+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 7 Sayfa var 123 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 61

Konu: Hakkı Titizlikle Ayakta Tutun

  1. #1
    sumisali isimli Üye şimdilik offline konumundadır Üyeliği durduruldu
    Üyelik tarihi
    03.04.2009
    Mesajlar
    1.938
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Hakkı Titizlikle Ayakta Tutun

    Cenab-ı Hak, Mâide Sûresinin 8. Ayetinde şöyle buyuruyor:

    Bismillahirrahmanirrahim

    Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

  2. #2
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Maide suresi ayet 8
    Ey iman edenler, adil şahidler olarak Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.

    Ey Allah'a ve Peygamberi Muhammed'e iman edenler, dostlarınız ve düşmanlarınız hakkında adletle şahitlik eden ve Allah için vazife yapan kimseler olun. Verdiğiniz hükümlerde ve yaptığınız işlerde haksızlık etmeyin. Sırf size düşman olduklarından dolayı düşmanlarınıza dair koyduğum sınırlan aşmayın. Yine sırf dostluk yaptıkları için koyduğum sınırlarda ileri gitmeyin. Hepsi hakkında da koyduğum hudutlara bağlı kalın. Benim emrimi yerine getirin. Ey müminler, dostunuz olsun düşmanınız olsun bütün insanlara karşı adaletli davra-nın. Adaletli olmanız, Allah'tan korkmuş olmanıza daha yakındır. Kullarına zulmetmekten korkun ve bilin ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Herkese, yaptığının karşılığını verecektir.

    Abdullah b. Kesir, bu âyet-i kerimenin, Resulullah'a suikast düzenleyen Hayber Yahudileri hakkında nazil olduğunu söylemiştir. Resulullah, Öldürülen bir kişinin diyeti hususunda bunlarla yardımlaşmaya gitmiş fakat Yahudiler Resuîulah'ı öldürmeyi planlamışlardır. İşte bunun üzerine bu âyet-i kerime inmiş ve "Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin." buyurmuştur.

    Numan b. Beşir diyor ki:

    "Annem, Revaha kızı Amre, babamdan, bazı mallarım bana hibe etmesini istedi. Babam bu işi bir sene erteledi. Sonra bunu yapmaya karar verdi. Bu sefer annem:
    "Oğluma yaptığın hibeye Resulullah'ı şahit tutmadıkça razı olmam." dedi. Bunun üzerine babam beni, elimden tutup Resulullah'a götürdü. O sıra ben henüz çocuktum.
    Babam "Ey Allahm Resulü bu çocuğun annesi Revaha kızı buna hibe ettiğim mala, seni şahit tutmamı istiyor." dedi.
    Resulullah "Ey Beşir senin bundan başka çocuğun varmı?" diye sordu.
    Babam: "Evet." dedi.
    Resulullah: "Çocukların hepsine de buna hibe ettiğin gibi hibede bulundun mu?" diye sordu.
    Babam ise "Hayır," dedi.
    Bunun üzerine Resulullah:
    "O halde sen beni şahit tutma. Çünkü ben, zulme şahitlik edemem." buyurdu. Görüldüğü gibi Resulullah, haksız bir muameleye şahitlik yapmamıştır.

  3. #3
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Tevbe suresi ayet 33
    Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.


    Arapça olan "" kelimesi "yollar" olarak tercüme edilmiştir. Nitekim Bakara suresinin 204. ayetinin açıklanmasında daha önce geçtiği gibi "" hakim otoriteye itaatı simgeleyen "hayat tarzı" veya "yaşam biçmini"ni benimseme manasında da kullanılır.
    Şimdi bu ayetin manasını anlamaya çalışalım. Rasulullah'ın vazifesinin amacı indinden getirmiş olduğu Hidayet ve Hak yolunu diğer hayat tarzı ve sistemlerinin üzerine hakim kılmaktır. Başka bir ifadeyle Rasulullah (s.a) ın yolu diğer hayat tarzlarının keyfi egemenliği altında da olsa varlığını sürdürsün diye gönderilmemiştir. Halbuki yer ve göklerin Hakimi onu kendi yolunu başka yollara üstün getirmek üzere gönderir. Eğer yeryüzünde herhangi bir batıl hayat tarzına izin verilecekse bu ancak böylelerinin cizye ödeyen zımmilerin fıkhi durumlarına uygun olarak ilahi nizam içinde yer alan hudutlar uyarınca cizye ödeyerek himaye altında yaşamalarına müsamaha edilmek suretiyle olur

    __________________
    fırtınalar kopuyor demişsin
    yüreğinin en rüzgarsız yerlerinde
    oysa ben
    bin mevsim sana fırtınalandım
    sen bilmedin
    gittiğine inansam dönmeni beklerdim

  4. #4
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Tevbe suresi ayet 33
    İslâm dinini bütün dinlerden üstün kılmak için Peygamberini hi*dayet ve hak din ile gönderen Allah'tır. İsterse müşrikler hoş görmesinler.

