Demokrasi, sözcük anlamı halk yönetimi olan bir siyasal bilim terimidir.
Demokrasi, sözcük anlamı halk yönetimi olan bir siyasal bilim terimidir.
DEMOKRASİ
Demokrasi, sözcük anlamı halk yönetimi olan bir siyasal bilim terimidir. Aslı eski Yunanca’daki demokratia sözcüğüdür. Eski Yunanca’da demos halk, kratos yönetim anlamına gelirdi. Atina’nın doğrudan demokrasisinde, halk bir meydana toplanır ve önemli konulardaki kararlarını yöneticilere bildirirlerdi. Yalnız burada hemen hatırlanması gereken nokta, eski Yunan’da yalnız vatandaşların demokratik hak ve özgürlüklerden yararlandıkları, kölelerin ise hiçbir hakları bulunmadığı idi.
Demokrasi, daha sonra, yönetilenlerin yönetime katılması için temsilcilerinin seçildiği rejimlerin adı oldu. Aslında, tüm siyasal ve toplumsal sistemler gibi, teknolojik değişme ve gelişmeler sonucu ortaya çıktı. Tek bir mutlak hükümdarın bulunduğu rejimlere genellikle "polis devleti" denirdi. Bu devlette, hükümdar tek başına, tanrının temsilcisi olarak, gelenekler üzerinde hüküm sürerdi; genellikle destekçileri din adamları ve toprak sahipleri idi.
Doğu’da teknolojik değişme ve gelişme yavaş olduğu için, Batı Avrupa’daki değişme ve gelişmeler sonunda, toplumda din adamları ve toprak sahiplerinin yanında tüccar, esnaf ve en önemlisi sanayiciler ortaya çıktılar ve yönetimde söz sahibi olmak istediler. Tarımdan sanayiye, kırsal üretimden kentsel üretime geçiş sonunda, hükümdarın yanında artık halk ya da yeni gelişen tüccar, esnaf, sanayici yer almak istedi.
Böylece hukuk devleti kavramı ve meşrutiyet yönetimleri doğdu. Artık hükümdarın yanında halktan seçilmiş meclisler de yer alıyor ve hükümdarın karşısında bu insanların yaşam hakkı, söz hürriyeti, mülkiyet hakkı, inanç hürriyeti gibi vazgeçilmez ve devredilmez hak ve hürriyetleri kabul ediliyordu. Bu gelişmenin en önemli göstergelerinden biri, bağımsız mahkemelerin bu hak ve hürriyetleri güvence altına almasıydı.
Teknolojik değişme ve gelişme hızını sürdürünce, köylülerin, köylerde toprak sahibi olan ağaların ve din adamlarının yanında, yönetime ortak olmuş bulunan tüccar-esnaf-sanayici üçlüsüne ek olarak işçiler de sayıca arttılar ve yönetimde söz sahibi olmak istediler. Böylece hukuk devleti, sosyal refah devleti kavramına, meşrutiyet kavramı da demokrasi kavramına dönüştü.
Demokrasi her ne kadar halkın halk tarafından yönetimi ya da çoğunluk yönetimi olarak adlandırılsa da, çağdaş değişme ve gelişmeler ona yeni anlamlar kazandırdı. İlk ortaya çıkan kavram, temsili demokrasi anlayışıdır. Bu anlayışa göre halk, doğrudan doğruya kendini yönetemeyeceği için, seçtiği temsilciler aracılığı ile yönetilir.
İkinci olarak ortaya çıkan kavram, özgürlükçü demokrasi kavramıdır. Bu kavram, özellikle baskıların en korkuncu, çoğunluğun baskısıdır anlayışından kaynaklanır. Bir demokratik sistemin en önemli özelliğini başta azınlıkların, yani düşünceleri azınlıkta kalanların hakları olmak üzere, tüm insan haklarına dayalı olması gereğine dayalı bir yaklaşımı belirtir.
Çağımızdaki tüm gelişme ve değişmelerden sonra, bugün demokrasi kavramı, düşünceleri azınlıkta kalanların da çoğunluğu kazanabilme hak ve olanağına sahip oldukları bir çoğunluk yönetimi özelliğine erişmiştir. Bir başka deyişle, demokrasinin temel koşulu, klasik insan hak ve özgürlükleri olduğu gibi, azınlıkta kalan düşünce sahiplerinin de kendi düşüncelerini, çoğunluğu kazanmak amacıyla savunabilmeleri ilkesine dayanır.
