+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Anne duy beni

  1. #1
    beyza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    beyza isimli Üye şimdilik offline konumundadır Üye
    Üyelik tarihi
    26.09.2007
    Yaş
    29
    Mesajlar
    169
    Tecrübe Puanı
    5

    Standart Anne duy beni

    Yalnızlık çukurundan feryat… "Anne duy beni…”



    Bilgisayarımın başına oturdum. Günün yorgunluğu üzerimde olmasına rağmen, yeni kitap çalışmam için notlarımı bilgisayara geçirmeden önce maillerimi kontrol etmek istedim. “Annem sana öyle hasretim ki…” diye başlayan cümleyi okuyunca, uzun uzun yazılmış maile kilitlendim kaldım. Her satırında bir yürek yarası gizliydi sanki. Yüreğinden akan kanı mürekkep yapmış, duygularını kağıda öyle dökmüş gibi geldi bana.

    Bir kız çocuğunun annesine yalvarırcasına yazdığı mektubu aktaracağım size. Mine’nin yalnızlık çukurundan feryadı gibi geldi bana. Çok iyi biliyorum ki yazılmamış, yazılamamış o kadar acılar var ki ailelerde. Bu, onlardan sadece bir tanesi…



    * * * * * * * * *



    “Anne duy beni…!”

    Annem sana öyle hasretim ki bunu anlatamam seni canımdan çok seviyorum… Ama sen bende nasıl duvarlar ördün ki yanımda iken bile sana hasretim…

    O kadar büyük yaralarım var ki annem bunları hissetmiyor musun?

    Ben senden bir parçayım annem… Sen taşıdın beni karnında… Annelerin çocukları acı çektiğinde hissettiklerini söylediler, onlar anlarlar dediler… Ama sen beni hissetmiyorsun?

    Ama bu içimdeki yaralarım senden anne…

    Duy anne! Sana o kadar çok sessiz çığlıklar attım ki, beni tekrar hissetmen için annem… O kadar çok caba sarf ettim ki…

    Dil yarası derlerdi… O nedir derdim… Senin bende açtığın yaralar ile öğrendim annem dil yarasının ne olduğunu… Her gün durmadan kanayan yara imiş… Hiç kimsenin çare olamayacağı merhem olamayacağı bir yara imiş dil yarası…

    ………..

    Ama annem şu gözyaşlarımı bir gün sen sil annem sen… Hep yüzüm gülüyor gözüküyor hep… Ama içime akıtıyorum göz yaşlarımı… Bu daha çok acıtıyor canımı annem… Bir de sen sil gözyaşlarımı… Belki daha ağlamam… Senin hasretinden akıyor bütün bu gözyaşlarım…

    Ama sen hep benim yerime başkalarını sevdin… Başka çocukları göstererek beni benden ettin annem…

    Çok konuşmak istedim seninle annem… Ama olmadı işte, yapamadık seninle annem konuşamadık…



    SENİN YANINDA SANA HASRETİM ANNEM…

    En güzel yaşlarımı, en güzel hayallerimi aldın ama olsun sana her şey feda olsun… Beni dokuz ay karnında taşımışsın… Buna saygım vardır ama annem SENİ ÇOK AMA SEVİYORUM VE O KADAR ÇOK HASRETİMSİN Kİ bir gün inşallah senle arkadaş olmayı becerebiliriz…

    Beni tanımayı isteyeceğini zannediyorum ve bunun için her gün yalvarıyorum annem… Her gece yalvarıyorum Allah’ıma senin beni hissedeceğin günü sabırsızlıkla bekliyorum…




    * * * * * * * *



    “Anne duy beni” diye başlıyor mektup. Kim bilir belki de bu satırları kalem alırken annesi yan odada dizi izliyordu. Aynı ev içinde yalnız yaşayan insanlar olduk.

    Yanınızda olduğu halde bir insanı özlüyorsanız, ya o insana aşıksınız, yada aranızda duvarlar örülmüş. Anne ile kız arasında niçin duvar örülür ki?

    Bıçak kemiğe dayanmadan çığlık atmaz insan. Yalnızlık öylesine bir çukurdur ki insana çığlık attırır.

    Farkında mısınız yan odada oturan annesiyle konuşabilmek için Allah’a yalvarıyor. Televizyon hastası olmuş tüm anneler;

    Elinizde TV kumandası kanallar arasında dolaşırken, ara sıra yan odada oturan ve ağlayan kızınıza da uğrayın! Takip ettiğiniz dizinin devamını merak ettiğiniz kadar kızınızın odasında kara kara neyi düşündüğünü de merak edin.

    Bu maili okurken bir ilkokul öğrencisinin öğretmenine yazdığı mektup geldi aklıma. Mektubunun bir yerinde ilkokul öğrencisi “Benim annem televizyonun kumandasını elinde tuttuğu kadar benim ellerimden tutmuyor hocam!” diyor.

    “Televizyon yüzünden aile içinden sohbet bile edemez olduk!” demiştim bir sınıfta öğrencilerime. Kız öğrencilerimden bir tanesi parmak kaldırdı ve “Hocam! Geçen akşam evde elektrikler kesildi. Annem, babam ve kardeşlerim oturduk iki saat sohbet ettik. Hem de mum ışığında. Ben o zaman fark ettim annemi babamı ve onlarla sohbet etmeyi ne kadar çok özlediğimi” dedi.



    Aynı evde birbirine hasret yaşayan, birbiriyle konuşmayan, birbirleriyle sohbet etmeyen insanlar olduk.



    Sonra bu çocuklar bizi anlamıyor diye şikayet ediyoruz.



    Anneliği doğurmak, babalığı doyurmak zanneden bir toplum haline nasıl geldik diye hepimizin düşünmesi lazım.

    Annelik çocuğu doğurmak değil, sevgiyle doyurmaktır.



    * * * * * * * *



    Kırmızı ile yazılan cümleler tamamen mailden alıntıdır…



    Kırmızı cümleler…

    Kan kırmızısı cümleler…

    Mürekkep gibi...

    Yürekten akan mürekkep…


    Sait ÇAMLICA
    Eğitimci - Yazar

  2. #2
    bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bekir isimli Üye şimdilik offline konumundadır sadece bir kul
    Üyelik tarihi
    10.09.2007
    Bulunduğu yer
    Dağlardan, yaylalardan
    Mesajlar
    7.792
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Ellerine, gönlüne sağlık beyza kardeş.

    Çok güzel bir intiba. Televizyonun bizlere neler ettiğinin küçük bir örneği...

    Onun girdiği yerden hayr çıkması çok zorr...





    Ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila


    Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol.
    Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye,
    Bir sebep, bir yol, bir nefes ol.

    Bütün Tağutları Red...


+ Konu Cevaplama Paneli

Benzer Konular

  1. Gel gör beni
    By RENKSİZ in forum Şiirler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 15.04.2008, 09:56
  2. Anne kurtar beni
    By sedize in forum Oku, Düşün, Anla
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.08.2007, 01:14
  3. Kıl beni ey namaz
    By lotus in forum Oku, Düşün, Anla
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 05.07.2007, 09:11
  4. Canavarlar beni yer mi anne?
    By abdirabbih in forum Çocuk ve Çocuk Eğitimi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 14.05.2007, 10:55

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Content Relevant URLs by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.