+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 12 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 15

Konu: Ma'sum imamların tefsirinden incelikler

  1. #1
    ALİ İSFAHANİ isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2009
    Mesajlar
    59
    Tecrübe Puanı
    3

    Standart Ma'sum imamların tefsirinden incelikler

    Ehli Beyt imamlarının, Kur'anı Kerim'in tefsiri hususunda üstlendikleri rol, bu yüce kitabı doğru ve sağlam üsullere dayanarak kapsamlı bir şekilde ve derince inceleyip hikmetli manaları çıkarmanın yol ve yöntemini öğretme olmuştur. Zira Kur'an ayetlerinin manalarını kavrayıp hikmetli manaları onlardan çıkarmanın birçok incelikleri vardır ki, onlardan gaflet etmek, Allahu Teala'nın kasdetmiş olduğu üstün ve asıl manalardan uzak kalmaya sebep olur.



    Şüphesiz ki Ehli Beyt (a.s), Kur'an'ın manasını anlamada, şeriatın hedefini ortaya koymada diğer insanlardan daha üstün, daha yetenekli idiler. Zira Kitab'ın varisleri, onu halka iletenler ve ayetlerin nüzul sebepleri ve tevillerini hakkıyla bilenler onlardı.



    Ehli Beyt'ten rivayet olunan tefsirler, selef ve haleften hiç kimsenin onlar gibi derin bir görüşe sahip olmadığına dair en açık delili oluştur

    makta, dinde en büyük mercilik makamının onlara ait olduğunu kanıtlamaktadır. Kur'anı Kerim'in zahiri ve batıni manalarını tefsir etmek ise bunun bir bölümüdür.

    Şu bilinmelidir ki, Kur'an'ın manasını açıklamakta Ehli Beyt'ten rivayet edilen hadisler iki kısma ayrılıyor:

    1 Zahirî Tefsir.

    2 Batınî Tefsir.

  2. #2
    ALİ İSFAHANİ isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2009
    Mesajlar
    59
    Tecrübe Puanı
    3

    Standart

    Birinciden maksad, manayı anlayabilmek için maksadı kavramakla ilişkin olan nokta ve inceliklere dayanarak kelamın zahirî manasını şerhetmektir. Kur'anı Kerim bu yöne geniş bir çapta önem vermiştir.

    Biz buna "zahirî tefsir" ismini veriyoruz. Zira bu yöntemde kelamın zahiri sözkonusudur.

    İkinciden maksad ise, birinci mananın ardından gelen ve kelamdan kasdedilen ikinci manadır. Bu, bazen işaret şeklinde olur ve bunu ancak derin bilgiye sahip olanlar anlayabilir.

    Bunu anlamanın belirli üslup ve şartları vardır. Ehli Beyt'in (a.s) dışında çok az insanlar bunu bilir.

  3. #3
    ALİ İSFAHANİ isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2009
    Mesajlar
    59
    Tecrübe Puanı
    3

    Standart

    EL KESME AYETİ

    Ebu Nadr Muhammed b. Mes'ud elAyyaşi, Başkadı İbni Ebi Duad'ın arkadaşı olan Zerkan'a isnaden şu rivayeti naklediyor:

    "Hırsızlık yaptığına itiraf edip kendine had uygulanarak tathir edilmesini isteyen bir hırsız Mu'tesim'in huzuruna gelmişti. Mu'tesim bu iş için fakihleri topladı. İmam Muhammed b. Ali elCevad (a.s) onların arasında bulunuyordu. Halife onlara, "Hırsızın elinin nereden kesilmesi gerekir?" diye sordu.

    İbni Ebi Duad, bilekten, dedi ve buna delil olarak teyemmüm ayetini okudu. Bir grup fakihler de onun bu sözünü desteklediler.

    Diğer fakihler ise, dirsekten kesilmesi gerekir, dediler ve buna delil olarak abdest ayetini öne sürdüler.

    Bu arada halife, İmam Cevad'a yönelerek onun da görüşünü sordu. İmam Muhammed Cevad (a.s) halifenin, kendisini mazur görmesini istedi. Fakat halife ısrarla İmam Cevad'dan (a.s), görüşünü belirtmesini istedi.

