+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Abdulhamit han hakkkındaki 10 yanlış.!!!

  1. #1
    samanyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    samanyolu isimli Üye şimdilik offline konumundadır Tercübeli Üye
    Üyelik tarihi
    19.03.2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Yaş
    37
    Mesajlar
    2.649
    Tecrübe Puanı
    73

    Standart Abdulhamit han hakkkındaki 10 yanlış.!!!

    Mustafa Armağan,2. Abdulhamit hakkında tarih kitaplarında yazan

    10 yanlışı yazdı.

    Geçtiğimiz 10 Şubat günü Sultan II. Abdülhamid'in 91. ölüm

    yıldönümüydü. Hakkında olumlu bir şey söylemenin bile cesaret

    istediği yıllar yaşadık ama artık mızraklar çuvallara sığmaz oldu.

    Çuvalları delip çıkan gerçeğin mızrakları hepimizi şaşırtıyor. Neler

    mi onlar? Sayıları çok fazla ama içlerinden 10 tanesini seçtim.

    Beraber çıkarmaya çalışalım mı?

    1. Kızıl Sultandı: Bu iddia, Albert Vandal adlı bir Fransız yazar

    tarafından ortaya atılmıştı. Atılış sebebi de, Abdülhamid'in Ermeni

    isyanlarını bastırtmış olmasıdır. Başta İngiltere ve Fransa olmak

    üzere Avrupa kamuoyunda Abdülhamid'in kan dökücü bir padişah

    olduğu propagandası başlatıldı. İşte "Kızıl", yani kan döken Sultan

    lakabı bu sırada asıldı boynuna. Hadi Ermenilerin böyle demesini

    anladık; iyi ama bir tekini bile idam ettirmemiş olan Abdülhamid'e

    Jön Türkler neden "Kızıl Sultan" dediler? 1915'te yüzbinlerce

    Ermeni'yi tehcir ettirecek olanlar, 25 yıl önce Ermeni propaganda

    ordusunun neferleri olmakta sakınca görmemişlerdi.

    2. Meşrutiyet düşmanıydı: 93 Harbi'nde Osmanlı topraklarının üçte

    biri kaybedilmişti. Bu çapta bir toprak kaybı karşısında meclisteki

    farklı milliyetlere mensup üyeler paniğe kapılmış, her biri kendi

    milletinin topraklarını kurtarma telaşına düşmüştü. Birleştirici

    olacağı ümidiyle kurulan meclis, tam tersine bölücü bir meclis

    olmuştu. İki seçenek vardı: Ya parçalanmaya seyirci kalmak ama

    meşrutiyetten taviz vermemek ya da meşrutiyeti askıya almak ama

    ülkeyi parçalanmaktan kurtarmak. Abdülhamid ikincisini seçti ki,

    aynı durumda devlet refleksi zaten başkasını yapmasına müsaade

    etmezdi.

    3. Milleti cahil bıraktı: Bilinenin aksine, Osmanlı tarihinin en canlı

    eğitim hamlesi, Abdülhamid dönemine rastlar. Sevan Nişanyan'ın

    hesaplamalarına göre Türkiye, Abdülhamid dönemiyle

    kıyaslanabilecek bir okullaşma düzeyine yeniden ancak 1950'li

    yıllarda ulaşabilmiştir. Mesela 1895'te TC sınırlarına tekabül eden

    bölgede bine yakın (835) ortaokul ve lise bulunuyorken 1923'te bu

    sayı 95'e düşmüştür. 1895'teki yüz bine yakın öğrenci sayısı

    (97.837), 1950-51 sezonunda aşağı yukarı aynı seviyede

    seyretmektedir (90.356). Öncesiyle kıyasladığımızda Abdülhamid

    dönemindeki eğitim patlaması daha görünür hale gelir. Tahta

    geçtiği yıl 250 olan rüşdiye sayısı 1909'da 900'e, 6 olan idadi sayısı

    109'a çıkmıştır. 1877'de İstanbul'da sadece 200 tane modern

    ilkokul varken 1905'te 9 bine çıkmıştı. Her yıl ortalama 400 ilkokul

    açılmıştır ki, bu, Cumhuriyet döneminde bile kırılamamış bir

    rekordur.

