+ Konu Cevaplama Paneli
3. Sayfa - Toplam 41 Sayfa var BirinciBirinci 1234513 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 21 ile 30 ve 405

Konu: Kurandan okuyalım

  1. #21
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Müddessir suresi ayet 5
    Pislikten kaçınıp uzaklaş.

    Pislikten kasıt, her türlü pisliktir. Akidedeki pislik, düşüncedeki pislik, ahlâkî pislik, ameldeki pislik, beden ve elbisedeki pislik ve yaşantıdaki pislik vs. Yani çevrende, toplumda her türlü pislik yaygın haldedir, işte bundan kendini temiz tut. Kimse; "Bu, başkalarına bir şeyler anlatıyor ama kendisi bile yaşantısında bu pisliklerden arınmış değil" dememelidir. Bu yüzden senin yaşantında bütün bunlardan hiç bir iz bile olmamalıdır.

  2. #22
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Müddessir suresi ayet 6
    Daha çok istekte bulunmak için iyilik yapma.

    Metinde "Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma" diye geçen cümlenin anlamı çok geniştir. Bir kelime ile tam olarak tercüme edemeyiz.
    Birinci anlamı şudur:
    "İhsanda bulun, bağış yap, cömert ol, iyi muamelede bulun. Bunların hepsini sadece ve sadece ALLAH rızası için yap. Bunları yaparken hiçbir dünyevî menfaat bekleme. Diğer bir söyleyişle: "ALLAH için ihsan et, kendi menfaatini sağlamak için ihsanda bulunma" demektir.
    İkinci anlamı şudur:
    "Senin peygamberliğin aslında büyük bir ihsandır ve senin aracılığın ile insanlara hidayet ulaşmaktadır. Bu yüzden başka insanlara ihsanda bulunuyoruz diyerek bir gösterişe kapılma ve bundan kişisel bir çıkar gütme" demektir.
    Üçüncü anlamı da şu olabilir:
    "Senin yaptığın bu hizmet çok büyüktür. Ama sakın ben büyük bir iş yapıyorum gibi düşüncelere kapılma. Bu peygamberlik vazifesini yerine getirmek için canını ortaya koyarak ALLAH'a bir iyilikte bulunmakta olduğunu zannetme."

  3. #23
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Müddessir suresi ayet 7
    Rabbin için sabret.

    Yani, sana verilen bu görev çok zor bir iştir. Bu yüzden birçok musibet ve eziyetlerle karşı karşıya kalacaksın. Senin halkın bile sana düşman olacak. Bütün Arap Yarımadası sana karşı cephe alacak. Ama ne olursa olsun Rabbinin hatırı için bunlara sabret ve bu vazifeyi sebat ve karar ile yerine getir. Hiçbir korku, hırs, dostluk, düşmanlık ve sevgi seni bu davadan vazgeçirmek için araya girmesin. Bunlara rağmen kendi yolunda ısrarla devamını sürdür.
    Bir kimse eğer ALLAH'ın, Peygamberine nübüvvet davasına başlar iken verdiği ilk emirleri, bu kısa cümleleri ve onun manalarını düşünecek olsa bir peygambere peygamberliğine başlarken bundan daha iyi bir tavsiyede bulunulamayacağına kalbi şahit olacaktır. Burada Nebi'nin misyonunun ne olduğu, kendi hayatında izleyeceği tavır, ahlak ve muamelatın nasıl olduğu, ayrıca bu vazifeyi ifa ederken hangi niyet ve fikirle bunu yapacağı talimatı verilerek, bu vazifeyi yerine getirirken hangi sorunlarla karşılaşacağı ve bunlara karşı nasıl bir tavır takınacağından haber verilmiştir. Bugün taassupları yüzünden gözleri körleşmiş olanlar, bu sözleri onun sara nöbeti esnasında söylediğini ileri sürüyorlar. Biraz bu ayetler üzerinde, bunlar bir saralının sözleri mi, yoksa ALLAH kulunu peygamberlik ile görevlendirerek bu emirleri vermiş mi, bir düşünsünler.

