Yolunu Allah'ın kitabıyla bulanlar yani sizler bu yüce Kelam'ı anlamak için daha çok hangi yöntemi kullanıyorsunuz ,ne yapıyorsunuz?
Yolunu Allah'ın kitabıyla bulanlar yani sizler bu yüce Kelam'ı anlamak için daha çok hangi yöntemi kullanıyorsunuz ,ne yapıyorsunuz?
Ben tefsir okumaya çalışıyorum ve tabiki benden çok daha iyi bilen alimleri dinlerim.Zaten eğer gözümüzdeki felsefe gözlüğünü atarsak hayat ve yaşam Kuran-ı Kerim deki hakikatleri gösteriyor.Ama ne kadar yaşıyorum ve hepsini ne kadar uyguluyorum diye kendime sorarsam Rabbimin rahmetine sığınan bir günahkarım.
Not:Bu arada ankette oy kullanma yasağım var,yaşım tutmuyormuş.şaka bir yana malum cezalar...
Biz gözyaşı satanlardanız, bizde gülücük arama.
Döktüğün gözyaşının bârân-ı rahmet olduğunu bil, zirâ gözünden dökülen her damla seni, ilâhî ihsâna vâsıl eder.
Kalbinin yegâne temizleyicisi ve gönlünün yegâne cilâsı hâlisâne akıttığın gözyaşlarındır.
Bezm-i Elest (ayrılışın başladığı ilk gün)’den beri fark âlemindesin. Sen’in aslî vatanın bezm-i elest’dir. Hadîs-i şerifde buyurulan
“Vatan sevgisi imandandır” sırrındaki “vatan” senin zâtın olan ve Sevgili’nin bulunduğu harem’dir ki, Sevgili ancak, ayrılığın hasreti içinde yanıp-yakılan ve kendisi için gözyaşı akıtan âşık’larını haremine dahil eder.
Sevgili için döktüğün gözyaşları, kandilin ateşine müessir yağ misâli mişkâtını parıldatır ve nûr’un zulmeti yokettiği gibi, gönlündeki karanlıkları aydınlığa tebdil eder. Bu hâl seni, gönül aynanda kendi vechi’ni müşahedeye kadar götürür ve bilirsin ki, âşık’la mâşuk, senin gönül aynanda beliren tek bir hakikattir.
Bu sırra ermek için vicdan sâhibi ol!
Vicdan, kul ile Rabbi arasına çekilen bir perdedir ki, kulun aczinin Rabb’e isnâd edilmemesini sağlar.
Diğer bir yüzü ile de, kul ile Rabb’ın ayrılmaması için ef’âl, sıfat ve zât’da olabilecek, Rabb’e karşı yapılması muhtemel gafletlerden Rabbi’nin kulunu koruması için mâsiva ile kulu arasına çektiği perdedir.
Takvâ sahibi ol!
Takvâ, Âlemlerin Rabbi’ne giden yolda kulun sadece Rabbi’nin aracılığını kabûl etmesi ve bunun gereği olarak da kendi Rabbi’nden başka her şeyden ilgisini kesmesi hâlidir.
Kurb-ân ol!
Kurb’ân, ân içinde beraberlik olup, alınıp verilen nefeslerle kâim olan ve devam eden hayâtın, arzû-yu ilâhî’ye uygun bir hayat olabilmesi için, koç şeklinde sembolleşen ve Cebrâil’in (A.S.) getirmiş olduğu kuvve-yi havânın tam bir rızâ-yı ilâhî içinde Allah adına kullanılmasıdır ki, neticesinde güzel beraberliği getirir.
Tarîk-ı aşk’a dâhil ol!
Aşk, Âlemlerin Rabbi’nin en büyük merhametlerinden biridir. Zirâ Âlemlerin Rabbi, cemâli’nin görünmesi için helâkten söz ederek kullarını dâvet etse idi, belki de kullarının birçoğu buna icâbet etmeyeceklerdi. Hâlbuki Rabb-ül Âlemîn tecelli ettiği mahalde helâk olurlar.
Aşk olmadan helâk olmayacağı gibi, helâk olmadan da Allah bilinemez.
