+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 10

Konu: Ötekileştirmenin dayanılmaz hafifliği

  1. #1
    Enver İstek isimli Üye şimdilik offline konumundadır metin mete
    Üyelik tarihi
    28.12.2005
    Bulunduğu yer
    Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
    Yaş
    48
    Mesajlar
    3.971
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Ötekileştirmenin dayanılmaz hafifliği

    ÖTEKİLEŞTİRMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ… -1

    Milli kimliği ve Milli Devleti yok etmenin, “içini boşaltmanın” en acımasızca uygulamayı konulduğu bir zaman dilimini yaşamaktayız… Kullanılan üslup ve ileri sürülen savlar çok ilgi çekici kavramlara dayandırılmakta, adeta “beyinler” yıkanmaktadır…
    Felsefi yönden insan yüceltilmekte, yaşamın tek gayesinin “kişi özgürlüğü” ve “kutsal insan” etrafında döndüğü tezi işlenmektedir. Bütün ideolojiler, hayata ve geçmişe dair ne varsa kişinin “içine giremediği”, ancak evrensel olduğu iddia edilen “kişi hak ve özgürlüklerini, kendini ifade ediş tarzını” ne kadar yansıttığı, bütün kavramların, idelerin ancak buna cevaz verdiği ölçüde geçerli oldukları söylenebilmektedir…
    Bu günlerde moda olan “dil” üzerinden konuya yaklaşmaya çalışalım. Bilindiği gibi dil, “kişiler arasında iletişimi sağlayan” sesli yada yazılı simgeler sistemidir. Bir başka tanıma göre de düşüncenin sözcük halinde anlatılış biçimidir. Yani düşünce ile dili ayırt etmek mümkün değildir. Bu kadarla sınırlı olmayan dil, duyguları, düşleri, heyecanları, bilinçsizce yapılan davranışları da anlatmanın yoludur.
    Yeryüzünde farklı dillerin ortaya çıkışı kesin çizgilerle izah edilemese de, farklılığın “sistemden”, farklı ortamlarda yetişmeden kaynaklandığı aşikardır. Bu yönüyle konuşma “insana özgü” bir yetenek ve davranış biçimidir. Kişi, yetiştiği çevrede “istisnalar” hariç sadece tek bir dili öğrenir, bu dile de “ANADİL” adı verilir.
    Anadil, konuşan kişi sayısı ve yarattığı kültürel etkinliklerle, çevresine yaptığı katkı ile orantılı olarak genişler veya dar alanda kalır. İfade gücü ve yaslandığı medeniyet, bir toplumsal değer olarak “MİLLET” denilen organize toplumların ortaya çıkmasına, kişilerin bir arada yaşamasına çok önemli etkileri olduğu bilinen bir gerçektir. Dilin ortak bir değer olarak toplumu kaynaştırdığı, “ZARURİ” bir ihtiyaç olduğu, kurulan devletlerin egemenlik alanlarını belirlediği, dayandığı soyun kabul görmesini, yayılmasını, etkinleşmesinin sınırlarını çizdiği bilinmektedir.
    Tarihsel süreç içinde milli bir hüviyet kazanmanın, farklı coğrafyalara yayılmanın, buralarda tutunmanın, medeniyet dediğimiz kültürel birikimi oralarda geçerli kılmanın, devlet adı altında birlikte yaşamanın, işbölümü ve beraberliği sürekli kılmanın en önemli aracı her zaman dil olmuştur. Bu nedenle “DİLLERİ GÜÇLÜ VE YAYGIN OLAN” soylar, milletler her zaman üstün olmuş, refah ve mutluluk içinde yaşayabilmiş, gelişmiş, farklı toplulukları yönetmiş, bir arada tutabilmiştir…
    Yeryüzünün farklı bölgelerinde farklı devletler kuran başka soylar, başka milletler birbirleriyle mücadeleler vermiş ve bu mücadele halen en acımasız biçimde devam etmektedir. Bu anlamda “DİL”, mücadelenin hem tarafı, hem de nedeni olarak “saldırıya” uğramakta, milletleri etkisiz hale getirmek için “dillerini yok etmek,”, yozlaştırmak, aynı milletin içerisine farklı diller “empoze” etmek, birlikteliği dil üzerinden bozmak, bir yöntem olarak kullanılmaktadır.
    Uzun süredir uluslar arası güçler tarafında ülkemizi bölmenin bir aracı olarak dilimize yapılan saldırılar iyice yoğunlaşmış, somut neticeler vermeye başlamıştır. Bir taraftan “yabancı dille eğitim” adı altında özellikle İngilizce’nin hakimiyeti her alanda kendini gösterirken, diğer taraftan “etnik dil, anadil” kandırmacası adı altında “uydurulmuş”, birkaç dilden “çalma, çırpma” ile devşirilmiş Kürtçe adı altında ikinci bir dil gündeme sokulmuştur.
    Diğer politikalarda olduğu gibi mevcut hükümet dış güçlerin bu dayatmalarına boyun eğmiş, TRT’de bu dille yayınlara başlamış, sıra eğitim kurumlarında bölümler açmaya gelmiştir… İşin tuhaf tarafı hükümetin her icraatını bir başka bahaneyle savunanlar, bu uygulamaları da “insan hakkı, kişisel özgürlükler” temelinde yaklaşmakta, dilin “MİLLİ” niteliği, egemenlik ve bağımsızlıkla ilintisi göz ardı edilmektedir.

