+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 12 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 19

Konu: Gayb

  1. #1
    bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bekir isimli Üye şuanda  online konumundadır sadece bir kul
    Üyelik tarihi
    10.09.2007
    Bulunduğu yer
    Dağlardan, yaylalardan
    Mesajlar
    7.785
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Gayb

    Hazır bulunmayan, gizli olan. Duyu organlarıyla doğrudan ya da dolaylı olarak ulaşılamayan"bilgiyle kuşatılamayan, müşâhede alanının dışında kalan her şey. Taberî'ye göre bütün mümkünler gaybı oluşturur.


    Kur'an gayb kelimesini, insanların içlerinde taşıdıkları şeyleri, gelecekleriyle ve dönecekleri yerle ilgili hususları, geçmişte kalmış kişi ve olayların bilgisini, insan dışı varlılar dünyasını, ahiret hayatını ve gelecek olayları içine alacak biçimde hep hazır olanın zıddı anlamında kullanılır. Râğıb el-İsfâhânî şu tarifi verir: "Gözle görülemeyen, duyularla idrak edilemeyen, insan bilgisinin dışında olan" (el-Müfredât, III, 192).


    Müşâhede alanının dışında olması, gaybın insanlarca bilinememesini ifade eder. Bu nedenle Kur'an sürekli gaybın yalnız Allah tarafından bilinebileceğini anlatır: "Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilemez" (en-Neml, 27/65). "Gayb, Allah'ındır" (Yunus,10/20). "Gaybın anahtarları O'nun yanındadır, onları Allah'tan başkası bilmez" (el-En'âm, 6/59). Ayrıca Hz. Peygamber'e de, "Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem"(el-En'âm, 6/50) demesi buyurulur. Kur'an'da elliden fazla ayet gaybı yalnız Allah'ın bilebileceğiyle ilgilidir.


    Kur'an, gaybın Allah'tan başka hiç kimse tarafından bilinemeyeceğini belirtmekle birlikte peygamberleri ayrı tutar: "Allah sizi gaybe muttali kılacak değildir; ancak Allah rasûllerinden dilediğini seçer" (Âl-i İmrân, 3/179). "Gaybı bilen O'dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez; ancak razı olduğu. resule gösterir" (el-Cin, 72/26-27). Ne var ki, ayetlerden de anlaşılacağı gibi resullerin gaybe ilişkin bilgileri Allah'ın bilgilendirmesinden dolayıdır; yoksa onlar da gaybı kendi güçleri ile bilemezler.


    Allah, Kur'an'la Hz. Peygamber'e gayb bilgilerini bildirmiş, açıklamıştır. Nitekim Kur'an'da "...bu, gayb haberlerindendir, sana vahyediyoruz" (Âl-i İmrân, 3/44, Nûh, 11/49) buyurulmaktadır. Bu özelliği nedeniyle Kur'an, Allah tarafından "gayb" olarak adlandırılır: "O, gaybdan (Kur'an'dan) dolayı itham altında tutulamaz" (et-Tekvîr, 81/24). Bu ayetlere dayanan bazı İslâm bilginleri Hz. Peygamber'e bildirilen gayb bilgilerinin Kur'an'la sınırlı olduğunu, Kur'an dışında herhangi bir gayb haberi bildirilmediğini savunurlar. Buna karşılık İslâm bilginlerinin büyük çoğunluğu Hz. Peygamber'e Kur'an dışında da vahiy geldiğini (vahy-i gayri metluv), dolayısıyla Kur'an dışında kalan bazı gayb bilgileri verildiğini kabul ederler. Bu gayb bilgileri de hadislerce aktarılır.
    Müfessirler gaybı ikiye ayırarak birincisine "mutlak gayb", ikincisine de "izâfî gayb" adını verirler. Mutlak gaybı Allah'ın zatı, meleklerin mâhiyeti, kıyamet, ahiret, cennet, cehennem gibi insanın kendi imkan ve yetenekleriyle hiçbir şekilde bilgisine ulaşamayacağı alan oluşturur. İzâfi gayb ise yer, zaman, imkân ve yetenek gibi nedenlerle bazı insanların bilgisine ulaşamadığı, buna karşılık bazı insanların bilgisi içinde olabilen olay ve olgulardır.


    Hakîkat, asıl âlem olan gayb âlemidir. Bu dünya onun bir tecellisidir. Hakîkat görülmez; görülen onun görüntüsüdür. Tıpkı ışık, ısı, ses, koku, tat gibi (Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, I,172 vd.). Allah ve Resulu dışında hiç kimsenin mutlak gayb olan âlemle ilgili şeyler bilmesi mümkün değildir: Sihirbazların ve onların yardımcıları olan şeytanların gaybı bilmesi mümkün değildir. Kur'an onlar için "kulak hırsızları" (el-Hicr, 15/18) der.





    Ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila


    Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol.
    Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye,
    Bir sebep, bir yol, bir nefes ol.

    Bütün Tağutları Red...


  2. #2
    Enver İstek isimli Üye şimdilik offline konumundadır metin mete
    Üyelik tarihi
    28.12.2005
    Bulunduğu yer
    Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
    Yaş
    48
    Mesajlar
    3.971
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Alıntı bekir Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hazır bulunmayan, gizli olan. Duyu organlarıyla doğrudan ya da dolaylı olarak ulaşılamayan"bilgiyle kuşatılamayan, müşâhede alanının dışında kalan her şey. Taberî'ye göre bütün mümkünler gaybı oluşturur.


    Kur'an gayb kelimesini, insanların içlerinde taşıdıkları şeyleri, gelecekleriyle ve dönecekleri yerle ilgili hususları, geçmişte kalmış kişi ve olayların bilgisini, insan dışı varlılar dünyasını, ahiret hayatını ve gelecek olayları içine alacak biçimde hep hazır olanın zıddı anlamında kullanılır. Râğıb el-İsfâhânî şu tarifi verir: "Gözle görülemeyen, duyularla idrak edilemeyen, insan bilgisinin dışında olan" (el-Müfredât, III, 192).


    Müşâhede alanının dışında olması, gaybın insanlarca bilinememesini ifade eder. Bu nedenle Kur'an sürekli gaybın yalnız Allah tarafından bilinebileceğini anlatır: "Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilemez" (en-Neml, 27/65). "Gayb, Allah'ındır" (Yunus,10/20). "Gaybın anahtarları O'nun yanındadır, onları Allah'tan başkası bilmez" (el-En'âm, 6/59). Ayrıca Hz. Peygamber'e de, "Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem"(el-En'âm, 6/50) demesi buyurulur. Kur'an'da elliden fazla ayet gaybı yalnız Allah'ın bilebileceğiyle ilgilidir.


    Kur'an, gaybın Allah'tan başka hiç kimse tarafından bilinemeyeceğini belirtmekle birlikte peygamberleri ayrı tutar: "Allah sizi gaybe muttali kılacak değildir; ancak Allah rasûllerinden dilediğini seçer" (Âl-i İmrân, 3/179). "Gaybı bilen O'dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez; ancak razı olduğu. resule gösterir" (el-Cin, 72/26-27). Ne var ki, ayetlerden de anlaşılacağı gibi resullerin gaybe ilişkin bilgileri Allah'ın bilgilendirmesinden dolayıdır; yoksa onlar da gaybı kendi güçleri ile bilemezler.


    Allah, Kur'an'la Hz. Peygamber'e gayb bilgilerini bildirmiş, açıklamıştır. Nitekim Kur'an'da "...bu, gayb haberlerindendir, sana vahyediyoruz" (Âl-i İmrân, 3/44, Nûh, 11/49) buyurulmaktadır. Bu özelliği nedeniyle Kur'an, Allah tarafından "gayb" olarak adlandırılır: "O, gaybdan (Kur'an'dan) dolayı itham altında tutulamaz" (et-Tekvîr, 81/24). Bu ayetlere dayanan bazı İslâm bilginleri Hz. Peygamber'e bildirilen gayb bilgilerinin Kur'an'la sınırlı olduğunu, Kur'an dışında herhangi bir gayb haberi bildirilmediğini savunurlar. Buna karşılık İslâm bilginlerinin büyük çoğunluğu Hz. Peygamber'e Kur'an dışında da vahiy geldiğini (vahy-i gayri metluv), dolayısıyla Kur'an dışında kalan bazı gayb bilgileri verildiğini kabul ederler. Bu gayb bilgileri de hadislerce aktarılır.
    Müfessirler gaybı ikiye ayırarak birincisine "mutlak gayb", ikincisine de "izâfî gayb" adını verirler. Mutlak gaybı Allah'ın zatı, meleklerin mâhiyeti, kıyamet, ahiret, cennet, cehennem gibi insanın kendi imkan ve yetenekleriyle hiçbir şekilde bilgisine ulaşamayacağı alan oluşturur. İzâfi gayb ise yer, zaman, imkân ve yetenek gibi nedenlerle bazı insanların bilgisine ulaşamadığı, buna karşılık bazı insanların bilgisi içinde olabilen olay ve olgulardır.