  4. #24
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Asr suresi ayet 1
    Andolsun asra ki;

    Bu buyruğa dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız:

    1- "Asr" Nedir?:
    Yüce ALLAH'ın: "Andolsun asra ki" buyruğu "zamana ki" demektir.
    Bu açıklamayı İbn Abbas ve başkaları yapmıştır. Buna gnre "asr" (anlam itibariyle) dehr (zaman) gibidir. Şairin şu beyitinde de bu anlamdadır:
    "Hevânın yolu çok kötüdür, hevâ denizi pek derindir
    Hevânın bir günü bir ay eder, hevânın bir ayı da bir zaman (dehr)"

    Yüce ALLAH, herhangi bir asra yemin etmişti] (de denilmiştir.) Çünkü herbir asırda (zamanda) hallerin evirilip çevirilmesine, değişip durmasına ve bunlarda yaratıcının varlığına delalet etmesine dikknı çeken bir özellik vardır. Asrın, gece ve gündüz olduğu da söylenmiştir. Humcyd b. Sevr dedi ki:
    "İki asır olan bir gece ve bir gündüz mutlaka ele geçirir Birisinin peşine takıldılar mı, istediklerini mutlaka yetişirler."
    "İki asır" aynı zamanda sabah ve akşama da denilir.
    Şair şöyle demiştir:
    "Ben iki asır onu savsaklayıp dururum, nihayet usanır benden Ve ister istemez borcun yarısına razı olur."
    Şair şunu demek istiyor; O günün başında bana geldi mi, akşama ona söz veririm.
    Bunun öğleden sonra demek olduğu, bunun da güneşin zevali ile batışı arasındaki zaman olduğu da söylenmiştir. Bu görüş el-Hascn ve Katade'ye aittir.
    Şairin şu beyitinde de bu anlamdadır:
    "Ey Amr! Bizimle birlikte öğleden sonra yola kayul. Çünkü asr (vakti) kısalmış bulunuyor, Hiç şüphesiz ilk öğle çıkışında ganimet ve ecir vardır."
    Yine Katade'den, bu gündüzün vakitlerinden son vakittir, dediği rivayet edilmiştir.

    Bunun, ikindi namazına yemin olduğu da söylenmiştir. Vusta namazı da odur. Çünkü o namaz, namazların en faziletlisi dir. Bu da Mukatü'in görüşü*dür.
    Nilekim "asr okundu" ikindi namazı için ezan okundu, demektir.
    "Asr kılındı" denildiği zaman, ikindi namazı kılındı, demek olur.
    Sahih haberde de şöyle denmiştir: "Vusta (orta) namaz ikindi namazıdır."
    Bir diğer görüşe güre bu, Peygamber (sav)'ın asrına -onunla peygamberliğin yenilenmesi suretiyle bu asrın faziletinden ötürü- yapılmış bir yemindir. Buyruğun, asrın Rabbine yemin olsun, anlamında olduğu da söylenmiştir.

    2- Bir Kimse "Asr"ı Zikrederek Yemin Ederse:
    Bir kimse, bir kişi ile bir asır konuşmamak üzere yemin ederse onunla bir sene konuşmamalıdır.
    İbn Arabi dedi ki:
    İmam Malik'in bir kimse ile bir asır boyunca konuşmamayı yemin edenin yeminini "bir sene'"ye yorumlamasının sebebi, bu husustaki görüşlerin çoğunluğunun bu doğrultuda olmasından dolayıdır. Bu görüşü kabul etmesi de; onun yorumlar i!e ilgili hususlarda manayı (yorumlamayı) ağırlaştırmak (tağiiz) şeklinde benimsediği asıl kaidesine binaendir.
    Şafii de şöyle demişlir:
    Belli bir niyeti olması hali dışında kısa bir süre dahi onunla konuşmasa yeminini yerine getirmiş olur. Ben de bu kanaatteyim. Ancak yemin eden kimse Arap ise ona: Neyi kastettin? diye sorutur. Eğer muhtemel bir mana ile yorumlayacak olursa, onun bu açıklaması kabul edilir. En az süreyi söylemesi müstesna. Malik'in mezhebine göre onun yapacağı açıklamaya göre yorumlanması da sözkonusıı olur. Doğrusunu en iyi bilen ALLAH'tır.

  5. #25
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Asr suresi ayet 2
    Gerçekten İnsan ziyandadır.