    Zeybek

  2. #2
    Enver İstek isimli Üye şimdilik offline konumundadır metin mete
    Üyelik tarihi
    28.12.2005
    Bulunduğu yer
    Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
    Yaş
    48
    Mesajlar
    3.971
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart ötekileştirmenin dayanılmaz hafifliği- 2

    ÖTEKİLEŞTİRMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ- 2
    Geçen yazımızda dil üzerinden “ötekileştirme”, ayrıştırma, dilimizi yozlaştırma ve “bağımsız, egemen, üniter” bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, Anayasa’ya rağmen “etnik dil” anlamında 2. belkide daha fazla dili gündeme sokma gayretlerinden bahsetmiştik.
    Bu yazımızda “etnik mezbelelik yaratma”, Türk Milleti’ni alabildiğince farklı soylara dayandırma oyununu ortaya çıkarmaya çalışacağız.
    Bilindiği üzere Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı Büyük Devleti’nin yıkılması, işgalci batı ülkelerinin son sığınağımız olan Anadolu’yu işgale kalkışmaları üzerine verilen Kurtuluş Savaşı neticesinde kurulmuş, Osmanlı’nın bakiyesi olan bir devlettir. Osmanlı’nın içinde birlikte yaşadığımız hangi unsurlar varsa onların da “gönül rızası” ile bizimle kaldıkları, aynı kaderi paylaştığımız, cümle alem tarafından bilinmekte, “LOZAN İLE DE” bu durum tescillenmiş bulunmaktadır…
    Gerek savaş sonrası, gerekse daha ileriki yıllarda birlikte yaşama iradesi göstermeyenler bir şekilde ayrılmış, kalanlar ise devletin “YASALARINI, EGEMENLİK VE BAĞIMSIZLIK İLKELERİNİ, TEKİL VE MİLLİ YAPISINI” bilerek ve “İSTEYEREK” kabullenmişlerdir!
    İçimizde kalanların Rum ve Ermeni asıllı olanları “AZINLIK”, diğerleri ise devletimizin “VATANDAŞI” olarak yasalar önünde eşit hak ve sorumluluğu paylaşmaktadırlar.
    İçimizde kalanların etnik yapılarını ve yoğunluklarını hiçbir bilimsel temele dayanmadan “mozaik” benzetmesi yaparak 36 ile 47 arasınsa gidip gelen bir rakamı sık sık gündeme kimler getirmektedir, amaçları nedir… !?
    Hiç kuşkusuz bu tür ağızla konuşanların amacı ülkemiz insanını daha fazla bölmek, farklılaştırmak, aralarındaki dayanışmayı ve birlikteliği sabote etmektir. İşin ilginç yanı son yıllarda mevcut hükümet ve başbakan sıkça “etnik ayrıma” vurgu yapmakta, “ALT- ÜST KİMLİK” deyimini gündeme taşımaktadır. Öyleyse hükümet, dışarıdan bir “proje” şeklinde dayatılan bu ayrışmaya “gönüllü olarak” destek vermekte, “oyunun bir parçası” olmayı siyasi anlayışı kabul etmektedir…
    Hükümet bu anlamda yalnız değildir! Ülkemiz içinde geçmişte “proleter ideolojiye”, şimdilerde ise “küreselleşmeci-liberal” anlayışa sahip “sözde aydın” kisveli kişiler de ona destek vermekte, dış güçlerin “fonlarıyla” beslendikleri için “ısmarlama AB-D” projelerini “gönüllü” olarak uygulamaya çalışmaktadırlar. Bu kişiler STK denilen kuruluşlar ile Abant Platformu(yada ruhu(!)) gibi “ne idiği belli” platformlarda özellikle “kürt sorunu” üzerinde konuşmakta, “akla, hayale gelmez isteklerde, çözüm önerilerinde” bulunabilmektedirler!