    Hakîkat, asıl âlem olan gayb âlemidir. Bu dünya onun bir tecellisidir. Hakîkat görülmez; görülen onun görüntüsüdür. Tıpkı ışık, ısı, ses, koku, tat gibi (Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, I,172 vd.). Allah ve Resulu dışında hiç kimsenin mutlak gayb olan âlemle ilgili şeyler bilmesi mümkün değildir: Sihirbazların ve onların yardımcıları olan şeytanların gaybı bilmesi mümkün değildir. Kur'an onlar için "kulak hırsızları" (el-Hicr, 15/18) der.


    İbn Arabî'nin "Olayların tarihi vukuundan sonra yazılır, bense vukuundan çok önce yazıyorum"

    ( İslâm İnancında Gayb Problemi. s.173)

    "Sual; Gavs-ı Azam gibi büyük veliler bazı vakitte geçmiş ve geleceği hazır gibi müşahede ederler. Neden maziye ait cihette açıklık sûretinde haber veriyorlar da, gelecekten gizli işaretlerle bahsederler?

    el-Cevap: "La ye'lemul ğaybe illallâhu" (Gaybı ancak ALLAH bilir) (Cin/26-27) âyetiyle" ifade ettikleri kutsî yasağa karşı kulluk bilinci ile bir edepli tavır takınmak için açıkça anlatmaktan işaret mesleğine gitmişlerdir ..."

    (Sikke-i Tastik-i Gaybi, Saidi Nursi, s.132)


    Evliya gaybı bilemez diyorlar. Bunlara cevâb olarak deriz ki, bu âyet-i kerîme, gaybın vasıtasız olarak ve yalnız vahy getiren meleğe bildirilmesini haber veriyor. Peygamberler ve Evliyâya diğer melekler vâsıtası ile veya başka vâsıta ile bildirilmekdedir.


    (Sadeti ebediye sayfa;448)



    Bunlar hakkindaki düsüncen nedir Bekir kardesim Bunlarda Resulmüdür nedir......

  3. #3
    bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bekir isimli Üye şuanda  online konumundadır sadece bir kul
    Üyelik tarihi
    10.09.2007
    Bulunduğu yer
    Dağlardan, yaylalardan
    Mesajlar
    7.785
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Az müsade, vakdi salat şimdi burada.
    Bu fakir iyi malumatlar aktaracak sana...





    Ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila


    Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol.
    Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye,
    Bir sebep, bir yol, bir nefes ol.

    Bütün Tağutları Red...


  4. #4
    radikal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    radikal isimli Üye şuanda  online konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    10.02.2007
    Bulunduğu yer
    Gönül aleminden
    Yaş
    38
    Mesajlar
    2.636
    Tecrübe Puanı
    147

    Standart

    Sayın Enver İstek; daha önce bir başka kişiye ithafen yazdığım cevabımı size bu konu için tekrar buraya alıyorum. Gayb, elbette Allah'ın bilgisindedir. Ve O'nun (celle celaluhu) bildirdiklerinin de bilgisinde olabileceği düşünülür.
    Neyse fazla uzatmayalım da aşağıya alıntıladığım daha önceki cevabi yazımızı bir okuyun. Daha sonra devam edelim.



    Senin yazdıklarından hata çıkarmak için yazmıyoruz. Bilakis burada okuyan insanlar; acaba kim hangi konuda ne yazıyor diye her konuya bakarak okuduğu konuda, bilgisi yoksa eğer bilgi sahibi olmak için, eğer bilgisi sağlam kaynaklarla oluşmuş bir alt yapısı varsa; konuda yanlış olabilecek bölümlerini düzeltmek için okuyor. Bu senin de benim de diğer arkadaşların da üzerine yüklenmiş bir görev. Münker olan nehyedilir. İnsan değil. Yani günah ayıplanır, günahı işleyen insan değil. Neden ? Çünkü biz Allah (cc) değiliz. Hiç kimseyi yargılama hakkını ve yetkisini hiç kimse bize vermedi. Aynı bu minval üzere devam edecek olursak, Peygamberlerin (a.s.ecmain), en alim zatların (r.aleyh ecmain) ve en arif (k.s.) kişilerin dahi bir konuda bilgisi olmadığı zaman, bilgisiz olduklarından dolayı ayıplanamaz! kınanamaz! Bu konu O gibi insanlara bir eksiklik de oluşturmaz. Ne zamana kadar ? Allah (cc) bu konu hakkında sadrını genişletip; "keskin bir muhakeme ile kavrayıp anlayıncaya kadar" Bu sebep ile; Allah Resulu (s.a.v.) gelip bir konu hakkında bir hüküm sordukları zaman biliyor ise, söylerdi. Bilmiyor ise "la edri" (bilmiyorum) derdi. Ta ki; Cebrail (a.s.) gelip konu hakkında bilgi verinceye kadar. Bu verilen bilgi sonrasında Resulullah (s.a.v.) saatlerce konu hakkında konuşur ve açıklama yapardı. Oysa 5 dakika önce konuşmamış ve bilmediğini belirtmişti üstelik.
    İşte; arkadaşlarımız sana bunu anlatmaya çalışıyor. İlm-i Ledün, her insanın anlayacağı bir ilim değildir, bu ilim üzerine de farz da değildir. Kişiye farz olan ilim, dünya ve ahiretini kurtarmasına kifayet edecek olan miktardır. Yani her öğün önüne gelen bir tabak yemek ile doyman gibi bir şey. Oysa yanındaki arkadaşın o bir tabağı aparatif niyetine yer ve doymaz. Senin yediğinin belki 4 tabak fazlası ile doyar. Neden bir tabak ile doymuyorsun diye sorsan, elbette saçma olur. İşte bunun gibi, bazı insanlar sadece dünya ve ahireti ile ilgili bilmesi gerektiği ilimin haricinde, daha fazlasını talep eder. Ruhu doymaz, ilmi yönden aç hisseder kendini. Rabbül Alemin (cc) bu gibi insanlara buyurmuştur: "Talebena, vecedana" Yani; isteyin, vereyim diyor. Bu isteyenlere şeytan bile dahildir. Neden ? Elbette senin Rabbin olduğu kadar, onun da Rabbi (cc) olduğu için. Bu sebep ile o istemiştir, ve istediği verilmiş iznini almıştır. "Şeytan damarlarınızdaki kan gibi dolaşır" diyen Resulullah (s.a.v.) bu izni işaret eder. Bu izin nedir ? İlim'dir. Peki bu ilmi herkes bilirmi ? Bilse, zaten onlarda dolaşırdı. Allah (cc) düşmanına verdiği izni, dostuna da vermezmi ? Elbette verir. Ama ne şekilde verir. Sadece bilme izni verir, dolaşma izni; işte bu O'nun (cc) hükmüne kalmış bir şeydir. Dilerse, verir, dilemez ise vermez! Bu sebep ile Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur: "Eğer benim bildiğimi bilseydiniz, az güler ve çok ağlardınız" Hani Peygamberimiz (s.a.v.) bize bilmediklerimizi bize öğretmek ile mükellefti ? Peki neden o halde "benim bildiklerimi bilseydiniz..." diyor. Anlatsın o zaman da biz de bilelim, demezmiyiz, yada dememiz gerekmez mi ? Hayır, diyemeyiz, neden; çünkü sadrımız o bilgiye müsait değil. Bazı insanlar, şoke olacak bir görüntü ile karşılaştığı zaman kalp krizi geçirir ve ölür. Bu o güne kadar en ufak kalp ağrısı çekmeyen insanda dahi görülür. Aslında olan kalp krizi diye geçiştirilse de, esasında sadrının darlığındandır bu. Sadrı dar olana da, elbette ilm-i Ledün öğretilmez. İsteklilerine ve taliblerine yavaş yavaş telkin edilerek verilir. Günlerce susuz kalan insanın dudağına suyu damlatmaktansa; bir anda kovayı nasıl ki boşaltmak onun ölümüne sebep vermek ile eş değerse, sadrı müsait olmayan kişiye bu ilmi de aynı mantık ile veremezsin, vermezler! Zamanında Arif-i Billah bir alimin yanında okumaya çalışan bir talebesi, bu gibi gizli ilimlere merak salmış ve acaba hocam bana ne zaman bu gizli ilimlerden bir pencere gösterecek diye bekler dururmuş. Bir gün dayanamamış ve bu meramını hocasına açmış. Hocası; "sen bırak bu işleri de hazırlayacağım bir kutuyu falanca köyde oturmakta olan dostuma götür gel," diyerek konuyu geçiştirmiş. Öğrenci hocasının umursamaz tavrına hem sinirlenmiş, hemde belli etmemeye çalışarak verilen kutuyu götürmek için yola çıkmış. Hocası sıkı sıkı tenbih ederek; "sakın ha! yolda kutuyu açma, için çok önemli bir şey var" diyerek yolcu etmiş. Öğrencisi yola çıkmış, bir müddet koşmuş, bir müddet yürümüş ve nihayetinde yorulmuş bir ağacın dibine oturmuş. Bir yandan da kutunun içinde ne olduğu konusundaki merakı iyiden iyiye içine yer etmiş. Açayım mı, açmayayım mı soruları arasında gidip gelmiş ve en sonunda dayanamayıp kutuyu açmış. Kutuyu açar açmaz dışarıya hoop! diye bir fındık faresi atlayıvermiş ve son hızla kaçmış. Öğrenci şaşkın şakın bakarken bir de ne görsün içinde bir kağıt! Açmış merakla başlamış okumaya: "Ey salik! Yaptığın şu üç şey sana ibret olarak yeter de artar:
    1- Emre itaatsizlik ettin, kutuyu açtın.
    2- Emanete hıyanet ettin, kutunun içindeki gizli olan şeyi açığa vurdun.
    3- Bu ayıpların ile yetinmeyip, yaptığından ders almayıp zarfı açtın. Bu saydıklarımıza önem vermeyip ufacık bir fareye bile sahip olamayana nerde kaldı ilm-i Ledün'ü vermek! Var git yoluna kendine başka bir mürşit ara." İşte bunları gözönünde bulundur ve sana fazla bir şeyler söyleyemeyen insanların çok da fazla üzerine gidip de zorlama yolunu tercih etme! Bu ne sana ne de muhatabına bir şey kazandırmaz, kaybettirir. Çok merak ettiysen kutuyu açtırmadan ısrar ile istemeye devam et. Nasip, günü gelir belki "vecedana" lufuna mazhar olursun!
    selametle.


