ve gerekse de pratiksel olarak bir karşılığı yok mu? Bu sizin için bir anlam ifade etmiyor mu ki biz iç savaş çıkarmakla ve savaşın yönünü değiştirmekle suçlanıyoruz? Bizim ellerimiz denildiği gibi “ateştedir” ve bizler mevcut durumu bilen ve rafizi öfkesiyle yüzleşen insanlarız. İşte bu sebepledir ki ümmetin evlatlarına güvenmesi, öncelik alması ve onların arkasında sağlam olarak durması en temel gereksinimdir ki kendilerini bu uğurda feda eden ve tüm ruhlarıyla bu mücahedenin içerisinde olan bu çocuklar, güvenin ve desteğin daha fazlasını hak ediyorlar. Onlar, rafiziler hususundaki gerçeği fazlasıyla biliyorlar ve gene onlar ki rafizilerin hile ve ihanet ateşinin kabarcıklarıyla yüz yüzeler. Okyanusun öte tarafında olanlar veya savaş meydanından uzakta olanlar ve cereyan etmekte olan olayları uzaktan seyredenlerin zihinleri rehavet içerisinde ve rahat namusları, kadın ve çocuklarının emniyetleri ile ilgili bir kaygıları da yok. Muhakkak ki onların mevcut durumlarla ilgili, burada olanlarla ilgili yargıları ve değerlendirmeleri de bu rafizilerin Ehli Sünnete neler çektirdiklerini bilenle bir olmayacaktır.
Rafizi ihaneti bilinen bir olaydır ve onların sergiledikleri bu ihanet duruşu meşhurdur ve bu onların işgalci düşmanla Bağdat’a ilk girişleri değildir. Önceden ibn Alkami tatar işgalinde onlara destek vermiş onların Bağdat’a girmesinde çok önemli görevler üstlenmiş ordusunun büyük bir bölümünü göndererek halifenin ordusunu zayıflatmış ve böylece tatarların Bağdat’a girmesi kolaylaşmıştı. Ehli Sünnete olanları ve ortaya çıkan trajediyi tarihçilerde belirtmişlerdir ki ibn Alkami’nin ihaneti sonucunda Bağdat’ta iki milyon kişi ölmüştü. Bu onların tarihteki durumları, bugün ise biz kendi gözlerimizle Müslümanlara neler yaptıklarını, onların yüzünden başlarına ne felaketler geldiğini görüyoruz bu sebeple bizler bu olanlara sessiz kalamayız. Onların, Ehli Sünnet’in kanlarını dökmesi karşısında sessiz kalmamız gibi bir durum söz konusu olamaz ki zaten onlarla savaşmada ekseriyetin maslahatı söz konusudur. Allah’ta biliyor ya eğer Mücahidler bu hainlerle savaşmasaydı bugün Irak’ta Ehli Sünnet’in varlığından bahsetmek dahi hayal olacaktı. Rafiziler ilk girdikleri zaman yanıltıcı bir hileye başvurdular. Evet, geldikleri zaman Bedir Tugayları düşmanlıklarını ilan etmişlerdi ama düşman Sistani : “Bizler bir iç savaşı tetiklemek istemiyoruz” diye bir beyanatta bulunmuştu. Böyle söylemişti çünkü o da biliyordu ki eğer Ehli Sünnetten tek bir adam dahi geriye kalsaydı onlara karşı duracaktı.