    İmam (a.s) halifenin ısrarı üzerine şöyle buyurdu: "Onlar bu konuda sünneti yanlış yorumladılar. Gerçekte elin ayası hariç parmakların kökünden kesilmesi gerekir."

    Bunun üzerine halife, "Buna delilin nedir?" diye sordu.

    İmam Muhammed Cevad (a.s) şöyle buyurdu: "Delilim Resulullah'ın (s.a.a) buyurmuş olduğu şu sözdür: "Secde, yedi uzuv üzerine olur: alın, iki el, iki diz ve iki ayak." Eğer el bilekten veya dirseken kesilirse namaz kılan kişinin secde etmesi için eli kalmaz.. Oysa Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Secde yerleri Allah'a aittir." Yani secde ettiği yedi uzuv Allah'a aittir. Ve yine buyuruyor ki: "Allah'la birlikte başkasını çağırmayınız." Dolayısıyla Allah'a ait olan bir şey kesilmez.

    Mu'tesim, İmam'ın bu sözlerinden hoşlanıp hırsızın parmaklarının el ayasının bittiği yerden, yani parmaklarının kökünden, kesilmesine emir verdi

  4. #4
    ALİ İSFAHANİ isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2009
    Mesajlar
    59
    Tecrübe Puanı
    3

    Standart

    İşte diğer fakihlerin farkına varmadıkları ve İmam Muhammed Cevad'ın (a.s) dikkat ettiği bu ince nükteye iyice bak. Zira el kesme ayetinde yer alan "el" kelimesi mücmeldir (mübhemdir.) Allah Teala bu ayette onun nereden kesilmesi gerektiğine dair maksadını açıklamamıştır. Dolayısıyla onun sünnet veya bizzat Kur'an'ın kendisiyle belirlenmesi gerekir. İmam (a.s) mücmel olan bu meseleyi Kur'ân'dan yardım alarak sünnet ile açıklama yoluna başvurmuştur ve Hz. Resulullah'ın hadisine dayanarak el ayasının namaz kılanın secdeyi gerçekleştirdiği yedi uzuvdan biri olduğunu açıklamıştır. Daha sonra ayeti kerimeye isnad ederek ister secde edilen camiler olsun, ister secdeyi gerçekleştiren uzuvlar olsun, bütün secde yerlerinin Allah'a ait olduğunu açıklamıştır. Allah'a ait olan bir şeye ise had uygulanmaz. Gerçekten de bu çok zarif bir istinbattır.

  5. #5
    ALİ İSFAHANİ isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2009
    Mesajlar
    59
    Tecrübe Puanı
    3

    Standart

    İÇKİNİN HARAM OLUŞU

    Abbasi halifelerinden elMehdi, İmam Musa Kazım'dan içkinin haram olup olmadığı hakında şöyle soruyor: "Acaba Allah'ın Kitabı'nda içki haram kılınmış mıdır? İnsanlar ondan nehyolunduklarını biliyorlar, ama onu tahrim eden açık bir delilden haberleri yoktur." Buna cevap olarak İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Allah'ın Kitabı'nda içki haram kılınmıştır."

    ElMehdi: "Kur'an'ın neresinde içki haram kılınmıştır?" diye sordu.

    İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Şu ayeti kerimede "De ki: Rabbim yalnızca çirkin hayasızlıkları, onlardan açık olanları da, gizli olanları da, günahı (ismi), haksız yere olan zulüm ve saldırıyı haram kılmıştır."[22]

    İmam Musa Kazım (a.s) daha sonra sözünün devamında şöyle buyurdu: "Bu ayette geçen "Onlardan açıkça olanlar"dan maksad, apaçık yapılan zinadır. Cahiliye döneminde fahişe kadınlar bu hayasızca işleri yaptıklarını bildirmek için bayrak dikiyorlardı. Ama "Onlardan gizli olanlar"dan maksad, babaların nikah ettikleri kadınlarla evlenmektir. Bi'setten önce erkekler, babaları öldükten sonra asıl anaları olmayan üvey anneleriyle evleniyorlardı.

    Ama "ism" (günah)den maksad bizzat içkidir. Zira Allah Teala başka bir ayeti kerimede de şöyle buyurmuştur: "Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: Onlarda hem büyük günah (ism), hem de insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür.

    ElMehdi, mecliste hazır bulunan veziri Ali b. Yaktin'e hitap ederek şöyle dedi: "Ey Ali, Allah'a yemin ederim ki, bu Haşimiler'in fetvasıdır."

    Ali b. Yaktin ise cevabında şöyle dedi: "Yemin ederim ki, doğru söylediniz, ey mü'minlerin emiri. Allah'a Hamd olsun ki, bu ilmi siz Ehli Beyt'ten kaldırmamıştır." Mehdi sabredemeyerek şöyle dedi: "Doğru söyledin, ey rafizi." elMehdi, onun Ehli Beyt'in velayetine inanmış olduğunu anlamıştı

  6. #6
    ALİ İSFAHANİ isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2009
    Mesajlar
    59
    Tecrübe Puanı
    3

    Standart

    AYAKLARI MESHETMEK

    Tefsir ve edebiyat bahislerinde kendine büyük bir pay ayıran çok zor meselelerden biri de Kur'anı Kerim'den abdestte ayağı meshetme hükmünü çıkarmak meselesidir.

    Bazıları, "kesre (esre)" ile okunan kıraatın Şia mezhebine göre meshin farz oluşuna ve "Fetha (üstün)" ile okunan kıraatın ise diğer mezheplerin görüşüne muvafık olduğunu sanmışlardır. Her iki grubun da, kendi görüşünü teyid edecek Sünnetten ve Arap edebiyatından birtakım tanık ve delilleri vardır. İsteyenler onları ilgili yerlerde görebilirler.

    Fakat Ehli Beyt'ten (a.s) mezkur ayetin tefsirinde gelen rivayetler, açıkça Kur'anı Kerim'in, ayağı meshetmek üzere nazil olduğunu, Resulullah (s.a.a), Emirül Mü'minin Ali (a.s), diğer masum imamlar (a.s), seçkin sahabiler ve onlara iyilik ile uyan tabiilerin bu şekilde amel etmiş olduklarını belirtmektedir.

    Şeyh Tusi, sahih senediyle naklettiği bir hadiste Huzeyl'in evlatları Salim ve Galib'den Hz. Ebu Cafer'e (İmam Muhammed Bâkır a.s) ayakları meshetme hakkında sorduklarında İmam Bâkır'ın (a.s); "Cebrail'in getirdiği ayakları meshetmektir" buyurduğunu naklediyor.

  7. #7
    ALİ İSFAHANİ isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2009
    Mesajlar
    59
    Tecrübe Puanı
    3

    Standart

    Yani ister ayetteki "ercül" kelimesi "kesre" ile okunsun, ister "fetha" ile, Kur'an'ın zahirinden, yani "ercül" kelimesinin "ruus" kelimesine atf edilmesinden her iki ayağı da meshetmenin farz olduğu anlaşılır. Zira "ercül" kelimesinin "vücuh" ve "eydiyekum" kelimelerine atfedilmesi caiz değildir. Çünkü bu bir kelam arasında yabancı bir sözün fasıla olmasını gerektirir, böyle bir atf Kur'anı Kerim'de caiz değildir.

    "Kesre" ile okunan kıraata gelince, bu konu pek açıktır. Bu kıraatı Kurraı Seb'a'dan olan İbni Kesir, Ebu Amr, Hamza ve ayrıca Asım'dan rivayet edenlerden biri olan Şu'be kıraat etmişlerdir. Fakat bu kıraata göre başta olduğu gibi ayakların da bir kısmını meshetmek gerekir.

    "Nasb (Fetha)" ile okunan kıraata göre de hüküm aynıdır. Zira bu takdirde "ercülekum" kelimesi "ruusekum" kelimesinin mahalline atfedilmektedir, o ise "imsehu" fiilinin mef'ulu olduğundan dolayı mahallen mensuptur. Zira "imsehu" mutaaddi fiil olduğundan dolayı ona "nasb (fetha)" vermeyi gerektirir. Fakat "ba" harfi, "teb'iz"i ifade ettiği için ona dahil olmuştur ve dolaysıyla lafzen "nasb (fetha)" almamıştır, ama mahallen mensuptur.