    Bu, yeminin cevabıdır. "İnsan" ile kastedilen kâfirdir. Bu açıklamayı Ebu Salih'in rivayetine göre İbn Abbas yapmıştır. Ebu'd-Dalıhâk de ondan şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bununla müşriklerden bir grubu kastetmektedir: el-Ve!id b. ei-Mıığire, el-As b. Vaü, el-Esved b. Abdu'i-Muttalib b. Esed b. Abdi'l-Uzza ve el-Esved b. Abd-i Yeğus.

    "İnsan" ile insan türünün kastedildiği de söylenmiştir.
    "Gerçekten... ziyandadır." Aldanış içerisindedir. el-Ahfeş helak oluş, el-Ferra ukubet ve ceza, diye açıklamışlardır. Şanı yüce ALLAH'ın: "İşlerinin so*nu da hüsran oldu" (et-Talak, 65/9) buyruğunda da bu anlamdadır.
    İbn Zeyd,
    şüphesiz bir kötülük içerisindedir, diye açıkladığı gibi, muhakkak bir eksiliş içindedir, diye de açıklanmıştır. Anlamlar birbirine yakındır.

    Sellam'dan ("asr" kelimesini) "sad" harfi kesreli olarak; diye okuduğu rivayet edilmiştir. el-A'rec, Talha ve İsa es-Sakafi "sin" harfini ötreii olarak; '" Ziyan" diye okumuşlardır. Bu ayrıca Harun'un, Ebu Bekir'den, onun Asım'dan rivayet ettiği okuyuştur. Her iki kelimedeki bu okuyuş itba (kendisinden önceki harfe ya da harfin harekesine göre okumak) ile açıklanır. Nitekim; "Ziyan'1 denildiği gibi; " ile Zorluk" dadenilir. Ali (r.a) bu sûreyi şöyle okurmus:
    Asra ve zamanın musibetlerine andolsun ki! Muhakkak insan ziyandadır ve şüphesiz ki o dehrin ' sonuna kadar onun (o ziyanın) içindedir."
    İbrahim dedi ki:
    Şüphesiz ki insana dünyada uzunca bir ömür verilip, koca yıp yaşlanacak olursa elbetteki o eksiklik, zayıflık ve gerileyip ile içice olur. Müminler müstesna. Çünkü onlara gençlik hallerindeyken işledikleri amellerin ecirleri yazılır.
    Bunun bir benzen de yüce ALLAH'ın şu buyruğudur: "Andolsun, Biz insanı gerçekten ahsen-İ takvimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına döndürdük." (et-Tin, 95/4-5) (İbrahim devamla) dedi ki; Bizim okuyuşumuz da şöyledir: "Andolsun asra ki gerçekten insan ziyandadır ve şüphesiz o dehrin sonundadir."
    Ancak sahih olan ümmetin okuduğu ve mushaflaıda yazdı olan şekildir.

  6. #26
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Zariyat suresi ayet 1
    Andolsun tozutup savuranlara.

    "Andolsun tozutup savuranlara" buyruğu hakkında
    Ebu Bekr el-Enbarî dedi ki:
    Bize Abdullah b. Naciye anlattı, bize Yakub b. İbrahim anlattı. Bize Mekkîb. İbrahim,anlattı. Bize el-Cuayd b. Abdirrahman anlattı . O Yezid b. Usayfe'den, o es-Saib b. Yezid'den rivayet ettiğine göre bir adam Ömer (r.a)'a şöyle sormuş: Ben Kur'ân'ın müşkil (anlaşılması zor) buyruklarının tefsirine dair soru soran bir adam gördüm. Bunun üzerine Ömer:
    ALLAH'ım, bana onun hakkından gelmeyi nasib et, dedi. Bir gün bu adam elbiselerini giyinmiş, başında bir sarık bulunduğu halde Ömer de Kur'ân-ı Kerim okurken Ömer'in yanına girmiş. Ömer Kuran okumayı bitirince, adam yanına gelerek: Ey müminlerin emiri "andolsun tozutup savuranlara" ne demektir dîye sormuş. Ömer ayağa kalkıp kollarını sıvadıktan sonra adamı sopalamaya koyulmuş ve sonra da şöyle demiş: Buna elbiselerini giydirin ve onu bir deve semeri üzerinde taşıyarak kabilesine götürün. Sonra bir hatib kalkıp şöyle desin: Şüphesiz ki Sabiğ ilim öğrenmek istemiş, ancak isabet ettirememiştir. Bu şahıs daha önceleri kavmi arasında ileri gelen birisi olduğu halde aralarında sıradan bir kişi olup gitti.