    Peygamberi Muhammedi açık delillerle ve hak din olan İslâm ile gönde*ren Allah'tır. Bunu, müşrikler istemese de İslâm dinini bütün dinlere galip getir*mek için yapmıştır.

    Âyet-i kerimede geçen ve "İslam dinini bütün dinlerden daha üstün kıl-mak için" şeklinde izah edilen ifadesinin harfi tercümesi, "Allah onu bütün dinlere galip getirsin diye" veya "Allah ona bütün dinleri açıklasın diye." iki şekil de mümkin olduğundan, müfessirler bunu, iki şekilde izah etmişlerdir.

    a- Ebu Hureyre, âyetin bu bölümünü şöyle izah etmiştir "Allah, İslam di*nini diğer bütün dinlere galip getirmesi için Peygamberini hidayet ve hak din ile göndermiştir, Ebu Hureyre, İslâm dininin diğer bütün dinlere galip geleceği za*manın da Meryemoğlu İsa'nın dönmesi ile olacağım söylemiştir.

    b- Abdullah b. Abbas ise âyetin bu bölümünü şöyle izah etmiştir. "Allah, Peygamberi Muhamrnede bütün dini hususları açıklaması ve hiçbir şeyi ona giz*li bırakmaması için onu hidayetle ve hak din ile göndermiştir. Müşrikler ve Ya*hudiler ise Resulullahm böyle olmasını hoş karşüamarnışlardır. Fakat Allah on* lann hoş görmemelerine rağmen Resulullah'a bütün dini meseleleri öğretmiştir.

  5. #5
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Bakara suresi ayet 26
    Bilmeli ki Allah bir sivrisineği hattâ daha üstününü bir mesel yapmaktan sıkılmaz, iman edenler bilirler ki o şüphesiz hakdır, rablarındandır, amma küfre saplananlar Allah böyle bir mesel ile ne murad etmiş? derler, evet Allah onunla bir çoklarını şaşırtır, yine onunla bir çoklarını yola getirir, hem onunla ancak o fasıkları şaşırtır

    23. ayetten itibaren ele alınan Kur'an'ın sahih ve güvinilir bir kaynaktan geldiği konusunun devamı niteliğinde, burada bir itiraza cevap veriliyor. (Burada adı geçmeyen) İtiraz şudur: Eğer Kur'an Allah'ın kitabı olsaydı, sivrisinek, örümcek, karınca, sinek, arı vs. gibi basit şeyleri misâl olarak alıp açıklamalar yapmazdı.

    Gerçeği anlamak istemeyen ve Hakk'ı araştırmayan kimseler bu misâllere takılıp kalırlar; bunlardan yanlış sonuçlar çıkarırlar ve bunların ne kadar küçük ve önemsiz yaratıklar olduklarıdır. Bu mishallele verilmek istenen dersi kavrayamazlar. Diğer taraftan Hakk'ı arayanlar, bu misâldeki hikmeti düşünerek araştırırlar ve bu yüce hikmetlerin Allah katından olduğu konusunda şüpheden arınırlar.

    Metinde geçen "fasik" kelimesi "isyan eden" anlamına gelir. Demek ki, Allah tarafından konulan sınırları aşan kemseler kastedilmektedir.

  6. #6
    sumisali isimli Üye şimdilik offline konumundadır Üyeliği durduruldu
    Üyelik tarihi
    03.04.2009
    Mesajlar
    1.938
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Bakara suresi ayet 120
    Sen onların dinlerine uymadıkça yahudi ve hristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki: "Şüphesiz doğru yol ın (gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan senin için 'tan ne bir dost vardır ne de bir yardımcı.

    Yani "Bu insanların Sen'den hoşlanmamalarının nedeni Hakk'ı arayan samimi kimseler olmaları ve Sen'in Hakk'ı gereği gibi açıkça anlatmayı becerememen değildir.

    Aksine onların sana karşı çıkmaların nedeni senin Hakk'ı o denli açıkça ortaya koyup onlara dini kendi arzu ve isteklerine göre değiştirebilecekleri bir boşluk bırakmamandır. Bu nedenle onları bırak ve uzlaşmaya çalışma çünkü sen dine karşı onların takındığı tavrı takınmadıkça

    onlar senden razı olmazlar. Eğer sen de onlar gibi iki yüzlülük yapsan ve a ibadeti nefse tapınma için bir kılıf olarak kullansan o zaman senden hoşnut olurlardı. İnanç ve kötü amellerinde onlara uymadıkça onları hoşnut edemezsin
    Konu sumisali tarafından (30.05.2010 Saat 12:22 ) değiştirilmiştir.

  7. #7
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Bakara suresi ayet 42
    Hakkı batıl ile örtmeyin ve sizce de bilinirken hakkı gizlemeyin.

    Bu ayeti anlayabilmek için Arapların genelde okuma-yazma bilmeyen ve eğitimden geçmemiş kişiler oldukları gözönünde bulundurulmalıdır.
    Bunun aksine Yahudilerde eğitim daha yaygındı ve aralarında Arabistan dışında bile tanınan büyük bilginler vardı. Bu nedenle müşrik Araplar, Yahudilerin bilginleri karşısında saygı ile karışık korku duyuyorlardı. Bunda Yahudi bilginlerinin ve din adamlarının kendi bilgi ve dindarlıklarını sergilemelerinin, üstelik bunu üfürükçülük ve muskacılık yaparak desteklemelerinin de rolü vardı. Özellikle Medineliler, Yahudilerin bilgili oluşundan korkuyorlardı; çünkü, onlarla gece-gündüz ilişki içindeydiler. Bunun sonucu nasıl okuma-yazma bilmeyen insanlar, genelde daha çok eğitim görmüş, daha medenî ve dindar komşularından etkilenirse, Araplar da Yahudilerin etkisinde kalmışlardı.
    Hz. Peygamber (s.a.) , Allah'ın Rasûlü olduğunu ve kendisine uyulması gerektiğini ilân ettiği sırada Arabistan'ın durumu buydu. Doğal olarak Araplar bu meselenin çözümünde Yahudilerden yardım istediler ve: "Siz bir Kitab'a sahipsiniz ve bir peygamberin izleyicilerisiniz. Allah'ın Rasûlü olduğunu iddia eden bu adam hakkında ne dersiniz?" dediler. Fakat Yahudi alimleri bu soruya direkt ve doğru bir cevap veremezlerdi. Çünkü O'nun öğretilerinde hata bulamaz ve birden çok ilâh olduğunu söyleyemezlerdi. O'nun peygamberler, Allah'tan gelen kitaplar, melekler ve ahiret ile ilgili öğretilerinin yanlış olduğunu da söyleyemezler ve O'nun öğrettiği ahlâkı eleştiremezlerdi. Bununla birlikte ne Hz. Peygamber'in (s.a.) öğrettiklerini açıkça kabul etmeye hazırdılar, ne açıkça O'nu reddedecek cesarete sahiptiler, ne de Hakk'ı hemen kabul etmek gibi bir niyetleri vardı. Bu nedenle bu davete karşı gizli bir strateji takip ettiler. Hz. Peygamber (s.a.) , O'na uyanlar ve yeni din hakkında şüphe üstüne şüphe uyandırdılar. Hz. Peygamber (s.a.) ve O'na uyanlar aleyhinde propaganda yapıp yanlış iddialarda bulundular ve onları anlamsız bir tartışma içinde oyalamak için lüzumsuz karşı çıkışlarda bulundular. Bu nedenle Yahudiler, Hakk'ı bâtıla karıştırıp gizlememeleri ve şüpheler yaratarak, saçma iddialarda bulunarak, bâtılla karıştırarak Hakk'ı saklamamaları konusunda uyarılıyorlar.

  8. #8
    sumisali isimli Üye şimdilik offline konumundadır Üyeliği durduruldu
    Üyelik tarihi
    03.04.2009
    Mesajlar
    1.938
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Bakara suresi ayet 131
    Rabbi ona: "Teslim ol"deyince (o"Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.

    Metinde kullanılan Arapça kelime "Müslüman ol" veya "İslâm'ı kabul et" (ın isteğine boyun eğ) anlamlarına gelen "eslim"dir. O halde müslüman kendisini tamamen 'a teslim eden ve O'na itaat eden Rab Mâlik Hâkim Yönetici Kanun koyucu ve Mâbud olarak yalnız kabul eden O'nun koyduğu hayat düzenini yaşayan kimsedir. İslâm bu inanç ve tutum üzerine kurulan bir dinî sistemdir. Farklı ülke ve milletlere gelen bütün peygamberlerin dini de buydu.

  9. #9
    sumisali isimli Üye şimdilik offline konumundadır Üyeliği durduruldu
    Üyelik tarihi
    03.04.2009
    Mesajlar
    1.938
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Bakara suresi ayet 256
    Dinde zorlama (ve baskı) yoktur Şüphesiz doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır Artık kim tağutu tanımayıp 'a inanırsa o sapasağlam bir kulpa yapışmıştır bunun kopması yoktur işitendir bilendir

    Arapça "din" kelimesi hem inancı hem de bu inanç üzerine kurulan hayat tarzını ifade eder Burada önceki ayetlerde ortaya konulan inanç ifade edilmektedir Bu ayete göre İslâm iman ve onun hayat tarzı hiç kimseye zorla kabul ettirilemez demektir

    Arapça "tağut" kelimesi sözlük anlamıyla sınırları aşan herkes için kullanılır. Kur'an bu kelimeyi 'a isyan eden 'ın kullarının hâkimi ve mâliki olduğunu iddia eden ve onları kendi kulu olmaya zorlayan kimse için kullanır
    'a isyan üç derecede olabilir
    1) Eğer bir kimse Alah'ın kulu olduğunu kabul eder fakat pratikte O'nun emirlerinin aksini yaparsa buna fasık denir
    2) Bir kimse ile irtibatı koparır ve başka birisine bağlanırsa o zaman kâfir olur
    3) Eğer bir kimse 'a isyan eder ve O'nun kullarını kendisine boyun eğmeye zorlarsa o zaman tağut'tur Böyle bir kimse şeytan rahip dinî veya politik lider kral veya bir devlet olabilir. Bu nedenle bir kimse tağut'u reddetmedikçe 'a inanmış sayılamaz

  10. #10
    tahsin33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tahsin33 isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    31.12.2008
    Mesajlar
    1.373
    Tecrübe Puanı
    19

    Standart

    Bakara suresi ayet 61
    Siz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın." (O zaman Musa da) "Hayırlı olanı, şu değersiz, şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır." demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi: (yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.

    Bu şu anlama gelmez: "Size nimet olarak verilen menn ve selva ile tatmin olmuyor ve yeri sabanla kazmak zorunda kalacağınız şeyler istiyorsunuz." Bilâkis, bu ayet şu anlama gelir: "Siz çölde kalmanızın nedeni olan büyük amacı -kalplerinizin temizlenmesi ve dünyanın önderleri olmaya hazırlanmanız- unutuyorsunuz. Bunun yerine arzularınızın tatmini peşinde koşuyorsunuz ve bunları bir müddet olsun terkedemiyorsunuz." (Karşılaştır bkz. Sayılar 11: 4-9)

    Onlar vahyi çeşitli şekillerde reddettiler: a) Kendi fikir ve isteklerine aykırı olduğunda hiçbir şeyi vahiy olarak kabul etmediler. b) Allah'ın emirlerini çiğnediklerini bile bile, utanmazca O'nun emirlerinin aksini yaptılar. c) Kendi arzu ve isteklerine uydurmak için vahyin anlamlarını tevil edip değiştirdiler.

