Konumuzla ilgili bir başka hikâye daha:
….
Size bir itirafta bulunmak istiyorum.
İnsana iyi geldiğini söylerler.
İçine atmaktansa paylaşmak daha çok tercihe şayan.
Hem rahatlatır hem de insanların ruhi durumumu daha iyi anlamalarına vesile olur.
…
Siz bakmayın benim böyle göründüğüme.
Asıl halim değil bu.
Bundan 6 ay önce görseydiniz beni, imrenirdiniz belki de.
Namazımı hiç aksatmazdım.
Beni görenlerde bir güven hissi oluşurdu.
Samimi bulurlardı beni.
Haklıydılar da.
Olduğum gibi davranırdım.
Kendimi kasmazdım hiç.
Belki de bu sebepten beni tanıyıp dost olanlar inanırlardı ki, bu hukuk ömür boyu sürecek.
Ben de aynı kanaatteydim her zaman.
Bu Allah’ın bana bir lütfuydu.
Ne benim başkalarından şikâyetim vardı, ne de başkalarının benden.
Başka konularda problemler mümkündü gerçi.
Yapmam gereken bazı işleri önemsemediğim, savsakladığım gibi mesela.
Hiç kimse ama hiç kimse güvenini istismar ettiğimi veya onu kendi menfaatlerim için kullandığımı asla iddia edemezdi.
Ta ki bundan 6 ay öncesine kadar.
…
Ne mi olmuştu o zaman?
Neler olmadı ki?
Neler değişmedi ki hayatımda?
Kendisiyle barışık biriydim.
Değerlerimle çelişen davranışlarda bulunmaya başladım.
Prensiplerim tarumar oldu.
Sebebi ne miydi?
Bir kız.
Bu yaştan sonra bir kıza aşık oldum.
Kendimi tanıyamaz hale geldim.
Başkaları da anlam veremedi bendeki davranış değişikliklerine.
Aklım itiraz etti her seferinde ama engel olamadım kendime nedense.
Ya da olmak istemedim.
…
Neyse, geçelim hikâyemize.
O kızla bir düğünde tanıştık.
Aslında tanışma diye bir şey olmadı o zaman.
Baloya gelmişti.
Çok güzeldi Allah için.
Rabbim özene bezene yaratmış.
Üzerine giydiği elbiseler de ona çok yakışmıştı.
Çekiciliğini daha da artırmıştı.
Piste oynamaya çıkıyordu bolca.
Çünkü düğünü olan kızın akrabasıydı.
Saatlerini kuaförde geçirdiği belliydi.
Saçlarına verilen emek ilk bakışta dikkati çekiyordu.
Pistteki yeri değiştikçe ben de arkalardan onu daha rahat görebileceğim yerlere gidiyordum.
Geç saatlere kadar onu izledim.
Kendimi alıkoyamadım.
Aklım gözlerime ve kalbime söz geçiremedi.
…
Sessiz, sakin ve utangaç bir kişiliği olan ben, onunla bir yolunu bulup tanışmak için can atar hale gelmiştim.
Olacak şey miydi bu?
Onu daha yakından görebilmek için oynamaya bile çıkmıştım piste.
Sanki herkes bana bakıp kıs kıs gülüyordu.
Oyun oynamayı bilmezdim ki ben.
Hele de onca insanın arasında.
Pistteki halimi izlemek isterdim.
Ne komik olmuştur kim bilir?
…
Birkaç defa yakından görme imkânım oldu kızı.
Sadece ben değil çok sayıda insan bakıyordu o kıza.
Dikkat çekmeyecek gibi değildi ki!
“Herkesin dikkatini çekmeye çalışandan sana yar olmaz” dedi aklım.
Gözüm; “sus” dedi ve ekledi, “bakmaya devam et!”
…
Aklıma hiç pas vermedim o gece.
Halbuki şimdiye kadar beni hiç yalnız bırakmamıştı aklım.
En zor zamanlarımda hep yanımdaydı.
Ama ben şimdi onu dinlemek bile istemiyordum.
Sanırım ilk defa aklımın ahını alacaktım.
…
O gece uyuyamadım.
Hep o kız vardı aklımda.
Kâh pistte gülümseyerek oynarken, kâh yerine oturup çevresindekilerle konuşurken hayal ediyordum onu.
Kazınmıştı tüm kareler beynimin kıvrımlarına.
-Belki de kendime yediremediğimden- onun hakkında bilgi almak için kimseye bir şey soramadım.
Ama dayanamadım, daha sonradan araştırma yaptım hakkında.
…
Nefsimin isteklerini bir tarafa koyarsak, bana uyan bir yönü yokmuş aslında kızın.
İslami hassasiyetleri zayıfmış mesela.
Bilgisinden değil, bilgisizliğinden ama bu ilgisizlik.
Aileden ve çevreden öyle görmüş.
“Uydum kalabalığa” usulü devam ediyor hayatı.
Ben ise geleneksel bir ailede yetişmiştim.
İslami hassasiyetlerim çoktu.
Üniversite yıllarındaki tecrübelerim ise inançlarıma daha çok sarılmam gerektiğini öğretmişti bana.
…
Ayrıca kızın güzelliğini maddiyata dönüştürmekte mahir olduğunu da işittim.
Erkeklerle arkadaşlık eder, harcamalarını onlara ödetirmiş.
“Aşkın gözü kördür” dedikleri bu olsa gerek, inanmak istemedim.
Akıllı birisi olduğumu söylerlerdi ama yanılmışlar demek ki.
Ya da bir yere kadarmış veya bazı konulara münhasırmış çalışırlığı.
…
Kızla tanıştım zaman içinde.
Kaynaştık.
Ya da ben öyle sandım.
…
Onunla aynı şeylerden hoşlanıyor gibi görünmeye çalışıyordum.
Konuşacak konumuz oluyordu böylece.
O, ilgisini çeken konulardan bahsetmeye başlayınca “Aaa, ben de ilgilenirim onunla” diyordum hep.
Halbuki bir kısmının adını bile duymamıştım.
O anlatıyordu, ben dinliyordum.
Filmlerden gördüklerimle gazetelerden okuduklarımı göz kararı birleştirip birkaç devrik cümleyle servis yapıyordum kıza.
O da beni bir şey biliyor sanıyordu.
…
Bunlar önemli değildi aslında.
Konuşuyorduk sadece.
Ama müdavimi olduğum ortamlar değişmişti.
Sabah namazından sonra yatmayan ben, artık gecenin bilmem kaçında uyuyup kalıyordum bir yerlerde.
Kanepe, masa, salon, halının üstü…
Uyandığımda klavyenin harflerinin izlerini görüyordum bazen yüzümde.
Yatağımı özlemiştim.
Vaktinde yatıp kalkmayı.
…
Sadece uyku düzenim değil vücut metabolizmam da alabora olmuştu.
Sağlığım da bozulmaya başladı.
Çünkü gecenin ortasında, günler kendi arasında nöbet devir teslimi yaparken benim abur cubur atıştırmalarıma şahit oluyorlardı.
Halbuki ben o saatlerde hep uyuyor olurdum.
Göbeğim büyümeye başlamıştı.
Ayakkabılarımın bağcıklarına eğilirken çok zorlanır olmuştum.
Önceden zindelikten parmak uçlarımda yürürken şimdi kendimi “ölmüş de kokmamış” olarak tanımlıyorum.
…
İlk önceleri tek tük kaçmaya başlayan sabah namazımla artık görüşemez olmuştuk.
Kalkamıyordum ki!
Sadece sabah da değil.
Diğerleri de terk etti beni yavaş yavaş.
Yoksa ben mi onları bıraktım?
…
Her kaçırdığım namaz “cız” diye batardı ta ciğerime.
Şimdilerde derime bile işlemiyor haftalar süren secdeden bihaberliğim.
Köprünün altından çok sular akmış.
Su da kalmamış köprü de.
Kurumuş toprak, çatlamış arazi.
…
Maddi olarak da göçtüm desem yalan olmaz.
Ama malum, kendi düşen ağla(ya)maz.
Ağlar da, içine içine.
Bencileyin.
…
Üniversite son sınıftayken proje ödevimi başarıyla bitirdiğimde kendime kıyak geçmiştim sadece.
İlk ve tek.
Sadece keyfim için kendime bir döner ısmarlamıştım.
Devlet yurdunda kaldığım zamanlar, üç gün arka arkaya günde üç öğün zeytin ezmesi ve ekmek yedim suyla beraber.
Param kalmamıştı çünkü.
Babamdan da isteyemedim.
3 kardeşim daha vardı okuyan.
…
Zeytin ezmesini yurtta bedava veriyorlardı.
Tadı son derece kötü olduğu için kimse yemiyordu.
Sanırım kullanılmaz hale gelen zeytinimsilerden mamuldü.
Onları toplamıştım arkadaşlardan.
Önceden söylemek gerekirdi.
Çünkü direk çöpe atıyorlardı.
Belki şimdi kaliteli üretilenleri vardır.
Zeytini çok severim ama ezmesini beni ezseniz yemem.
Büyük konuştum sanırım gene, Allah affetsin.
…
Şunu demek isteyecektim ki; ben son derece harcama özürlü ve tasarruf ehli biriydim.
Ama şimdi lüks lokantalara götürüyordum kızı.
Bazen o hava olsun diye gitmek istiyordu.
Bazen de ben ona jest yapıyorum.
Bu jest, mimik’in arkadaşı değil miydi?
Neyse!
Sonuç olarak çok para harcar olmuştum gereksiz.
1 kilo et parasına tek porsiyon köfte yiyordum yarısı yanık.
…
Lüks bir yere gittik bir seferinde.
Yemek listesine baktım tanıdık gelen hiçbir isme rastlamadım.
“Adı en uzun olan yemeği bari sipariş edeyim” dedim.
Bir sürü şey karıştırmışlardır içine muhtemelen.