Peki öyleyse ne yaptılar? Kurucularının (mezhep) torunlarıyla el ele verdiler ve ülkenin önde gelen bölgelerini ve kurumlarını kontrolleri altına aldılar, sizler de askeri gücün elde tutulmasının ne kadar önemli bir güç olduğunu bilirsiniz. Bu kontrol süreçleri ordu, polis, savunma bakanlığı, petrol ve maliye gibi yapıların ele geçirilmesiyle devam etti. Daha sonra ordu adına, polis adına halkın korunması adına ve Irak’ın milli bütünlüğü adına, şu an olduğu gibi gerçekleri saptıran dev ve korkunç medya kampanyasıyla Ehli Sünnete karşı bir kıyıma giriştiler. Tüm bir şerli medya, gazeteler, Irak kanalları, fayha ve Fırat ve onların Arap kardeşlerinin kolektif çalışmalarıyla hep beraber bu kampanyayı yaydılar. Plan, onların (rafizilerin) milleti ve Irak’ın milli bütünlüğünü koruma bayrağı altında ve Irak’ı isyancılardan, Saddam’ın fedailerinden ve “teröristlerden” temizlemekti. Daha sonra akıllara durgunluk verecek bir biçimde Ehli Sünnete karşı kıyımlara başlandı. Onurlar ayaklar altına alındı, insanlar öldürüldü, kadınların izzetlerine halel getirildi ve bu planlar dahilinde aileler parçalandı, sürüldü büyük şerli medya kampanyaları desteğiyle. Yürütülen bu çalışmalar ve planlar sonucunda gerek Irak dışındaki gerek Irak içindeki birçok insan inandırıldı. Ve bu planlarını beş yıllık bir sürece yaydılar bu süreç sonucunda amaç Irak’ı, Rafizilerin ellerine geçirmelerini sağlamaktı.
Bu çalışmalarının meyvasını (dezenformasyon hususunda) aldıklarının en büyük kanıtı Ehli Sünnet’in, rafizi elleriyle daha önce hiç karşılaşmadığı kadar katliamlara yüz tutulmasıdır. Medya nerede? Medya yok! Ama ne zaman birkaç tane rafizi öldü mü medya hemen Ehli Sünnet ve vahabiler cinayet işliyorlar yaygarası başlar ve bunu yaymakta da üstlerine yoktur ama iki buçuk yıldır Ehli Sünnet kıyıma tabi tutulurken bunlardan tek bir söz yok. Verdikleri son haberlerden birinde tek tük rafizilerin belli bir bölümünü işledikleri suçlarla ilgili muğlak bir şekilde yüzeysel olarak suçladılar ama bu göstermelikti, bunlar tepkilerini Ehli Sünnet için veyahut Allah ve onun Rasulü için açığa vurmazlar çünkü Ehli Sünnet iki buçuk yıldır bu saldırı ve kıyımlarla karşı karşıya ama biz bu insanların bu hususla ilgili konuştuklarını ve başından beri yürürlüğe koyulan bu senaryoyu ifşa etmek için herhangi bir hareket içinde olduklarını ne duyduk ne gördük. Ama ip ne zaman onların boğazlarına dolanır ve bu mücrim caniler bu kıyımlara devam eder o zaman “İç savaş var ve kıyımlar oluyor” bağırtıları başlar.
Niçin Ehli Sünnet’in kanı bu insanlar için bu kadar ucuz? Hakikat hiçbir zaman ortaya konmuyor ve mezhep kavgası daima korkulan bir korku. Nedir mezhep kavgası? Biz Rafizlere silahlarınızı Müslümanlara doğrultmayın dediğimiz zaman onlar bundan vaz mı geçtiler? Korkunç düzeyde bir Ehli Sünnet kırımı olduğunu hepiniz biliyorsunuz! Buna rağmen nasıl sessiz kalabiliriz? Daha hala nasıl iki katı bir misilleme yapmayız?
Şöyle söyleyenlere de rastlıyoruz, “Bazı rafiziler masumdur!” şeriat yönünden bu doğru bir görüş değildir çünkü bu rafizi fırkası tek bir diken gibidir. Ne zaman kardeşler bunlardan bir bölüğü temizlese rafizi ordusuna destek için Sistani diğer rafizi bölgelerden bunlara gönüllü destek güçleri gönderir, bu döngü hep böyle işler. İşte bu mürtet muhafızlar ve polis güçleri sisi kaplayan bir örtü gibidir ve bu örtüler tüm rafizleri örter. Bunlar sözde hükümetin dayanakları ve bu şeytani organizasyonun hamileridirler; bu yapı şerli rafizi hükümetidir ve bunların rafizi kininin en büyük şahidi Felluce’ye girdiklerinde yaptıklarıdır.
Onların önde gelen rafizi liderlerinden birinden şöyle duyarız: “Allah için Irak’ı bir iç savaşa sürüklemek istemiyoruz.” Bu onların Ehli Sünneti kandırmak için söyledikleri yalanlarıdır. Şu an bir iç savaş zaten cereyan etmektedir ve onlar Ehli Sünnete karşı kıyımlarını gerçekleştirmektedirler. Onlar askerlerine hayır diliyorlar ve onlara cenneti ve büyük ödülü vaad ediyorlar. Ehli Sünnete karşı savaşacaksın ve daha sonra Irak hususunda çokta ihtimam sahibi biriymişsin gibi ortaya çıkıp mezhep çatışmasından uzakta olduğunu söyleyeceksin! Necefi ve Sistani gibi…
Önceden liderleri Sistani “Şianın yarısı yok olsa dahi bizler bir iç savaşın tarafı olmayacağız” demişti. Kimi kandırıyorsun ey Alkami! Verdiğin fetva ve direktiflerle binlerce Ehli Sünnet’in öldürülmesine neden olan sensin. Bunu söylemek belki küçük gibi gözüküyor ama Allah’ta biliyor ya bu rafiziler liderleri tarafından yönlendirme olmadan, komutsuz hareket etmezler. Ehli Sünnet’in öfkesinden korktukları için onlar Ehli Sünnet’in yüzüne güler ve tatlı sözlerle onları kandırırlar. Ehli Sünnet bir kadını aşağıladıktan sonra ne demek mezhep kavgası?
Sana Amerikalıların gözetiminde tutulan mahkûmlardan bahsetmiyorum. Sana “Mezhep kavgasına geçit yok” diyenlerin hapishanelerindeki mahkûmlardan bahsediyorum! Allah bilir kadınlarımız şu an neredeler. Rafizi şehri olan Kut şehrinin hapishaneleri İran’ın kontrolünde ve Kais ve rafiziler tarafından yönetilen El-Hilla’nın hapishaneleri ve Basra’nın hapishaneleri. Bu hapishane Bedir Tugayları’nın kontrolündedir! Ve Akbiye ve yeraltı hapishaneleri ve akibetleri bilinmeyen binlerce Ehli Sünnet!
Ama bütün bu olanlara karşı onların liderlerinden hangi biri kalkıpta dik durup adam gibi Ehli Sünneti korumaya ve tüm gerçekleri deşifre etmeye kalkıştı? Vallahi eğer insanlar Irak’ta Ehli Sünnet’in durumunu ve onların başına gelenleri bilselerdi dinlerinde samimilerse yataklarında rahatsız hisseder, yiyeceklerinden lezzet almaz ve içtiklerinden tat alamazlardı. Tüm bu olanlardan sonra rahat koltuklarına yaslanarak bize “rafizilerle niye savaşıyorsunuz?” sorarlar.
Ey ümmeti Muhammed, rafizilerle bizim durumumuz evinde bir yılan olupta o yılanın tam olarak nerede olduğunu bilmeyen adam gibidir. Çekmecede mi yoksa yatağın altında mı? Biliyorsun ki yılan evde ve bir anda saldırıya geçecek. Artık senin bu yılanı bulup onun kafasını kesip onun şerrinden korunman bir zorunluluktur ki ancak bundan sonra evinde uzun gece boyunca uyuyabilirsin. İşte bizim rafizilerle olan durumumuz budur. Rafiziler önceden komplolar yürürlüğe sokarlardı, ama şimdi onlar istediklerini elde ediyorlar ve nefretlerini açıkça göstermeye başladılar. Çünkü şu anda gücü ellerinde tutuyorlar. Hileli bir başarı ama bu onların hilekârlıklarının bir sonucudur.
