Vürudun Manası:
Dilciler, vürud ve mevarid, yahut su kaynağı göze, manasınadır demişlerdir.[7]
Muhaddisler, vürud kelimesinin açık oluşuna yahut ahkam ulemasının zikrettiği tanıma yakın olduğuna dayanarak ´vürud´un sınırlayıcı bir tanımını yapmamışlardır.
Biz ´Vurud´u şöyle tanımlayabiliriz:
Vurud; hadisten kasdedilen şeyin umum-husus, mutlak-mukayyed, nesh ve benzeri konulardan birisinin anlaşılmasına vesile olan şeydir. Yahut, hadisin söylenmesine sebep olan günlük aktüel olaylardır.[8]
Faidesi:
Yukarıdaki tariften konunun faydası zaten anlaşılmaktadır. Şöyleki: Bu, hadisten maksadın, bir şeye tahdid edilmesidir ki aşağıdaki şekilde ortaya çıkar:[9]
1- Umumun Tahsisi [10]
Buna, "oturanın namazı, ayakta kılanın namazının yarısı üzeredir [11] hadisi misal teşkil eder. Hadis herkes hakkında umumidir. Ancak Abdullah İbn Amir1 den gelen bir haber hadisin sebebini şöyle açıklar:
"Dedi ki, Medine´ye geldiğimizde orada var olan şiddetli bir hastalık bize bulaştı. Bu sebeple insanlar, oturarak nafile namaz kılmalarını artırdılar. Bir öğle vakti oturarak nafile namaz kıldıkları anda Rasulullah (s.a.v.) çıkageldi. Onları görünce, "Oturanın kıldığı
namaz ayakta kılanın namazının yarısıdır" buyurdu. Bunun üzerine onlar da artık ayakta namaz kılma külfetine başladılar."
Görülüyor ki buradaki hadis, zorluğa gücü yetip de kolayı tercih eden kimse hakkındadır.
Müslim´in Cabir İbn Semüre´den rivayet ettiği hadis de bununla ilgilidir. O, şöyle demiştir: "Rasulullah (s.a.v.) namazını çok uzatmaz, nihayet oturarak namaz kılardı."[12]
Rasulullah (s.a.v.)´ın tarlaları kiraya vermekten nehyetmesi[13] hakkındaki hadis de bu konu ile ilgilidir.
Eğer hadisin sebeb-i vurudu bilinmeseydi bu nehyetme umuma : şamil olacak ve insanlar zorluğa düşeceklerdi.
Halbuki Ahmed b. Hanbel, Urve b. Zübeyr´den tahric ettiği bir hadiste şöyle demektedir: "Zeyd b. Sabit dedi ki, ´Allah,. Rafi b. Hadic´i affetsin. Allah´a yemin ederim ki ben bu hadisin vurud sebebini biliyorum. Şöyle ki: Birbirleriyle kavga eden iki kişi Rasulullah´a geldiler. Rasulullah da onlara şöyle buyurdu: "Eğer sizin durumunuz böyle ise tarlaları kiraya vermeyin"[14]
2- Mutlak´ın Takyidi [15]
Buna şu hadisi örnek verebiliriz: "Kim güzel bir amel işler onu sonrakilere yol olarak bırakırsa onun ecrini alır. Sonrakilerin işleyip alacağı ecirden de bir şey eksik olmadan onların ki kadar bir daha alır. Kim de kötü bir amel işleyip onu sonrakilere yol olarak bırakırsa onun
günahını alır. Sonrakilerin işleyip alacağı günahtan da bir şey eksik olmadan onların ki kadar bir daha alır. [16]
Sünnet, hasene ve seyyie vasıflarıyla birlikte mutlaklık ifade eder. Allah´ın dininde var olan şeyi içine aldığı gibi, var olmayanı da kapsar. Ancak, hadisin sebe-i vurııduna bakıldığında burada sünnetten maksadın Allah´ın dininde aslolan şeylerle ilgili olduğu görülür.
Cerir Şöyle demiş: "Biz gündüzün ortasında Rasu.ullah (s.a.v.)´ın yanında bulunuyorduk. Derken yalın ayak kaplan postu rengindeki gömleklerini veya abalarını başlarına geçirmiş, kılıçlanın çekmiş; ekserisi hatta hepsi Mudar Kabilesi´ne mensup çıplak bir takım adamlar Peygamber (x.a.v.)´e geldiler. Onların muhtaç halini görünce Rasulullah (s.a.v.)´m yüzü değişti. İçeri girip çıktıktan sonra Bilal´e emir buyurdu. Bilal ezanı okuyarak kamet getirdi. Rasulullah (s.a.v.) da namazı kıldırdı. Sonra hutbe okudu ve:
"Ey insanlar! Sizi bir kişiden yaratan Rabbiniz´den korkun...(Nisa, 31) ayet-i kerimesini sonuna (yani) "Şüphesiz ki Allah sizin üzerinizde gözcüdür" ayetine kadar ve Haşr Sûresi´ndeki, "Allah´tan korkun. Her nefis yarın (Âhiret) için ne gönderdiğine bir baksın. Allah´tan korkun...(Haşr, 18)" ayet-i kerimesini okudu.
(Sözüne devamla) "Bir adam dinarından, dirheminden elbisesinden, bir sa´ buğdayından, bir sa´ kuru hurmasından sadaka vermelidir. Velev ki yarım hurma olsun" buyurdu.
Derken Ensar´dan bir zat hemen hemen elinin taşıyamayacağı kadar hatta elinin taşımaktan âciz kaldığı bir kese getirdi. Sonra birbiri ardınca herkes bir şeyler getirdiler. Neticede yiyecek ve elbiseden müteşekkil iki yığın gördüm. Rasulullah (s.a.v.)´ın (mübarek) yüzünü de altınla yaldızlanmış gibi parladığını gördüm. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
"Her kim İslam´da güzel bir çığır açarsa, o çığırın ecri ile kendisindei, sonra o çığırla amel edenlerin ecirlerinden hiçbir şey noksan edilmemek şartıyla sevapları kendisine aittir. Ve her kim İslam´da kötü bir çığır açarsa, o çığırın vebali ile kendisinden sonra onunla amel edenlerin vebali hiçbir noksanlık olmamak üzere ona aittir" buyurdular.[17]
3-Mücmelin Tafsili [18]
Buna, Buharı ve Müslim´in, Enes´ten tahric ettikleri şu hadis misal verilebilir: "Bilal, ezandaki lafızları çifter, İcamettekini ise tek okumakla emrolundu." [19]
Bundan anlaşılan şudur: Ezanda tekbirin dört, kamette iki olduğuna dair cumhuru ulema aleyhine bir ittifak yoktur. Fakat Ebu Davud, Sünen´inde ve Ahmed b. Hanbel de Müsned´inde meşhur hadisin sebeb-i vurudu hakkında tahric ettikleri Abdullah b. Zeyd´in hadisi ise şöyledir: "O dedi ki; "Bir ara Rasulullah fs.a.v.) halkı namaza toplamak maksadıyla çalınmak üzere bir çıtn yapılmasını emrettiği sıralarda idi. (Ahmed b. Hanbel şunu ilave etmiştir. Gerçi Rasulullah, çanın Hristiyanlık adetine uygunluğundan hoş görmüyordu) Ben uyurken rüyamda yanıma elinde çan taşıyan bir adam çıkageldi. Ben ona:
- "Ey Allah´ın kulu! Bu çanı bana satmaz mısın?" dedim.
- "Onu ne yapacaksın?" dedi
- "Onunla halkı namaza çağıracağım" dedim.
- "Sana bundan daha hayırlısını göstereyim mi? dedi.
Ben de ona:
- "Evet göster" dedim. Dedi ki:
- "Şöyle dersin:
- "Şöyle dersin: Allah"Allah en büyüktür, Allah en büyüktür., en büyüktür, Allah en büyüktür.
Ben Allah´tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. Ben Allah´tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. Ben Muhammed´in, Allah´ın elçisi olduğuna şahitlik ederim. Ben Muhammed´in, Allah´ın elçisi olduğuna şahitlik ederim.
Haydin namaza, haydin namaza.
Haydin kurtuluşa, haydin kurtuluşa.
Allah en büyüktür. Allah en büyüktür.
Allah´tan başta ilah yoktur."
Sonra benden biraz uzaklaştı ve şöyle dedi: "Namaza kalktığın vakitte de şöyle dersin: ederim.
Allah en büyüktür
Allah en büyüktür
Ben Allah´tan başka ilah olmadığına şahitlik ederim.
Ben Muhammed´in, Allah´ın elçisi olduğuna şahitlik
Haydin namaza Haydin kurtuluşa, Namaz başladı Namaz başladı Allah en büyüktür Allah en büyüktür Allah´tan başka ilah yoktur."
Sabah olunca, Rasulullah (s.a.v.)´a gelip gördüklerimi haber verdim, "lnşaallah hak rüyadır. Bilal ile beraber kalk gördüklerini ona ögret de ezam o okusun. Çünkü onun sesi seninkinden daha gür ve buyurdu. [20]
Bu sebep gelince hadisteki vaki kapalılığı gidermiş oldu. Aslolan şudur ki, cumhura göre ezanda tekbirin dörder, kamette ise iki defa olduğudur.[21]
4-Nesh İşinin Tahdidi (Sınırlandınlması) Ve Nasihin Mensuhtan Ayırdedilmesi.[22]
Buna, şu hadisler misal verilebilir:
1-"Kan alanın da aldıranın da orucu bozulmuş olur.[23]
2- "Rasulullah oruçlu ve ihramlı iken kan aldırdı."[24]
3- "Kan aldıranın, kusanın ve ihtilam olanın orucu bozulmaz" [25] Şüphesiz ki bu hadisler görünüş itibariyle neshe delalet ederler. Ancak hadislerden hangisi diğerini neshetmiştir? Alimlerden Ali
b. Medinî, Ahmed, İshak ve İbn Münzir yalnız birincisinin diğerlerini neshettiği görüşündedirler.[26]
Şafiî ve İbn Hazm´ın görüşüne göre ise ikinci hadis diğerlerini neshetmiştir.[27]
Öyleyse -meçhul olan- bu konuda, işin çözücüsü, hadisin sebeb-i vurududur ki, üzerinde ittifak edilen ve İslam´ın ruhuna uygun olan da budur. Zaten Cenab-ı Hak, Kur´an-ı Kerim´de şöyle buyuruyor: "Hiçbir kimse diğer birisinin günahını yüklenmez."[28]
Beyhakî, "Şuabu´l-îman"ında, Gayyas b. Kelub el-Kûfî´den, o da Mutarrif b. Semuretebni Cündeb´den, o da babasından rivayet ettiği şu hadisi tahric etmiştir:
Rasulullah (s.a.v.), Ramazan ayında kan aldırmakta olan bir adama uğradı, onlar (kan alan ve aldıran) aynı zamanda bir adamın gıybetini ediyorlardı. Bunun üzerine (gıybetten dolayı "Kan alanın da aldıranın da orucu bozulmuştur" diye buyurdu. [29]
İşte bu sebep (yani gıybetten dolayı orucun bozulması) [30] fazla olarak nesh konusunda şu hadislerle zikri geçen ayet arasındaki çelişkiyi gidermiştir.
Şu hadis de neshin tahdidine (sınırlı olarak ele alınmasına) misal olarak verilebilir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İmam kendisine uyulan kimsedir. Ona muhalefet etmeyiniz. O tekbir aldığında, tekbir alınız, rükûa gittiğinde rükûa gidiniz, Semiallahu limenhamideh (Allah, hamd edenin hamdini işitir) dediğinde Allahümme Rabbena lekelhamd (Ey Allah´ım hamd sana aittir) deyiniz. Secdeye gittiğinde, secdeye gidiniz. Oturarak kıldığında siz de oturarak kılınız" [31]
İmam Şafiî şöyle demiştir: "Bu hadis, Hz. Aişe´nin şu hadisiyle neshedilmiştir: "Rasulullah, ölümüne sebep olan hastalığı zamanında, sahabeye oturarak namaz kıldırıyordu. Onlar da Rasulullah´ın arkasında ayakta kılarlardı."[32]
Doğrusu, yukarıdaki hadisin sebeb-i vurudu, nesh sözünü ortadan kaldırır. Şöyle ki:
İmam Müslim, Sahah´inde Enes´ten rivayet ettiği bir hadise göre o, şöyle demiştir: "Rasulullah (s.a.v.) atından düştü ve sağ tarafı tahris oldu. Geçmiş olsun diye huzuruna girdik. Bu arada namaz vakti geldi Bize namazı oturarak kıldırdı. Biz de arkasında oturarak kıldık.