Ağız tadıma uygun bir şey çıkar diye düşündüm içinden.
Fiyatı da 12 avroydu.
25 liranın üstünde bir para yani.
Ama olsun orijinal bir yemek yiyecektim ve insan hayatında olmalıydı böyle şeyler bir defa da olsa.
Adını arka arkaya 10-15 kere okuduktan sonra yaklaşık olarak ezberledim.
Tam olmadı çünkü yan yana sessiz harfler vardı birkaç yerde 3-4 tane.
Sonuçta gele gele yarım porsiyon kuru fasulye geldi, bildiğimiz.
Adını değiştirip 25 liraya pazarlamışlardı bana.
Haklı tabi adam.
Kuru fasulye diye yazsa kim verir 12 avro?
Ama kız biliyormuş meğer bu “lüks lokanta ağzı”nı.
Çok güldü bana.
15 kilogram kuru fasulye parasına yarım tabak kuru fasulye alan ilk kişi ben değilmişim.
Tek tesellim o oldu.
…
Yalnız ben de ona güldüm, 1-1 berabere kaldık o gün.
O da adını ilk duyduğu bir şeyi sipariş etti: logi.
Bir tek onu bilmiyormuş listede adı geçenlerden ve onu denemek istemiş.
Gele gele mantı geldi.
Anlamadı(k) durumu.
Hesabı öderken elim titremişti.
Dışarıda toplam 4-5 liraya yiyebileceğim yemeğe üç rakamlı bir ücret ödemek zor geldi her açıdan.
…
Çıkışta sordum para ödediğim adama:
“Nedir bu logi ismi? Biz çıkaramadık da!”
“Mantının İngilizcesini bulmaya çalıştık ama bulamadık.” dedi adam.
Ama baktık ki ‘mantık’ kelimesinin İngilizcesi var: logic.
‘Mantı’ kelimesi ‘mantık’ kelimesinden bir harf eksik olduğuna göre İngilizcesi de bir harf eksik olur dedik ve ‘mantı’nın İngilizcesi de ‘logi’ oldu.” dedi.
Bu dönem içinde hem beynimin hem de kalbimin birlikte neşelendiği tek “enstantane” bu idi maalesef…
…
Sonrasında alkol de başladı bende.
Maskat kızla aynı ortamda bulunmaktı.
Önce “alkolsüz” bira ile açtılar kapımı.
Ama ben nereden bilebilirdim ki “alkolsüz” lafının aslında içki sevmeyenler için bir olta olduğunu?
Bira içmek meşrulaştı önce gözümde.
Sonra alkollüsü pusudaymış zaten, baktım elimde şişe.
…
İşin kötü tarafı, kızları hiç tanımadığımı da öğrendim.
Zannetmiştim ki; ben kıza ne kadar ayak uydurursam o kadar beni o kadar çok sever.
Ama öyle olmadı.
Prensipsizlikle suçladı.
Değişken insana güvenmezmiş.
Halbuki ben hep onun gözüne girebilmek için yapmıştım onca bile bile ladesi.
Demek ki normal halimde kalsam beni daha çok sevecekmiş.
İleriye yönelik bir planımız olamasa bile bana saygı duyacakmış.
Allah, yolundan ayrılanlara birden çok fatura ödetiyor demek ki.
…
Son durumu şu konuşmaya özetletelim:
-Kız seni seviyor mu?
-Hayır.
-Kızla şu anda görüşüyor musun?
-Hayır.
-Bu süreçte kaç para harcadın?
-1000 TL’den fazla.
-Ne kadar fazla? Net bir şey söyle.
-Kredi kartı borçlarımı da ayırmam lazım.
-Değdi mi?
-Kesinlikle hayır.
-Allah senden memnun mudur?
-Maalesef hayır.
-Sen kendi halinden memnun musun?
J-Günün esprisi olarak kabul ediyorum
-Sen Müslüman mısın?
-Ne demek bu? Tabi ki müslümanım.
-O zaman hayatının merkezine neden o kızı koydun?
-Kendisi girdi.
-Sen sokmasaydın o giremezdi.
-Haklısın.
-O kız senin ilahın mıydı?
-Ne diyorsun sen? Ne ilahı? Sadece kız arkadaşımdı.
-Ona ulaşabilmek için Allah’ın emirlerini çatır çatır çiğnedin ama.
-Maksadım Allah’a karşı gelmek değildi ki.
-Sonuç olarak Allah’ın emirlerini bir kenara ittin o kızın isteklerini yerine getirmek için.
-Öyle ama ameller niyetlere göre değil miydi? Benim niyetimde o kıza ibadet etmek yok.
-Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir diye bir şey duymadın mı sen?
-Duydum da…
-Bak kardeşim ben seni severim. Allah sana akıl vermiş. Doğru ile yanlışı da ayırmış ve sana da bildirmiş. Karar senin. Fatura senin adına kesilecek çünkü.
-N’olcak şimdi?
-Önce tövbe et günahlarına. Sonra da dikkat et davranışlarına.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma
Paylaş