    Bakın aşağıda verilen iki ayet gayb konusunda şeytanın üstelik Yüce Allah'a hitabet tarzına da dikkat ederek okuyun. Bakın, şeytan özellikle ikinci yazdığım (kırmızı işaretli) ayette gaybi bir şeyden haber veriyor:

    "Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım." (Araf : 16)

    "Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın." (Araf : 17)


    Şimdi; burada şeytan, Rabbül Alemin (celle celaluhu) ile konuşurken ilerde vukuu bulacak bir şeyden bahsediyor. Nedir bu ? Ve bunu nereden biliyor ?
    Derdi; Allah'ın (cc) rızası olanlara selam olsun!

  5. #5
    bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bekir isimli Üye şuanda  online konumundadır sadece bir kul
    Üyelik tarihi
    10.09.2007
    Bulunduğu yer
    Dağlardan, yaylalardan
    Mesajlar
    7.785
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Bu konuyu incelerken hayli derin düşünmek gerekir. Gayb mevzusu ile alakalı yukarıdakilerden ayrıca bir beyan daha iletmek uygun olacak inşallah.



    GAYB, duygu ve ilimde veya varlık âleminde hazır olmayan demektir. Bir kere bunu çok iyi algılamak gerekir. Yani gayb, gizlilikle, meçhuliyetle açıklanmamıştır.


    Birçok şey hadd-i zatında, varlık âleminde, görünen âlemde hazır olduğu halde birbirlerine göre gaip olur. Mesela bir kimsenin kalbindeki kendisine göre hazır olduğu halde başkasına göre gayp olur ve o kalp onun, başkasına göre gaybıdır.

    Nitekim "Gayba inanırlar"(Bakara, 2/3) bir mânâca "kalbe inanırlar" diye tefsir edilmiştir.



    Fakat onun ğaybı, mutlak bir gayb değil, bağıntılı gaybtır. Yani mutlak mânâda gayb değil, başkasına göre gaybtır. Aslında mevcut ve hazır olduğu için doğrudan doğruya veya işaret ve izlerinden bilinmek üzeredir. Allah, henüz varlık âlemine gelmeyen, işaret ve izleri de bulunmayan ve bazılarına göre gayp olan şeyleri bildiği gibi, henüz vücuda gelmemiş olanları da bilir. Ona göre gayp yoktur. Fakat o kendi gaybını, -yani bütün varlıklara göre mutlak gayp olan ve Bâtın (yani gizlilikleri bilen) isminin ortaya çıktığı yer olan kendi ilmini- kimseye açmaz. Açık ve kesin şekilde gösterecek kesin bir keşf ile gaybını kimseye açmaz. Onun için ne insan, ne cin, ne melek ne de bir başka varlık mutlak gaybı yakînen bilmez. Böyle olması izafi gayb (göreli gayb)a dair bazı bilgiler edinilebilmesine aykırı olamayacağı gibi, rüya, ilham, keramet veya gizli bazı sebeplerle mutlak gayba dair bazı şeyler sezilebilmesine de aykırı değildir. ( Burayı çok iyi algılamak lazım.) Bununla beraber bunların hiçbiri zan ve kuruntudan arınmış tam bir keşf ve ortaya çıkarma mânâsına kesin bir ilim olamaz. Bundan dolayıdır ki olaylar üzerinde cereyan eden bilimsel araştırma ve buluşların, delile dayanarak mantıkî neticeler çıkarmanın bile yarın için hükmü bir kıyastan öte geçemez. Matematiksel bir kesinlik ifade etmez. Dış görünüşe göre düşünüp fikir yürütmek başka; meydanda, açık olmak yine başkadır. Yüce Allah henüz vücuda çıkarmamış olduğu gaybını kimseye açmaz, açığa çıkarmaz.



    Ancak elçileri içinde seçip dilediği elçi hariç. Dilerse ona gaybından bazı şeyleri açar. Henüz varlık âlemine gelmeyen şeyleri açıkça bildirir. Bunlar onun ya elçiliğinin ilkeleri ve delilleri olan mucizeleri veya yükümlülükleri, hükümleri ve yaptırımları gibi elçiliğin temelleri ve gayeleriyle ilgili bilgiler olur. Bu durumda da yine o elçi gaybı bilmiş olmaz. Kendisine haber verilmiş, bildirilmiş olanı bilir. Onun için o kıyametin kesinlikle olacağı bildirilmemiş, "De ki, onun ilmi ancak Allah katındadır."(Ahkaf, 46/23) buyurulmuştur. Fakat o elçi kendisine gayptan gösterilen şeylerin, cin ve şeytan işi kuruntu ve hayaller olmayıp da Allah tarafından bir gerçek olduğunu nasıl bilir? Bunu açıklamak için buyruluyor ki, Çünkü Allah o gaybı gösterirken O elçinin önünden ve arkasından, her tarafından gözetecek bir takım gözetleyici melekler dizer. Onlar, o ilâhî sözler indirilip açıklanırken ona gizli bir şey karıştırılmaması; cin ve şeytan gibi sokulup aldatabilecek diğer yaratıklar tarafından bir müdahale ve karışma olmaması için gözetir, sokulmak isteyenleri yukarda açıklandığı üzere ateşi andırır kıvılcımlarla yakarlar. Onun için Allah kelâmı, gizli bir noktası kalmaksızın elçiye açık bir biçimde, korunmuş olarak gelir. Bu nedenle o sırada cinler, şeytanlar ona bir şey karıştıramaz. Ancak o gözetleyicilerin dizilişinden uzaktan uzağa sezer, kulak hırsızlığı türünden bir şey çalmak ve bununla kahinlik yapmak için sokulmaya çalışırlar. Lakin yanaşıverenler, onları yakacak bir alev, apaçık bir kıvılcım ve delip geçen parlak ışık ile taşlanıp uzaklaştırılırlar ki, bu özellik, Hz. Muhammed (s.a.v)'in peygamberliğine mahsus olan şihâb (parlak alev) mucizesidir.