Demokrasi Çeşitleri ...
-Çoğulcu Demokrasi
-Halk Demokrasisi
-Klasik Demokrasi
-Liberal Demokrasi
-Parlamenter Demokrasi
-Plüralist Demokrasi
-Endüstriyel Demokrasi
-Kalkınmacı Demokrasi
-Koruyucu Demokrasi
-Marksist Demokrasi
-Plebisitçi Demokrasi
-Sosyal Demokrasi
-Yeni Demokrasiler
Devam edecek
Çoğulcu Demokrasi
Periyodik, eşit ve adil seçimlerde birden fazla siyasi partinin rekabet etmesine ve çoğunluğu sağlayan parti(lerin) geçici olarak anayasal demokrasinin sınırları çerçevesinde devleti yönetme hakkına sahip olmasına dayanan demokratik sistem.
Biraz daha geniş anlamda, örgütlü grupların toplumsal talepleri dile getirme hakkı ve hükümetin bunlara cevap vermesini temin etme kapasitesi sayesinde işleyen demokrasi biçimi anlamında da kullanılmaktadır.
Halk Demokrasisi
"Halk demokrasisi" kavramı, İkinci Dünya Savaşından sonra Sovyet modeli şeklinde yaygınlaşan Ortodoks komünist rejimlerden gelmektedir. Ancak burada kullanılan anlamıyla, genel olarak Marksist geleneğin ürettiği çeşitli demokrasi modellerini ifade etmektedir. Kendi içlerinde farklılaşmalarına rağmen bu modeller, liberal demokratik modellerle açık bir karşıtlık arzeder.
Marksistler liberal veya parlamenter demokrasiyi, "burjuva" veya "kapitalist" demokrasi olarak görerek reddetme eğilimindedirler. Bununla beraber Marksistler, açık egaliteryen imaları dolayısıyla demokrasi kavramı veya ideali tarafından da cezbedilmişlerdir. Bu kavram özellikle, eşitliği sadece zahiren sağlayan "siyasi" demokrasinin aksine, zenginliğe ortaklaşa sahip olma (orijinal anlamıyla "sosyal demokrasi") yoluyla sosyal eşitlik hedefine ulaşmayı ifade etmektedir.
Marx, kapitalizmin yıkılmasının gerçek demokrasinin yeşerebilmesini mümkün kılan bir tetikleme olabileceğine inanıyordu. Onun görüşüne göre, bütünüyle komünist bir toplum, ancak "proletaryanın devrimci diktatörlüğü"yle vasıflanabilecek bir geçici dönemden sonra gerçekleşebilirdi. Sonuçta "burjuva" demokrasisi sisteminin yerini, ondan çok farklı olan "proleter demokrasi" sistemi alacaktı.
Marx her ne kadar bu geçici dönemde toplumun nasıl örgütleneceğini ayrıntılı olarak açıklamayı reddettiyse de, arzuladığı şeklin kabaca ne olduğunu, onun kısa süre yaşayan ve doğrudan demokrasiye yakın bir tecrübe olan 1871 Paris Komününe duyduğu hayranlıktan çıkarabiliriz. Marx, sınıf çelişkisinin sönmesi ve bütünüyle komünist bir toplumun hayata geçmesiyle, proleter devletin de "sönümleneceğini" öngörmüştür. Bu, yalnız hükümete, kanunlara ve hatta siyasete duyulan ihtiyacı sona erdirmiş olmayacak, aynı zamanda demokrasiyi de gereksiz hale getirebilecektir.
Ancak yirminci yüzyılda komünist devletlerde geliştirilen bu demokrasi şekli, sahip olduğu anlamı Marx'tan ziyade V. I. Lenin'in fikirlerine borçludur. Her ne kadar Lenin'in 1917'deki sloganı "bütün iktidar Sovyetlere" (yani, işçilerin, askerlerin ve denizcilerin konseylerine) komün demokrasisi fikrini canlı tutmuşsa da, gerçekte iktidar Sovyet Rusya'da kısa sürede Bolşevik Parti'nin (daha sonraki ismiyle Komünist Parti'nin) eline geçmiştir. Lenin'in yaklaşımına göre bu parti, "işçi sınıfının öncüsü" olmaktan başka bir şey değildi.
