19.06.2007, 11:29
|
#41 (permalink)
| | AMEL-İ SALİH
bcetin811 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 27.09.2006 Bulunduğu yer: Hayatın içinden Yaş: 27 Mesajlar: 1.471 Tesekkür Etti: 0
12 Kunu Icin 13 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 33 | Başlığı okuyunca acaba dedim Cuma namazını kılarken hatalımı kılıyoruz?
Cerir kardeşim bence yazının başlığı "Cuma namazındaki hatalar" değilde "Cuma namazını terk edenlerin sonu" şeklinde açılsaydı daha isabetli olurdu diye düşünüyorum..Selametle güzel kardeşim!..
__________________ "Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe ererdi". (İmam-ı Azam) | |
| |  | |  |
19.06.2007, 11:41
|
#42 (permalink)
| | Yeni Üye
CeRiR-üL MeHDi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.04.2007 Yaş: 25 Mesajlar: 43 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Binlerce futbol izleyicisinin Cuma namazına gitmeyişi
--------------------------------------------------------------------------------
Sayıları yüzbinlere ulaşan futbol izleyicisi, müezzinin, kendilerini namaza çağırdığı Cuma saatinde stadyumlarda bir araya gelmektedir. Akılları durmuş, duyguları ölmüş bu insanların, kendilerini Cumaya çağıran müezzinin davetine koşmaları ne mümkün!? Bir de bu aymazlık ne adına yapılıyor? Çeşitli spor takımlarına olan çirkin taassup adına! Biri o takımı, biri bu takımı tutuyor, hatta bir ailenin bireyleri dahi kendi aralarında gruplaşarak farklı takımları destekliyorlar. İş sadece bu takımların desteklenmesiyle kalmıyor, yenilen takım taraftarlarının, galip takım taraftarlarını küçümsemesine, onlarla alay etmesine kadar varıyor. Sokaktaki sevinç turlarının ardından, iki takım taraftarları arasındaki kavga ve çatışma, nihayet yüzlerce kişinin yaralanması veya ölmesiyle son buluyor.
Bu durumun İslam ümmetine faturası ise, ümmetin, düşmanlara karşı yürütülen mücadeleden, ümmetin geleceğiyle ilgili önemli meselelere çözüm getirme faaliyetlerinden alıkonması, büyük servet ve zaman harcamak suretiyle, İslam ümmetinin, sahip olduğu şeref ve izzetinin ortadan kaldırılmasıdır. Halbuki İslam ümmeti bu enerjisini yararlı işlerde ve endüstride harcamış olsaydı, bugün, çeşitli sahalarda ileri ülkelerin arasında yer almış olabilirdi.
“Siyonist Bilgeler Protokolü”nün onüçüncüsünde yer alan şu ifadeler de, buraya kadar anlattıklarımızı destekler mahiyettedir: “...Halkların, önlerinde ve arkalarında ne olduğunu, kendilerinden ne istendiğini bilmeden sapıklık içinde kalmaları için, bu insanların zihinlerini keyif ve eğlence vesileleriyle, komedi programlarıyla, çeşitli spor türleriyle; zevk ve şehvete hitap eden lehviyatla, şatafatlı villaların ve gösterişli binaların sayısını artırmak suretiyle meşgul etmeye, arkasından da basının, sanatsal faaliyetlere ve spor karşılaşmalarına daha fazla yer vermesini temine çalışacağız...”
Görüyor musun müslüman kardeşim, düşmanların sana ne yapmak istiyor? Senin sapıklık içinde kalmanı ve ebediyete kadar ışıktan mahrum olmanı istiyorlar.
__________________ HER SAADET MENSUBU MİLLİ GÖRÜŞ ERİDİR. BİZİM MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEK DEĞİL... DERİDİR... | |
| |  |  | |  |
19.06.2007, 11:42
|
#43 (permalink)
| | Yeni Üye
CeRiR-üL MeHDi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.04.2007 Yaş: 25 Mesajlar: 43 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Gezmek ve dolaşmak sebebiyle Cuma namazına gitmemek
--------------------------------------------------------------------------------
Gezmek ve dolaşmak sebebiyle Cuma namazına gitmemek
Kendilerini Müslüman addeden pekçok kimse, son zamanlarda, Cuma günlerinde, bilinçli olarak kara veya deniz seyahatlerine çıkmakta ve bu mübarek günü, ibadet etmek, namaz kılmak, sadaka vermek, zikir çekmek gibi Kur’an ve Sünnete uygun şeylerle ihya etmek yerine, bu mukaddes günde müzik dinlemekte, coşup eğlenmekte, içki içmekte ve insanın değil irtikap etmek, ağzına bile almaktan utanç duyacağı birtakım rezaletleri işlemektedirler.