    Şimdi, bu mülahazadan sonra, bahsi geçen zatların "gayb" konusunda bir bilgilerinin olamayacağı ayan ve beyandır. Ancak, Allah'ın bazı insanlarca bilinmeyen, ama gayb olmayan konularda yine bu zatlara bazı hikmetler gereği verdiği bilgiler olabilir. Muhakkak ki bu bilgiler gaybın bilgileri değildir. Yani insanın her bilmediği veya bilemediği gayb değildir. Ve bu bilgilerin o zatlara ne hikmetle verildiğini de Allah bilir.


    Söz konusu gizli bilgileri gayb bilgisinden ayırd edebilirsek, konu açıklığa kavuşacağı gibi, Kur'an a da ters düşmeyecektir.

    Eğer bu zatlar, bir takım kerametler ifade ediyorlar/etmişler ise, bunlar gayb'dan değildir.


    İnşallah meramı aktarbilmişimdir.














    Ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila


    Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol.
    Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye,
    Bir sebep, bir yol, bir nefes ol.

    Bütün Tağutları Red...


  6. #6
    Enver İstek isimli Üye şimdilik offline konumundadır metin mete
    Üyelik tarihi
    28.12.2005
    Bulunduğu yer
    Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
    Yaş
    48
    Mesajlar
    3.971
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Sayin Radikal,Siz bana daha önce bir baskasina ithafen yazdiginiz/yazilmis bir yaziyi sundunuz haydi bizde kendimizden degilde bir baskasina aid bir yaziyla cevap vermis olalim,bastan söyleyeyim benim bu cevabim kopyalamayla yazilmistir...

    Gayb, kişinin duyularından uzak ve hakkında bilgi sahibi olmadığı şeye denir[1].

    Allah açısından gayb diye bir şey olmaz. Bizim açımızdan, kıyametin vakti gibi Allah'tan başkasının bilemeye*ceği şeyler gayb-ı mutlak, yani tam bir gaybdır. Bir başkasının bildiği şey gayb-ı mutlak değil, göreceli gayb olur. Mesela içinizden ne geçtiğini ben bil*emem ama siz kendiniz bilirsiniz. Bilmediğim bazı tarihi olayları da bilebilirsiniz. Bunlar, bana göre gayb olur; size göre olmaz. Hakkında bir bilgi ve belge kalmamış tarihi olaylar da mutlak gayb haline dönüşmüş olur.

    Gayb ile ilgili bazı haberler, Allah Teâlâ tarafından peygamberlerine vahiy yoluyla bildirilir, biz de bunları o şekilde öğrenebiliriz.

    Durum böyle olduğu halde, Risâle-i Nur’larda, Hz. Ali ve Abdulkadir Geylani gibi zatların Said Nursi’yi, asırlar öncesinden bir çok yönüyle haber verdiği iddia edilir. Aşağıdaki soru ve cevap, risalelerin bu konudaki temel dayanaklarını oluşturur:

    Suâl: Gavs-ı A’zam gibi büyük velîler, bazı evkâtta, mazi ve müstakbeli hazır gibi müşâhede ederler. Neden mâziye ait cihette sarahat sûretinde haber veriyorlar da, istikbalden
    hafî remizlerle gizli işaretlerle bahsediyorlar?

    El-cevap: “lâ ya’lemu’l-gaybe illa’llah” âyetiyle,

    “ve lâ yuzhiru alâ gaybihi ahada; illâ men’irtedâ min resûl.”

    Ayeti ifade ettikleri, kudsi yasağa karşı ubûdiyetkerâne bir hüsnü edep takınmak için, tasrihten işaret mesleğine girmişler. Tâ ki, işaretler ile, remz ile anlaşılsın ki, ihtiyarsız, niyetsiz bir sûrette tâlimi ilâhî ile olmuştur.
    Çünkü istikbâlî olan gaybiyat, niyet ve ihtiyar ile verilmediği gibi; niyet ile de müdâhale etmek, o yasağa karşı ademi itâatı işmam ediyor[2].

    Yazı, günümüz Türkçesiyle şöyle ifade edilebilir:

    Soru: Abdülkâdir Geylânî gibi büyük veliler, bazı zamanlarda, geçmişi ve geleceği bugün gibi görüp bildikleri halde neden
    geçmişle ilgili olanları açıkça söylüyorlar da, gelecekten üstü kapalı simgeler
    ve gizli işaretlerle söz ediyorlar?

    Cevap: “Gaybı Allah'tan başkası bilmez.” Ayeti ile,

    “O bütün gaybı bi*lir, gaybını kimseye açıkla*maz. Ancak dilediği peygamber bunun dışında*dır.” (Cin 72/26-27)

    Ayetinin ifade ettiği kutsal yasağa karşı kulluğa yakışır bir güzel edep takınmak için açıklama yapmayıp işaretle söyleme yoluna girmişlerdir. İşaret ve simgeler kullanmışlardır ki, gayb ile ilgili bu bilginin, kendilerinin tercihi veya niyetiyle değil, Allah’ın öğretmesiyle olduğu anlaşılsın. Çünkü geleceğe ait gayb bilgiler kişinin şahsi tercihi ve niyeti ile verilmediği gibi niyet ile işe girmek, o yasağa karşı itaatsizlik havası veriyor.


    TENKİT

    Yukarıdaki yazıyı beş açıdan tenkide tabi tutacağız:


    1-) Gaybı Yalnız Allah Bilir.

    Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Allah sizi, gaybı bilir hale getire*cek değildir."(Al-i imran 3/179)

    O, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme şöyle demiştir:

    "De ki: "Ben size, Allah'ın ha*zineleri yanım*dadır, demiyorum. Gaybı da bilmem. Size, "Ben bir meleğim." de demiyorum. Ben bana vah*yolu*nandan başkasına uymam." De ki: "Görenle görmeyen bir olur mu? Hiç zihninizi yormaz
    mısı*nız?" (En'am 6/50)

    "De ki: "Eğer gaybı bilseydim, daha çok iyi*lik yapmak isterdim ve bana kötülük de gelmezdi. Ben, inanan kesim için bir uyarıcı ve bir müjdeciden başka bir şey değilim." (Araf 7/188)

    Allah Teâlâ, insanlara açıklamak istediği gaybları, peygamberleri yoluyla bildirir. Bunun özel bir usulü vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

    “Allah bütün gaybı bilir, gaybını kimseye açıklamaz.

    Dile*diği peygamber bunun dışın*dadır. Onun da önüne ve arkasına gözcüler diker.

    Böylece o (peygamber) bilsin ki, onlar Allah’ın gönderdiklerini tastamam ulaştırmış, (kendisi de) onların yanında olanı kav*ramış ve her şeyi bir bir say*mıştır. “(Cin 72/26-28)

    Artık o bilgiler gayb olmaktan çıkar. Meleklerin gözcü dikilmesi, o bilgilerin Allah’tan olduğu konusunda, peygamber kuşku duymasın, diyedir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

    “Senden önce gönderdiğimiz bir tek nebi ve elçi yoktur ki, bir şeyi arzula*dığı za*man, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmış olmasın. Allah şey*tanın karıştırdığını giderir, sonra Allah kendi âyetlerini pekiştirir. Allah bilendir, hakîm*dir.” (Hacc 22/52)

    Bazı tefsir kitaplarında En'am suresinin inişi ile ilgili olarak Enes b. Malik'ten gelen şöyle bir rivayetten bahsedilir: "Allah'ın Elçisi şöyle demiştir:

    "Kur'an'dan En'am suresinin dışında bir sure bana toptan in*medi. Şeytanlar, bu sure için toplandıkları ka*dar hiçbir sure için toplanmamışlardı. Bu sure bana, Cebrail ile, beraberinde elli bin melek ol*duğu halde gönderildi. Bunu kuşatmışlar, bir düğün debdebesiyle getirdiler[3]."

    Böylece o Elçi, ken*dine gelenin vahiy me*leği olduğuna ve vahye, şeytan vesvesesi karış*madı*ğına güvenmiş olur.

    Peygamberlere vahyin nasıl geldiğini bildiren bir ayeti, velilerin gaybı öğrenebileceklerine delil getirmek, doğrusu çok şaşırtıcı bir şeydir.



    2-) Geçmiş Gaybı da Kimse Bilemez.

    Allah Teâlâ Nuh aleyhisselamın başından geçenleri anlattıktan söyle buyuruyor:

    “Bunlar gayb haberlerindendir, onları sana vahyediyoruz. Bundan önce onları ne sen bilirdin, ne de senin kavmin.”(Hud 11/49)”

    Bu konuda Kur’an’da çok sayıda ayet vardır. Şu ayetlere de bakılabilir: Ali İmran 3/44; Araf 7/101; Hud 11/120-123; Yusuf 12/102.



