Islam Forum - Ne Olursan Ol Gel

Zurück   Islam Forum - Ne Olursan Ol Gel > Büyük İsimlerin Biyografisi > Evliya ve Ulema'nın Hayatları

Evliya ve Ulema'nın Hayatları Büyük Evliya ve İslam alimlerinin hayatları ile haklarında fikir paylaşımları

Banner Degisimi ile Beraberce Daha Fazla Kitlelere Ulasalim

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil

Fatih'in İstanbul'a atadığı ilk Belediye Başkanı Hızır Bey
Alt 01-23-2008, 19:09   #1 (permalink)
Süper İlgili Üye
 
fetih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Style: 0
 
fetih isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Üyelik tarihi: Feb 2007
Bulunduğu yer: Uzay İstasyonundan Alooooo Kimse Yokmuuuuu :)
Memleket: şimdilik dünyalı
Kan Gurubu: abrh+
Yaş: 29
Mesajlar: 1.888
Thanks: 380
Thanked 358 Times in 162 Posts
fetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adıfetih Dürüstlük onun göbek adı
Rep Puanı: 179
Referrals: 0
Fatih'in İstanbul'a atadığı ilk Belediye Başkanı Hızır Bey

Fatih’in Edirne’de bulunduğu günlerdir. Olacak bu ya şehre Acem illerinden bir âlim gelir. Evet adam bilgili, ama kibirlidir. Türkleri hor görür. Birkaç halli güç mevzuyu ısıtıp ısıtıp öne sürer ve muhataplarını küçük düşürür. Fatih bu tavırdan çok rahatsızdır. “Şu adamı susturacak biri yok mu?” der demez komutanlardan biri “Var sultanım” der, “böyle birini tanıyorum galiba?”

HIZIR ADINDA BİRİ
Hızır Bey müthiş bir hafızaya sahiptir. Esprilidir, kıvraktır, zekidir. Sözün nereye varacağını önceden kestirir ve soruya soruyla cevap verir. Zor meseleleri basite indirger ve çok güzel misallendirir. Sadece fakih değil ediptir, şairdir. Eh Nasreddin Hoca gibi bir dehanın torunudur o.
Hızır Beyin en büyük şansı Molla Fenari gibi bir rahle arkadaşı ve Molla Yegân gibi bir hocası olmasıdır. Molla Yegân onu çok sever, nitekim biricik kızını vererek damat edinir kendine.

Gelelim hikâyemize. Acem âlimi kazandığı küçük zaferlerin sarhoşluğu ile daha büyük, daha çok ses getirecek münâzaralara hazırlanır. Hatta Padişahın huzuruna çıkar ve rakip diler. Fatih, bu kez hazırlıklıdır. Umursamaz tavırlarla etrafına bakar ve güya ilk gözüne ilişen askere (bu aslında Hızır Bey’dir) meydanı gösterir. Acem karşısına çıkarılan genç sipahiye bıyık altından güler. Belki “Sen git, abilerin gelsin” demez, ama öyle demeye getirir. Ancak Hızır bey onun suâllerini rahatlıkla cevap verir. Vakit ilerledikçe kibirli Acem’i ter basar. Sultana hitaben, “Ben bunca diyar gezdim, şunca meclise katıldım” der “ama böylesini ne gördüm, ne de işittim”

Lâkin Hızır Bey’in elinden kurtulmak kolay değildir öyle. “Şimdi sıra sende!” deyip onlarca ince ilimden, onlarca müşgül mesele sorar ki adamcağız dut yemiş bülbüle döner. Acem Fatih’in önüne gelir “Bu çocuğun kıymetini bil!” der ve süklüm püklüm meclisi terkeder.

Fatih onun kıymetini zaten bilir. Hızır Bey’i imparatorluğun merkezine (İstanbul’a) kadı yapar. O devir kadıları beldenin meseleleri ile de ilgilenirler, şehreminidirler. Yanisi şu ki belediye başkanıdırlar.
Fatih, Hızır Bey’le sıkça buluşur. Onun feyizli sohbetlerini içercesine dinler. Devlet işlerini istişare eder. Birbirlerini abi kardeşten öte severler. Hatta Sultan onu sarayında görmek ister. Enderundan güzel bir yer ayırır. Ama Hızır bey kuytulardan hoşlanır. Anadolu yakasında kuş uçmaz kervan geçmez bir köşeye yerleşir ki, burada şekillenen köy adını ondan alır. Kadıköy!

