Kapınıza birşeyler istemek için (yiyecek, giyecek vs.) birileri geldiğinde ne yapıyorsunuz?
Delikten görürsem kapıyı bile açmam, işime bakarım
Kapıma geleni asla boş çevirmem, bir ekmek parası olsun veririm
Sıkıntısını dinlerim, inanırsam yardımcı olurum
bedensel bir engeli olursa boş çevirmem.aksi taktirde yüz vermem.
Ara sıra acıyıp bir şeyler veririm
Kapınıza birşeyler istemek için (yiyecek, giyecek vs.) birileri geldiğinde ne yapıyorsunuz?
"Duâ rahmetin anahtarıdır.Abdest namazın anahtarıdır.Namaz da Cennetin anahtarıdır."Hadis-i Şerif
Ben açmıyorum bacım tabiki çünkü insanlara artık hiç ğüVen kalmadı biliyorsun ama yine yardım edecekmişim başkalarına ediyorum yani
Ben her gördüğüm dilenciye para vermiyorum ama kapıma gelenide hiç boş çevirmiyorum zira Yüce Rabbimiz "kapınıza geleni boş çevirmeyin" demiş.
Kapıma geleni boş çevirmem bir ekmek parası olsun veririm.
selametle...
kardeş bu devir de kimin faikr oldugu belli degil fakir insanlar zaten dilenmezler dilenen dilencilerin çogu ya holding sahibi yada malı çok olanlar sadece bir meslek diye yapıyorlar bu işi
En iyi nasihat; iyi örnek olmaktır. (Malcolm X)
ben sıkıntısını dinlerim eğer ciddi anlamda bir sıkıntısı olduğuna kanaat getirirsem yardımcı olurum öyleki çevremizde fazlaca hiçbir sıkıntısı olmadan dilencilik yapan yardım talep eden kişiler var ben bu konuda titiz davranılması kanaatindeyim zira bu tip insanlara gözükapalı yardım edildiğinden gerçek hak sahiplerini tanıyamaz olduk gerçek ihtiyaç sahipleri köşelerde kaldı ..dikkat edilmesi gerektiğini ve yardımların tespitler sonucunda yapılması gerektiğini düşünüyorum..selam ve dua ile..
valla kapıya gelse korkarım.daha hiç kapımıda çalmadılar doğrusu.ama bir ekemek parası olsun veririm.acırım yani.
konuşmam.
nasıl bir insan olursa olsun allah rızası dedikten sonra kesinlikle kücükte olsa yardım ederdim..su da bir gercek bazıları insanların merhametini kullanıyolar ! rabbim onları ıslah etsinnn................
valla devir değişmiş olsa da her kapımıza gelenin ve karşımıza çıkanın hızır olabileceğini düşünürek hareket etmemiz gerek.....
zira ne zaman ne olacağını kestiremiyoruz....
Kanatimce her dilencinin bir hikayesi vardır, dinlenecek. Ama, bazen dinleyeceklerimiz, bizim öz varlığımız olabilir...
Çetin Altan anlatıyor:
1962 yılında Milliyet'teki odamda otururken, kapı vuruldu ve içeri, sönük tavırlı, tıraşı uzamış, orta yaşlarda biri girdi. Giysisi, gömleği, kravatının düğümü gösteriyordu nasıl bir yaşam düzeyinden geldiğini.
Öne doğru bir iki adım atıp, ayakta durdu ve hafif yana eğilmiş boynuyla:
- Ben, dedi, Mehmet Akif'in oğluyum...
Ayağa fırladım:
- Buyurun oturun lütfen, dedim; oturun rica ederim.
Oturmadı:
- Rahatsız etmeyeyim, dedi. Acaba bir 20 lira lütfeder misiniz?
***
O an içimin nasıl yandığını anlatmaya, yeryüzündeki tüm dillerin sözcükleri yetersiz kalır...
Her dakika mısraları hazır olda söylenip dinlenen bir şairin oğlu, karşımda çaresizlikler içindeydi.
"Vatan, millet, Sakarya" nutukları ise meydanlarda, bayramlarda, radyolarda gırla idi.
***
Aradan birkaç hafta ya geçti, ya geçmedi. Gazetelerde küçük bir haber çıktı:
"İstiklal Marşı'mızın şairi Mehmet Akif'in oğlunun ölüsü, Beşiktaş'ta bir çöp bidonunun içinde bulundu".
