Bir gün kalktınız, bir baktınız ki iman gitmiş ! (Allah korusun) Kalp ve beyin birlikte kara kara düşünüyor. Yahu bizim bir şeyimiz daha vardı, ki; biz onunla yemek yiyorduk, su içiyorduk, nefes alıyorduk, bir şeyler okuyorduk, evleniyorduk, ev bark ve çocuk sahibi oluyorduk ve daha başka bir çok şeyi onun sayesinde yapıyorduk ve bunların üzerinde bu yaptıklarımızın bir anlamı, mahiyeti ve tadı oluyordu. Bütün bunların bir araya gelmesi ile “behlüm adal” (hayvandan da aşağı) sıfatından kurtulup, insan olmanın mükemmel hazzını yaşıyorduk.
Bir de şu önümüzde duran kitap’ı okuyorduk. Ahkamı üzerinde tartışıyorduk, iyi ya da kötü biraz zaman ayırmak ile güzel bir şeyler dinliyorduk! Ama, burada bahsedilen bir olgu, adına “iman” denen şey, ne idi ? Kitap’ta bir yaratıcıdan bahsediliyor, ismi; Allah olarak geçiyor. Bu Allah’a inanmaya yönelik çağrılar var. İyi ama, görmediğimiz bir şeye nasıl var diyelim şimdi ? Peygamber diye birinden bahsediyor bu kitap. İyi ama biz görmedik ki bunu ? Görünmeyen bir şeyin varlığı da muhaldir. Hem bu kitabı kim yazmış ? Neden yazmış ? Kime yazmış ? Bu kitabın bir gün sabah kalktığımız da yeryüzünden kalkmış olabileceği, kalplerden silinmiş olabileceği yönünde endişeler taşıyan yazılar yazılacağı varsayılmış. İyi güzel de, biz herhangi bir inanç taşımıyoruz ki (neuzubillah) kalksa ne olur veya kalkmasa ne olur ? Ölen yakınlarımıza “Yasin” okuyormuşuz, Yasin kim ? Faydası ne ? kim söyleyebilecek ? Mevlütlerde okunuyormuş bu kitap. Yazarın biri öyle demiş. Mevlüt ne ? Namaz diye bir şeyden bahsediyor yine bu allame-i şahena yazar. İyi de namaz ne ? Neden önemli, kitapta miraç, isra gibi kelimelerden oluşan bir takım hadiseler var, bir de yer çekimi kanunu var. Herhangi bir araç olmadan bir madde boşlukta yere düşer teorisi bunun tersini söylerken, biz; şimdi görmediğimiz bir şeye mi inanacağız ?
Nasıl ? Mizansen olarak yazılan bu yazının devamında söylenebilecek üç beş cümle ne kadar anlam taşıyor şimdi. Evet, Kur’an bir gün yeryüzünden göğe kalkacak. Sayfalardan silinecek. Amma velakin unutulmamalı ki; kalp sayfalarına yazanlar yine bunu okumaya devam edecek. Ruhunun bütün evrelerine nakş ederek işlemiş bir “iman” bunu istediği gibi okuyacak. Yaşantısı Kur’an merkezli olan bir kişi hak olan ölçüleri yine taşıyacak. Ya iman olmaz ise ? İşte bu bahsedilen bütün bunların olması yada olmamasının dahi bir değeri kalmayacak.
İşte Kur’an’da geçen “ey iman edenler! İman edin…” ayeti sanırım bu yönü ile düşünülünce daha bir anlam kazanıyor. İman olmazsa, hiçbir şey olmaz!
Zerdüşt böyle buyurdu türü yazılardan ziyade, insanların imanlarını şüpheye düşürecek yazılardan kaçınmak da imanın tezahürü olsa gerek, diye düşünüyorum. Bırakın da, insanlar Yasin’i şerifi istediği yerde istediği zaman okusun, hükümlerini öğrensin. Mevlütler yada kabrler önemli değil, önemli olan okunup içindeki ibretlik yerlerini beynine kazısın, hiç okunmamasından milyar kere daha iyidir.
“Men kâne yü'minü billâhi vel yevmil âhiri, felyekul hayran ev liyesmut." (Allah'a inanan, ahiret gününe inanan insan, mümkünse hayır söylesin. Bilgisi varsa, malûmatı varsa hayra ait; o hayırları söylesin. Böyle bir sözü yoksa, sussun sükût etsin!)
Bence bu tarz daha şık duruyor.
Derdi; Allah'ın (cc) rızası olanlara selam olsun!
Paylaş