    3-) “lâ ya’lemu’l-gaybe illa’llah” diye bir ayet yoktur.

    İçinde bu kelimeler olan ayet şöyledir:

    “Kul lâ ya’lemu men fî’s-emâvâti v’el-erdi’l-gaybe illa’llah”

    “De ki, göklerde ve yerde, hiç kimse o gaybı bilmez, onu sadece Allah bilir.”(Neml 27/65)



    4-) Allah'tan başkasının gaybı bilemeyeceği ve Allah'ın onu peygamberlerden başkasına bildirmeyeceği hükmü, yukarıda bir “kudsî yasak” diye ifade edilmiştir. Sanki Allah Teâlâ, “gaybı kimse bilemez” dememiş de ”Kimse, gelecekle ilgili açıklama yapmasın.” Diye bir yasak koymuştur. Bu, kişiyi büyük bir sorumluluk altına sokar.



    5-) Yukarıdaki sual ve cevaptaki iddiaları sıralayalım

    Abdülkâdir Geylânî gibi büyük veliler, bazı zamanlarda, geçmişi ve geleceği bugün gibi görüp bilirler.

    Geçmişle ilgili olanları açıkça söylerler ama, gelecekten üstü kapalı simgeler ve gizli işaretlerle söz ederler. Açık söyleseler Allah’a karşı, kulluğa yakışır güzel bir edep takınmamış olurlar. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

    “De ki, göklerde ve yerde, hiç kimse o gaybı bilmez, onu sadece Allah bilir.” (Neml 27/65)

    “O bütün gaybı bi*lir, gaybını kimseye açıkla*maz. Ancak dilediği peygamber bunun dışında*dır.” (Cin 72/26-27)

    Bir de bunun, kendi tercihleri ve niyetleriyle değil, Allah’ın öğretmesiyle olduğu anlaşılsın diye böyle yaparlar. Zira niyet ile işe girmeleri itaatsizlik havası verir.

    Demek ki, Allah, hem “Gaybı kimse bilmez, onu kimseye açıklamam” diyecek, hem de tutup onu bazı kimselere bildirecek. Sonra o kimseler, geçmişle ilgili olanları açıklamakta bir sakınca görmeyecekler. Gelecekle ilgili gaybları ise, anlayan anlasın diye örtülü işaretlerle geçiştirecekler.

    Bu inançtan Allah’a sığınmak gerekir.


    --------------------------------------------------------------------------------
    * Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır
    Konu Enver İstek tarafından (06.03.2009 Saat 01:50 ) değiştirilmiştir.

  7. #7
    Enver İstek isimli Üye şimdilik offline konumundadır metin mete
    Üyelik tarihi
    28.12.2005
    Bulunduğu yer
    Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
    Yaş
    48
    Mesajlar
    3.971
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Alıntı radikal Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sayın Enver İstek; daha önce bir başka kişiye ithafen yazdığım cevabımı size bu konu için tekrar buraya alıyorum. Gayb, elbette Allah'ın bilgisindedir. Ve O'nun (celle celaluhu) bildirdiklerinin de bilgisinde olabileceği düşünülür.
    Neyse fazla uzatmayalım da aşağıya alıntıladığım daha önceki cevabi yazımızı bir okuyun. Daha sonra devam edelim.



    Senin yazdıklarından hata çıkarmak için yazmıyoruz. Bilakis burada okuyan insanlar; acaba kim hangi konuda ne yazıyor diye her konuya bakarak okuduğu konuda, bilgisi yoksa eğer bilgi sahibi olmak için, eğer bilgisi sağlam kaynaklarla oluşmuş bir alt yapısı varsa; konuda yanlış olabilecek bölümlerini düzeltmek için okuyor. Bu senin de benim de diğer arkadaşların da üzerine yüklenmiş bir görev. Münker olan nehyedilir. İnsan değil. Yani günah ayıplanır, günahı işleyen insan değil. Neden ? Çünkü biz Allah (cc) değiliz. Hiç kimseyi yargılama hakkını ve yetkisini hiç kimse bize vermedi. Aynı bu minval üzere devam edecek olursak, Peygamberlerin (a.s.ecmain), en alim zatların (r.aleyh ecmain) ve en arif (k.s.) kişilerin dahi bir konuda bilgisi olmadığı zaman, bilgisiz olduklarından dolayı ayıplanamaz! kınanamaz! Bu konu O gibi insanlara bir eksiklik de oluşturmaz. Ne zamana kadar ? Allah (cc) bu konu hakkında sadrını genişletip; "keskin bir muhakeme ile kavrayıp anlayıncaya kadar" Bu sebep ile; Allah Resulu (s.a.v.) gelip bir konu hakkında bir hüküm sordukları zaman biliyor ise, söylerdi. Bilmiyor ise "la edri" (bilmiyorum) derdi. Ta ki; Cebrail (a.s.) gelip konu hakkında bilgi verinceye kadar. Bu verilen bilgi sonrasında Resulullah (s.a.v.) saatlerce konu hakkında konuşur ve açıklama yapardı. Oysa 5 dakika önce konuşmamış ve bilmediğini belirtmişti üstelik.
    İşte; arkadaşlarımız sana bunu anlatmaya çalışıyor. İlm-i Ledün, her insanın anlayacağı bir ilim değildir, bu ilim üzerine de farz da değildir. Kişiye farz olan ilim, dünya ve ahiretini kurtarmasına kifayet edecek olan miktardır. Yani her öğün önüne gelen bir tabak yemek ile doyman gibi bir şey. Oysa yanındaki arkadaşın o bir tabağı aparatif niyetine yer ve doymaz. Senin yediğinin belki 4 tabak fazlası ile doyar. Neden bir tabak ile doymuyorsun diye sorsan, elbette saçma olur. İşte bunun gibi, bazı insanlar sadece dünya ve ahireti ile ilgili bilmesi gerektiği ilimin haricinde, daha fazlasını talep eder. Ruhu doymaz, ilmi yönden aç hisseder kendini. Rabbül Alemin (cc) bu gibi insanlara buyurmuştur: "Talebena, vecedana" Yani; isteyin, vereyim diyor. Bu isteyenlere şeytan bile dahildir. Neden ? Elbette senin Rabbin olduğu kadar, onun da Rabbi (cc) olduğu için. Bu sebep ile o istemiştir, ve istediği verilmiş iznini almıştır. "Şeytan damarlarınızdaki kan gibi dolaşır" diyen Resulullah (s.a.v.) bu izni işaret eder. Bu izin nedir ? İlim'dir. Peki bu ilmi herkes bilirmi ? Bilse, zaten onlarda dolaşırdı. Allah (cc) düşmanına verdiği izni, dostuna da vermezmi ? Elbette verir. Ama ne şekilde verir. Sadece bilme izni verir, dolaşma izni; işte bu O'nun (cc) hükmüne kalmış bir şeydir. Dilerse, verir, dilemez ise vermez! Bu sebep ile Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur: "Eğer benim bildiğimi bilseydiniz, az güler ve çok ağlardınız" Hani Peygamberimiz (s.a.v.) bize bilmediklerimizi bize öğretmek ile mükellefti ? Peki neden o halde "benim bildiklerimi bilseydiniz..." diyor. Anlatsın o zaman da biz de bilelim, demezmiyiz, yada dememiz gerekmez mi ? Hayır, diyemeyiz, neden; çünkü sadrımız o bilgiye müsait değil. Bazı insanlar, şoke olacak bir görüntü ile karşılaştığı zaman kalp krizi geçirir ve ölür. Bu o güne kadar en ufak kalp ağrısı çekmeyen insanda dahi görülür. Aslında olan kalp krizi diye geçiştirilse de, esasında sadrının darlığındandır bu. Sadrı dar olana da, elbette ilm-i Ledün öğretilmez. İsteklilerine ve taliblerine yavaş yavaş telkin edilerek verilir. Günlerce susuz kalan insanın dudağına suyu damlatmaktansa; bir anda kovayı nasıl ki boşaltmak onun ölümüne sebep vermek ile eş değerse, sadrı müsait olmayan kişiye bu ilmi de aynı mantık ile veremezsin, vermezler! Zamanında Arif-i Billah bir alimin yanında okumaya çalışan bir talebesi, bu gibi gizli ilimlere merak salmış ve acaba hocam bana ne zaman bu gizli ilimlerden bir pencere gösterecek diye bekler dururmuş. Bir gün dayanamamış ve bu meramını hocasına açmış. Hocası; "sen bırak bu işleri de hazırlayacağım bir kutuyu falanca köyde oturmakta olan dostuma götür gel," diyerek konuyu geçiştirmiş. Öğrenci hocasının umursamaz tavrına hem sinirlenmiş, hemde belli etmemeye çalışarak verilen kutuyu götürmek için yola çıkmış. Hocası sıkı sıkı tenbih ederek; "sakın ha! yolda kutuyu açma, için çok önemli bir şey var" diyerek yolcu etmiş. Öğrencisi yola çıkmış, bir müddet koşmuş, bir müddet yürümüş ve nihayetinde yorulmuş bir ağacın dibine oturmuş. Bir yandan da kutunun içinde ne olduğu konusundaki merakı iyiden iyiye içine yer etmiş. Açayım mı, açmayayım mı soruları arasında gidip gelmiş ve en sonunda dayanamayıp kutuyu açmış. Kutuyu açar açmaz dışarıya hoop! diye bir fındık faresi atlayıvermiş ve son hızla kaçmış. Öğrenci şaşkın şakın bakarken bir de ne görsün içinde bir kağıt! Açmış merakla başlamış okumaya: "Ey salik! Yaptığın şu üç şey sana ibret olarak yeter de artar:
    1- Emre itaatsizlik ettin, kutuyu açtın.
    2- Emanete hıyanet ettin, kutunun içindeki gizli olan şeyi açığa vurdun.
    3- Bu ayıpların ile yetinmeyip, yaptığından ders almayıp zarfı açtın. Bu saydıklarımıza önem vermeyip ufacık bir fareye bile sahip olamayana nerde kaldı ilm-i Ledün'ü vermek! Var git yoluna kendine başka bir mürşit ara." İşte bunları gözönünde bulundur ve sana fazla bir şeyler söyleyemeyen insanların çok da fazla üzerine gidip de zorlama yolunu tercih etme! Bu ne sana ne de muhatabına bir şey kazandırmaz, kaybettirir. Çok merak ettiysen kutuyu açtırmadan ısrar ile istemeye devam et. Nasip, günü gelir belki "vecedana" lufuna mazhar olursun!
    selametle.