    Türkiye’yi “ETNİK MEZBELELİK” haline getirenler, bu iddialarını Peter A. Andrews isimli kişinin “Türkiye’de Etnik Gruplar” adını taşıyan çalışmasına dayandırmaktadırlar. Oysa bu kişi 48 etnik grup içine Alman, Estonyalı, Kaldeli, Sudanlı, Molokan, Rus, Leh gibi sayıları çok cüzi yabancıları da katmakta, Türkleri ise 15 alt gruba ayırarak Türkler, Türkmenler, Yörükler, Azeriler, Uygurlar, Özbekler, Tatarlar, Tahtacılar gibi sıralamaktadır. Kürtler ise 8’e bölünmektedir. Böyle bir çalışmanın hiçbir bilimsel temeli olmadığı gibi, 2004 AB İlerleme Raporunda etnik gruplar sayılmakta ve nüfuslarının 44 milyon olduğu iddia edilmektedir! Üstüne, ABD’li bir genetikçi Anadolu’da yaşayanların ancak %10’nun Türk geni taşıdığını söylemektedir!
    Oysa etnik kimlik kültüre dayalıdır. Kişi kendisini “kim, ne hissediyorsa” odur! Bu konuda yapılmış tek bilimsel çalışma Ali Tayyar Önder’e aittir. Bu bilim adamının uzun yıllar içinde yaptığı çalışmalara ve yazdığı kitaba göre Türkiye’de en büyük etnik grup Kürtlerdir. Nüfusa oranı %7’dir. Diğer iki grup %1’lik dilimlerle Araplar ve Zazalardır. Çerkezler %0,34, Lazlar %0,27’lik paylarla önemsiz bir orana sahiptirler. Etnik grupların toplamı nüfusun ancak %10’nu kadar olup, mozaik tanımından bahsedilebilmesi için bu oranın %35’ten aşağı olmaması gerekmektedir!
    AB’nin dayatmaya çalıştığı Alevi azınlık tezi ise ciddiyetten uzaktır, maksatlıdır. Aleviler “ÖZ BE ÖZ TÜRKTÜR”, Türkmen’dir! Çoğunluğu Oğuz olmak üzere Horasan ve Harzem Türkleridir. Aslında kürt olarak adlandırılan etnik grup Asyalı olup, Türk Irkından gelmektedir. Ne yazık ki son 25- 30 yılda dış güçlerin besleyip, başımıza musallat ettiği “bölücü terör” nedeniyle “kültürel kimlik” anlamında ayrışma yaşanmış, bu grubun içinde yukarıda belirtildiği oranda kendisini farklı, “kürt olarak” tanımlayan bir grup çıkmıştır… Günümüzde halen devam eden ayrıştırma, karşıtlık yaratma çabalarına önlem alınmadığı takdirde bu sayı artabilir, korkarız ki “iç savaş” senaryolarına “zemin” olabilir…
    Sonuç olarak Etnik mezbelelik yaratma çabaları, mozaik lafları Türkiye’yi Sevr’e geri döndürmek, özellikle Kürtçü bölünmeye “meşruiyet” kazandırmak, olabildiğince çok parçalı bir Türkiye yaratmak, Milli Devleti çökertmek, Tekil, üniter yapıdan ve cumhuriyetin temel ilkelerinden uzaklaşmaktır!
    Emperyalist- Sömürgeci dış güçler bu planlarını “Türkiyeli(!)” iktidarı ve işbirlikçi sözde aydınları kullanarak hayata geçirmeye çalışmaktadırlar…