    İsrailoğlulları'nın tarihi, kendi peygamberlerini öldürme olayları ile doludur. Burada Kitab-ı Mukaddes'ten birkaç örnek sunuyoruz:
    1) Süleyman Peygamber'in ölümünden sonra İsrailoğulları ikiye bölündü: Merkezi Kudüs'te olan Yahuda Krallığı ve merkezi Samarra'da olan İsrail Krallığı. İki krallık çoğunlukla birbirleriyle savaş halinde olduğu için Yahuda Kralı Asa, Yahuda'ya saldıran İsrail Kralı Baasha'ya karşı Suriye Kralı Ben-Hadad'dan yardım istedi. O zaman Peygamber Hanani "Ezeli ve ebedi olan Allah" yerine Suriye kralına güvendiği için Kral Asa'yı suçladı. Asa, peygamberin bu tavsiyesine o kadar kızdı ki, onu bir hapishaneye kapattı. (II Tarihler, 16: 1-14)
    2) İlyas Peygamber (a.s.) İsrailoğulları'nı Baal'e taptıkları için suçlayıp onlardan bir tek Allah'a ibadet etmelerini istediğinde, İsrailoğulları onun azılı düşmanları oldular. Samarra'nın kralı Ahad onu ölümle tehdit etti. Çünkü putperest karısı onu İlyas Peygamber'e (a.s.) karşı kışkırtıyordu. İlyas Peygamber (a.s.) hayatını kurtarmak için Sina Yarımadasının dağlarına sığındı. Bu korkulu günlerde şöyle dedi: "Ben Alemlerin Rabbi olan Allah'a şikâyetçiyim. Çünkü İsrailoğulları Sen'in ahdini bozdular, Sana kurban kesmeyi terkettiler; peygamberlerini kılıçla doğradılar ve sadece ben kaldım, şimdi de benim canımı almak için peşimde koşuyorlar. (I Krallar 19: 1-10) .
    3) Kral Ahab, hakkı söylediği için bir peygamberi daha, Mikaya'yı hapsetmiştir. "Ve İsrail'in kralı dedi ki, Mikaya'yı alın ve şehrin yöneticisi Amon'a götürün ve kralın oğlu Yaoş'a götürün ve kral şöyle buyurdu deyin: Bu adamı hapse atın. Onu ben affedinceye kadar elem ekmeği ve keder suyu ile besleyin." (I Krallar 22: 26-27)
    4) Yahuda halkı açıkça putlara tapmaya ve Allah katında kötü olan şeyleri işlemeye başlayınca Zekeriya Peygamber (a.s.) bu kötülüklere karşı çıktı ve: "Neden Allah'ın emirlerini çiğniyorsunuz? Siz Allah'ı bıraktınız, O da sizi bıraktı" dedi. Halk ona karşı çıktı ve kralın emriyle onu kralın sarayında taşladılar. (II Tarihler 24: 20-21)
    5) Samarra'daki İsrail devleti Asurlular tarafından yıkılıp Kudüs'teki Yahudi devleti de tehlikeye düşünce, peygamber Yeremya halkı uyarmaya ve bozulmalarının neden ve sonuçlarını onlara haber vermeye başladı. Ağladı ve şöyle dedi: "Yolunuzu düzeltin; yoksa, Samarra'dan daha büyük bir azapla karşılaşacaksınız." Buna cevap olarak Yahudiler, O'na küfrettiler, onu dövdüler ve hapsettiler. O'nu hainlikle suçladılar ve "Keldaniler hesabına çalışıyorsun" diye bağırdılar. O'nu tutuklayıp zindana kapattılar. Daha sonra onu çamurlara batırıp, açlıktan ölmesi için halatlarla bir yeraltı mahzenine indirdiler. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Yeremya 15: 10, 18: 20-23, 20: 1-18 ve 36-40) .
    6) "Ey Kudüs, gönderilen peygamberleri öldüren ve kendisine gönderilenleri taşlayan Kudüs!?" (Matta 23: 37) .
    7) Yahya Peygamber (a.s.) Yahuda kralı Herod'un sarayında açıkça işlenen ahlâksızlıkları görünce, bunlara karşı çıktı ve yakalanıp hapsedildi. Daha sonra ona kin besleyen, kralın karısı Herodias tarafından başı kesilmek üzere bir gardiyana teslim edildi. Adam gitti ve hapiste onun başını kesip, başını tabak içinde kralın karısına sundu. Böylece Allah'ın elçisi hiçbir neden yokken öldürülmüş oldu. (Markos 6: 17-29)
    8) Yahudi alimlerinin ve sahiplerinin kötü düzenlemelerinin son kurbanı, onları iki yüzlülükleri ve günahları yüzünden azarlayan ve doğru yola gelmelerini tavsiye eden İsa Mesih'ti. Bu "suç"u nedeniyle O'na bir tuzak kurup öldürmeyi planladılar. O'nun on iki havarisinden biri olan Yahuda'yı (ihanet etmesi için para vererek) satın aldılar ve Hz. İsa'yı (a.s.) yakalamak ve başrahibin evine götürmek üzere, kılıçlar ve sopalarla büyük bir kalabalık gönderdiler. O'nu bağladıktan sonra götürüp Roma valisi Pontius Pilate'ye teslim ettiler. O'na ölüm cezası verdirebilmek için hakkında yalan deliller öne sürdüler. O kadar ileri gittiler ki, Pilate'den festivalde lütuf göstererek bir katil olan Barabbas'ı serbest bırakıp, Hz. İsa'yı (s.a.) çarmıha germelerini istediler. (Matta 27: 22-26)
    Bu ayette, Kur'an İsrailoğulları'nın tarihindeki en utanç verici bölüme değinir ve onların Allah'ın lânet ve gazabını hakettiklerini bildirir. Onlar, aralarından kanuna ve ahlâka en aykırı kişileri seçmişler, onları önder ve başkan yapmışlar, en iyi insanları ise ya zindana, ya da darağacına göndermişlerdir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Content Relevant URLs by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.