+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Evsiz kuşlara yuva yapan millet...!

  1. #1
    berfut isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    23.11.2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Yaş
    32
    Mesajlar
    2.175
    Tecrübe Puanı
    17

    Standart Evsiz kuşlara yuva yapan millet...!


    Evsiz Kuşlara Bile Ev Yapan Millet!

    /"Atlı kültürün kılıçlı çocukları" atalarımız, derin bir doğa
    sevgisi ile doluymuş. İşte otağının üzerine yuva yapan güvercinler
    için çadırını bırakıp savaşa giden atalarımızın doğa sevgisi:/

    Atlı kültürün kılıçlı çocukları doğa ile iç içeydi Kuşlara bile ev yapan
    millet

    "Atlı kültürün kılıçlı çocukları" atalarımız, derin bir doğa sevgisi ile
    doluymuş. Otağının üzerine yuva yapan güvercinler için çadırını bırakıp
    savaşa giden, miraslarından bir bölümünü sokaktaki hayvanlara bırakan,
    sadaka niyetine kuş azat edenler de onlar. Bugünkü halimizse,
    geçmişimizle kıyaslanamaz...

    <http://www.haber7.com/pg-view.php?pg_galleries_id=470&page=1>

    İnsan olarak bundan 150 sene öncesine göre ne durumdayız? Cevap çok acı:
    Maalesef bugün millet olarak atalarımızın çok gerisindeyiz. Çünkü
    doğanın sade bir üyesi olmaktan çıkıp, yırtıcı birer canavara dönüştük.
    Bu halimizle de atalarımızdan çok geriye düştük. Bizim atalarımız öyle
    bir doğa sevgisi ile doluydu ki ağaçta, kuşta, suda, kayalarda bile
    kutsallık görür; onları kutsar; onlarla bir arada yaşamaktan derin
    mutluluk duyardı. Bu yüzden kuşlar için bile evler yaparlardı. "Serçe
    saray, kuş köşkü, kuş evi" gibi adlar verilen bu evler; özenle ve kutsal
    bir hizmet yerine getiriliyormuşçasına yapılırdı. Camilerde, mezar
    yapılarında, köşklerde özenle yapılmış; havalandırması bile düşünülmüş
    bu minyatür yapılar bulunuyordu. Hayvanlara bakmak, ihtiyaç sahibi
    olanın ihtiyacını gidermek, çaresizlere el uzatmak Türk milletinin en
    asli ibadeti olarak öne çıkmıştı.

    <http://www.haber7.com/pg-view.php?pg_galleries_id=470&page=2>

    YILANA BİLE DOKUNMA

    Sanat tarihçisi Malik Aksel bakın daha yakın zamanlara kadar
    atalarımızın yaşadığı evleri nasıl anlatıyor: "Eskiden hayvanlarla
    insanlar akrabalar gibi bir arada yaşarlardı. Kediler davetsiz
    misafirlerdi. Köpekler hakkında hadis olduğu için eve sokulmazdı. Fakat
    sokakta bunlara ekmek doğranır, hatta adaklar dahi adanırdı. Yarasa,
    sansar, gelincik ise evin en kuytu köşelerini doldururlardı. Temel
    yılanına dokunulmaz, görüldüğü zaman "Şahmelek veya Şahmaran başı için
    bana dokunma" denir. İyi, kötü her türlü hayvanlara dostluk ve
    misafirperverlik gösterilir, ayrı ayrı konuklanırdı. Ağaçların
    tepelerinde, bacalarda, leylekler yer tutardı. Çatı aralarında
    kırlangıçlar, boş tavanlarda örümcekler! Şayet örümcekler alınacak
    olursa öğleden evvel alınmalarına dikkat edilir, öğleden sonra başka
    yerlerde yuva yapabilsinler diye. Hele kuş yuvalarına el değdirilmez,
    tedirgin edilmezdi. Yuva bozanın günahı büyüktü. Leylek uğurludur. Sıcak
    memleketlerden geldiği için kendisine hacılık kondurulmuştur. Kumru ve
    güvercinler kafeste beslenemezler yahut bunları kafeste beslemek günah
    sayılırdı. Fakat kanarya, saka, ispinoz, flurya, iskete gibi ötücü
    kuşlar böyle değil. Papağan, dudu kuşu, muhabbet kuşu ise kibar ev ve
    konakların kuşlarıydı."

    İŞTE ECDADIN TÜM DÜNYAYI KENDİSİNE HAYRAN BIRAKAN DOĞA SEVGİSİNE EN
    GÜZEL ÖRNEKLER. TARİHİ KUŞ EVLERİ...

    YABANCILAR ÖVGÜYLE ANLATIYOR

    Atalarımızın hayvanlara karşı gösterdiği sevgi ve ilgiyi Avrupalı
    gezginler hayret ve hayranlıkla anlatmışlardır. İşte onlardan bir demet:

    Önce 1555'te İstanbul'a gelen Avusturya Elçisi Ogier Ghiselin de
    Busbecg'in mektubundan bir bölüm: "Bizim mahallenin civarında bir yerde
    gür yapraklı dallarını etrafa yaymış büyük bir çınar ağacı var. Bazen,
    kuşçular, yanlarında birçok küçük kuş olduğu halde bu çınarın alına
    gelip oturuyorlar. Gelip geçenler de onlara para vererek kuşları alıyor
    ve azat ediyorlar. Serbest kalan kuşlar çoğunlukla çınarın yaprakları
    arasına konarak kanatlarını çırpıyor, sevinçle cıvıldaşıyorlar, adeta
    esaretten kurtulmalarının heyecanını yaşıyorlar. Onları serbest bırakmış
    olan Türkler de bu manzarayı görerek aralarında şöyle konuşuyorlar: "Bak
    nasıl seviniyor, minnetlerini nasıl dile getiriyorlar". Cıvıltıları
    kırları dolduran küçük kuşları öldürmek şöyle dursun, onları
    hürriyetlerinden mahrum edip kafeste beslemeye bile bir kısım Türkler
    asla razı olmazlar.

    <http://www.haber7.com/pg-view.php?pg_galleries_id=470&page=3>

    ...

    Diyebilirim ki Türk atları kadar insana yakın bir hayvan daha yoktur.
    Bunlar binicilerini ve bakıcılarını hemen tanırlar. Türkler atları
    terbiye ederken onlara çok şefkatli davranırlar. Köylüler tayları
    incitmemek için ellerinden geleni yapıyorlar, evlerinin içine kadar
    sokuyorlar, yemek sofralarına bile alıyorlar, seviyorlar, okşuyorlardı.
    Tayları adeta çocuklarıyla bir tutuyorlardı. Kötü nazarlardan onları
    korumak düşüncesiyle boyunlarına gerdanlık gibi bir muska takarlar. Zira
    Türkler nazardan pek korkarlar. Hayvanlara bakanlar onları hep
    okşayarak, iyi davranarak sevgilerini kazanırlar. Mecbur olmadıkça sopa
    veya kırbaçla vurmazlar."

    SOKAK HAYVANLARINA MİRAS BIRAKANLAR

    1655-1656'da Türkiye'ye gelen Fransız Jean Thevenot da aynı görüşleri
    dile getirmektedir: "Türklerin iyilikseverliği hayvanlara ve bu arada
    kuşlara kadar ulaşır; her gün birçok kimse pazarlara kuş satın almaya
    gider ve bunları serbest bırakırlar. Söylediklerine göre bu kuşların
    ruhları, kıyamet gününde Tanrı huzurunda olanların iyiliklerine şahitlik
    edecekledir. Bir hayvanın acı çekmesinden ıstırap duyarlar, tavuklarını
    kesmek istedikleri zaman onlara fazla ıstırap vermemek için başlarını
    bir darbede keserler; eğer onların, Fransızların yaptıkları şekilde
    öldürüldüklerini görselerdi yapana birkaç sopa atmaktan kendilerini
    alamazlardı.

    <http://www.haber7.com/pg-view.php?pg_galleries_id=470&page=4>

    ...Ölen bazı kimseler mallarını haftada birkaç defa ***** ve kedileri
    beslemek üzere bırakırlar. Bu vasiyetlerini yerine getirmek için
    sadakatle ve dindar bir şekilde bunu yapan fırıncı ya da kasaplara
    paralarını bırakırlar ve her gün yanında et taşıyan insanların ***** ya
    da kedileri çağırarak bu hayvanları çevresine toplayıp onlara parçalar
    halinde bunları atması hoş bir şeydir."

    MÜBAREK GÜVERCİN HACI LEYLEK

    18. yüzyıl Türkiye'sini ayrıntılarla veren Leydi Montague güvercinlerle
    leylekleri anlatırken diyor ki: "Burada masumiyetlerinden dolayı
    güvercinlere dindarca bir hürmet besliyorlar. Bu yüzden adetleri gün
    geçtikçe artıyor. Leyleklere de aynı saygı gösteriliyor. Çünkü bunların
    her kış Mekke'yi ziyarete gittiklerine inanıyorlar. Velhasıl bunlar Türk
    İmparatorluğu'nun en bahtiyar tebaası. Zaten onlar da imtiyazlarını fark
    ettikler için sokakta rahatça dolaşıyor, evlerin üst katlarına yuva
    yapıyorlar. Evlerine yuva yapılan halk kendilerini şanslı sayıyorlar.
    Bütün sene ne yangına ne de vebaya uğramayacaklarına inanıyorlar. Odamın
    penceresinde bu uğurlu yuvalardan bir tane bulunduğu için ben de
    bahtiyarım."

    <http://www.haber7.com/pg-view.php?pg_galleries_id=470&page=5>

    TAHTA KUŞ EVCİKLERİ

    19. Yüzyıl yazarlarından Gerard de Nerval'den şu not da ilginç:
    "Tekkenin bahçesine girdiğimizde iş gören dervişlerin akşam yemeğini
    verdikleri bu hayvanlardan pek çoğunu gördük. Bunun için çok eski ve çok
    sayıda vakıflar var. Akasya ve çınar ağaçları dikilmiş olan bahçenin
    duvarında, konsollar gibi belli bir yüksekliğe asılmış, boyalı, oymalı
    küçük tahta evcikler vardı. Bunlar, kuşlar için yapılmış evciklerdi ve
    serbestçe uçuşan kuşlar gelip bu barınaklara sahip çıkıyorlardı."

    <http://www.haber7.com/pg-view.php?pg_galleries_id=470&page=6>

    İstanbul kanatlar altında

    19. yüzyılın yazar ve gezgini Edmondo de Amicis İstanbul'un kuşlarını
    şöyle anlatıyor: "Türklerin çok sevip korudukları her cinsten sayısız
    kuş yüzünden İstanbul'un kendine mahsus bir neşesi ve zarafeti vardır.
    Camiler, korular, eski surlar, bahçeler, saraylar, her şey şarkı söyler,
    dem çeker, cıvıldar, öter, şakır; her tarafta kanatların teması
    hissedilir, her tarafta hayat ve ahenk vardır. Serçeler evlere cesaretle
    girip çocuklarla kadınların ellerinden yem yer; kırlangıçlar yuvalarını
    kahve kapılarının üstüne, çarşı kubbelerinin altına yapar, sultanların
    veya şahısların hayratlarıyla beslenen sayılamayacak kadar çok güvercin
    sürüsü kubbelerin saçakları boyunca ve şerefelerin etrafında beyazlı
    siyahlı halkalar meydana getirir; martılar sevinçle uçuşur, binlerce
    kumru mezarlık servilerinin arasında sevişir; Yedikule'de kargalar öter,
    akbabalar daire çizerek uçar; deniz kırlangıçları uzun diziler halinde
    Karadeniz'le Marmara arasında gidip gelir ve leylekler ıssız türbelerin
    üzerinde lak lak eder. Türkler için bu kuşların her birinin güzel bir
    manası veya hayırlı bir tesisi vardır. Kumrular sevdaları korur,
    kırlangıçlar yuva yaptıkları evleri yangından muhafaza eder, leylekler
    her kış Mekke'ye hacca gider, deniz kırlangıçları müminlerin ruhlarını
    cennete götürür. Böylece minnet hissiyle ve dindarlıkla Türkler kuşları
    himaye edip beslerler, kuşlar da onların evlerinin etrafında, denizin
    üstünde ve mezarların arasında şenlik eder. İstanbul'da, her yerde
    insanın başının üzerinde, dört bir tarafta kuşlar vardır, şehre köy
    neşesi dağıtan ve ruhunuzdaki tabiat duygusunu durmadan yenileyerek
    içinizi serinleten cıvıl cıvıl sürüler size şöyle bir dokunup geçer."

    <http://www.haber7.com/pg-view.php?pg_galleries_id=470&page=7>

    Doğayla uyum

    Velâyetname'de anlatıldığı üzere; Hacı Bektaş Veli Anadolu'ya gelirken
    atalarımızın en mazlum yaratık gördüğü güvercin donuna girmiştir. Bunun
    da ayrı bir hikayesi vardır. Aynı biçimde 1140'larda bir savaşa giderken
    Selçuklu Sultanı Sencer'in otağının üzerine güvercin yuva yapar. Sultan
    bunu görünce otağını orada bırakır ve başına da gözcüler diker. Ta ki
    yavrular çıkar, uçarlar; otağ öyle sökülüp götürülür. İşte bizim
    atalarımız bunlardı... Atlı kültürün kılıçlı temsilcileri; binlerce yıl
    Avrasya'ya egemen olmuşlarsa bunu kılıç gücünden değil doğa ile olan bu
    uyumlarından sağlamışlardır. Bugün onların torunu olan bizler ise
    hayvanları, böcekleri, bitkileri yok etmek için müthiş bir yarış
    içindeyiz. Atalarımızın çok çok gerisine düştüğümüzü acaba anlıyor musunuz?