Ey gönül sâhibi!
Öyle bir Mecnûn ol ki, aradığın Leylâ’nın da aslında kendi gönlünde olduğunu bulabilesin ve sana adını sorduklarında, benliğinden geçmiş olarak “Leylâ” diyebilesin.
Hiçbir şeyi kendi gönlün haricinde arama.
Âlem-i zuhur’da gördüğün her varlık, aslında bir hakikatın sembolünden başka bir şey değildir. Eşyanın hakikatı ise Allah’dır.
O halde, Kâbe’den Zemzem içme, Zemzem’i gönlündeki Kâbe’nde bulup içmeye bak. O zaman hakikat sana açılmış olmaz, sen açılan hakikatın kendisi olmuş olursun.
Doğru’nun mûcidi olan Cenâb-ı Allah, bizi kendi doğruluğunda, doğrulardan eylesin. Âmin
ey insan gercekten bir gönüle sahipsen hakikat kitabını anlamıştısın....
zaif-i mutlak.:...ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı...Yoklukları var eden Rab; dikenleri gülün merhametinde misafir eyleyen Rab; bulutları mavi göğüme sırdaş eyleyen, yağmuru toprağıma yâri eyleyen; bebekleri annesinde, kuşları yuvasında; baharı kışın ardında, ömrü güneşin doğuşunda; saklayan gösteren Rabbim; kilitlerimi çöz, firkatlerimi muhabbetinin peşine koy, rüzgara tutunan dualarım arılara, papatyalara, nergislere ve gelinciğime dokunmuşsa, ruhumu kainatın ahengine kat. Ya Rab. Ya Hakk...
hikmet sahibi Alimleri dinlerim.
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)
bütün şıklar geçerlidir herbirini yapmaya çalışırım...selam ve dua ile..
zeynep kardeşime katılıyorum bütün şıklar
En iyi nasihat; iyi örnek olmaktır. (Malcolm X)
Elmalılı Hamdi Yazır, Seyyid Kutub, Mevdudi gibi müfessirleri okuyorum...
Müslümanım, müslümanlardanım demek kadar insanı özgür kılan bir söz yoktur ve olamazda. Bu söz, Rabbimizin vahyinden bizim dillerimize ve gönüllerimize nakş olan yüce bir anlam. Bu sözün anlamlandırılmış hali insan. Bu söz ile insan yaratılmışlar arasında seçkin bir vaziyet alıyor. Ahsen-i takvim makamından nakkaşlık vazifesini icra ediyor. Vahyi nakş ediyor muzdarip gönüllere. (Ahi Evran)
Her dinin hatta her ideolojinin bir ana kitabı vardır. Yahudilerin Tevrat'ı, Hıristiyanların İncil'i, Komünist ideolojinin Das Kapital’i, Nasyonel Sosyalizmin Kavgam’ı nasıl onlarca en önemli kaynaksa Kuran da İslamın ana kitabıdır. İslamı öğrenmek anlamak isteyenin başvuracağı ilk ve en önemli bilgi kaynağıdır.
Kuran Allah tarafından sadece peygambere ve onun arkadaşlarına inmemiştir. O sadece müslümanlara da inmemiştir. Onun hitabı kafir-mümin bütün insanlaradır. İçinde ki De ki : Ey Kafirler, Ey İnsanlar, Ey Müminler hitaplarından da anlaşılacağı gibi muhatabı bütün insanlar ve insanlıktır.