İBRETLİ DAVA
Hızır Bey yorucu bir günün ardından gitme hazırlığı içindedir. Ancak kapı önünde dolaşan tedirgin gölgenin farkına varır. Birisi eşikte eyleşmekte gidip gidip dönmektedir. Mübârek ansızın kapıyı açar “Buyurun!” der. Adamcağız yakalanmışlığın pişmanlığı ile girer içeri. Kılık kıyafetine bakılırsa Hıristiyan tebâdan biridir. Ancak yüce veli onu güler yüzle karşılar, yer gösterir. Hatta bakar hâlâ mütereddit elceğizi ile cezve sürer mangala. Adamcağız fincanı zor tutar zira eli kolu sarılıdır. Hızır bey sorar:
-Eline n’oldu?
-Kırdırdılar efendim.
-Kim kırdırdı?
-Sultanımız!
-Öyle bir hakkı var mıymış?
-Bilmiyorum efendim.
-Mevzû ne peki!
-Ben mimarım efendim. Evet, Sultanımıza kubbeleri Ayasofya’dan geniş ve yüksek bir cami yapabileceğimi vaâd ettim ama...
Hızır Bey gerisini dinlemez. Adamlarına “Gidin getirin” der “Şunu!”
Mimarın dudakları uçuklamak üzeredir. “Getirin şunu” dediği üç kıtaya yayılan bir imparatorluğun hünkârıdır. Halbuki Avrupa’da derebeyleri bile yargılanamaz. Hele böyle akşamın alacasında apar topar mahkemeye çekmek kimin haddine.

SEN MURAT OĞLU MEHMED!
Çok geçmez Fatih adamlarıyla görünür. Sanki o gül yüzlü Hızır Bey gitmiş yerinde başkası peydahlanmıştır. Çehresi gergindir, devlet erkânını eşikte durdurur. “Siz şurada bekleyeceksiniz!” der, Fatih’e kapıyı gösterir: “Sen gir içeri!” Bu ne heybettir ya Rabbi! Sultan Mehmed’in benzi solar. Dizleri tutmaz olur. Sedire doğru yönelir, tam oturmak üzeredir ki Hızır Bey azarlayan bir ses tonuyla “Oturma! Madem ki hasmın ayakta, sen de ayakta durmalısın!”
Ve silbaştan meseleyi dinler. Görünüşe bakılırsa Fatih haklıdır. Padişah “Olacak şey mi yani?” der, “Bu adam sırf taâssubuna yenildiği için inşaatımızı baltaladı. Binbir zorluk ve onca masrafla taa Mısır’dan getirttiğimiz sütunları budadı ve Ayasofya’dan daha geniş ve yüksek bir kubbe nasip olmadı bize. Halbuki anlaşmamıza göre...”
Hızır bey orasını hiç dinlemez. “İnşaat ayrı bir dava konusu” der, “Şimdi söyle bakalım! Sen Murat oğlu Mehmed, bu zımminin elini kırdırdın mı, kırdırmadın mı?
Sultan gözlerini yere diker.
-Efendim inanın ben buna “elin kırılsın!” dedim, adamlarım “eli kırılsın!” anlamışlar.
-Peki bu elin vebâli kimedir?
Fatih cevap vermez, başını önüne eğer. Çocuk gibi dudaklarını ısırır. Hızır Bey kitabı kapar, hükmü açıklar.
-Şimdi sana kısas lâzım. Bileğini kırdırsam gerek.
Padişah gayri ihtiyari eline bakar, kararlı bir ifadeyle fısıldar “Buna hazırım!”

Mimar ağlamaklıdır. “Sakın ha!” diye bağırarak Fatih’in önüne geçer. “Ben davamdan vazgeçtim!” Eh Fatih de altında kalmaz tabii, ona ömrü boyu yetecek kadar dünyalık verir. Netice tatlıya bağlanır.

Fatih Hızır Bey’e hassaten teşekkür eder. “Adaletine hayran kaldım!” der. Sonra kaftanının altındaki kılıcı gösterir ve “Eğer” der, “Bana farklı muamele yapaydın, inan seni doğrardım!”

Hızır Bey, mânâlı mânâlı gülümser, “Eğer” der, “Sen dahi sultanlığına güvenip iltimas isteseydin...” Cümlesini tamamlamaz, hatta başladığına pişman olur. Tam “Neyse” deyip, dönecektir ki pelerininin altından fırlayan iki aslan Sultan’ın karşısına dikilir, öfkeli öfkeli eşinirler. Sonra öyle bir kükrerler ki Fatih’in dudakları uçuklar.

Genç Sultan Hızır Beyin ilmini iyi bilir, ama hâl ehli olduğunu orada öğrenir. O günden sonra eşiğine baş koyar ve kazanır.
Peki Mimar mı? Adamcağız şaşkına döner. Ağlamakla gülmek arasında gelir gider. Şimdi rüzgara tutulan yaprak gibidir. “Vallahi kırılan koluma seviniyorum” der, “bana yolumu gösterdi!” Oracıkda Kelime-i Şehadet getirir ve Hızır Bey’e talebe olur.
__________________
[SIGPIC][/SIGPIC]
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Türk / Islâm âlimleri alptraum Tarihi Bilgiler 77 04-12-2008 23:32
Hizir'in Hayatta Olduğuna Inanmak Bid'attir hanif_bir_kul Genel Islam Konular 4 09-09-2007 22:47
Fatih Sultan Mehmet "ÇİL€" Tarihi Bilgiler 9 08-07-2007 15:55



WEZ Format +3. Şuan Saat: 15:23.


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Ad Management by RedTyger