    <http://www.haber7.com/pg-view.php?pg_galleries_id=470&page=8>

    Üsküdar'da kedi hastanesi
    Prusya'da genelkurmay başkanlığı da yapmış olan General Von Moltke
    'Türkiye Mektupları'nda şunları yazıyor: "Türkler hayırseverliklerini
    hayvanlara karşı bile gösterirler. Üsküdar'da bir kedi hastanesi
    bulursun, Beyazıt Camisi'nin avlusunda da güvercinler için bir bakım
    yeri vardır. Yoksul Müslümanlar bile ölenlerin mezarını, canlılar için
    hayra vasıta etmeye çalışırlar; birçok mezar taşlarının altı bir yalak
    şeklinde oyulmuştur, buraya yağmur suları toplanır ve sıcak yaz
    günlerinde köpekler ve kuşların susuzluklarını giderebilecekleri, küçük
    mikyasta bir fukara mutfağı vazifesini görür, Müslümanlar hayvanların
    şükranının da insanlara hayır getirebileceğine inanırlar."
    zaif-i mutlak.:...ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı...
    Yoklukları var eden Rab; dikenleri gülün merhametinde misafir eyleyen Rab; bulutları mavi göğüme sırdaş eyleyen, yağmuru toprağıma yâri eyleyen; bebekleri annesinde, kuşları yuvasında; baharı kışın ardında, ömrü güneşin doğuşunda; saklayan gösteren Rabbim; kilitlerimi çöz, firkatlerimi muhabbetinin peşine koy, rüzgara tutunan dualarım arılara, papatyalara, nergislere ve gelinciğime dokunmuşsa, ruhumu kainatın ahengine kat. Ya Rab. Ya Hakk...

  2. #2
    samanyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    samanyolu isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    19.03.2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Yaş
    37
    Mesajlar
    2.649
    Tecrübe Puanı
    73

    Standart

    Türkler, kedi, ***** vesaire gibi başıboş hayvanlar için de vakıflar tesis ederler. Kasaplar da, her gün bu gibi hayvanların bir miktarını vicdanen beslemekle mükelleftirler.�

    Osmanlı ülkesi, bünyesini bir muhabbet ve şefkat ağı gibi ören, vakıf ve benzeri hizmetler sayesinde adeta dilencisiz bir ülke hâline gelmiştir. Öyle zamanlar olmuştur ki, müslüman zenginler zekatlarını verecek fakir bulmakta güçlük çekmişlerdir.

    Hayvanlara bile bu kadar merhametli olan bir milletin insanlara olan merhametini siz düşünün. Bu sebeple o dönemlerde dilenciliğin ne olduğu adeta meçhuldür. Hatta nüfusu iki milyona kadar çıkmış olan İstanbul�da Türk dilenciye rastlanılmadığı bilinen bir gerçektir. Osmanlıların, öldükten sonra bile kimseye yük olmamak için, kefen paralarını dahi, henüz hayatlarındayken ayırıp, daima üzerlerinde taşımaları, malum ve maruf bir âdet hâlindedir.

    Corneille Le Bruyn�in seyahatnamesinden:
    �...Türklerin hayrat ve hasenata çok düşkün olduklarını ve hatta Hıristiyanlardan çok daha fazla hayrat vücuda getirdiklerini inkâra imkan yoktur. Osmanlı mülkünde yok denecek kadar az dilenciye tesadüf edilmesinin başlıca sebeplerinden biri de hayır ve hasenat vakıflarıdır




    İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür!..
    İmansız olan paslı yürek sinede yüktür...

+ Konu Cevaplama Paneli

Benzer Konular

  1. Dünya Muvâzenesinde Bir Millet
    By muhammet in forum Genel Islam Konular
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 18.02.2008, 08:16
  2. Bu millet sizinle gurur duyuyor
    By mhmt in forum Genel Islam Konular
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 06.02.2008, 20:37
  3. huzurlu bir yuva için...
    By GEZGİN in forum Aile ve Aile Bağları
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 09.05.2007, 22:15
  4. Millet
    By seyfullah putkıran in forum Genel Islam Konular
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.02.2007, 19:37
  5. Bu sabah kuşlara yem verdim...
    By YOL GÖSTERİCİ in forum Arşiv
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 03.09.2006, 13:11

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Content Relevant URLs by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.