    4. Denizciliğe düşmandı: Abdülaziz döneminde dünyanın 3. büyük

    deniz gücü olmuştuk ama bu donanmanın sadece yıllık boya parası

    bile Denizcilik Bakanlığı'nın bütçesini aşıyordu! Abdülhamid

    "karacı" idi, kabul. Ama Atatürk de, İnönü de karacı idi. Demek ki,

    Türkiye'nin etrafı denizlerle çevrili bile olsa böylesine büyük bir

    deniz gücünü besleyebilecek ekonomik altyapısı mevcut değildi.

    Savaş gemisi alıp yeniden dışarıya bağımlı kalmaktansa Abdülhamid

    tercihini kara ve demiryollarından yana kullandı. İttihatçılar da,

    Atatürk de, İnönü de demiryoluna öncelik vermediler mi?

    5. Keyfî sansür uyguladı: Sansürün elbette savunulacak tarafı yok.

    Ancak PKK ile mücadele döneminde basının nasıl ağır bir sansür

    altında çalıştığını unutmadık. Sansür vardı, evet. Fakat siyasi

    konulara girilmemesi aynı zamanda edebiyatımızın görkemli

    eserlerinin ortaya çıkması gibi hayırlı bir sonuç da vermemiş midir?

    Hem Takrir-i Sükûn döneminde uygulanan "cellat sansürü"yle hiç

    mi hiç kıyaslanamaz Abdülhamid'inki.


    6. Hafiye teşkilatı zararlıydı: Hafiye teşkilatının topluma nefes

    aldırmadığını iddia edenler, aksi halde ne yapılması gerektiğini de

    söylemelidirler. Meydanı İngiliz, Rus, Fransız ajanlarına mı

    bırakmalıydı? Hafiyesiz, ajansız, casussuz bir devlet olur mu?

    Unutmayalım ki, Fransa'nın İstanbul büyükelçisi, Abdülhamid'in

    tahta geçtiği yıl sokaklarda Fransız Kralı'nın posterlerinin Ermeni

    hamalları tarafından satıldığını yazıyordu. Devlet Londra, Paris ve

    Petersburg'dan yönetiliyor, "Hasta Adam"ın kimin kucağında

    öleceği tartışılıyordu. Abdülhamid, iktidarın dizginlerine

    asılabilmek için hafiye teşkilatını kurmak zorundaydı. Elbette

    suistimaller olmuştur ama yakınlarından biliyoruz ki, Sultan her

    jurnali okuyor ama mutlaka yazanın adam olma niteliğine göre

    değerlendirmeye tabi tutuyordu.

    7. Despottu: 'İstibdad' kelimesini 'despotizm' diye çevirmek

    yanlıştır. Hele totalitarizm hiç değil. Kaldı ki, İslam siyaset

    düşüncesinde "istibdâd" meşru yönetim şekillerindendi. Mesela İbn

    Haldun 'istibdâd'ı tek adam yönetimi, yani otokrasi anlamında

    kullanır ve meşru yönetim şekillerinden biri kabul eder. Kaldı ki,

    önüne gelen idam cezalarını sürekli affeden birinin istibdâdın

    yetkilerini hangi yönde kullandığını da pekala görmüş oluyoruz.

    8. 31 Mart'ı tertiplemişti: 31 Mart isyanında en ufak bir katkısının

    olmadığı kesin olarak ortaya çıktığı halde asırlık İttihatçı

    propagandanın etkisi hâlâ sürüyor. İsyanı araştırma komisyonu

    başkanı Yusuf Kemal [Tengirşenk], 31 Mart'ın Abdülhamid'in eseri

    olmayıp İttihatçılara karşı yabancı casus şebekeleri ile mürtecilerin

    teşebbüsleri olduğunu yazmıştır. Rıza Tevfik ise mahkemede

    şunları söylemiştir: 31 Mart uydurma ihtilali hazırlandığı zaman

    ben Talat Bey'e beyhude yere kardeş kanı dökülmesinin büyük bir

    cinayet olduğunu anlattım. Aldığım cevap şu oldu: "Ne yapalım,

    Cemiyetin paraya ihtiyacı var, bunu da ancak Yıldız Sarayı'nın

    hazinesi karşılayabilir."

    9. Hamidiye Alayları gereksizdi: Hamidiye Alayları şunlara

    yaramıştı: 1. Askerlik yapmayan Kürtlerle kolluk kuvveti eksikliği

    giderildi. 2. Rus istilasına karşı caydırıcı oldu. 3. Kürtler ve konar

    göçerlerin dış güçlerce kullanılmasına engel oldu. 4. Aşiretlerin

    yerleşik hayata geçmelerini hızlandırdı. 5. Çocuklar İstanbul'daki

    Aşiret Mektebi'nde eğitilerek Osmanlılık bilinci edindiler. 6. Aşiret

    kavgalarının önüne geçildi. 7. Sükûnet sağlanınca Doğu ve

    Güneydoğu Anadolu'nun imarına çalışıldı...

    10. Korkaktı: Namık Kemal'in oğlu Ali Ekrem Bey'in dediği gibi

    "Abdülhamid'in korkak olduğunu sananlar yanılırlar. Korkak olmak

    şöyle dursun, tam tersine cesurdu." Dolmabahçe Sarayı'ndaki bir

    bayramlaşma sırasında deprem olmuş ve tavana asılı 1,5 tonluk bir

    avize yere düşmüştü. O kargaşalıkta salonda kılı kıpırdamayan tek

    kişi, Abdülhamid'di. Keza yanı başında bomba patlarken bile

    metanetini yitirmemiş, öğleden sonra elçilerle mutad görüşmelerini

    dahi aksatmamıştı. Kızı Ayşe Sultan'a söyledikleri karakterini iyi

    özetler: "Kalbimde yalnız Allah korkusu vardır. Bir hadise olmadan

    evvel onu önlemek için telaş ederim. Ama tehlikenin içinde

    bunduğumu hissedersem icabında ateşe atılmaktan bile

    çekinmem."




    İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür!..
    İmansız olan paslı yürek sinede yüktür...

  2. #2
    bekir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bekir isimli Üye şuanda  online konumundadır sadece bir kul
    Üyelik tarihi
    10.09.2007
    Bulunduğu yer
    Dağlardan, yaylalardan
    Mesajlar
    7.758
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Ellerine sağlık değerli Samanyolu. Burada bu gerçekleri zikretmek çok çok güzel. Allah razı olsun...





    Ve tevekkel alellah ve kefa billahi vekila


    Ne olursan ol, nerde olursan ol, nasıl olursan ol.
    Ümit ve sabırla O'nu bulabilmeye,
    Bir sebep, bir yol, bir nefes ol.

    Bütün Tağutları Red...


  3. #3
    iron man isimli Üye şimdilik offline konumundadır Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    08.10.2009
    Mesajlar
    9
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    4. Denizciliğe düşmandı: Abdülaziz döneminde dünyanın 3. büyük

    deniz gücü olmuştuk ama bu donanmanın sadece yıllık boya parası

    bile Denizcilik Bakanlığı'nın bütçesini aşıyordu! Abdülhamid

    "karacı" idi, kabul. Ama Atatürk de, İnönü de karacı idi. Demek ki,

    Türkiye'nin etrafı denizlerle çevrili bile olsa böylesine büyük bir

    deniz gücünü besleyebilecek ekonomik altyapısı mevcut değildi.

    Savaş gemisi alıp yeniden dışarıya bağımlı kalmaktansa Abdülhamid

    tercihini kara ve demiryollarından yana kullandı. İttihatçılar da,

    Atatürk de, İnönü de demiryoluna öncelik vermediler mi?

    Abdülhamit, Abdülaziz zamanında büyük paralarla oluşturulan donanmayı sırf tahtını korumak ve herhangi bir darbeyi engellemek için Haliç çürütüp yok etmiştir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Content Relevant URLs by vBSEO ©2011, Crawlability, Inc.