***
Ve Çetin Altan’ın anlattığı bir anı geliyor aklıma…
Şöyle diyor:
“1961, yahut 62’ydi. Milliyet’teki odama, odacı Bayram girdi.
-Sizi biri görmek istiyor, dedi.
-Buyursun…
İçeri traşı uzamış, üstü başı bakımsız, yaşlıca, çelimsiz bir adam girdi. Hafif bükük bir boyunla:
- Bendeniz, dedi, Mehmet Akif’in oğluyum…
Bir anda ne olduğumu şaşırdım ve nasıl şaşırdım bilemezsiniz.
Eski bir dostluk havası yaratmak istercesine:
- Oooo buyurun buyurun, nasılsınız… Türünden bir yakınlık göstermeye çalıştım.
O tavrını bozmadı:
- Rahatsız etmeyeyim, dedi. Sizden ufak bir yardım rica etmeye gelmiştim…
Gökler mi tepeme yıkıldı; yer mi yarıldı da, ben mi yerin dibine geçtim; doğrusu fena allak bullak oldum…
Tek yapabildiğim şeyi yaptım, cüzdanımı çıkarıp uzattım.
O, boynu bükük boyunla:
- Siz ne münasip görürseniz, dedi.
Cinnet cehennemlerinin tüm yıldırımları düşüyordu yüreğime”
Ve günün birinde İstanbul sokaklarının bir köşesinde bir kamyonun içinde bir ceset bulundu. Sahipsiz bir ceset bu… Kimse sahip çıkmıyor. Anlayacağınız belediyelik bir mesele... Hemen kimliğinin tespiti için çalışmalar başlıyor. Cesedin kime ait olduğu kısa bir süre sonra bulunuyor.
Ertesi gün gazetelerde küçük bir haber:
“Soğuk kış gününde İstanbul’da bir kamyonun içinde bir ceset bulundu. Cesedin hüviyet tespit çalışmaları sonucunda Emin Ersoy’a ait olduğu öğrenildi”
İstanbul’da sahipsiz bir ceset…
Adı: Emin
Soyadı: Ersoy
Mehmet Akif Ersoy’un oğlu…
Emin’in ismi Safahat’tan sonra bir de polis kayıtlarında geçiyor, ‘kimsesiz’ olarak.
Emin Ersoy… Şu günlerde rahmetle andığımız, kendisiyle övündüğümüz, arkasından Fatihalar yolladığımız Milli Şairimizin oğlu! İstiklal Marşı Şairi’nin oğlu!
Bırakın dirisine, ölüsüne bile kimse sahip çıkmıyor.
Çok Acı!
Müslümanım, müslümanlardanım demek kadar insanı özgür kılan bir söz yoktur ve olamazda. Bu söz, Rabbimizin vahyinden bizim dillerimize ve gönüllerimize nakş olan yüce bir anlam. Bu sözün anlamlandırılmış hali insan. Bu söz ile insan yaratılmışlar arasında seçkin bir vaziyet alıyor. Ahsen-i takvim makamından nakkaşlık vazifesini icra ediyor. Vahyi nakş ediyor muzdarip gönüllere. (Ahi Evran)
Gerçekten ilginç ve ibret alınacak bir yaşam . Rabbim kimseyi zor durumda bırakmasın.
Bende şehirler arası yolculuk yaparken düzgün giyimli biri şoförün yanına yaklaştı. O kadar mahçup duruyordu ki anlatamam. Yakın olduğum için konuşmalarını duydum. Adam mühendis olduğunu ama hiç parasının kalmadığını ve iş için bir şehre gitmesi gerektiğini anlattı. Kabul ederseniz orda öderim dedi. Şoför ALLAH (C.C) ondan razı olsun hiç itiraz etmeden kabul etti.Çok üzüldüm şimdi hep düşünürüm bizim ne gibi durumlarla karşılaşacağımızı Rabbimden gayrısı bilmez.O yüzden kapıma geleni hiç boş çevirmem. Zira başkasına merhamet etmeyene Rabbim Merhamet eder mi ?
Ama iyi niyeti suistimal eden çok tabi. Rabbim daha güzelini bilir şüphesiz.
"Duâ rahmetin anahtarıdır.Abdest namazın anahtarıdır.Namaz da Cennetin anahtarıdır."Hadis-i Şerif
Paylaş