    Bakın aşağıda verilen iki ayet gayb konusunda şeytanın üstelik Yüce Allah'a hitabet tarzına da dikkat ederek okuyun. Bakın, şeytan özellikle ikinci yazdığım (kırmızı işaretli) ayette gaybi bir şeyden haber veriyor:

    "Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım." (Araf : 16)

    "Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın." (Araf : 17)


    Şimdi; burada şeytan, Rabbül Alemin (celle celaluhu) ile konuşurken ilerde vukuu bulacak bir şeyden bahsediyor. Nedir bu ? Ve bunu nereden biliyor ?


    Sayin Radikal;Simdide kendimizden acizane bir seyler karalayalim istersen.Anlattiginiz daha önce birine ithafen yazilmis yazinizda/yazida bazi noktalar oldukca ilgimi cekti.Öncelikle Kendimden bir seyler anlatayim.Bu bahsettiginiz konunun önemli bir yerinde kendimi gördüm.Ne acidirki o günki halimi simdi sadece esefle anmaktayim.Cünki Dindarin Müsrikligi oldukca cetin oluyor yani,yine o Ortak kostugumuz Alemlerin Rabbinin hidayeti olmasa belkide bu sayin Enver Istek simdi ya Alhanlida bekci veya Ali Kalkanci gbi bir siseci olacakti.Elhamdülillah sükürdeki acizligimizi idrakte bize yol gösteren Alemlerin Rabbi yine bizi o Müsriklikten kendi Kitabina klavuzladiki hala kendimde bir münafiklik hissi ile eski günlerimi yad ederken asefleniyorum,cünki eseflenmek yerine Atesin eritemedigi Ibrahim babamizin hayatini hayal edebilsem kendimi sansli hissedecegim ama sizin gibi kardeslerimizin bazi seyleri bize hatirlatmasi bizi hep eseflendiriyor.Yukarida bahsi gecen konu hakkinda sadece kendimden bir sey olarak söyle diyeyim,OL emri Alemlerin Rabbine aid ve kimki ben biliyorum derse hem Müsriktir hemde K...."Iste bu ehval ve sartlarda bundan daha fazlasini anlatamiyorum.Sadece bilmeniz gereken Hikayeden sadece bir pay;

    "Allah sizi, gaybı bilir hale getire*cek değildir."

    (Al-i imran 3/179)

    Hic bir insan,Resuller haric Allahin gaybina(cüzi bir kismina)müttali olamaz,eger icerisinde tek bir kisi dahi bilirim derse............................................. .


    “Böylece biz İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.”

    (En’am, 75)

    “(Yusuf) dedi ki: Size rızık olarak verilen yemek size gelmeden önce onu size haber veririm. Bu, Rabbim’in bana öğrettiği şeylerdendir.”

    (Yûsuf, 37).

    “Ben size Rabbiniz’den bir mucize getirdim. Çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim, Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm. Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm.”

    (Âl-i İmrân, 49).

    Buradaki ilim sizin bahsettiginiz Gayb ilimi ile ilgili olmayip,sadece Alemlerin Rabbinin;Kesin inananlar olmasi icin verdigi bazi durumlardir...Yoksa sizin bahsettiginiz sekilde bir GAYB bilgisi insanlarin ne okumayla nede baska yollarla elde edebilecegi bir ilimdir Zaten ayetlede vermeyecegini acik bir sekilde veriyor Allah.(Hikayenizdeki Hadis ise bakin yine diyorum Allahin ayetleri varken buna itibar edilmez Araf 188. Enam 50.)Seytanin istemesi Allahin imtihan araci icin kullandigi bazi yollarki o dahi Allahtan izin almadan yapamayacagini bildirmekte ve biz insanlara oldukca cok süküre vesile olacagi olaylardandir...Vesselam....
    Konu Enver İstek tarafından (06.03.2009 Saat 01:48 ) değiştirilmiştir.

  8. #8
    radikal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    radikal isimli Üye şuanda  online konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    10.02.2007
    Bulunduğu yer
    Gönül aleminden
    Yaş
    38
    Mesajlar
    2.636
    Tecrübe Puanı
    147

    Standart

    Bakın Enver İstek kardeşim;

    Sene 1970. Allah (celle celaluhu) rahmet etsin büyükannem annemi ve ablamı yanına almış sohbet ediyor. Daha o zamanlar ben ve diğer kardeşlerim hayatta bile yokuz. Ahir zamanda olduğumuzu, her konuda çok dikkatli olmamız gerektiğini anlatan bir sohbet ortamı. Ve büyükannem; günümüz türkçesi ile okuma yazması olmayan ümmü bir kadın. Arapça ve farsça biliyor, ama bir gecede bu bütün bildikleri hükmünü kaybetmiş, laik sistemin getirdiği harf devrimi! kurbanlarından. Yaşı 88 o zamanlar. Büyükannemin rahmetli babası da ilmi konuda derinleşmiş, fetva makamında bir molla. Yani, büyükannem türkçe okuma yazması yok, ümmi o yönden, ama arapça ve farsçası mükemmel bir kadın. İşte o kadın, bir hadis- şeriften bahsederek anneme ve çocuk yaşta olan ablama sohbet ediyor. kendisine de molla büyük dedem anlatmış. "Ahir zamanda, kadınlar elbise giyecek, fakat hiç elbise giymemiş gibi bütün hatları ortada olacak. Yine ahir zamanda dansözler ve açık saçık kadınlar yarı çıplak bir şekilde dışarıda oynayacaklar da kimi insanlar bunlara alkış tutacak, kimi insanlar peşinden gidecek, kimi insanlar da sadece pencerelerinden bakacak." Sakın ola ki; sizler bu alkış tutanlardan, peşinden gidenlerden yada pencereden bakanlardan olmayın, diyor. Düşün, büyükannemin bu anlattığı zamanında bırak tv'yi TRT bile daha kurulmamış. Tv gibi bir olguyu da bilmez, transparan elbiseyi de! Ama, kendisine bunları anlatıp haber veren rahmetli molla dedemin uyarılarını, daha o zamandan üstelik,o da kendi evlatlarına yapıyor.