    Amir b. Vasile'den rivayete göre İbnu'l-Kevva, Ali (r.a)'a: Ey müminlerin emiri, diye sormuş şu "andolsun tozutup, savuranlara" ne demektir? Ali (r.a):
    Yazıklar olsun sana demiş. Sen bilgini arttırmak maksadıyla soru sor, işi zora koşmak maksadıyla soru sorma.
    " Andolsun tozutup savuranlara" buyruğunda kastedilen rüzgarlardır.
    "Ağır yük taşıyanlar"dan kasıt bulutlardır.
    "Kolaylıkla akanlar" gemilerdir.
    "Emri paylaştıranlar" meleklerdir.

  7. #27
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Zariyat suresi ayet 2
    Derken, ağır yük taşıyanlara.

    Bütün müfessirler "Zariyat" kelimesinden; dağıtan, toz kaldıran rüzgarların kastedildiği görüşünde birleşmişlerdir. Ve "Ağır yük kaldıranlar"'dan da denizlerden milyonlarca ton su buharını bulut şeklinde kaldıran rüzgarlar kastedilmektedir. Bu tefsir Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Abdullah bin Abbas, Hz. Abdullah bin Ömer ve Mücahid, Said bin Cübeyr, Hasan Basri, Süddi ve diğerlerinden nakledilmiştir.

  8. #28
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Zariyat suresi ayet 3
    Sonra kolaylıkla akıp gidenlere,

    Kudreti ile gerek suya gerek gemilere ve gerekse tüm kainata vermiş olduğu rahatça akıp gitmeyi sağlayan özellik sonucu suyun yüzünde rahatça akıp giden "gemilere"

    Zariyat suresi ayet 4
    Sonra işleri taksim edenlere andolsun.

    "Fel Mukassimati Emran" ile "ALLAH'ın emrine uygun olarak mahlukata kısmetini dağıtan melekler kastedilmektedir" derler.
    Bir rivayete göre Hz. Ömer (r.a) bu iki ayetin bu mânâya geldiğini söyleyerek şöyle buyurmuştur: "Eğer ben Peygamber'den (s.a) işitmeseydim bunu söylemezdim".
    Buna dayanarak büyük alim Alûsî: "Bu ayetin bunun dışında başka bir mânâya geldiğini ileri sürmek doğru değildir. Başka mânâ verenler yersiz bir cüret sergilemiş olurlar" demiştir. Ancak İbni Kesir, "Bu rivayetin senedi zayıftır" demektedir. Bu bakımdan Rasulullah böyle söylemiştir diyemeyiz.
    Sahabe ve Tabiinden sayılan bir topluluğun bu ikinci yorumu naklettiğinde de şüphe yoktur. Fakat müfessirlerden büyük bir topluluk da ilk tefsiri yapmışlardır. Ve bu tefsir, söz dizisine, bu sözün ahengine, ifadenin düzenine daha çok uygunluk göstermektedir.

    Zariyat suresi ayet 5
    Size va'dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.

    "Tûadûne": Bu iki anlama gelir. Birincisi, "Size va'dedilen", ikincisi, "Kendisiyle tehdit olunduğunuz" şeklindedir. Lüğavi bakımdan her ikisi de geçerlidir. Ancak ikinci anlam, mahal itibariyle daha uygundur. Çünkü burada, hesap gününe inanmayan müşriklere, kafirlere, münafık ve fasıklara seslenilmektedir. Dolayısıyla biz bu fiili, tehdit, ikaz, uyarı anlamında şöyle tercüme ettik: "(Kendisiyle) tehdit olduğunuz muhakkak doğrudur."

  9. #29
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Zariyat suresi ayet 6
    Şüphesiz (din) hesap ve ceza da mutlaka gerçekleşecektir.