Namaz tamamlandığında buyurdu ki: "İmam ancak kendisine uyulan kimsedir. O, tekbir aldığında siz de tekbir alınız, secdeye gittiğinde secdeye gidiniz, kalktığında kalkınız. Semiallahulimenhamideh dediğinde Rabbena lekelhamd deyiniz, oturarak kıldığında siz de oturarak kılınız."[33]
Ahmed b. Hanbel, her iki hedisin vurud sebebinin ayrı olduğunu düşünerek, her iki hadisin arasını cem etmiş ve neshin olmadığına kail olmuştur.
Birincisi: "İmam, hastalığına şifa ümid edip oturarak namaza başlarsa, o zaman arkasındakiler de oturarak kılarlar."
İkincisi: "İmam ayakta namaza başlarsa ona uyanların da ayakta kılması icab eder. İmamın, sonradan namazını oturarak kılmasını gerektiren bir sebepten (hastalık gibi) dolayı oturup oturmaması durumu değiştirmez."
Nitekim Rasulullah´ın ölüm hastalığı hakkındaki hadisler de bu şekildedir.
Bu hadisin cemaatin ayakta durmalarını açıklaması, imamın oturması halinde onların da oturmalarının lazım gelmediğine delalet eder. Çünkü Ebubekir (r.a.) namaza ayakta başladı. Cemaat da onunla ayakta kıldılar. Birinci durum bunun hilafınadir. Zira Rasulullah (s.a.v.) oturarak namaza başladı. Onlar da arkasında ayakta kıldılar da Rasulullah onları ayıpladı. [34]
Şevkanî görüşünü şu sözleriyle teyid eder. Bu cem etme işi aslında neshin olmadığını takviye eder. Özellikle bu durum neshin iki defa olmasını gerektirir. Çünkü aslında kıyama muktedir olan kimsenin hükmü, oturarak kılmamasıdır. Buna göre bu hadis de, imamı oturarak namaz kılanın oturmasını neshetmiştir. Bundan sonra oturarak namaz kılmanın neshedilmesi neshin iki kere vukuunu gerektirir ki bu da uzak bîr görüştür. [35]
5- Hükmün İlletinin Beyanı:
Rasulullah (s.a.v.)´ın su kabından su içeni nehyetmesi hadisinde olduğu gibi [36] bunun sebebi hadiste şöyle anlatılmıştır: "Bir adam su tulumunun ağzından su içti de karnına yılan kaçtı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) tulumununun ağzını kırarak su içmeyi nehyetti. [37]
6-Müşkilin İzah Edilmesi:
Bunun misali de Rasulullah (s.a.v.)´ın şu hadisidir: "Kıyamet günü hesabı incelenen kimse azaba uğratılır."[38]
Hadisin sebeb-i vurudu şudur: Hz. Aişe´den rivayet edildiğine göre, Rasulullah şöyle buyurmuştur: "Kim Kıyamet Günü hesaba çekilirse azaba uğratılır." Bunun üzerine Aişe (r.a.), "Ben Allah Teala, "Hemen kolay bir hesap ile hesabı görülecek" diye buyurmadi mı?" dedim" Rasulullah; "O hesap değil, sadece arzdır, kimin hesabı incelenirse azaba uğratılır" diye buyurdu." [39]
Hadis Vurûdunun Kısımları:
Hadis vurııdunun sebebleri araştırıldığında aşağıdaki ksımlara ayrıldığı görülür:
a) Hadis vurudunun sebebi ayet olur,
1- Bu da inen ayetlerden birinin sırasında olup,kendisiyle hususi bir mananın kasdedilmesi şeklinde olur.Şu ayette oldugu gibi :İman edip de iman edipde imanlarını zulme bulaştırmayanlar, işte güven onlarındır ve onlar hidayete ermişlerdir." [40]
Sahabeden bazıları ayetteki zulümden maksadın nefse etmeyi ve haddi aşmayı anladılar. Bu sebeple Rasulullah´a gelip rumu şikayet ettiler. Rasulullah (s.a.v.) da ayetteki zulümden maksadın şirk olduğunu bildirdi.