Bazı ülkelerde, düğün zamanlarında, düğün yemeği hazırlama bahanesiyle pek çok kimsenin Cuma namazına iştirak etmediğine bizzat tanık oldum. Büyük bir ihtimalle, gelenek görenek yüzünden Cuma’ya iştirak edemeyen bu kimselerden bazıları da cami müdavimleridir.
__________________ HER SAADET MENSUBU MİLLİ GÖRÜŞ ERİDİR. BİZİM MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEK DEĞİL... DERİDİR... | |
| |  |  | |  |
19.06.2007, 11:43
|
#44 (permalink)
| | Yeni Üye
CeRiR-üL MeHDi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.04.2007 Yaş: 25 Mesajlar: 43 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Hakkında Kur’an ve Sünnetten delil olmayan şartlar ve kayıtlar sebebiyle Cuma namazın
--------------------------------------------------------------------------------
Hakkında Kur’an ve Sünnetten delil olmayan şartlar ve kayıtlar sebebiyle Cuma namazına gitmemek
Bazı insanlar da, ‘belirli bir sayıya ulaşma şartı’ gibi, Kuranda ve Sünnette yeri olmayan bir takım şartlara inandıkları için Cuma namazına gitmemektedir. Bu sayının ne olacağı hususunda 15 farklı kanaat bulunmaktadır. Bu görüşe sahip olan insanların ileri sürdükleri yegane delil ise, naklettikleri “ Peygamberle (sallallahu aleyhi ve sellem) birlikte Cuma namazına gelenlerin sayısı şu kadardı” şeklindeki sözdür. Bu, (bir rivayetten) nasıl delil çıkarılması gerektiğini bilen kimsenin kabul edemeyeceği batıl bir istidlaldir. Eğer bu istidlal doğru olsaydı, sahabenin, diğer namazlarda Peygamberle (sallallahu aleyhi ve sellem) birlikte olmalarının da, (sözkonusu namazın) sayısal şartı için bir istidlal anlamı taşıdığına hükmetmek gerekirdi. Rafizi mezhebinde olduğu gibi, bazı kimseler de, “imamın adil olması” şartı bulunduğuna inandıkları için Cuma namazını kılmamaktadırlar. Tutar tarafı olmayan bu görüşle ilgili olarak imam Şevkani şöyle demiştir: (Ben de derim ki,) bu şartın varlığını destekleyen ilmi bir görüş yoktur. Hatta bu konuda sadece Peygamberden (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet edilenler değil, selef-i salihinden yapılan rivayetler de sıhhatli rivayetler değildir. Artık bu hususta kim lafı daha fazla uzatırsa uzatsın, bu konuda kesinlikle daha yararlı şeyler ortaya koyamayacaktır. Biz de aslı astarı olmayan şeylere cevap vermek için kendimizi yormayacağız. Belki bu konuda şunları söylemek yeterli olacaktır: Bu, Şeriate ait olmayan sözlerdendir. Ona ait olmayan bütün sözler de merduddur. Yani, söyleyene geri iade edilir ve yüzüne çarpılır.
Bazıları ise, Cuma namazının kabul olması için “Cami (kapsamlı) Şehir” şartını ileri sürmektedir. Ancak bu şartı ileri sürenler de kendi aralarında ihtilafa düşmüşlerdir. Bir kısmı bu kavramı, “İçinde, Şer’i kuralları ve hükümleri uygulayan bir yönetici ve kadı bulunan belde” olarak anlamış; bazısı ise bunu “İçinde yolları, çarşı-pazarı, zalime karşı mazlumu koruyan idarecisi ve çeşitli mevzularda danışılabilecek bir alimi bulunan belde” şeklinde yorumlamışlardır.
Bütün bu açıklamaların Kur’an’da ve Sünnet’te yeri olmadığı gibi, sahabenin, tabiinin ve tebe-i tabiinin Emevi ve Abbasi Dönemlerinde Cuma namazını terk ettiklerine dair herhangi bir delil de sabit olmamıştır. Halbuki bilindiği gibi, bu iki dönem idarecilerinin tümü, ne ‘adalet’ kriteri ne de ‘mazlumu zalimin elinden kurtarma’ ilkesi bakımından mükemmel insanlar değildi.
Yine söz konusu şarta, sadece şart olduğu için değil, “uygun olacağı için” riayet etmek gerektiğini gösteren herhangi bir delil de bulunmamaktadır. Doğrusu şu ki, Cuma namazı meselesi suistimale fazlasıyla açık hale getirilmiş ve insanı şaşırtacak ölçüde tuhaf yorumlara konu yapılmıştır.
Gerçek şu ki, Cuma namazı Allahu Teala’nın farz kıldığı ibadetlerden bir ibadet, İslam şearinden bir şiar, namazlardan bir namazdır. Her kim Cuma namazı için geçerli olan şeyleri diğer namazlar için de geçerli saymazsa, bu konuda anlatacağı şeyler dinlenmez, dinlenirse bile ancak delil ile anlattığında dinlenir. Ancak bir fark, diğerlerinin aksine Cuma namazında hutbenin bulunuşudur. Hutbe de, kulların nasihat aldıkları bir tür vaazdır. Şu halde, bir mekanda yalnızca iki adam varsa, biri hutbe irad eder, diğeri de onu dinler, daha sonra da kalkıp birlikte Cuma namazını eda ederler.
Burada, sayıları milyonları bulduğu halde, oturdukları köylerde kadı, yol, çarşı-pazar gibi unsurlar olmadığı için Cuma namazının kendilerine farz olmadığını zanneden birçok Müslümanın -özellikle de Hint kıtasındakilerin-, bu davranışlarıyla hataya düştüklerini belirtmek gerekir. Bundan daha şaşırtıcı olansa, İslam davetinde Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) kullandığı metod için kendilerine başvurulan sözde davetçilerin bizzat bu çirkin davranışı (Cuma namazını terk etme davranışını) sergilemeleridir. Muhaddis Şeyh Ebu Tayyib Muhammed Şemsu’l-Hak el-Azim Abadi’nin (ölüm: 1329 hicri), son zamanlarda yayınlanan ve yukarıda zikredilen kimselere reddiye mahiyetinde yararlı bir risalesi vardır. Abadi, “Köylerde Cuma namazı kılmanın farz oluşunu kanıtlayan değerli araştırmalar” adını verdiği bu risalesinin son kısmında şöyle demektedir: “İslam dininin en önemli şiarlarından olan Cuma namazının kılınması –ki farziyeti kesin bir nasla sabittir” şehirlerde, kasabalarda ve köylerde mutlaka gereklidir. Cuma namazını, zanni bir delil olmaktan öteye geçemeyen ve sadece birer yorumdan ibaret olan Kerhi ve Belhi’nin yorumlarına dayanarak terk etmek, akıl noksanlığının ve iman zaafının bir delilidir.