    Kurraı Seb'a'dan olan Nafi', İbni Amr ve Kesai, aynı şekilde Asım'dan rivayet edenlerden olan Hasf, "nasb (fetha)" ile okumuşlardır. Bu kıraat, Emirül Mü'minin Ali'den (a.s) rivayet eden Ebu Abdurrahman esSelemi'ye isnad edilmektedir.

    Fakat "nasb" ile okunan kıraat, ayak parmakların ucundan ayak üzerindeki şişkinliğe kadar olan bölümün hepsini meshetmeyi ifade ediyor

  8. #8
    ALİ İSFAHANİ isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2009
    Mesajlar
    59
    Tecrübe Puanı
    3

    Standart

    Çünkü bu kıraata göre, "imsehu" fiili, meshedilen "ercül"e vasıtasız olarak müteallik olmuştur. Dolaysıyla zahiri anlamı bu iki had arasında kalan yerin tamamını meshetmek oluyor. "Nasb" ile okunan kırarat, zikrettiğimiz deliller gereğince seçtiğimiz görüş olmakla birlikte bu kıraatın müslümanlar tarafından benimsenip yaygınlaşması da onun doğruluğunu göstermektedir.

    Kıraat hangi şekilde olursa olsun, ister "kesre" ile okunsun, ister "nasb" ile, her iki takdirde de "ercül" kelimesini "ruus" kelimesine atfetmek gerekir, "eydi" kelimesine atf olunamaz. Sonuç olarak da, ayakları yıkamayı gerektirecek hiçbir delil yoktur.

    O halde Ehli Beyt imamlarından rivayet olunduğu gibi Kur'an'ın zahiri, ayakların meshedilmesine delalet etmektedir. Emirül Mü'minin Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet olunmuştur: "Kur'ân, yalnızca meshetmek üzere nazil olmuştur."

    İbni Abbas'tan da şöyle rivayet olunmuştur: "Allah'ın kitabında meshetmek belirtilmiştir. Ama halk yıkamayı tercih ettiler."

  9. #9
    ALİ İSFAHANİ isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2009
    Mesajlar
    59
    Tecrübe Puanı
    3

    Standart

    Şeyh Muhammed Abduh şöyle diyor: "Zahiren ayetteki "ercül" kelimesinin "ruus" kelimesine atfolunması gerekir. Yani "vemsehu bi ercülikum ilel ka'beyn" şeklinde olup ayakları da ayaklar üzerindeki şişkinliğe kadar meshetmek gerekiyor."

    Şeyh Muhammed Abduh daha sonra şöyle devam ediyor: "Müslümanlar, ayakların yıkanması mı yoksa meshedilmesi mi gerektiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Cumhuri Ehli Sünnet ayakları yıkamanın farz olduğunu kabul ederken İmamiye Şiası meshetmeyi farz bilmiştir. Razi'nin, Kaffal'dan rivayetine göre meshetmek, İbni Abbas, Enes İbni Malik, İkrime, Şa'bi ve Ebu Cafer Muhammed b. Ali elBâkır'ın (a.s) görüşüdür."

    Daha sonra şöyle devam ediyor: "Cumhuri Ehli Sünnet'in bu konudaki en önemli delilleri sadrı evvelde olanların ameli ve bunu teyid eden bir takım kavli hadislerdir."

    Şeyh Muhammed Abduh, bu konuda genişçe bahsettikten sonra Taberi'den, mesh ve yıkamayı birlikte yerine getirmeyi uygun gördüğünü nakletmiştir.

    Daha sonra Ehli Sünnet kitaplarında pek çok rastlanan Alusi'nin Şia'ya yönelik saldırılarına uzunca yer vermiştir

  10. #10
    bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bekir isimli Üye şuanda  online konumundadır sadece bir kul
    Üyelik tarihi
    10.09.2007
    Bulunduğu yer
    Dağlardan, yaylalardan
    Mesajlar
    7.783
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    İslamForum'a hoş geldiniz kardeşim. Ancak Ehli Sünnet'te "masum imam" kavramı kabul görmemektedir. Burada aktarmaya çalıştığınız konular Şia kaynaklıdır ve Şia'yı benimseyenlerce muteberdir. Bilinmesinde fayda gördük...





    Ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila


    Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol.
    Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye,
    Bir sebep, bir yol, bir nefes ol.

    Bütün Tağutları Red...


+ Konu Cevaplama Paneli

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Content Relevant URLs by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.