Şu hadisi Buharı, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace ve Muvattası´nda Malik b. Enes Abdullah b. Mesud´dan rivayet etmişlerdir. O şöyle demiştir: "İman edip de imanlarına zulmü bulaştırmayan kimseler" ayeti inince, bu Rasulullah´ın ashabına pek güç geldi ve "hangimiz imanına zulüm bulaştırmamış ki?" dediler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): "O bildiğiniz gibi değildir" diye buyurdu ve "Lokman (a.s.) oğluna "En büyük zulüm şirktir" (Lokman-13) dediğini işitmediniz mi?" buyurdu." [41]
2- Yahut ayet müşkil olarak iner de izaha muhtaç olmaz. Daha önce geçen Hz. Aişe´nin hadisi gibi.
b) Hadisin vurııd sebebi yine hadis olur:
Bu şöyle olur: Rasulullah bir söz söyler de onun manası bazı sahabeye müşkil olarak gelir ve Rasulullah (s.a.v.) onun manasını başka bir hadisiyle açıklar ve böylece müşkil giderilmiş olur. Kitabın kısmında geçen Rasulullah´ın hadislerinin çoğu bu çeşittendir. Bunun en açık misali, Hakim´in Müstedrek´inde, Enes´ten rivayet ettiği hadistir ki, Enes şöyle demiştir: "Rasulullah (s.a.v.) buyurduki "Yeryüzünde Allah (c.c.)´ın öyle melekleri vardır ki onlar,
insanoğlunun diliyle kişinin hayır ve serden içinde bulunduğu durumu söylerler." [42]
Hadis bu lafzıyla müşkildir. Çünkü melekler, kişinin hayır ve serden içinde bulunduğu durumu yeryüzünde nasıl konuşacaklardır İşte hadisin vurud sebebi bir başka rivayetle bu müşkili izah eder. Enes´ten rivayet edildiğine göre, Rasulullah (s.a.v.) birgün bir cenazeye uğradı. Etrafındakiler onu hayırla yadediyorlardı. Rasulullah bunun üzerine, "vacib oldu, vacib oldu, vacib oldu" diye buyurdu. Bir başka cenazeye daha uğradı. Etrafındakiler onun kötülüğünü yad ediyorlardı. Bunun üzerine Rasulullah aynı şekilde: "Vacib oldu, vacib oldu, vacib oldu" diye buyurdu.
Ashab, "Ey Allah´ın Rasulü" dediler. "Hayırla yad edilen cenaze hakkında da şerle .yad edilen cenaze hakkında da "vacib oldu, vacib oldu, vacib oldu" diye buyurdun." Bunun üzerine Rasulullah, "evet" diye buyurdu. "Ey Ebubekir, Allah´ın öyle melekleri vardır ki, insanoğlunun diliyle, kişinin hayırdan ve serden içinde bulunduğu durumu söylerler." [43]
c) Hadisin vurud sebebi, sahabeden onu işitenlerle alakalı olması:
Buna, Mekke´nin fethi gününde Hz. Peygamber´e gelen Şerid [44] isimli kişinin durumu misal verilebilir. O, Rasulullah´a: "Cenab-i Hak, Sana Beyt-i Makdis´i fethettirsin de orada namaz kılayım" diye nezrettim" dedi. Bunun-üzerine Rasulullah ona şöyle dedi: "Burası daha faziletlidir, nefsim yed-i kudretinde olana yemin ederim ki eğer sen burada namaz kılarsan sana yeter. Bu mesciddeki bir (vakit) namaz bu mescidin dışındaki mescidlerdeki bin (vakit) namazdan daha eftaldır [45]
Sebeb-i vurud, hadisin içinde veya dışında olmasın bakımından îki kısma ayrılır:
1- Sebeb-i vurud, hadisin içinde olur ve sebep hadisin içinde belirtilir.