__________________ HER SAADET MENSUBU MİLLİ GÖRÜŞ ERİDİR. BİZİM MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEK DEĞİL... DERİDİR... | |
| |  |  | |  |
19.06.2007, 11:44
|
#45 (permalink)
| | Yeni Üye
CeRiR-üL MeHDi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.04.2007 Yaş: 25 Mesajlar: 43 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Cuma namazının sevabını azaltan hatalar - Cuma namazına erken gelmemek
- Cuma namazına gelmeden önce yıkanmamak, güzel kokular sürünmemek, dişleri misvaklamamak
- Cuma hutbesi verilirken konuşmak ve hatibi dinlememek
(Cuma günü imam hutbe okurken, cemaate su dağıtmak, teberru toplamak için kutu dolaştırmak, birbiriyle konuşmak, tespih çekmek, Kuran-ı Kerim okumak, selam almak, aksırana “Yerhamukellah” demek, uyumak, imama veya kıbleye arkasını dönmek, küçük taşlar, tespih ve sairelerle oynamak, cami içinde oturmakta olan insanların üzerlerine (omuz ve sırtlarına) basarak ilerlemeye çalışmak ve bu esnada insanlara eziyet etmek, ayakları dikip karna yapıştırmak, sonra da elbiseyle bacakları örtmek veya ellerle ayakları sararak oturmak)
1- Evs bin Evs (r.a), Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dediğini rivayet etmektedir:
( مَنْ غَسَّلَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَ اغْتَسَلَ وَ بَكَّرَ وَ ابْتَكَرَ وَ مَشَى وَ لَمْ يَرْكَبْ وَ دَنَا مِنَ اْلإِمَامِ وَ اسْتَمَعَ وَ لَمْ يَلْغُ كَانَ لَهُ بِكُلِّ خُطْوَةٍ أَجْرُ سَنَةٍ صِيَامِهَا وَ قِيَامِهَا )
« Her kim Cuma günü güzelce boy abdesti alırsa, erkenden camiye gelirse, camiye giderken bineğe binmeden yaya olarak yürürse, imama yakın oturup konuşmadan sessiz bir şekilde hutbeyi dinlerse, her adım için bir sene oruç tutmuş ve namaz kılmış kadar sevap kazanır » 2- Ebu Hureyre’den (r.a) rivayete göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
( إِذَا كَانَ يَوْمُ الْجُمُعَةِ وَقَفَتِ الْمَلاَئِكَةُ عَلَى بَابِ الْمَسْجِدِ يَكْتُبُونَ اْلأَوَّلَ فَاْلأَوَّلَ ، وَ مَثَلُ الْمُهَجِّرِ كَمَثَلِ الَّذِي يُهْدِي بَدَنَةً ، ثُمَّ كَالَّذِي يُهْدِي بَقَرَةً ، ثُمَّ كَبْشًا ثُمَّ دَجَاجَةً ثُمَّ بَيْضَةً ، فَإِذَا خَرَجَ اْلإِمَامُ طَوَوْا صُحُفَهُمْ يَسْتَمِعُونَ الذِّكْرَ )
« Cuma günü geldiğinde, melekler caminin kapısında dururlar ve gelenleri öncelik sırasına göre kaydetmeye başlarlar. Camiye ilk gelen kişi, hedy kurbanı olarak deve, ikinci gelen inek, sonraki koç, daha sonraki tavuk kesmiş gibi sevap alır. Bunun da arkasından gelen yumurta sunmuş gibi sevab kazanır. İmam hutbeye çıktığında, melekler defterlerini dürerler ve zikre (hutbeye) kulak verirler » 3- Selman’dan (r.a) rivayete göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
( مَنِ اغْتَسَلَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَ تَطَهَّرَ بِمَا اسْتَطَاعَ مِنْ طُهْرٍ ثُمَّ ادَّهَنَ أَوْ مَسَّ مِنْ طِيبٍ ثُمَّ رَاحَ فَلَمْ يُفَرِّقْ بَيْنَ اثْنَيْنِ فَصَلَّى مَا كُتِبَ لَهُ ، ثُمَّ إِذَا خَرَجَ اْلإِمَامُ أَنْصَتَ غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَ بَيْنَ جُمُعَةِ اْلأُخْرَى )
« Her kim Cuma gününde yıkanır, elinden geldiği kadar temizlenir, yağlanır veya koku sürünür, sonra da camiye gelip iki kişinin arasını ayırmadan kendine takdir olunan namazı eda eder ve imam hutbeye çıktığında da konuşmayıp imamı dinlerse, o anından öbür Cuma’ya kadarki zamanda işleyecek olduğu bütün günahları bağışlanır. » 4- Ebu Hureyre’den (r.a) rivayete göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
( إِذَا قُلْتَ لِصَاحِبِكَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ: أَنْصِتْ – وَ اْلإِمَامُ يَخْطُبُ- فَقَدْ لَغَوْتَ )
« Eğer arkadaşına Cuma günü imam hutbede iken “Sus!” dersen, sen de lüzumsuz konuşmuş olursun »
Bir başka rivayette ise şöyle demiştir:
( وَ مَنْ لَغَا فَلاَ جُمُعَةَ لَهُ )
« Her kim (hutbe okunurken) konuşursa, o kimsenin Cuması olmaz » Tahric
Bu hadisler de göstermektedir ki, Cuma namazının büyük bir sevabı vardır. Kim bu namazı şartlarına, adabına ve sünnetlerine riayet ederek eda ederse kendisine sırayla şu mükafatlar vardır:
a. Evden camiye kadar, attığı her adım için tamamıyla bir senelik namaz ve oruç sevabı.