  3. #3
    yelken06500 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    yelken06500 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    12.09.2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    777
    Tecrübe Puanı
    8

    Standart

    tamamen siyasi bir yazı ve bunun bir de 3.sü var.geçiniz...
    Ey ilim iddiasında bulunan, hani ağlaman? Yüce ALLAH’ın (C.C) korkusundan gözlerin yaşarıyor mu? O’ndan korkman ve günahları itirafın nerede? Nefsinle cenk etmek ve onu terbiye etmek yok mu? O’nu HAK tarafına çağırman nerede?
    Bunların hiçbiri sende yok. Bütün derdin kasa, masa, yemek ve eğlenmek. Aklını başına al. Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut. Bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz.

  4. #4
    Enver İstek isimli Üye şimdilik offline konumundadır metin mete
    Üyelik tarihi
    28.12.2005
    Bulunduğu yer
    Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
    Yaş
    48
    Mesajlar
    3.971
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Alıntı yelken06500 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    tamamen siyasi bir yazı ve bunun bir de 3.sü var.geçiniz...


    Din dahi siyasetin icinde ikenmi?Heheheheheheeeeeee...........

  5. #5
    yelken06500 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    yelken06500 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    12.09.2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    777
    Tecrübe Puanı
    8

    Standart

    siz üçüncüsünü de bi copy paste yapında din mi siyasetin içinde siyaset mi dinin içinde karar veririz...
    Ey ilim iddiasında bulunan, hani ağlaman? Yüce ALLAH’ın (C.C) korkusundan gözlerin yaşarıyor mu? O’ndan korkman ve günahları itirafın nerede? Nefsinle cenk etmek ve onu terbiye etmek yok mu? O’nu HAK tarafına çağırman nerede?
    Bunların hiçbiri sende yok. Bütün derdin kasa, masa, yemek ve eğlenmek. Aklını başına al. Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut. Bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz.

  6. #6
    Enver İstek isimli Üye şimdilik offline konumundadır metin mete
    Üyelik tarihi
    28.12.2005
    Bulunduğu yer
    Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
    Yaş
    48
    Mesajlar
    3.971
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Alıntı Duha Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Birincisinde sebep sonuç ilişkisi bir hezeyan. İkincisi tamamen hezeyan.

    Hele Kürtlerin Türk soyu olduğunu söyleyen kısım. Bunlar Kızılderilileri'de Türk yaptı. Korkarım yarın Arjantinliler ile Habeşleri Türk yapmasınlar. Bazı kişilerin Türk olmayana bir tahammülü yok. Onlara "tanışıp, kayanaşasızınız diye sizi milletlere ayırdık" ayetini hatırlatmak gerekir.

    Sonra bir oran vermiş "mozaik tanımından bahsedilebilmesi için bu oranın %35’ten aşağı olmaması gerekmektedir! " Bu ölçü, oran neye dayanmaktadır belli değil.

    Memleketimizde tek bir Eskimo yaşasa hukunu muhafaz etmek devletin vazifesdir. Ona "sen yüzde 35'lik mozaik yapıyı tamamlamıyorsun, gel Türk ol, Türk dilini konuş, Türkleş desen" zulümdür.
    Dini, dili, ırkı ne olursa olsun herkez kendi kültürünü ve inancını yaşama hakkına sahiptir. Hiç kimse "senin bu kültürün ve inancının bakası benim bekama zarar verir"evhamı ile asimile edemez, o" kültürü ve inancı yok sayamaz. Sen zaten azınlıksın, dilini inancını unutsan da olur" diyemez.