    İşte üzerine yemin edilen o söz budur. Bu yeminden maksat da; emsalsiz bir düzen ve sistemle gözleriniz önünde cereyan eden yağmur yağmasındaki muazzam kanun ve bu kanunda açık bir şekilde müşahede edilen hikmet ve maslahatlar, bu dünyanın milyonlarca seneden beri körükörüne oynanan gayesiz ve mânâsız bir evcilik oyunu olmadığına, bilakis gerçekte her şeyin bir gaye ve maslahata dayalı, son derece hikmetli bir düzen olduğuna şehadet etmektedir. Bu düzende hiçbir şekilde insan gibi bir varlığa akıl, şuur, mantık ve idare tercihlerini vererek insanda iyilik ve kötülüğün ahlaki duygusunu yaratarak ve ona her çeşit iyi, kötü, doğru ve yanlış iş yapma fırsatlarını vererek; sergerdelik, vurdu kaçtılık, mânâsız ve lüzumsuz olarak gönderilmesi mümkün değildir. Ve kendisine verilen kalp, beyin ve beden güçlerinin kendisinden sorulmaması, bunlarla yaptıklarından hesaba çekilmemesi, dünyada iş yapması için kendisine verilen geniş imkanları ve ALLAH'ın sayısız yaratıklarına hükmetmek için kendisine verilen yetkileri nasıl kullandığından da sorumlu tutulmaması yine mümkün değildir. Her şeyin bir yaratılış gayesi olan bu kainat düzeninde, sadece insan gibi büyük bir varlığın yaratılması nasıl gayesiz olabilir? Herşeyin bir hikmete bağlı olduğu düzende, yalnızca insanın yaratılması nasıl lüzumsuz ve sebepsiz olabilir? Akıl ve şuur taşımayan yaratık türlerinin yaratılmasına sebep ve maslahatı, bu fani alemde tamamlanıp bitmektedir. Bu bakımdan onun hayatı bittikten sonra yok edilmesi tamamen akla uygundur. Çünkü onlara hiçbir irade verilmemiştir ki, hesaba çekilmeleri için yeniden dirilsinler.
    Ama akıl, şuur ve irade taşıyan bir yaratık olan insanın yaptığı hareketler sadece bu fani dünya ile sınırlı değil, bilakis ahlaki bir karakter de taşır. Ve bu ahlaki sonuçları doğrudan hareketler dizisi sadece hayatın son demine kadar sürüp, ondan sonra bitmez, öldükten sonra da o hareketlerin ahlâki sonuçlarından sorumlu olur. Sadece onun normal dünya hayatının tükenmesinden sonra, o hayvanlar ve bitkiler gibi nasıl yok edilebilir? Onun kendi iradesiyle yaptığı iyilik ve kötülüklerin karşılığını hak ve adalete tam uygun şekilde bulması gerekir. Çünkü bu diğer varlıkların aksine irade sahibi bir varlık olarak yaratılmasının hikmetinin icabıdır. Onun hesaba çekilmemesi, onun ahlaki hareketlerinin ceza ve mükafatının verilmemesi ve iradesiz yaratıklar gibi ömrünün son bulması ile onun da yok edilmesi halinde şüphesiz bu insanın yaratılması baştanbaşa mânâsız ve lüzumsuz olacaktır. Halbuki herşeyi bir hikmetle yaratan ALLAH'tan mânâsız bir iş beklenemez. Bununla birlikte ahiretin, hesaba çekilmenin olacağına, bu dört kainat olayı üzerine yemin edilmesinin bir başka sebebi daha vardır. Ahireti inkar edenler öldükten sonraki hayatı şu iddialarla imkansız kabul etmektedirler. Biz öldükten sonra toprağa karışacağız ve her zerremiz toprak içinde darma dağınık olacak, daha sonra bu darmadağınık olan vücut zerreleri bir araya getirilecek, biz de tekrar meydana geleceğiz, bu nasıl mümkün olur diyorlardı. Bu yanlış şüphe, ahiretin varlığına delil olarak gösterilen o dört kainat olayını dikkatle inceledikten sonra kendiliğinden ortadan kalkmaktadır.
    Güneş ışınları hararetinin ulaştığı yeryüzünün bütün su birikintilerine tesir etmektedir. Bu olayla sayısız su damlaları uçmakta ve kendi birikintilerinde kalmamaktadırlar. Ama onlar bu birikintilerden uçmakla yok olmamakta, buharlaşarak havada tek tek zerreler halinde kalmaktadırlar. Daha sonra ALLAH'ın emriyle hava bu buhar zerrelerini toplamakta, sıkışmış bulutlar şeklinde bir araya getirmektedir. Bu bulutları yeryüzünün çeşitli bölgelerine dağıtmakta ve ALLAH tarafından belirtilen zamanın gelişi ile daha önce olduğu şekilde damlalar halinde yeryüzüne tekrar dönmektedir. Bu manzarayı insan hergün görmektedir. Bu olay, ölen insanların vücutlarının her parçasının ALLAH'ın tek bir işareti ile biraraya geleceğine ve o insanların daha önce dünyadaki oldukları şekilde diriltileceklerine şehadet etmektedir. Bu zerreler ister toprak içinde ister su içinde isterse havada olsun, mutlaka şu yeryüzü veya onun çevresinde bulunmaktadırlar. Su buharının zerrelerinin havada dağılmasından sonra hava vasıtası ile yeniden toplayıp, onları su şeklinde yağdırarak tekrar yeryüzüne indiren ALLAH için, insan vücutlarının dağılmış zerrelerini hava, su, toprak içinde toplayıp bir araya getirerek yeniden eski şekillerinde yaratması niçin zor olsun?