Marksizmle teçhiz edilmiş olan bu parti, proletaryanın gerçek çıkarlarını bilmeye ve böylece ona devrimci potansiyelini gerçekleştirmesi için rehberlik etmeye muktedir olduğunu iddia ediyordu. Bu teori, SSCB'de "Leninist demokrasi"nin köşe taşı oldu ve diğer tüm Ortodoks komünist rejimler tarafından Marksizm-Leninizm'in merkezi özelliklerinden biri olarak kabul edildi. Ancak bu modelin zayıflığı, Lenin'in Komünist Parti iktidarını (ve özellikle de onun liderlerini) denetleyecek, onu proleter sınıfa karşı duyarlı ve hesaba çekilebilir kılmayı sağlayacak herhangi bir mekanizma oluşturmakta başarısız olmasıydı. Yeniden Aristo'nun ifadeleriyle söylenecek olursa "Komünist Partiyi kim bekleyecekti?".
Devam edecek
vatandaşa tanınan hakka göre yönetim şekilleri 5 e ayrılır.
otokrasi: hükümet tarafından vatandaşa tanınan hakları bir kişi belirler.
oligarşi: hükümet tarafından vatandaşa tanınan hakları belirli bir zümre belirler.
demokrasi: hükümet tarafından vatandaşa tanınan hakları çoğunluk belirler.
cumhuriyet: hükümet tarafından vatandaşa tanınan hakları yasalar belirler.
anarşi: hükümet yoktur, yasalar yoktur.
.................................................. .................................................
Ali imran suresi 8. ayet : “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi saptırma. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.”
betul ,
Aynı şeyleri farklı dilden konuşuyoruz.
Kraliyet, vatandaşa tanınan hakları bir kişi belirler.
Meşrutiyet vatandaşa tanınan hakları belirli bir zümre belirler
Cumhuriyet vatandaşa tanınan hakları halk belirler,
Size örnek vermiştim İngiltere kırallıktır demokrasi uygulanır diye
yine örnek vereyim Fransa kırallıktır demokrasi uygulanır Ama peçe için seçme hakkı vatandaşın yoktur kanun demokrasiye göre tespit edildi vekillerin oyuna sunuldu parlemento kabul etti ve ceza uygulanacak yasalaşırsa.
Siz yöneticilerin seçilmesi şeklini demokrasi olarak ele alıyorsunuz
bir başka örnek
Ülkemizde demokrasi var değilmi sizin tariflemenize görede halk kendi kendini yönetir
şimdi geçekten inanıyormusunuz 550 millet vekilini bir parti çıkarsa
anayasanın değişmez ilkelerini değiştirebileceğine
Siz zannediyormusunuz kıraliyette kanun yoktur yasa yoktur
Hükümetlerin varlık sebebi YASAMA, YÜRÜTME VE YARGIDIR.
Demokrasilerde yasama yapma erki halk adına temsilcilerine verilmiştir.
cünkü bizim ülkemiz demokrasi ile değil cumhuriyetle yönetilir. şimdi cumhuriyet ve demokrasi arasındaki farkı anlamışsınızdır umarım.
demokrasi: hükümet tarafından vatandaşa tanınan hakları çoğunluk belirler.
cumhuriyet: hükümet tarafından vatandaşa tanınan hakları yasalar belirler.
bizim anayasamızda değiştirilemeyen maddeler var (hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen :S) yani vatandaşa verilen haklar yasalar ile sınırlıdır cumhuriyette. ama demokrasilerde vatandaşa verilen hakları çoğunluk belirler. coğunluk müslüman bir toplumdan oluşuyor ise kendi anayasasını islam hukukuna göre yapma hakkına sahiptir.
Ali imran suresi 8. ayet : “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi saptırma. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.”