Rafizi gerçeğinin ortaya çıkmasından sonra artık ümmet bu yüzün karşısında durmalıdır. Ehli Sünnet şunun bilincinde olmalı ki eğer kâfirler Mücahidleri etkisiz hale getirirlerse artık rafizilerin karşısında hiç kimse durmayacaktır. Artık ondan sonra ne pişmanlık ne de yakınma fayda edecektir. Ehli Sünnet ve Mücahidlerle -düşmanları arasındaki durumu belki de en iyi ifade eden deyim şudur: “Bugün beyaz öküzün yiyeceğini yedim”
Mücahidler Ehli Sünneti muhafaza edenlerdir. Ehli Sünnet derslerle veyahut olayları uzaktan oturarak izleyen ve ümmete dokunaklı konuşmalar yapan uydu kanalı sahipleriyle korunamaz. Bu ırzına geçilmiş bir kadının namusunun intikamını almayacaktır ve bu kanları dökülen Ehli Sünnet’in intikamını almayacaktır. Bize bu korkaklarla yüzleşmek için silahtan başka bir şey yardımcı olmayacaktır ve güç kullanmaktan başka bir şey onları zayıflatmayacaktır. İslam beldelerini rafizileştirmek (şia) bir Amerikan rüyası ve Yahudi hedefidir, onların tezlerinin bu yönde olduğu bilinir. Keza İranlılarında Irak’a müdahalelerine Amerikalıların sessiz kalması ve onlardan yardım alması açıktır. Irak’ta bu planının bir bölümü Bağdat’ta yürürlüğe konmaktadır. Avr bölgesinde, Medayin’de ve Ebu Gureyb’te bu bölgelerde Ehli Sünnete karşı girişilen kıyımlar sonucunda şu anda eskisinden daha çok rafizi var ve bu bölgelerden sünnileri sürgün programları yürürlüğe konmuş vaziyettedir. Amaç Bağdat’ın dizginlerini ele geçirmektir. Buna binaen bu bölgeyi Ehli Sünnetten boşaltmak için yapılan bir rafizi –Amerikan ittifakı söz konusu. Amerikalılar beraberlerinde kâfir rafizi muhafızlarla Devrah’a geldikleri zaman belde halkına: “Sizi evlerinizden süreceğiz” dediler.
Şu anda mevcut eğitim müfredatları bile rafizilerin çıkarlarına göre değiştirilmiş vaziyettedir. Bakın onların kin dolu ve yıkıcı akidelerine. Aralarındaki çocuklardan bazıları şii oldular. Şu andan itibaren siz düşünün beş on yıl sonra durum ne olacak? Ekonomik ve askeri kontrolü ellerine geçirdikten sonra ne olacak? Bu insanlar açlıktan karınlarını bağlıyorlar ama dinlerinden vazgeçmeyi reddediyorlar ve Irak’ın ne zaman rafizileşeceğini bilmiyorlar. Güneydeki bu aşiretler yüz iki yüz yıl önce sünniydiler, daha sonra rafizi oldular. Belki uydurma olduğunu düşünüyor olabilirsin… Anbar’ın teşii, ama ben diyorum ki bu uydurma değil, eğer bu konuda sessizlik sürerse insanları kolaylıkla bekleyen akibet budur, gidişat budur.
Amerikalıların Bağdat’a girdiği sıralarda Ehli Sünnet, rafiziler tarafından kendilerine neler olabileceği hususunda büyük bir korku içindeydi ve onlar Allah’ın rahmet ettikleri müstesna kendilerine reva görülecek olan bu aşağılamalara ve zillete tahammül göstermeyi umuyorlardı. Ama ne zaman ki Irak’ta Mücahidler kıyam edip, silahlarını onların suratlarına yönelttiler, Ehli Sünnet’in güveni tekrar kendine geldi. Liderler çekilip ve yardımcılarıyla beraber cihad elbisesini terk edince bu durum Ehli Sünneti zora sokmuştu. Şu anda Bağdat’ta veya dışında bir sünni namusunun emniyetinden emin olmadığı için geceleri uyuyamaz, her gece yapılan gece baskınları, tutuklamalar, cinayetler ve kaybolmalar meydana geliyor. Her gece hapislerde onurlar ayaklar altına alınıyor, malları gasp ediliyor. İşte bugün Ehli Sünnet’in Irak’taki durumu budur.
Ve tüm bu olanlardan sonra suçlayıcılar gelip diyor ki; “Biz neden rafizilerle savaşıyormuşuz?” Onlarla savaşmak en büyük yükümlülüklerden biridir ve biz bu yolda Allah’tan büyük bir rahmet görüyoruz ve Allah onlarla savaşımızı kolaylaştırıyor. Bunun en büyük örneği Telafer’in kadınları aşağılandığında, evleri yerle bir edildiğinde ve çocukları öldürüldüğünde yaşandı. Bu sebeple biz bundan kendimizi sakınmak istesek bile rafizilere külli bir savaş ilan ettik.
devam edecek...


LinkBack URL
About LinkBacks









Paylaş