b. Mescide erken gelme sırasına göre, hedy kurbanı olarak erkek veya dişi deve, inek, koç, tavuk kesme sevabı ve yumurta sevabı.
c. Bulunduğu andan bir sonraki Cuma namazına kadarki zamanda işleyeceği günahlarının affedilmesi. Bazı rivayetlerde ise bu süre, üç gün daha fazla olarak ifade edilmiştir.
d. Kiramen katibin melekleri dışındaki meleklerin, bu kişinin kıldığı namazın sevabını ellerindeki defterlere yazmaları.
Ne yazık ki pek çok kimse, ya tembellikleri ya da cehaletleri ve Peygamberinin (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnet’inden uzak olmaları sebebiyle, Cuma namazındaki bu muazzam sevabı ve büyük fazileti kaçırmaktadır.
__________________ HER SAADET MENSUBU MİLLİ GÖRÜŞ ERİDİR. BİZİM MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEK DEĞİL... DERİDİR... | |
| |  |
19.06.2007, 11:46
|
#46 (permalink)
| | Yeni Üye
CeRiR-üL MeHDi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.04.2007 Yaş: 25 Mesajlar: 43 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Alıntı: bcetin811 Nickli Üyeden Alıntı
Başlığı okuyunca acaba dedim Cuma namazını kılarken hatalımı kılıyoruz? Cerir kardeşim bence yazının başlığı "Cuma namazındaki hatalar" değilde "Cuma namazını terk edenlerin sonu" şeklinde açılsaydı daha isabetli olurdu diye düşünüyorum..Selametle güzel kardeşim!.. | Yazıları word geçirdiğimden okuyamadım...Bu kitaptaki başlığa göre yazdım..Af buyurun...
__________________ HER SAADET MENSUBU MİLLİ GÖRÜŞ ERİDİR. BİZİM MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEK DEĞİL... DERİDİR... | |
| |
19.06.2007, 12:10
|
#47 (permalink)
| | AMEL-İ SALİH
bcetin811 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 27.09.2006 Bulunduğu yer: Hayatın içinden Yaş: 27 Mesajlar: 1.471 Tesekkür Etti: 0
12 Kunu Icin 13 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 33 | Kardeşim yeri gelmişken bende Cuma namazı içerisindeki duyduğum bir rahatsızlıktan bahsetmek istiyorum..Bazı kardeşlerim namaz kılarken kendilerini o kadar kaptırıyorlar ki sureleri içinden değil, sesli bir şekilde okumaya başlıyorlar..Hal böyle olunca sizde o sırada okuduğunuz süreyi karıştırıyorsunuz ve tekrar başlamak zorunda kalıyorsunuz..
Böyle bir durumla karşılaştığım anda yanımdakini istemeden de olsa uyarmak zorunda kalıyorum..Sizinde aklınızda bulunsun..Selametle!..
__________________ "Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe ererdi". (İmam-ı Azam) | |
| |  | |  |
19.06.2007, 12:16
|
#48 (permalink)
| | Yeni Üye
CeRiR-üL MeHDi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.04.2007 Yaş: 25 Mesajlar: 43 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Cuma namazının ilk sünneti meselesi
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Cuma günü evinden ayrılır, mescitte minbere çıkar, arkasından müezzin ezan okurdu. Ezan bittiğinde Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hutbe irad etmeye başlardı.
Eğer Cumanın farzından önce sünnet bir namaz olsaydı, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), sahabelere, ezandan sonra bu namazı kılmalarını emreder ve kendisi de bunu uygulardı. Ancak, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında, hatibin hutbe irad etmesinden önce sadece ezan okunurdu. Eğer, ‘Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), hutbe irad ederken içeriye giren kimseye iki rekat namaz kılmasını emretmiştir’ dersen, ben de derim ki: Bu kılınan iki rekatlık namazlar tahiyyetul Mescid namazıdır. Çünkü mescide gelen kişi, bu namazı henüz kılmamıştı ve Peygamber de (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine, “Kalk, iki rekat namaz kıl” demişti.
Buhari’nin Sahih’inde Cabir’den (r.a) rivayet edildiğine göre, bir adam, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hutbe irad ederken mescide girmiş, peygamber kendisine “Filan! Namaz kıldın mı?” diye sormuş, adam “Hayır” deyince de, “O halde kalk ve namaz kıl” buyurmuştur.
Aişe’den (r.anha) “Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Cuma namazından önce evde iki rekat namaz kılardı” lafzıyla merfu olarak nakledilen rivayet uydurmadır. Eğer “Cuma namazı, kısaltılmış öğlen namazıdır, dolayısıyla onun da ilk sünneti vardır” diyecek olursan, ben de derim ki: Bu söz araştırmadan uzaktır ve şu nedenlerden dolayı da yanlıştır:
a. Namazların şeriyyeti hususunda kıyasta bulunmak caiz değildir.
b. Ne Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) kavli ve fiili sünnetinde, ne de hulefa-i raşidinden yapılan rivayetlerde Cumanın ilk sünnetiyle ilgili olarak herhangi bir şey sabit olmamıştır.
c. Cuma namazı, cehri oluşu, rekat sayısının iki oluşu ve hutbesinin bulunması gibi yönlerden öğlen namazından ayrı, müstakil bir namazdır.
d. Buhari, Sahih’inde , İbn Ömer’den rivayetle şöyle demiştir: ‘Peygamberle (sallallahu aleyhi ve sellem) birlikte, öğleden önce iki, öğleden sonra iki, akşamdan sonra iki, yatsıdan sonra iki ve Cuma’dan sonra iki rekat namaz kıldım.’ Talik Bu, sahabeye göre Cuma namazının, öğle namazından farklı olduğunun bir delilidir. Eğer öyle olmasaydı, yukarıdaki hadiste, öğle namazının şumülüne dahil olacağı için “Cuma” lafzını ve “Cumadan sonra iki rekat vardır” sözünü söyelemezdi. Bu da, Cuma’dan önce sünnet namazın olmadığını göstermektedir.
Bundan dolayı, imamların büyük çoğunluğu Cuma’dan önce vakti ve rekat sayısı belirlenmiş bir sünnet olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir. Zaten böyle bir şey, ancak Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) kavli veya fiiliyle sabit olurdu, halbuki bu hususta kendisinden herhangi bir kavli veya fiili sünnet varit olmamıştır. Bu, aynı zamanda, İmam Malik, Şafii ve arkadaşlarının da görüşüdür. Ahmed bin Hanbel’in mezhebinde de meşhur olan görüş bu yöndedir.
__________________ HER SAADET MENSUBU MİLLİ GÖRÜŞ ERİDİR. BİZİM MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEK DEĞİL... DERİDİR... | |
| |  |  | |  |
19.06.2007, 12:18
|
#49 (permalink)
| | Yeni Üye
CeRiR-üL MeHDi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.04.2007 Yaş: 25 Mesajlar: 43 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Cuma namazından sonra öğle namazının kılınması Cuma namazından sonra öğle namazı kılmak caiz değildir. Zira malum olduğu üzere Allah Teala, kullarına, bir vakit içerisinde iki farz namazını aynı anda şart koşmamıştır. O halde, her kim, içinde Cuma namazı kılınan bir cami veya mescitte bulunuyorsa, Cuma namazını mutlaka orada cemaatle kılmalıdır. Bununla birlikte, bazı şartlar yerine gelmediği için Cuma namazının geçersiz olduğunu düşünüyorsa, bu durumda Cuma namazını kılması caiz değildir. Çünkü bu,–yanlış da olsa- söz konusu kişinin düşüncesine göre meşru olmayan batıl bir ibadete başlamak demektir. Bu da Allahu Teala’ya bir isyandır. Bu kişi, Cuma namazının geçersiz olduğunu bile bile bu namazı kılacak olursa, öğle namazını kılmak, onun boynunun borcu olur ve kılması gerekir. Bu kişinin, Cuma namazı kılmak için başka insanlarla cemaat oluşturması caiz değildir. Çünkü, yaptığı bu iş, kendilerinden önce Cuma namazı kılan Müslüman kardeşleri ile bu kimseler arasını ayırmak anlamına gelir. Eğer kişi, kıldığı Cuma namazının sıhhatinden eminse, bu namazdan sonra ne münferiden, ne de cemaatle ayrıca bir de öğle namazı kılması caiz olmaz. Çünkü bu uygulama ile O, dinen zaruri (bazı fakihlere göre ise kati) olduğu bilinen bir bilgiye muhalif hareket etmiş olur.