    Kaldı ki yazar kendisi de belirtmiş "bir kültürün bakası dilini koruma kabiliyeti ile orantılı" O zaman sorarlar kültürünü korumak sadece Türklere mi münhasır ve hakkıdır?

    Sen Türk harici ne kadar milliyet ve kültür varsa Türk kültürüne dahil etmek istesen, sana gayr-ı ihtiyari mukabele edecekler. Durduk yere düşman üreteceksin. Çünkü, değişim bir hareket vermektir. Hareket verdiğin şeye "niye harekete geçtin" diye azarlamak ise traji-komiktir.

    Şu PKK acaba hürriyetten mi yoksa istibdattan mı zuhur etmiş? Hala göremiyorlar. Yada birileri birileri görmesin diye azami gayret içinde.


    Sevgi deger Duha senden bizi anlamani asla beklemedim.Cünki bizden degilsin,hem Dini hem milli olarak.Sana Basbug Atatürkün bir siiri ile cevap yaziyorum,dedigin gibi senin hezeyanini anliyorum aslinda....


    HAKİKAT NEREDE ?

    Gafil, hangi üç asır, hangi on asır ?
    Tuna ezelden Türk diyarıdır.
    Bilinen tarihler söylememiş bunu
    Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
    Dinleyin sesini doğan tarihin,
    Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak
    Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.
    Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
    Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları
    Doğudan çıkan biz
    Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
    Türk sadece bir milletin adı değil,
    Türk bütün adamların birliğidir.
    Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
    Ey yığın yığın insan gafletleri
    Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
    Hakikat nerede?

  7. #7
    Enver İstek isimli Üye şimdilik offline konumundadır metin mete
    Üyelik tarihi
    28.12.2005
    Bulunduğu yer
    Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
    Yaş
    48
    Mesajlar
    3.971
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Alıntı yelken06500 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    siz üçüncüsünü de bi copy paste yapında din mi siyasetin içinde siyaset mi dinin içinde karar veririz...

    Zaten birinci yazida alinti oldugunu belirtmek icin yazarin nickinide vermistim yani bundan gocunmadim Yelken.Ücüncüsü cikarsa onuda eklerim senin okuman icin ama nafile yine güldüreceksin sanirim...

  8. #8
    Enver İstek isimli Üye şimdilik offline konumundadır metin mete
    Üyelik tarihi
    28.12.2005
    Bulunduğu yer
    Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
    Yaş
    48
    Mesajlar
    3.971
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Alıntı Duha Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ben Boşnak'ım ve Türkiye Cumhuriyetinin bekası için canımı feda etmekten bir an tereddüt etmem. Türkiye'yi seviyorum ve canımı ortaya koyuyorum.

    Peki, gelin önümüze çıkana soralım "Türkiye için canım feda, çok seviyorum işiteceksin" Demek Türkiye'yi sevmek ve canını vermek kuru lafta değildir. Fiil esastır.

    Çoklar Türkiye'yi çok sevdiği için canından oluyor. Ama canını veren bazıları aslında bilmeden dış güçlere hizmet ettiği red edilemez bir gerçektir.

    Türkiye'yi sevmek demek halkını sevmek demektir. Devleti kutsal bilmek değil halkı kutsal bilmektir. Zira, bir devlet raiyeti olan halkın rahatı nisbetince büyük devlettir. Rahatın esası ise hürriyettir. Rengi, dili, dini, ırkı, inancı, fikiri ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve meşru daire içinde hayatını idame ettiren herkez namustur ve korunmayı ve hukukunu muhafazayı ve hayatı hak etmektedir. Türkiyeyi sevmek demek, her ırkı ve inancı, zengin olsun fakir olsun, halka adil olmak ve fırsat eşitliği sunmaktır. Türkiyeyi sevmek demek yön ayırmamak demektir.

