TEK BAŞINA BİR HADİS MECMUASI: EBU HUREYREİhsan ŞENOCAK
Sahabe İslam’ı saf haliyle yaşayan ve sonraki kuşaklara aktaran ilim elçileridir. İnsanlar, Allah Rasülü’nü (s.a.v.) onlar vesilesiyle tanımış ve doğrular, rivayetlerine muvafık kaldıkça bir değer kazanmıştır. Fıkıh, Kelam, Tefsir… büyük oranda onların naklettiği hadislerden neşet etmiştir. Her biri kabiliyeti nisbetinde medeniyetin inkişafına katkıda bulunmuş; kimi imareti, kimi siyaseti, kimi de rivayetiyle sonraki kuşakları beslemiştir. Peygamber sonrası zamana “Saadet Asrını” taşıyıp, yaşadıkları bölgelerde “İrfan Siteleri” kurmuşlardır. Allah Rasülü’nün (s.a.v.) Sünnetine en küçük bir müdahalede bulunmadan yapmışlardır bunu.
Onlar, hal ve kâlleriyle Efendimiz’in (s.a.v.) mirasını tebliğ etmede birbirleriyle yarıştılar. Önde olanlar “müksirun” (çok riayet edenler) diye şöhret buldu. Müksirunun alt sınırında yer alan Ebu Said-i Hudri (r.a.) bin yüz yetmiş, zirvede olan Ebu Hureyre (r.a.) ise beş bin üç yüz yetmiş dört hadis rivayet etti. İslam’ın, cemiyetin her şubesine etkin olarak taşınmasında müksirunun katkısı büyük oldu. Nitekim İslami ilimlerin teşekkülünde kullanılan hadislerin çoğu onların rivayetidir.
Sahabenin, özellikle de müksirunun bütün zamanlara Kur’an’ın mübeyyini Hz. Rasülüllah’ın (s.a.v.) Sünneti’ni taşıma gayretleri “elleriyle dini değiştirmek” isteyenlerin önünü kapadı. Çünkü gayri İslami oluşumlar, onların rivayet ettiği hadislerle meşruiyet alanlarını yitirdiler. Bu yüzden İslam düşmanları tenkit oklarını Sünnet’in taşıyıcıları olan sahabeye yönelttiler.
Hedefe de Ebu Hureyre’yi (r.a.) koydular. Çünkü tek başına O, bir hadis mecmuasıydı. O’nun cerhedilmesi topyekün İslami Disiplinlerin de çökertilmesi demekti. Bu yüzden Ehl-i Sünnet karşıtı fırkaların saldırılarını yoğunlaştırdığı sahabi Ebu Hureyre (r.a.) oldu. Allah’ın dinini hevalarına göre şekillendirmek isteyen Cehmiler O’na saldırdı. Çünkü O’nun rivayet ettiği hadisler Cehmiyye’nin delillerini çürütmüştü.
Müslümana kılıç çekmeyi caiz gören Hariciler O’nun rivayetlerini tereddütsüz reddettiler. İnsanın kaderini kendisinin tayin ettiğini söyleyen ve bu söyleyişle Kudret-i İlahi’yi ta’dil eden Kaderiler, Ebu Hureyre’nin (r.a.) hadisleriyle istidlali caiz görmediler. Kabul ettikleri sahabe, bir elin parmaklarını geçmeyen Şia, O’nu yalancıkla itham etti. Zındıklar, muharrifler, müsteşrikler, mustağripler, hasılı bütün İslam düşmanları dini tezyif ve tahkir etmeyi murat ettiklerinde söze Ebu Hureyre (r.a.)ile başladılar.
Asırlar geçti, usuller, esaslar değişti. Fakat Ebu Hureyre (r.a.) karşıtları hep aynı hal üzere kaldılar. Çünkü, talep ettikleri İslami değişimin karşısında rivayet ettiği hadislerle hep en önde Ebu Hureyre (r.a.)vardı. Bu yüzden ilk aşılması gereken engel olarak O’nu gördüler. Önde olması tezyif ve tahkir kampanyasında da öne alınmasına sebep oldu.
Modern düşüncenin baş döndürücü hakimiyeti ciddi manada Ebu Hureyre’yi (r.a.) cerh eden anlayışın da güç kazanmasına zemin hazırladı. İslam dünyasının en etkili üniversiteleri Ebu Hureyre’yi (r.a.) tenkit eden akademisyenlerin konuşmalarına, ders notlarına tanıklık etti. Ezher, red ve müdafaa ekseninde akdedilen birçok münazaraya şahit oldu. Mısır merkezli modern İslam düşüncesinden beslenen bir kısım ülkem akademisyenleri de Ebu Hureyre’yi (r.a.) tenkit akımına iktida ettiler. İşte o akademisyenlerden biri, takvim 1996’yı gösterirken Ondokuzmayıs İlahiyat Fakültesi’nde sahne almıştı. O tarihte İlahiyat ikinci sınıfta öğrenci idim. İlan panosunda ki konferans duyurusunu dikkate alarak söylenen saatte dinleyiciler arasında yerimi aldım. Hoca, önceden ders okuttuğu fakülteye konferansçı olarak gelmenin heyecanıyla kürsüye çıktı ve yüksek tizden konuşmaya başladı. Ebu Hureyre’yi (r.a.) tezyif ve tahkir etrafında temerküz eden konferans lebalep dolu salonda hayretle dinlendi. Konuşma bitince organizatörler itirazlara fırsat vermemek için mukaddes bir emanet gibi akademisyen barikatı arasında Hoca’yı alıp götürdüler.
Ebu Hureyre’yi (r.a.) müdafaa edememenin, O’na yöneltilen itirazlara huzurda cevap verememenin ezikliğiyle yurda döndüm. O büyük sahabinin asil duruşunu, ilimdeki istikametini, katıksız imanını anlatan ve bir anlamda Hoca’nın hamallığını yaptığı müstağrip düşünceyi ait olduğu merkeze iade eden bir risale telif etmeye karar verdim. Uzun bir mesai neticesinde eseri müsvedde haline getirmiştim ki; bir grup arkadaşla birlikte Yed-i Beyza Dergisi’ni neşretmeye karar verdik. Derginin ilk sayısında da, “Kum Denizinde Bir Yıldız: Ebu Hureyre” başlığıyla kitabın çıkacağını ilan ettim. Ne ki çeşitli nedenlerden dolayı bir son okuma yapıp kitabın neşrine muvaffak olamadım. Bu gün geldiğimiz nokta itibariyle, Ebu Hureyre’yi (r.a.) müdafa etmenin topyekün İslam Medeniyeti’ni müdafaa etmek olduğunu düşündüğümden bu risaleyi makale formatında da olsa yeniden yazmaya kendimi mecbur hissettim.
Bu makalede Ebu Hureyre’nin (r.a.) hayatını, hadis ilmindeki behresini, O’na yöneltilen tenkitlerin hangi fideliğe ait olduğunu, muarızlarının neler söylediğini ve kitaplardaki Ebu Hureyre (r.a.)portresinin ne anlattığını bulacaksınız. Bir anlamda gerçek Ebu Hureyre (r.a.)ile ideolojik okumalara göre tanımlanan Ebu Hureyre (r.a.) arasındaki derin uçurumu göreceksiniz.


LinkBack URL
About LinkBacks





Alıntı
Paylaş