    Ve günümüze gelecek olursan, herkesin evinde bir pencere var (tv) ve istediği kanalda, istediği programı seyrediyor. Bırak dansözü, dansözleri bile gölgede bırakacak hal ve davranışları biliyorsun her gün sergiliyorlar. insanlar da bunları kanal kanal gezerek bir nevi evlerinin önüne kadar gelmişlere pencerelerini açarak! bakıyorlar. Ve bazı haberlerde yada gazetelerde transparanları görüyorsun, transparan bu ülkeye 1980 yıllarının sonunda geldi. Şimdi rahmetli büyük dedem ve anneannem gaybdan haber mi vermiş oldu ? Gayb'ı bunlar biliyormuydu ? Elbette bütün bu soruların hepsine hayır, deriz. Ama beraberinde ekleriz: Gayb'ı ancak Allah (azze ve celle) bilir ve bir de bildirdikleri bilir. Haddi zatında Resulullah'ın (s.a.v.) hadisi olması nedeni ile dedem ve büyükannem sadece bildirileni bildirdiler.

    İlmi ledün dedik ya, bu ilmi ledün okuma ile öğrenilmez. Öğrendiğini yaşama ile bilinebilir. Bu da çok derin bir konudur, bu ne sayfalar yeter, nede senin okuma gayretin, nede benim anlatabilme becerim. Ama; Bekir'in dediği gibi; gayb başka, ilmi ledün başka!

    ilmi Ledün, sonuç itibari ile kişinin muhakemesini açar, sadrını genişletir, gördükleri karşısında şek ve şüpheden arınıp yakin haline kavuşur. Gerek düşünde ufkunda, gerek rüya aleminde, gerek kalbine doğma hali ile bu bilgiler hissiyat derecesinde insanın ufkuna girer. Kişiye özel bir haldir, bir başkası bunun ile amel edemez. Ve bu hal, Kur'an'a aykırı bir durum da değildir. Bunu yaşayan insanlar, bunun ne anlama geldiğini bildiği için, bunu kelime olarak anlatmaya kalkmaz, sadece yaşanabilmesi için gerekli olan yolları işaret eder. Sadrı dar olan da zaten anlatmak istediğinde, dünya kelamı ile anlatılabilecek bir şey olmadığı için, kelimeler boğazına durur, dışarıya anlaşılabilir bir şekilde aktaramaz ve muhatabı "ne diyor ya bu!" türünden bir savsaklama ile geçer gider. ama gösterdiği işaretleri takip ederse, istediğine yaşayarak öğrenir. ilim ehlinin bu konuları anlatmaktan ziyade, işaret halini tercih etmesinin de nedeni budur.

    Çünkü; ilmi ledün anlatılamaz, yaşanır! Kişinin yaşadığı da, bir başkasına gayb'dır. Gayb'ı da bir tek Allah (azze ve celle) bilir, ve dilediğinin kalbine anlatamayacak şekilde ilka eder. İlmi Ledün'ün sonu hikmettir, ve bu son da gayb penceresine açılan ilk merhaledir, dersek; inşaallah doğru işaret etmiş oluruz.
    Derdi; Allah'ın (cc) rızası olanlara selam olsun!

  9. #9
    Enver İstek isimli Üye şimdilik offline konumundadır metin mete
    Üyelik tarihi
    28.12.2005
    Bulunduğu yer
    Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
    Yaş
    48
    Mesajlar
    3.971
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Alıntı radikal Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bakın Enver İstek kardeşim;

    Sene 1970. Allah (celle celaluhu) rahmet etsin büyükannem annemi ve ablamı yanına almış sohbet ediyor. Daha o zamanlar ben ve diğer kardeşlerim hayatta bile yokuz. Ahir zamanda olduğumuzu, her konuda çok dikkatli olmamız gerektiğini anlatan bir sohbet ortamı. Ve büyükannem; günümüz türkçesi ile okuma yazması olmayan ümmü bir kadın. Arapça ve farsça biliyor, ama bir gecede bu bütün bildikleri hükmünü kaybetmiş, laik sistemin getirdiği harf devrimi! kurbanlarından. Yaşı 88 o zamanlar. Büyükannemin rahmetli babası da ilmi konuda derinleşmiş, fetva makamında bir molla. Yani, büyükannem türkçe okuma yazması yok, ümmi o yönden, ama arapça ve farsçası mükemmel bir kadın. İşte o kadın, bir hadis- şeriften bahsederek anneme ve çocuk yaşta olan ablama sohbet ediyor. kendisine de molla büyük dedem anlatmış. "Ahir zamanda, kadınlar elbise giyecek, fakat hiç elbise giymemiş gibi bütün hatları ortada olacak. Yine ahir zamanda dansözler ve açık saçık kadınlar yarı çıplak bir şekilde dışarıda oynayacaklar da kimi insanlar bunlara alkış tutacak, kimi insanlar peşinden gidecek, kimi insanlar da sadece pencerelerinden bakacak." Sakın ola ki; sizler bu alkış tutanlardan, peşinden gidenlerden yada pencereden bakanlardan olmayın, diyor. Düşün, büyükannemin bu anlattığı zamanında bırak tv'yi TRT bile daha kurulmamış. Tv gibi bir olguyu da bilmez, transparan elbiseyi de! Ama, kendisine bunları anlatıp haber veren rahmetli molla dedemin uyarılarını, daha o zamandan üstelik,o da kendi evlatlarına yapıyor.

    Ve günümüze gelecek olursan, herkesin evinde bir pencere var (tv) ve istediği kanalda, istediği programı seyrediyor. Bırak dansözü, dansözleri bile gölgede bırakacak hal ve davranışları biliyorsun her gün sergiliyorlar. insanlar da bunları kanal kanal gezerek bir nevi evlerinin önüne kadar gelmişlere pencerelerini açarak! bakıyorlar. Ve bazı haberlerde yada gazetelerde transparanları görüyorsun, transparan bu ülkeye 1980 yıllarının sonunda geldi. Şimdi rahmetli büyük dedem ve anneannem gaybdan haber mi vermiş oldu ? Gayb'ı bunlar biliyormuydu ? Elbette bütün bu soruların hepsine hayır, deriz. Ama beraberinde ekleriz: Gayb'ı ancak Allah (azze ve celle) bilir ve bir de bildirdikleri bilir. Haddi zatında Resulullah'ın (s.a.v.) hadisi olması nedeni ile dedem ve büyükannem sadece bildirileni bildirdiler.

    İlmi ledün dedik ya, bu ilmi ledün okuma ile öğrenilmez. Öğrendiğini yaşama ile bilinebilir. Bu da çok derin bir konudur, bu ne sayfalar yeter, nede senin okuma gayretin, nede benim anlatabilme becerim. Ama; Bekir'in dediği gibi; gayb başka, ilmi ledün başka!

    ilmi Ledün, sonuç itibari ile kişinin muhakemesini açar, sadrını genişletir, gördükleri karşısında şek ve şüpheden arınıp yakin haline kavuşur. Gerek düşünde ufkunda, gerek rüya aleminde, gerek kalbine doğma hali ile bu bilgiler hissiyat derecesinde insanın ufkuna girer. Kişiye özel bir haldir, bir başkası bunun ile amel edemez. Ve bu hal, Kur'an'a aykırı bir durum da değildir. Bunu yaşayan insanlar, bunun ne anlama geldiğini bildiği için, bunu kelime olarak anlatmaya kalkmaz, sadece yaşanabilmesi için gerekli olan yolları işaret eder. Sadrı dar olan da zaten anlatmak istediğinde, dünya kelamı ile anlatılabilecek bir şey olmadığı için, kelimeler boğazına durur, dışarıya anlaşılabilir bir şekilde aktaramaz ve muhatabı "ne diyor ya bu!" türünden bir savsaklama ile geçer gider. ama gösterdiği işaretleri takip ederse, istediğine yaşayarak öğrenir. ilim ehlinin bu konuları anlatmaktan ziyade, işaret halini tercih etmesinin de nedeni budur.

    Çünkü; ilmi ledün anlatılamaz, yaşanır! Kişinin yaşadığı da, bir başkasına gayb'dır. Gayb'ı da bir tek Allah (azze ve celle) bilir, ve dilediğinin kalbine anlatamayacak şekilde ilka eder. İlmi Ledün'ün sonu hikmettir, ve bu son da gayb penceresine açılan ilk merhaledir, dersek; inşaallah doğru işaret etmiş oluruz.