Ne sahabilerden, ne de müctehid selef imamlardan birinin, Cuma namazından sonra öğle namazı kıldıklarına dair herhangi bir rivayet bize ulaşmış değildir. İmam Şafii Bağdat’a geldiğinde, orada birçok cami ve mescit bulunmaktaydı. Ancak Ondan, Cuma namazından sonra öğle namazı kıldığına dair bir rivayet gelmemiştir. Eğer böyle bir rivayet olsaydı bile, kendisinin bu davranışı izlenecek, sünnete uygun bir tutum olmazdı. Cuma namazından sonra öğle namazını kılan kimseler, “Yaptığımız ilave, namaz gibi hayırlı bir husustadır” demek suretiyle meseleyi önemsememezlik etmesinler. Çünkü bu yaptıkları, Allahu Teala’nın öngörmediği bir ibadeti ihdas etmek anlamı taşıyacağından büyük bir tehlike arz etmektedir. Yegane şâri (kanun ve yasa koyucu) Yüce Allah’tır. Her kim, dinde yeni bir şey ihdas etmeye kalkışırsa, uluhiyet ve rububiyet konusunda kendisini Allah’a ortak yapmış sayılır. Kim de böyle bir davranışı sergileyen kimseyi onaylarsa, onu Allah’a ortak edinmiş olur. Nitekim Allah Teala şöyle demektedir:
( أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللهُ)
« Yoksa onların, dinden, Allah’ın izin vermediği şeyleri dini kaide kılan ortakları mı var? » (Şura:21)
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah’ı bir tarafa bırakan, haham ve rahipleri rabler edinen ehl-i Kitab’ı şöyle tanımlamaktadır:
( أَنَّهُمْ لَمْ يَكُونُوا يَعْبُدُونَهُمْ وَ لَكِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا أَحَلُّوا لَهُمْ شَيْئًا اِسْتَحَلُّوهُ ، وَ إِذَا حَرَّمُوا عَلَيْهِمْ شَيْئًا حَرَّمُوهُ )
« Onlar, onlara (Yahudi ve Hıristiyan din adamlarına) tapmıyorlardı. Ancak onların kendilerine helal kıldığını helal sayıyorlar, yasakladıklarını da haram kabul ediyorlardı. »
]Şeyh Muhammed Şemsu’l-Hak el-Azîm Abâdî şöyle demiştir: Cuma namazı, öğle namazının yerine geçtiğinden, Cumadan sonra ayrıca öğle namazının eda edilmesi caiz değildir. Sahabelerden, tabiinden, tebe-i tabiinden, müctehid ve muhaddis imamların hiç birisinden, Cuma namazından sonra öğle namazı kıldığı veya böyle bir namazı emrettiği yolunda herhangi bir rivayet gelmemiştir. Cuma namazından sonra öğle namazının ihtiyaten kılınması, bu namazı kılan kimseyi günahkar yapan bir bidattir. Kenzu’d-Dekaik adlı eserin şerhi niteliğindeki el-Bahru’r-Raik’ta da görüldüğü üzere, söz konusu bidati, Hanefilerin müteahhir ulemasından bazıları çıkartmıştır.[
__________________ HER SAADET MENSUBU MİLLİ GÖRÜŞ ERİDİR. BİZİM MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEK DEĞİL... DERİDİR... | |
| |  |  | |  |
19.06.2007, 12:18
|
#50 (permalink)
| | Yeni Üye
CeRiR-üL MeHDi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 08.04.2007 Yaş: 25 Mesajlar: 43 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Cuma namazının farzından sonraki sünnet namazlarında işlenen hatalar
--------------------------------------------------------------------------------
Nafi’ bin Cubeyr, Nemr’in kızkardeşinin oğlu Saib’e birini göndermiş ve Muaviye’nin, kendisinde tanık olduğu namazla ilgili bir hususu sormuş, O da şöyle bir cevap vermiştir: “Evet, maksurada (camiye ait, kısmen kapalı küçük bölme) Cuma namazı kıldım. İmam selam verdiğinde, olduğum yerde kalktım ve yeniden namaz kıldım. O sırada içeriye Muaviye girdi ve biri aracılığıyla bana şöyle dedi: ‘Bu yaptığını bir daha yapma! Cuma’yı kıldıktan sonra, camiden çıkmadıkça veya konuşmadıkça bir başka namaz kılma! Çünkü Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bize, camiden çıkmadıkça veya konuşmadıkça bir namazdan sonra bir başka namaza başlamamamızı emretti.’ ”
- Abdullah bin Ömer, Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) nafile namazını şöyle tanımlamaktadır: “Camiden ayrılmadıkça, Cuma namazından sonra herhangi bir namaz kılmaz, eve vardığında ise iki rekat namaz kılardı.”