  10. #30
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Tekasür suresi ayet 1
    Çoklukla övünmek, sizi 'tutkuyla oyalayıp kendinizden geçirdi.

    Burada "elhakumu't tekâsur" kullanılmıştır. Bunun anlamı o kadar geniştir ki, uzun bir yazıda bile zor açıklanabilir. "Elhakum lehu"nun asıl manası "gaflet"tir. (meşgale) seni o kadar "Elhakum" cezbetmiştir ki, gözünde hiçbir şeyin önemi kalmamıştır. O, senin üzerine musallat olmuştur. Gece gündüz onunla meşgul olarak herşeyden gafil olmuşsunuz."
    "Ettekasür", "kesret"tendir. Onun üç anlamı vardır.
    Birincisi, insanın en fazla "kesret" elde etmek için çalışmasıdır.
    İkincisi, insanların bolluk elde etmek için birbirleriyle yarışması ve birbirlerinin üzerine çıkmaya çaba göstermesidir.
    Üçüncüsü, insanların birbirlerine karşı kibirli davranmalarının bolluk dolayısıyla olmasıdır.
    Dolayısıyla, "elhakumu't tekâsur"un manası, tekâsur size o kadar çekici gelmiştir ki, ondan daha önemli şeylerden gafil olmuşsunuz.
    Bu cümlede, tekâsur ile ne kastedildiği açıklanmamıştır. "Elhakum" da hangi şeyden gafil olduğu izah edilmemiştir. "Elhakum" (sizi gafil etmiştir.) sözünün muhatabının kim olduğu belirtilmemiştir. Bunu tasrih etmemesinden dolayı bu kelimelerin ıtlakı çok geniş anlamlara, eğlence ve lezzet vasıtalarına, kuvvet vesilelerine, iktidar sağlama çabasına, ve onu elde etmek için yarışmalarına, elde edince de birbirlerine kibirli davranmalarına şamildir. Aynı zamanda "elhakum"un muhatabları da sınırlı değildir. Her devirde insanlar fert veya toplum olarak da olabilir. "Elhakumu't tekâsur"un insanları bu kadar cezbederek hangi şeyden gafil ettiği tasrih edilmemiştir. Bu nedenle anlamı çok geniştir. Yani bu tekâsur insanlara o kadar musallat olmuştur ki, onlar, daha önemli şeylerden gafil olmuşlardır. Onlar, hayat seviyeleri yükselsin diye kendilerini o kadar kaptırmışlardır ki, insanî seviyelerini düşürmeyi bile göze almışlardır. Çok fazla servet elde etmek isterken bunun hangi yolla olacağına aldırmazlar. Onlar refah, cismanî lezzetler ve çok fazla imkanlar elde etmek isterler. Ancak sonunun ne olacağını düşünmeden bu isteklere tutulmuşlardır. Onlar, çok fazla güç, en büyük askerî kuvvet ve en gelişmiş silahları elde etmek isterler. Bu yolda birbirleriyle yarış içindedirler. Fakat onlar, bütün bunların, ALLAH'ın arzında zulüm yapmak ve insanlığın felaketini hazırlamak anlamına geldiğini düşünemezler. Kısaca "tekâsur", insanları ve milletleri içine çeken sayısız şekillerdedir. Artık dünyadan, ondan faydalanmaktan ve dünyevî lezzetlerden başka bir şey düşünmeye meydan kalmamıştır.

+ Konu Cevaplama Paneli

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Content Relevant URLs by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.