    Sayin Radikal,Biz cocuklugumuzu birakin daha düne kadar büyüklerimizden budenli bir cok hikaye dinledik ve yillarca din bu diye iman ettik.Benim bildigim sey sudur,insanlari sadece giyim kusamla tartarsak Ebu Bekire nabs edilen bir hikayede Ebu bekir söyle der,Giybette edecegime otuz kere zina etmeyi yeglerim(Aklimda kalan kismiyla)Olayin mihenk tasi bana göre bilinen bazi gercekleri yorumlamaya bagli ve bu yorumlar ya tuttarsa ile iliskilidir.Ki Hatirlayiniz Kanuni Süleymani Fransadaki Dans cikisini nasilda önlemisti.Ama yinede cikti o günlerde buna benzer bir cok rivayet anlatilir.Ama su bir gercekki Islam ülkesinden Ehli Küffara yapilan seferlerde illaki savas degil gezi amacli ticaret amaclida olsa görülen her türlü melaneti bir gün gelir usulünden anlatma olayidir.Buna benzer Cahiliye dönemine aid bazi rezaletleri Zaten Kuranda veriyor bakiniz Onlarin namazi ciplak islik calalrak diyede anlatilir.Bu yolla uydurulan bazi melanetler bugün din veya Allahin ilmindeki Gayb olarak deklare olmaktan öteye gidemez.Yani bizim buradaki bahsettigimiz gayb ile senin bahsettigin gayb cok ayri.Bugün kiyameti bilmedigini söyleyen bir Resulle kiyameti en ince noktasina varana kadar anlatan hatta zaman veren insanlari bir arada düsünmek lazim.Bunu dayandirdiklari seyde Tamamen Israliyetten Islama gecmis olmadik uydurma sözler veya bazi hesaplamalar harflere verilen degerlerle ortaya cikan bazi seyleri gercekmis gibi insanlara sunulmasi.Allah ayetlerde cok acik bir sekilde ögretmeyecegini bildirmesine ragmen hala israrla biliyoruz diyen ama Allah yasak etmis gibiki böyle bir yasak yok zaten bastan bilemeyeceklerini bildirmesine ragman bun din kabul edilmesi.Iste bu gibi seyleri Allaha ragmen biliyoruz demek ve bunu deklare etmek ve hatta buna iman etmek Vicdanen Allaha yapilan bir hakarettir ve inan vebali oldukca büyük ve bunun altindan ne sen nede ben kalkarizki onlarinda asla kalkacagi gibi bir sey degil zaten onlar direk kendilerini Peygamber olarakta sunuyorlar ve bu forumdaki bir yazimda kendi kitabinda bunu cok acik yazmasina ragmen bazi kardeslerim yok öyle demiyor diye karsi cikiyorlarki yazisi cok net"Peygamberlik agacinin son meyvasi"diyerek söylemesine ragmen ona olmadik teviller getirerek anlamamaya calisiyorlar..Her neyse gelelim tekrardan Gayb meselesine yukarida verilen ayetler oldukca acik ve Gayb bazi istisnalar haric(Resuller)Kimseye verilmemistir hatta Ibni Arabinin dedigi gibi ben gelecegide biliyorum ama saygimdan söylemiyorum diyecek kadar iftiradadir.Sakin Ibni Arabinin sahsina bir sey dedigimi sanma,Onun adina sunulanadir sersenisim,sahis olarak onun gercekten bunlari yazip yazmadigini bilmiyorum.Sadece onun adina sunulan yazi hakkindadir...Selam ile...



    "De ki: "Eğer gaybı bilseydim, daha çok iyilik yapmak isterdim ve bana kötülük de gelmezdi. Ben, inanan kesim için bir uyarıcı ve bir müjdeciden başka bir şey değilim."

    (Araf 7/188)


    "Allah sizi, gaybı bilir hale getirecek değildir."

    (Al-i imran 3/179)



  10. #10
    Enver İstek isimli Üye şimdilik offline konumundadır metin mete
    Üyelik tarihi
    28.12.2005
    Bulunduğu yer
    Gurbet,daimi gurbetin icinde gurbet
    Yaş
    48
    Mesajlar
    3.971
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Hz. Aişe (r.a.) rivayetinde şöyle demiştir; "Kim O'nun (Hz.Peygamber'in) yarın ne olacağını bildiğini sanıyorsa, şüphesiz ALLAH'a en büyük iftirayı atmış olur. Zira ALLAH Teala: "De ki: "Göklerde ve yerde gaybı ALLAH'tan başka kimse bilmez..." (Neml/65) buyurmaktadır.

    (İbn Kesir. C:11 s.6171; Buhari/C:16 s.7254;Müslim/İman)


    Aişe (r.a.) dedi; "Her kim Rasûlullah ALLAH'ın Kitabı'ndan bir şey ketmetti diye zulmederse, ALLAH'a karşı büyük iftira etmiş olur. işitmedin mi? ALLAH: "Ey Rasûl! Sana Rabbinden her indirileni tebliğ et, etmezsen onun risaletini eda etmiş olmazsın!" (Mâide/67) buyuruyor.

    (Müslim/İman)



    Said Kürdi'nin taraftarları, statükonun selameti için Şiilik'te kıyâmî boyutun ön plana çıkmasından ötürü, Şiilere ve Şiîliğe öfke saçarken, Üstadlarının dinamiklerini Şia'dan aldığını ve birçok konuda onları da geride bıraktığını bilmez veya bilmemezlikten gelirler.

    Said Kürdi, Kur'ân'ın batınî manası olduğunun da ötesinde, vakit bulabilseymiş Kur'an'ı bütün harfleriyle hesap ederek ilahî şifrelerini çıkaracakmış..! "Rumûzât-ı Semâniye" adlı risalesinde şöyle diyor: "...Her bir harf çok işârât meyvelerini veriyor, çok meanileri de ifade ediyor. Adeta Kur'an harfleri muazzam bir mütenevvi İlahî şifrelerdir... "Rumûzât-ı Semâniye"yi yazdığım zaman hem çok acele te'lif edilmiş, hem de benim eski mahfuzatıma itimad ederek takribi iki mikyas yaptım. Onun ile hem eski ulemânın hesaplarına binaen Kur'an harflerinin i'caz cihetinde sırlarını yazdım.... Daha tam tamına tahkiki bir tarzda bütün Kur'an'ı bütün harfleriyle ve kelam ve kelimâtıyla hesap etmeye ve letâif-i i'câziyeyi onunla tam takviye etmeye vakit bulamadım...

    (Zülfikar Mecmuası. Fihriste-i Rumûzat-ı Semâniye. 29.Mek. 8.Kıs. 8.Remz. (Risale-i Nûr Külliyatı. Bediüzzaman Said Nursi. C:2. s.2321 Yeni Asya yay. ist. 1996); Bkz: Risale-i Nûrun Kudsi Kaynakları s.773-783)


    ALLAH hiç kimseye gaybdan haber verme hususunda bir ilim ve yetenek vermemiştir. Yalnız bazı peygamberlere âhiret, melekler ve cinlerle ilgili bilgiler bahşetmiştir ki Cümmel hesabı diye isimlendirilen cifr hesabına şiddetle karşı çıkmışlardır. İbn Hacer el Askalânî, buna itimat etmenin caiz olmadığını söyler. İbn Abbasın da bu hesabı sihir cümlesinden saydığı nakledilmektedir.

    (A.g.e; cifr hesabı.s.307) Bkz: İslâmda Birlik ve Fıkıh Mezhepleri. M.Reşit Rıza. El-Hüseyni s.51.)


    Bu konuda İbn Kesir ise tefsirinde ebced hesabı ile Hurûf-u Mukatta!aya çeşitli manalar vermek isteyenler hakkında gemişçe izahat verdikten sonra şunları söyler:Bu harlerle vakitlerin bilindiği, olayların, fitne ve savaşların zamanlarının çıkarılacağını öne sürenler ise Kuranda olmayan şeyler iddiâ etmekte ve uçulması gerekmeyen yerde uçmaya çalışmaktadırlar.

    (İbn Kesir C:2s.146)

    Ebcedle ilgili bazı hadislere de rastlanmakta, ancak İbn Teymiyye bunların başlıcalarını verip ravilerini tenkit ederek güvenilir olmadıklarını açıkça ortaya koymuş bulunmaktadır.


    (İslâm Ansiklopedisi. Ebced mad.s.68. Bkz; İbn Kesir.C:2s.146; İslâmda Birlik ve Fıkıh Mezhepleri. M.Reşit Rıza Çev. Ahmet Hamdi Akseki. D. İ. B. Yay. S.39-80)

+ Konu Cevaplama Paneli

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Content Relevant URLs by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.