Democracy - Wikipedia, the free encyclopedia
bu linke tıklayın lütfen. bu yabancı bir kaynak. en güvenilir ansiklopedik bilgi kaynağıdır. burda yönetim şekilleri sıralanmıştır. sağ tarafta "list of goverment types" (yönetim şekillerinin listesi) var. burda dünyadaki tüm yönetim şekillerini sıralamışlar. 8. sırada demokrasi ........ 45. sırada republic yani cumhuriyet var. şimdi cumhuriyetin ve demokrasinin ayrı ayrı birer yönetim şekli olduğunu umarım kabul edersiniz. ne olduklarını da yukarıda kısaca ve net bir şekilde yazdım.
demokrasilerde; hükümet tarafından vatandaşa tanınan hakları çoğunluk belirler.
cumhuriyette; hükümet tarafından vatandaşa tanınan hakları yasalar belirler.
ülkemiz türkiye cumhuriyeti... yani birileri gelmiş bizlere tanınan hakları en başta yasalarla sınırlamış. göstermelik olarak da demokratik hukuk devleti eklenmiş. ülkemizde gerçek anlamda demokrasi yönetim şekli olsaydı, hukukumuzun referansını kendimiz belirlerdik. ülkemizde demokrasinin anlamı sadece seçim sistemi olarak tanımlanmış malesef.
bize verilen hakları demokrasi değil yasalar belirliyor. yani ne kadar çoğunluğa sahip olursan ol farketmez yapabileceklerin yasalar ile sınırlı. hangi yasalar ile DEĞİŞTİRİLMESİ TEKLİF DAHİ EDİLEMEYEN YASALAR İLEbu komedi sadece bizim ülkemizde yaşanır.
Ali imran suresi 8. ayet : “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi saptırma. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.”
betul ,
Kusura bakmayın ama size göre demokrasilerde yasa yokmu demek istiyorsunuz önce bunda bir nlaşalım.
varsa yasyı kim yapıyor yoksa hüküm neye göre icra ediliyor.
demokrasilerde vatandaşa verilecek hakları çoğunluk belirliyor ise, bu yasalarda çoğunluğun söz hakkı olduğu anlamına gelir. ama bu her çoğunluk istediğini yapar azınlığı ezer anlamına gelmez demokrasilerde sınır şudur, "birinin özgürlüğü bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter." bu anlayış esas alınır ve çoğunluğun taleplerine göre yasalar hazırlanır. çoğunluk müslüman ise müslümanca hükmedilmek isteyeceğinden anayasasını yaparken islam hükümlerini referans alır. cumhuriyette ise çoğunluğun taleplerinden çok "değiştirilemez yasalar" belirleyicidir.
mesela ufak bir örnek verelim. sıfırdan bir devlet olsun demokrasi ile yönetilsin ve bu halkın çoğunluğu müslüman olsun (Allahın hükümlerini bilen ve kabul eden bilinçli müslüman). demokrasinin gereği olarak çok partili bir seçim sistemi olur, partiler halkın ihtiyaçlarına göre bir politika belirler ve propoganda yapar, halk müslüman olduğu için ve müslümanca yönetilmek istediği için kendisine en yakın partiyi seçer, çoğunluğun seçtiği bu parti hükümet kurar, başbaşkan beklentilere cevap verir ve halk islam hukuku ile hükmedilmek istediği için devletin anayasasını islam hükümlerini referans alarak yapar. şimdi bu sistem islam için kafi olmaz mı? sonuçta kişiler islam hukuku ile hükmedilecekler.
Ali imran suresi 8. ayet : “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi saptırma. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.”
aklımı kurcalayan bir başka mesele şu... islam hukukunu illa devlet mi uygulamak zorundadır? yani bir cemaat islam hukukuna göre hükmedemez mi? mesela boşanma konusunda bir çift bir cemaate baş vursa ve islam hukukuna göre hükmedilmek istese, o cemaat islama göre hüküm verse, devlet bunu tanımasa dahi kafi olmaz mı? şu anda devletimiz islam hukuku ile hükmetmiyor peki biz bundan sorumlumuyuz? bizim imanımıza zarar gelir mi? mesela miras konusunda kişinin kendisi vasiyetini islam hukukuna göre hazırlasa (ki vasiyetname yasalarca uygulanmak zorundadır) bu şekilde islam hükmü yerine getirilmiş olmaz mı? bir cemaati bırakalım bir kişi kendisi islam hükmü ile amel etse şeriatı sağlamış olmaz mı? bu konuda pek bir bilgim yok açıkcası merak ediyorum.
Ali imran suresi 8. ayet : “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi saptırma. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.”
Paylaş