    Birileri Türkiye Cumhuriyeti'ni sadece bir ırkın milliyetine, diline, dinine münhasır görüyorsa o kişinin sevgisi beladır. Faydası yok, zararı çoktur. Yada birileri Türkiyeyi sevmek namına kendi gibi düşünmeyen, kendi ırkından ve dilinden olmayana "sen düşmansın" 40 kez tekrar etse, ihtimaldir ki, o kişi gerçekten bir vakit sonra düşman ola...

    Evet Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ortak noktası çoktur. Bayrağı bir, vatanı bir, halkı bir, toprağı bir, Rabbi bir, dili bir, milleti bir. Bu kadar birler var iken habbeyi kubbe yapmak kabilinden bir ırkın hakkı olan kendi kültürünü (ki dil buna dahildir) yaşama arzusunu düşmanlık ilan etmek, bölücülük ile yaftalamak, gidip insanların hürriyetini ketmedercesine Türk kültürünü dayatmak ve "Türk bütün adamların birliğidir" tarifi ile istibdata ve asimilasyona haklılık vermek rededilecektir.

    Evet bazıları kolay yolu terk edip, uzun ve suubetli yolu tercih ederek kendine yazık ediyor.

    Kısa yol, bütün insanlığı kucaklamak ve her bir insanı kültürü ile başbaşa bırakıp, hürriyetini temin etmektir. O dairede dost çok olur. Düşman az olur. Kolyadır.

    Uzun yol ise, sadece bir ırkı kucaklamak ve insanlığı o ırk etrafında toplamak ve o ırk adı ile adalet ve asayiş temin etmek davasıdır. O dairede düşman çoktur. Hatta zerreler adedince düşman bulunacaktır. Dost ise yoktur. Zordur.

    vesselam

    Öyle söylemle olacak ismi?Bunu isbat etmek önemlidir,bizim savunmamiz kendimize olmakla beraber son Davos tiyatrosunda görüldügü gibi bir Türkiye Cumhuriyetini sallamiyor.Demekki Basbug Atatürkün siirinde bahsettigini iyi ögrenmek gerekir,Ha bir önceki mesajindaki yazina hak vermemek elde degil.Bizden olmak kolay degil onun icin bizden olmayanlari her ortamda bizim karsimizda olmazlardi diye düsünüyorum...Dosta gerek varmi en iyi dostumuz sizlerdiniz?Düsmana ne gerek yine sizler var iken....

  9. #9
    yelken06500 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    yelken06500 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    12.09.2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    777
    Tecrübe Puanı
    8

    Standart

    Alıntı Enver İstek Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Zaten birinci yazida alinti oldugunu belirtmek icin yazarin nickinide vermistim yani bundan gocunmadim Yelken.Ücüncüsü cikarsa onuda eklerim senin okuman icin ama nafile yine güldüreceksin sanirim...
    bu zaten 3 parçaya ayrılmış bir yazı.yani üçüncüsünün çıkasına gerek yok zaten var.ama siz boşverin gülmeye devam edin böyle yapınca daha manalı duruyorsunuz...selametle!
    Ey ilim iddiasında bulunan, hani ağlaman? Yüce ALLAH’ın (C.C) korkusundan gözlerin yaşarıyor mu? O’ndan korkman ve günahları itirafın nerede? Nefsinle cenk etmek ve onu terbiye etmek yok mu? O’nu HAK tarafına çağırman nerede?
    Bunların hiçbiri sende yok. Bütün derdin kasa, masa, yemek ve eğlenmek. Aklını başına al. Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut. Bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz.

  10. #10
    Enver İstek isimli Üye şimdilik offline konumundadır metin mete
    Üyelik tarihi
    28.12.2005
    Bulunduğu yer
    Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
    Yaş
    48
    Mesajlar
    3.971
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Alıntı yelken06500 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bu zaten 3 parçaya ayrılmış bir yazı.yani üçüncüsünün çıkasına gerek yok zaten var.ama siz boşverin gülmeye devam edin böyle yapınca daha manalı duruyorsunuz...selametle!

    Varsa linkini ver ben bilmiyorum gelince yazacagimi söylemistim.Yani sen biliyorsan ver...

+ Konu Cevaplama Paneli

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Content Relevant URLs by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.