Geçen iki hadisten çıkan sonuçlar şunlardır:
62/1: İki namaz arasına, konuşma veya bulunulan mekandan ayrılma gibi fasılalar girse bile, farz namazları ile nafile namazların arasını açmayı özellikle teşvik etmek ve bu iki namazı birbiri arkasından kılmamak.
Bulunulan mekandan ayrılmanın en güzel şekli, camiden ayrılıp eve gitmektir. Zira bu, bizzat Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) bir uygulamasıdır. Pek çok hadiste, nafile namazları evlerde kılmaya teşvik vardır. Şu hadislerde olduğu gibi:
( إِذَا قَضَى أَحَدُكُمُ الصَّلاَةَ فِي مَسْجِدِهِ فَلْيَجْعَلْ لِبَيْتِهِ نَصِيبًا مِنْ صَلاَتِهِ ، فَإِنَّ اللهَ جَاعِلٌ فِي بَيْتِهِ مِنْ صَلاَتِهِ خَيْرًا )
«Sizden biriniz, namazı camide (veya mescidde) kılarsa, namazından evinin nasibini ayırsın. Çünkü Yüce Allah, bu kişinin namazından, evi için de hayır tahsis etmiştir.»
( صَلاَةُ الْمَرْءِ فِي بَيْتِهِ أَفْضَلُ مِنْ صَلاَتِهِ فِي مَسْجِدِي هَذَا إِلاَّ الْمَكْتُوبَةَ )
« Kişinin evinde kıldığı namaz, farzlar hariç, benim bu mescidimde kıldığı namazdan daha efdaldir. »
62/2: Burada şu hususa da işaret etmek gerekir:
Cumanın farzından sonra kılınan sünnet namazla ilgili olarak söylenen, “Eğer camide kılarsa dört, evde kılarsa iki rekat kılar” şeklindeki sözün dayandığı herhangi bir temel yoktur. Bu hususta doğru olan, Buhari ve Müslim’de geçen şu meşhur hadistir:
( أَفْضَلُ صَلاَةِ الْمَرْءِ فِي بَيْتِهِ إِلاَّ الْمَكْتُوبَةَ )
« Kişinin kıldığı en faziletli namaz, farzlar hariç, evinde kıldığı namazdır. »
Özetlemek gerekirse, eğer kişi, Cuma namazından sonra camide iki ya da dört rekat namaz kılacak olursa bu caizdir. Ancak yukarıdaki sahih hadise göre iki ya da dört rekatlık bu namazı evinde kılacak olursa, bu daha da sevaplıdır.
__________________ HER SAADET MENSUBU MİLLİ GÖRÜŞ ERİDİR. BİZİM MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEK DEĞİL... DERİDİR... | |
| |  | | Seçenekler | | | | Stil | Normal |
Yetkileriniz
| Konu Acma Yetkiniz Yok Cevap Yazma Yetkiniz Yok Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok HTML-Kodu Kapalı | | | | WEZ Format +2. Şuan Saat: 01:35. | | |