Bulkunî, bu konuya Cibril hadisim misal vermektedir [46]
2- Sebeb-i vurud hadisin dışında olup başka bir yolla rivayet edilir Bulkunî, bu, kendisine itina gösterilmesi gereken bir konu olduğunu bildirerek misal olarak hadisini gösterir. [47]
İkinci Bölüm: Hadisin Sebeb-i Vurudunun Kur´an´in Nuzul Sebepleriyle İlgisi:
Hadisin vurud sebebine bakıp anlamaya muktedir olan kişi, Kur´an´in nüzul sebebine de bakmaya ve ikisi arasındaki benzerlik ve alakayı görmeye güç yetirebilir. Bu da aşağıdaki maddelerde ele alınacaktır:[48]
1- Konunun Favdası:
Bunlardan her biri (ayetin nüzul ve hadisin vurud sebebi) maksadı anlamaya ve tearuz eden iki hadisi cem etmeye yahut tercih etmeye yardım eder.[49]
2- Sebebin Birden Çok Olması:
Bazen bir ayet için birden çok sebep olduğu gibi hadis için de birden çok sebep olabilir. Ayet için birden fazla nüzul sebebini, Vahidî, Esbâbu´n-Nüzûl isimli kitabında[50]
ayetini izah ederken zikretmiştir. Vahidî, ayetin sebeb-i nüzulünün çokluğu hakkında aşağıdaki malumatı zikretmiştir:
a- Davut, Şa´bî´nin şöyle dediğini rivayet etmiştir. Bu ayet, Allah yolunda harcamaktan geri duran Ensar hakkında nazil oldu. [51]
b- Numan b. Beşir şöyle demiştir:
"Bir adam günah işleyip, sonra da Allah beni affetmez diyordu. Bunun üzerine bu ayet inmiştir."
c- Hikem b. İmran şöyle demiştir:
"Biz Kostantiniyye´de idik. Bu esnada Rasulullah (s.a.v.) sahabileri olan Ukbe b. Amir el-Cühenî, Mısır ahalisine ve Fudale b. Ubeyd, Şam ahalisine vali idiler. Bu sırada şehirden, büyük bir Rum ordusunun safı çıktı. Biz de onlara karşı büyük bir saf oluşturduk. Müslümanlardan bir kişi Rum safına karşı çıkıp hamle etti. Hatta içlerine daldı. Sonra da sağ salim çıkıp yanımıza geldi. Bunun üzerine insanlar bağırıp "Subhanallahî Kendisini tehlikeye attı" dediler.
Bunun üzerine Rasulullah´ın sahabisi olan Ebu Eyyub el-Ensarî ayağa kalkıp dedi ki: "Ey insanlar, siz bu ayeti yanlış yorumluyorsunuz. Bu ayet biz Ensar topluluğu hakkında nazil olmuştur. Zira biz -Allah Teala dinini kuvvetlendirip yardımcılarını çoğaltınca- Rasulullah´tan gizlice, bazımız bazımıza dedik ki: "Mallanınız zayi oldu. Mallarımıza sahip olsak da onların elden çıkıp gidenlerini temin etsek."
Bu sebeple Allah Teala bizim kurduğumuz niyetlerimizi redderek Kitabı´nda şu ayeti indirdi: "Allah yolunda sarfedin, kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın." Böylece mallarımız hakkındaki düşüncelerimizin yanlış olduğunu (yani onları ıslah etme, onlara göz kulak olma) bize ihtar etti ve bize cihadı emretti. Bundan sonra Ebu Eyyub el-Ensarî, Allah onun ruhunu alıncaya kadar, Allah yolunda savaşmaya devam etti." [52]
Ayetle ilgili sebeb-i nüzulün çokluğunu zikrettikten sonra, şimdi hadisle ilgili bu mesele ele alınacaktır.
Suyutî, Peygamber (s.a.v.)´in aşağıdaki hadisi hakkında bir çok sebep zikretmiştir.
"Kim namaz (saatın)da uyur yahut namaz kılmayı unutursa; onun keffareti, hatırladığı an kılmasıdır. Bunun dışında başka keffaret yoktur ve beni anmak için namaz kıl" [53]
Suyutî, şunları söyleyerek birden çok sebep zikretmiştir:
1. Sebep: Muhammed b. İshak el-Hafız ismindeki Ebu Ahmed el-Hakim, Emali´sinin [54] bir bölümünde şöyle dedi: "Ben, Ebu Cafer Muhammed b. el-Hüseyn el-Hafavî´yim. Bana Muhammed b. el-A´la anlattı. Önada Halef b. Eyyub el-A´mirî anlattı. Ona da Zührî´den rivayetle Ma´mer anlattı. Ona da Said b. Müseyyeb anlattı. Ona da Ebu Hureyre anlattı: "Rasulullah (s.a.v.) bir gece yolculuğunda güneş doğuncaya kadar uyuya kaldı. Kalkınca namazını kıldı ve şöyle dedi: "Kim namaz vaktinde uyur veya namaz kılmayı unutursa, onu hatırladığı an kılsın." Sonra da şu ayeti okudu: "Beni anmak için namaz kılınız."
2. Sebep: Tirmizî´nin sahih deyip rivayet ettiği ve Nesaî´nin de Katade´den rivayet ettiği hadiste şöyle demiştir:" Sahabe, Rasulıılla-h(s.a.v.)´a namaz vaktinde uykuya kaldıklarını söylediler. O da buyurdu ki: "Uykuda unutma olmaz. Unutma ancak uyanıkken olur. Sizden biriniz namazını unutur yahut uyursa hatırladığı zaman, onu hemen kılsın." [55]
Ahmed b. Hanbel, Ebu Katade´derî rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir: "Biz, bir sefer esnasında Rasulullah´la beraberdik. Buyurdu ki: "(Bu gidişle) yarına kadar suya ulaşamazsınız, susuz kalırsınız." Bunun üzerine insanlar bir an evvel suya kavuşmak arzusuyla süratli yürümeye başladılar. Ben, Rasulullah´in yanında bulunuyordum. Bu arada Rasulullah´in bineğinin eğeri eğildi, Rasulullah (s.a.v.) da uyuklamaya başladı. Ben O´na (düşmemesi için) destek oldum. O da yaslandı. Sonra Rasulullah eğildi. Neredeyse bineğinden yere düşecekti. Ben O´na destek oldum.
Bunun üzerine uyandı ve "kim o?" buyurdu. Ben de "Ebu Katade´yim" dedim. O da "Ne zamandan beri binek üzerindesin?" buyurdu. Ben de "geceden beri" dedim. O da "Rasulünü muhafaza ettiğin gibi Allah seni muhafaz etsin" diye buyurdu. Sonra buyurdu ki:
"Eğer (bir yerde) konaklarsak namazımız konusunda uyanık olalım." Biz de uyuduk, güneş kızdırdıktan sonra ancak uyandık. Biz uyanınca Rasulullah bineğine binerek yürüdü. Biz de arkasından kısa bir müddet yürüdük. Sonra bineğinden indi ve, "yanınızda su var mı?" buyurdu. Ben de, "evet abdestlikte biraz su var" dedim. "Onu bana getir" dedi. Ben de suyu O´na verdim. "Onunla abdest alınız" buyurdu.
Bunun üzerine bütün cemaat abdest aldı, bir yudum da arttı. Sonra buyurdu ki: "Ey Eba Katade! Onu muhafaza et. Çünkü onun için bir haber daha olacak." Nihayet Bilal ezan okudu. Fecirden önce iki rekat namaz kılındı. Sonra sabah namazı kılındı. Akabinde Rasulullah bineğine bindi. Bizde bineklerimize binerek yola koyulduk. Yolculardan bir kısmı bir kısmına "namazımızı unuttuk" dediler.
Rasulullah (s.a.v.) -onlara dönerek-, "ne diyorsunuz?" buyurdu. "Eğer konuştuğunuz mesele dünya işi ise, siz onu bilirsiniz. Ancak din ile ilgili bir mesele ise, bunu ben bilirim." Dedik ki,
"Ey Allah´ın Rasulü namazlarımızı unuttuk." O, "uykuda unutma olmaz, unutma sadece uyanıkken olur. Böyle olduğunda (kılamadığınız namazı) yarın ki vaktinde kılınız." buyurdu.[56]
Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâr´e su
Paylaş