Kuran sadece bir çağa inmiş değildir. Peygamberimizin son peygamber, Kur’anın da son kitap olduğu düşünülürse Kur’anın hitabı Peygamberimizden sonra kıyamete kadar bütün insanlığı içine alır. Bu sebeble biz Kur’anı sanki bugün bize vahyoluyormuş gibi okumalı, anlamalı ve uygulamaya çalışmalıyız. Kur’an bir kerede ve bir anda inmemiştir. İlk vahiyden başlıyarak 23 senede parça parça ve birbirini takibeden ayet ve surelerle inmiştir. Kur’an “bir kere de indirilmeliydi” diyenler kafirlerdir (gerçekleri örtenler). Bu tedrici iniş müminlerin ve toplumun değişiminin bir kere de veya bir gecede sağlanamayacağı gerçeğiyle ilgilidir. İnsanlar ve toplumlar büyük değişimler için zamana ihtiyaç duymuşlardır. İnsanın ve toplumun inanç kültür değişimi bunu pratiğe geçirmesi, özümsemesi elbette bir günde olmaz. İnsan ve toplum aynen bir çocuğun bebeklikten başlayarak ergin bir insan haline gelmesi gibi yavaş yavaş ve süreç içinde öğrenerek değişir ve gelişir. Nasıl bir çocuk doğduğunda bir günde kendi kendine yürüyemez, yiyemez, koşamazsa insan ve toplumlarda bu öğrenme ve özümseme sürecini yaşamak zorundadır. Bu sebeble Kuran’ın vahyi Mümin insanları ve islam toplumunu inşa ederken bir sıra ve süreç takip etmiştir. Bu süreçte Peygamberimiz, sahabesi (arkadaşları) eğitilmiş, islam toplumu tedrici olarak inşa edilmiştir. Kuran ayetlerinin ve surelerin iniş sırası bu gün elimizde elimizde olan Kur’anın sure sıralaması ile aynı değildir. Bugünkü sıralama sahabenin içtihadıdır. Kur’anın Surelerinin iniş sırası birçok islami kaynakta bulunabilir.
madem ki Allah (C.C.) Peygamberini ve sahabesini bu sırada eğitmiştir. Bu eğitimde de bir hikmet olacağı doğaldır. İnsanın ve Toplumun yapısını en iyi bilen Yaratıcı onları yeni doğan bir çocuk safhasından ergin bir mümin ve ümmete ulaştırmanın sürecini de en iyi bilecek O dur.
Kur’anın önce inen ayetleri daha sonra inen ayetlerinde daha ayrıntılı bir şekilde açıklanmış ve örneklendirilmiştir. Kur’anın iniş sırasını bilmez veya gözönüne almazsanız önceki ayet ve surelerde inen kavram ve terimlerin daha sonraki ayetlerde nasıl açıklandığını anlayamazsınız. Kuran: Kıyame 75-19 ayetinde “onu açıklamak bize düşer” derken önceki surelerde geleni, daha sonraki ayet ve surelerde açıklayacağını taahhüt etmiştir. Bir örnek vermek gerekirse iniş sırasına göre 5. olan Fatiha Suresindeki “Sıratı Müstakim= Doğruyol kavramı Enam 151-154 daha kapsamlı olarak açıklanmıştır. Yine İniş sırasına göre 10. Sure olan Fecr suresinde 29,30 Ayette “kullarımın içine” “Rahmanın Kullarımın içine” deyimi olarak 25.Sure olan Furkan 63-74 ve Saffat 39-49 ayetlerinde açıklanmıştır.
Ben hepsini okurum.Zira Kurani Kerimi anlayabilmek icin farkli bakis acilarindan bakmak lazim.Tefsir Kurani kerimin zahiri boyutunu ele aldigi icin manevi boyutlarini da degerlendirmek gerek.
Tefekkür de cok ama cok önemli.Bu sebebden dolayi meali okuyup tefekkür etmekde gerekli.Bunu tefsirle kiyas yapildiginda kisinin bakis acisinin ne boyutta oldugu acikca ortaya cikar.
Özelikle ihyaul ulumiddin v.s kitablar Kurani Kerimin detaylarini anlayabilmek adina cok ama cok önemli.Zira o boyutlardan bakabilmek bu kitaplari okumadan mümkün olmayacak kadar kücük bir ihtimal.
Ulemai kiramin kitablarinin hepsi Kurani Kerimi anlatir.Yani her ulemanin kitabi bir noktada tefsirdir.
Belki ayet ayet tefsir degildir ancak inceliklerini hayata yansimasini saglar.
ben hepsini yapamıyorum..ama kuran-ı kerim mealini okumaya calısıyorum..tam anlamak için hepsini yapmak gerekir bence....
Paylaş