+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Mağduriyetin Gücü Eleştirinin Sonu

  1. #1
    Üyelik tarihi
    28.04.2006
    Mesajlar
    645
    Allah razı olsun
    24
    Thanked 145 Times in 64 Posts
    Tecrübe Puanı
    9

    Standart Mağduriyetin Gücü Eleştirinin Sonu

    İnsanın bu dünyada çektiği sıkıntıların, günahlarının dökülmesine vesile olduğu, hatta hukuki anlamda öngörülen infazların, adaletin bir gereği olarak, insanı temizlediği, kabul edilir.

    Nitekim normal şartlarda, ceza işlenen suça uygun olduğunda, suça konu olan fiilin bireyde pişmanlık oluşturması ve tekrar etmemesi gerekir. Bu anlamda fert suçu işlemekle kendini haklı görse bile, verilen cezanın hafızasında uyandıracağı kötü bir etki ile, fiilin tekrarının önlenmesi, caydırıcı bir unsur olarak hedeflenir.

    Adaletin işlemediği, hukukun içselleştirilmediği ve hazır senaryolar gereği tek tip bir üst kimliğin dayatıldığı toplumlarda; bir arada yaşamayı beceremeyen, şehirleşememiş sahte benlikleriyle “öyleymiş” gibi davranan bireyler elinde, ceza zulme, infaz işkenceye ve sonuçta oluşan mağduriyet de, kahramanlığa dönüşmektedir. Öyleki kendini özgürce ifade etmenin sınırlandırıldığı ortamlarda, öngörülen rolleri korktuğu için üstlenmiş zihinler, kendilerini, muhalif olmanın da ötesinde, “ideolojisi için savaşta esir düşmüş asker “ olarak gösteren bilinçleriyle, hadlerini aşarak yaptıkları bir sürü cehalet ve günah pisliğini, samimiyet ve fedakarlık adına zafer ve sevaba dönüştürülebilmektirler. Ayrıca, eleştiriye açık olmayan, sorgulamadan uzak ve atadan miras devralınmış fikirlerinin ataleti bile, böylesine puslu ama bedeli ödenmiş bir ortamda ‘’tek gerçek’’ olarak kutsanabilmektedir.

    Eskiden de böyleymiş. Mazlum ve mağdur olmanın gücü eleştiriden muaf bir sürü kahraman üretmiş. “1400 senedir neden başaramıyoruz” sorusu, artık,“zira koskoca bir peygamberlik tarihi, çoğunlukla başarısızlık tarihidir” diye cevaplanır olmuş. Zira, “Kur’an ve Sünnet ortada, ancak biz adam değiliz” tezi ise hep gündemdeydi. Nitekim, “imanımız zayıf olduğundan kuvvetlendirmek için epeyce tespih çekip, nefisleri öldürmek” gerekti Bu nedenle, uzlet, perhiz ve himmete sarılındı. Geleceğin gücüyle modern yaşama saldırıldı.

    Birey olarak bu anlayış her bir Müslümanı, dolayısıyla bizi de içine aldı. Öyle ki; Modern yaşamın cazibesi, sonradan müslüman olanların ve felsefi ekollerin de etkisiyle, yaşadıkça ve okudukça, soru ve sorunlarımız arttı. Cevaplar yetmedi. Tatmin olamadık.

    Sonra da “biz oturmazsak başkaları kapacak” diyerek, “hizmet aşkıyla” koltuk kapma dönemleri başladı. Devamla, ümmet menfaati için verilecek bireysel tavizlerle, kişilik erozyonuna uğrayacak “sahte tarihsellikler” yaşamaya başlamıştık. Bundan da dersler alıp, geleneğin önümüze getirdiği dinin bizim olup olmadığını sormaya başlayarak, büyük bir moloz yığını altında kalmış gerçekleri aramaya, Emevi, Abbasi ve Osmanlı hanedanında teba olarak başaramayacağımızı, şimdilerde yapabileceğimizi düşündük. Ama olmadı.

    Haluk Levent’in konserinde kafa sallamayla, Aczimendi zikrindeki sallanmanın aynı fitri ihtiyaçtan kaynaklandığını anlayanlar, geçmişte sadrazam katlederken dine yaptırdıklarını, bugün depremin ayıplarını örtmek için mütahitlerden hesap sormamak adına Allah’a havale ederek yaptırıyorlardı. Üstelik binlerce insanın kanına girerek......

    Dine karşı olanlarla dini kullananlar arasında hiçbir fark yoktu. Emir almaya ve güdülmeye bu kadar müsait ve alışmış insanlar için, bir ağaya yada şeyhe tabi olmak ile bir parti başkanı ya da yöneticiye itaat etmek arasında fark olmadığı gibi.

    “Ali mi haklı, Muaviye mi” diye başlayan ve “Ali mutlak haklı Muaviye’de haksız değil” diye biten bir tarih vardı önümüzde ve Sıffin’de 70 bin kişinin öldüğünü öğrenince de, cevabı Allah’a havale ettik. Oradan da bir Şia peydahlandı.

    Tam şia’yı eleştirecektik ki, önceleri Kerbela ile Emevi zulmü, sonrasında Şah’ın emperyalistlerle iş birliği çıktı önümüze. Arkasından, Batının maşası Irak saldırdı. Koskoca bir Batı karşısında direnen şia’yı eleştirmeyi erteledik böylece. Ne de olsa müslüman, mağdur ve mazlumdu ve her mağdur gibi şimdilik eleştiriden uzak tutulmalıydı. Ayağı çıplak gezdirilen bir çingene çocuğunun annesine bunun hesabını soramamak ya da kriz içindeki devletten hakkını istemekten utanan memura, kızamamak gibi bir şey bu.

    Tam Aczimendilerin din anlayışlarını, mesela, yaptıkları zikrin ve giydikleri elbiselerin, islami olup olmadığını sorgulayacaktık ki, polisten dayak yiyen, hapse atılan, takip edilip, eziyet gören birilerini eleştirmenin alçaklılığıyla karşı karşıya kaldık.

    “İmam hatiplerde doğru dürüst adam yetişmiyor, daha başka neler yapılabilir” diyecektik ki, üniversitelerde önü tıkanan, karma eğitim ve başları açılmakla psikolojileri yıpratılan bir mağduriyeti, vicdanen bir de biz hırpalayamazdık.

    Dini doğru anlamama noktasındaki ısrarı yanında, Refah Partisi ve kadrolarının beceriksizlik ve hatalarından dem vurmak üzereydik, 28 Şubat süreci başladı. Gözümüzün önünde, hatalı da olsa, haksızlığa uğrayan birileri vardı ve eleştiriyi terk ettik.

    Ne hikmetse, her seferinde bu zulme uğrayan kitleler “nerede hatta yaptık’’ diyeceklerine daha da kemikleştiler.

    Hatalar sevaplara, becerisizlikler kahramanlıklara dönüştü. Ve kahramanların kılıcı ilmin ışığına galip geldi. Taliban için de aynı şey olmuyor mu? Her gün onlarca Taliban askeri ve sıradan Afganlı Amerikan bombalarıyla ölürken Taliban nasıl sorgulanacaktı. Saddam’ın da aynı akıl yürütme sonucu kemikleşmesi gibi. Hataların, mağduriyetin gücüyle sevaba dönüşmesi nasıl engellenecekti. Sıkıntı çekmenin, samimi olmanın, iyi ve doğru olmaya yetmeyeceği, velhasıl mazlumiyetin, meşruiyetin tek gerekçesi olamayacağı nasıl anlatılacaktı. Ve bu kadar eziyet gören bir taassup ve yetersizliğin halkın gözünde kahramanlığını ilan ederek, farkı her yeni yaklaşım ve eleştiriyi batının, küfrün ve yahudinin oyunu diye algılamasına nasıl engel olunacaktı.

    Bir şey bu kadar çok tekerrür ettiğinde, insan bir tertip içinde olduğunu seziyor. İlmi ve sürekli bir çabanın, yani eken, biçen, sabreden ve devşiren uzun soluklu bir emeğin yerini, bir çuval patatese terk ve tercih eden o malum müptezel acelecilik; takım tutar gibi dini, mezhebi, partiyi sahte kalıplarla öne süren Samirilere karşı bizi, milleti böleceğiz korkusundan terbiyesini bozmayıp, geri duran Harunlara çeviriyor, olmalıydı.

    Mağduriyetin gücünün, eleştiri ve sorgulamalarla dinin doğru anlaşılmasını önlediğinden olsa gerek, her seferinde durmadan mağdur ve mazlumlar peyda ediliyordu. Daha da garibi, gözünüzün önünde dayak yiyen adamın pejmürdeliğine ve yanlışlarına karşı “bunu hakkettiğini” söylemenin haince alçaklığına düşmekten korkarak, önceleri ”bu ne yaptı da bu kadar eziyet görüyor” ve akabinde de ”yahu gerçekten birşeyler yapmış olmalı ki bu kadar üstüne gidiliyor” sorularını sormamızdı, kendimize.

    Doğrusu, her özgür ve doğru fikrin bir bedel ödemesi gerekiyor galiba ama gündemi oluşturanlar, batıl olanı mağdur etmenin gücüyle, her zaman yenebilecekleri sahte kahramanlar oluşturmanın önemini çoktan kavramışlar anlaşılan.

    MUSA ŞİMŞEKÇAKAN
    Hayatın kazası olmaz!

  2. #2
    Üyelik tarihi
    03.07.2007
    Bulunduğu yer
    Mersin
    Yaş
    32
    Mesajlar
    726
    Allah razı olsun
    794
    Thanked 831 Times in 449 Posts
    Tecrübe Puanı
    24

    Standart

    Yanlış anlamadıysam mağduriyetin gücü arttıkça ,eleştirinin dozunun azalması ve hatta biyerde sona ermesi biraz şekva konusu ediliyor yazarımız tarafından.

    Bir de şöyle düşünmek lazım.Mağdurlar ve mazlumları bir şekilde eleştirmek zalime hizmet olmaz mı ? veya tam tersini düşünelim zalimi , zulmünden ötürü SADECE eleştirmekte yine zalime hizmet olmaz mı?

    Şu halde her halukarda mazlumun mağduriyetini haksız bulup eleştirmekle , zalimin zulmünü abartılı bulup eleştirmek keyfiyetin halline , sorunun çözümüne hiçbir fayda etmiyor.

    Kanımca İdeal olan , Mazlumun mağduriyetini paylaşıp, zalimi her ne şekilde olursa olsun durdurmak olmalıdır.
    Selam ve Dua ile..
    Kainatta en yüksek hakikat imandır,imandan sonra namazdır.(Sözler/Said Nursi)

+ Konu Cevaplama Paneli

Benzer Konular

  1. Duanın gücü
    By Elifnisa in forum Dua'lar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 18.12.2007, 16:06
  2. Duanın gücü
    By beyza in forum Hikayeler & Hisseli Kıssalar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.11.2007, 23:49
  3. Eleştirinin Karşisina Muvaffakiyetle çikmak
    By hasan demir in forum Arşiv
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.12.2006, 19:08
  4. Eleştirinin karşısına muvaffakiyetlerle çıkmak
    By hasan demir in forum Genel Islam Konular
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.12.2006, 03:25

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok