 | |  |
26.10.2006, 13:25
|
#11 (permalink)
| | Yeni Üye
warchild isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 26.10.2006 Yaş: 38 Mesajlar: 5 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Anlattığınız şehrin oluşma ihtimali elbette oldukça düşüktür.Ancak şunu kavrayınız ki tek hücreli canlıların oluşumu ile tuğlanın oluşumunu,türlerin evrimi ile de şehir inşasını özdeşleştirmek bilimle alakası olmayan bir benzetmedir.Bu da sizin bilimle aranızın ne kadar açılmış olduğunu bariz bir şekilde ortaya koymaktadır.
Ayrıca size bu imkansız şehrin oluşmasından daha imkansız bir hikaye anlatacağım: "And olsun ki, biz insanı süzme çamurdan yarattık. Sonra da onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik, derken o kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Ve sonra onu başka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir." (Mü'minün, 12-16 ayetler.) " Size bir yerlerden tanıdık gelmeli bu
Ayrıca akıllı tasarımı bana savunmayınız lütfen.Maddi evrenin kendi dışındaki bir güç tarafından bilinçli bir şekilde yaratıldığı fikri, aklı evrime yatan ve bu konudaki bilimsel açıklamaları kabul eden kesim için bile ikna edici görünebilir. Kutsal kitaplardan alınma yaratılış fikrinin okullardaki bilimsel ders kitaplarına sokulmasının uygun olmayacağını düşünen pek çok kişi için bile, evrenin tasarlanmış olduğu ve evrende bu konuda deliller bulunduğunu iddia eden ve argümanlarını bilimsel yaratılışçılığa göre çok daha sofistike biçimde ortaya koyan "zeki tasarım" fikirlerinin en azından ortaöğretim ders kitaplarına sokulmaya layık görülmesi mümkündür. Zaten "zeki tasarım" sözde teorileri ortaya çıkaranların da amacı budur.
Modern fiziğin ve kozmolojinin, evrenin altında tasarım ve zeka bulunduğuna dair veriler ürettiği iddialarını popüler medyada bir süredir görmeye alıştık. Benzer ifadelerin okullardaki ders kitaplarına da alınması gerektiğine dair kampanyaların yürütülmeye başlaması yakındır, hatta bazı yerlerde başlamıştır bile. Halbuki, bilim böyle bir şey ortaya çıkarmamıştır. Öğrenci velileri ve öğretmenlerin, evrimin bilimsel bir gerçek olduğu konusunda bilgilendirilmeye devam edilmesinin yanında, bilimin hiç de böyle bir "zeki tasarım" sonucu ortaya çıkarmadığına dair de bilgilendirilmeleri gerekmektedir.
İşin aslı, bilim eğer bir şey gösterdiyse, daha çok bunun tersini göstermiştir. Astronomik gözlemler, dünyanın evren içinde plajdaki bir kum tanesinden bile önemsiz bir nokta olduğunu göstermeye devam etmektedir. Yaratılmış ve insan merkezli bir evren fikrinin geçersizliği neredeyse artık kesin olarak ortaya çıkmıştır. Böyle bir ihtimalin tamamen sıfır olduğunu söylemek için henüz erken olmasına rağmen, kozmoloji ve fiziğin bugünkü göstergeleri kesinlikle böyle bir kabulü gerektirmemektedir. Dahası, maddenin hiçlikten ortaya çıkışına ve tasarım olmaksızın nasıl organize olduğuna dair bazı göstergeler yeni yeni ortaya çıkmaya ve anlaşılmaya başlanmıştır.
Evrimciler, yaşamın kompleksliğine dayanan tipik yaratılışçı argümanları çürütmeyi ve yaşamın dünyadaki ilkel koşullarda doğal süreçlerle nasıl ortaya çıkmış olabileceğini açıklamayı başarmışlardır. Bu açıklamalar rasyonel düşünen herhangi birini ikna edecek kadar başarılıdır.
Fakat dünyadaki biyolojik evrim hala daha önceden varolan parçacıklara ve fizik kanunlarına bağlıdır. Ve "zeki tasarım" savunucuları, yeni argümanlarını geliştirirken bu noktaya odaklanmışlardır. (En azından evrim gibi bilimsel bir gerçeği reddetmeye dayanmadığından, bunun diğerine göre biraz daha zararsız olduğu belki söylenebilir, fakat bu da içinde yanıltıcılık taşıdığından, bilimsel açıdan zararlıdır). İnançlı kesimin entellektüel tartışmalardaki bu geri çekilme sürecinin bu noktalara kadar gelmesi, bir açıdan sevindiricidir ve bilimsel açıklamaların teoloji karşısındaki üstünlüğünün bir başka göstergesidir.
Şimdi, bu konudaki bazı iddialara ve verilen bazı örneklere değinelim.
Örneğin, yaratılışçılar tarafından sıkça örnek olarak verilen ve DNA’nın şans eseri oluşma olasılığını 10E40000 olarak veren (Hoyle, 1981) Fred Hoyle'un yaptığı hesaplamayı ele alalım. Bu hesap doğru, fakat oldukça yanıltıcıdır. DNA tamamen şansa dayalı olarak oluşmamıştır. Şans ve doğa kanunlarının bir kombinasyonu sonucu ortaya çıkmıştır. Sadece rastlantı eseri oluşmuş olsaydı, bu hesap doğru olurdu.
Fizik kanunları şu an bildiğimiz şekilde olmasaydı, bugün bildiğimiz şekliyle yaşam 6 milyar yıl gibi bir sürede dünyada ortaya çıkamazdı. Elektron ve protonları atom çekirdeğinde bir arada tutmak için nükleer kuvvet, atom çekirdeği ve elektronları bir arada tutmak için elektromanyetik kuvvet ve bunun sonucunda ortaya çıkan atomları (madde) bir arada tutmak için de çekim kuvveti gereklidir. Bu kuvvetler ve onlar arasındaki ilişkilerin doğal sonucu olarak big bang'dan beri yıldızların merkezinde periyodik sistemde gördüğümüz değişik elementler sentezlenmiş ve süpernova patlamalarıyla bu elementler uzaya yayılmıştır. Uzayda, bu elementler çekim gücünün etkisiyle küçük gezegenler olarak bir araya gelmiştir. Sonuçta bazı yıldızların etrafındaki bazı gezegenlerde de yine aynı kuvvetlerin ve onların uzantısı olan doğa yasalarının etkisiyle biyolojik evrim başlamış ve bugün hayat adını verdiğimiz kompleks organizmalar ortaya çıkmıştır.
Son dönemlerde, yaratılışçı teologlar, hatta birkaç fizikçi, evrendeki fiziksel sabitlerin ve doğa kanunlarının hayatın ortaya çıkmasına sebebiyet verecek şekilde özel olarak ince bir şekilde ayarlanmış olduğu iddiasını dile getirmeye başladılar. (Barrow, 1986; Rolston III). eğer temel kuvvetlerin gücünde veya temel parçacıkların kütlelerinde şu anki değerlerden ufak sapmalar meydana gelmiş olsaydı evren ya tamamen hidrojenden, ya da başka bir durumda tamamen helyumdan meydana gelecekti. İki durumda da ağır elementlerin, dolayısıyla yaşamın ortaya çıkma şansı olmayacaktı. Benzer şekilde, eğer çekim kuvveti elektromanyetik kuvvetten çok daha küçük olmasaydı, yıldızlar karmaşık molekülleri ortaya çıkarmaya yetecek kadar yaşamayacaktı.
Hoyle'unkine benzer bir başka hesaplama örneği matematikçi Roger Penrose'un evrenin bildiğimiz özelliklerle ortaya çıkma olasılığını 10E10E123'te 1 olarak hesaplamasıdır. (10'un yanında 10 üzeri 123 tane sıfır). Fakat ne Penrose, ne de herhangi biri başka özelliklerle sahip farklı evren olasılıklarının kaç tanesinin başka bir tür de olsa, belli bir "hayat"a sebebiyet verebileceğini bilemez. Eğer yarısıysa, o durumda hayatın ortaya çıkma ihtimali %50 olur. Mantık yürütmelerindeki bu eksik halkayı görmeyen "zeki tasarım”cılar, evrenin antropik rastlantılar adını verdikleri özelliklerle, bilinçli olarak insanların ortaya çıkmasına yol açacak şekilde yaratıldığını öne sürdüler.
Belki evren gerçekten de bizi ortaya çıkartmak için yaratılmıştır. böyle bir olasılığı tartışmaya, - tartışma rasyonel, eleştirel ve objektif olduğu surece - itirazımız yoktur elbette. Tanrı’nın varlığına dair delil istendiğinde, inanırlar tarafından en yaygın biçimde ortaya konan argüman hala "Tüm bunlar şans eseri nasıl ortaya çıkmış olabilir?" sorusudur. Yazının başında da değindiğimiz gibi, evrim tek başına buna cevap veremez, çünkü evrim doğa kanunlarının varlığını gerektirir.
doğa yasalarının bilinçli bir yaratıcı olmadan nasıl bu şekilde olabildiğine değinmeden önce, yukarıdaki olasılık hesaplarıyla ilgili bir açıklama yapalım. Voctor J. Stenger (Stenger 1995, chapter 8) evrensel sabitlerin değerlerini rastlantısal bir dağılıma tabi tutarak, ortaya çıkabilecek değişik evren olasılıklarının yüzde kaçında belli bir maddesel kompleksliğin, dolayısıyla olası bir yaşamın ortaya çıkabileceğini hesaplamış ve elde ettiği örnek evrenlerin neredeyse tümünün (bazı istisnalar hariç), yasam adı verilebilecek belli bir kompleksliğe yol açabileceğini tespit etmiştir. Bu çalışmasında Stenger, fiziksel sabitlerin değerlerini rastlantısal olarak değiştirmiş ve her durum için atomların büyüklüğü, yıldızların ömrü, vs. gibi değişik verileri hesaplamıştır.
Bir deste iskambil kağıdını her dağıttığınızda ortaya başka bir el çıkacaktır ve bu spesifik elin çıkma olasılığını hesapladığınızda karşınıza çok küçük bir rakam çıkar. Fakat ortaya çıkacak ellerin büyük çoğunluğu, belli bir oyun için (örneğin poker) anlamlıysa, belli bir dağıtmada, bu oyun için anlamlı olan bir elin ortaya çıkma olasılığı çok yüksek olacaktır.
Dikkat edin, bu hesap, birden fazla evrenin varlığını şart koşmamaktadır, ki bu tür olasılığı dikkate alan kozmolojik teoriler de mevcuttur. Stenger'in hesabında tek bir evren vardır ve göstermeye çalıştığı, ortada evrendeki yaşamın ortaya çıkma olasılığının çok düşük olduğunu ve evrende yaşamın ortaya çıkması için ince bir ayar gerektiğini düşünmemize yol açacak geçerli bir gerekçe bulunmadığıdır.
***
Peki doğa kanunlarına ne demeli? Doğa kanunlarının varlığı, evrendeki zeki bir tasarımın kanıtı olabilir mi?
Bunu anlamak için önce "doğa kanunu" teriminin kaynağındaki önyargıyı anlamamız gerekiyor. Newton mekanik ve yerçekimini geliştirdiğinde "Tanrı tarafından doğaya yerleştirilmiş kanun" fikri Newton'un tüm düşünce biçimine yerleşmişti (içinde yetiştiği kültür tarafından empoze edilmişti). Bugün bile medyada, popüler kültürde ve hatta bazı bilim adamlarının zihninde bilim bir bakıma "Tanrı'nın düşüncelerini anlamak" biçiminde yorumlanmaktadır. Dolayısıyla "kanun" sözcüğünün içinde barındırdığı "bilinçli biri tarafından icat edilen kural" kavramı, bilimi ve doğa kanunlarını algılayışımızda insanların zihnine yerleşmiştir.
Halbuki doğa kanunlarının koyulan kurallarla ilgisi yoktur. Doğa kanunları dediğimiz şeyler duyularımız ve cihazlarımızla yaptığımız gözlemleri basit ve ekonomik olarak tasvir etme girişimimizden başka bir şey değildir. Fakat dikkat ediniz, bu dünyanın nasıl işlediğini biz belirliyoruz anlamına gelmediği gibi, doğada hiçbir düzen yoktur anlamına da gelmez.
Fakat bu düzen ve doğa kanunu adını verdiğimiz kuralların pek çoğunun aslında doğada gözlediğimiz ve normalde sözünü dahi etmediğimiz basitlik ve homojenlikleri ifade ettiğini bugün yavaş yavaş anlamaya başlıyoruz. Örneğin, enerji, momentum ve açısal momentumun korunumu yasalarının aslında uzay ve zamanın homojenliğinin birer ifadesi olduğu anlaşılmıştır. Termodinamiğin birinci yasası (enerji korunumu), zamanda kendine has ve diğerlerinden farklı bir özel anın bulunmadığının ifadesinden başka bir şey değildir. Momentum korunumu, uzayda diğerlerine tercih edilen özel bir noktanın veya mekanın bulunmadığının bir ifadesidir. Diğer korunum kanunlarının her biri de basitlik ve homojenliğin ifadeleridir.
Homojen bir evren, ki akla gelebilecek evrenlerin en basitidir, kaza sonucu oluşması en muhtemel türde bir evrendir. Ki bu tür bir evrende pek çok "korunum" yasaları otomatik olarak oluşacaktır.
Diğer daha karmaşık ve evrenselliği daha az olan doğa yasaları ise rasgele bozulmuş simetrilerden kaynaklanmaktadır. Evrende korunmayan bir nicelik gözlediğimizde, işin içine uzaysal simetriyi bozan bir "kuvvet" kavramı girmektedir. Bu yolla, doğadaki kuvvetlere ilişkin olan ve evrene yapı ve şekil kazandıran kanunlar, evrende big bang'dan sonraki ilk zamanlarında, kendiliğinden, rasgele ve rastlantısal olarak bozulan simetrilerin ürünüdür. Bunu su buharından kar taneciklerinin oluşumuna, ya da curie sıcaklığından daha soğuk bir değere kadar soğutulan bir demir parçasının manyetize oluşuna benzetmek mümkündür.
Kısacası doğa kanunları fikrine yakından bir bakış da evren için "zeki tasarım" iddialarını destekleyecek bir argüman ortaya koyamıyor. Hatta eğer bir şeye işaret ediyorsa, daha çok evrendeki homojenlik, basitlik, kendiliğindenlik ve rastlantısallığa vurgu yapıyor. "Zeki tasarım" gibi bir ihtimalin gerçek olmasının olası oluşu yeterli değildir. Eğer böyle bir tezde ısrar edilecekse, durumun bu olduğuna dair somut göstergeler de gerekmektedir ve sunulan iddiaların hiçbiri bunu göstermeye yetmemektedir. Bu yönde yorumlanan verilerin fikirsel şartlanmalar ve önyargılı yorumlardan kaynaklandığı göze çarpmaktadır. Hatta bu verilerin ayrıntılı analizi daha çok ters yönde sonuçlar ima etmektedir. Felsefedeki Occam's razor (occam'ın bıçağı) prensibi gereği, gereksiz ve fazlalık faktörler açıklamalardan çıkarılır. Zeki tasarım gibi bir fikri dünya görüşümüze katmanın evrenin açıklanabilirliğine bir katkısı yoktur. Bu durumda böyle bir iddia fazlalıktır ve bilimsel bir açıklamada yeri yoktur. | |
| |  |  | |  |
26.10.2006, 13:35
|
#12 (permalink)
| | Yeni Üye
warchild isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 26.10.2006 Yaş: 38 Mesajlar: 5 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | "And olsun ki, biz insanı süzme çamurdan yarattık. Sonra da onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik, derken o kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Ve sonra onu başka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir." (Mü'minün, 12-16 ayetler.) Islam'ın kutsal kitabı Kur'an ilk insanın yaratılışını böyle anlatır. Daha bir çok surede aynı açıklamayı okuyoruz: "Hakikat Biz onları cıvık çamurdan yarattık."(Es Safaat,11), "O, insanı bardak gibi çınlayan kupkuru bir balçıktan yarattı."(Er-Rahman,14) Sad Sures'nde ise, insanın yaradılışından tedirginlik duyan şeytanla Allah tartışıyor:
"Rabbin o münazara zamanında meleklere demişti ki: 'Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. Artık onu tamamlayıp içerisine de ruhumdan üfürdüğüm zaman kendisi için derhal ona secdeye kapanın: Bütün melekler toptan secde etmişlerdi. İblise gelince, o büyüklük taslamış ve kafirlerden olmuştur. Allah: 'Ey Iblis, kudretimle yarattığıma secde etmekten seni men eden nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlandın mı?' dedi. Iblis :'Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın' dedi." (Sad:71-76) Kur'an'a göre, Adem çamurdan yaratılmıştır, sonra onun kaburga kemiğinden Havva, sonra ikisinin birleşmesinden Habil ile Kabil. Öykü uzar gider. Sıtkı Luksor Tapınağında
Sıtkı dinine bağlı bir gençti. Namazını, orucunu hiç kaçırmazdı. Imam Hatip mezunuydu. Bütün amacı daha da derinleşmekti. Süleymaniye'nin arka sokaklarında otururdu. Babası manifaturacıydı. Geceleri, Kur'an ve Hadis kitapları okurdu. Meraklı bir gençti, felsefeyle ilgilenirdi. Bütün düşüncesi, Mısır'da El-Ezher'de okumaktı. Babası sonunda kararını verdi. Elindeki avucundakiyle, Sıtkı'yı Mısır'a yollayacaktı. Oğlu, orada okuyacaktı. Dünyalar, Sıtkı'nın olmuştu. Mısır, Sıtkı'yı büyülemişti. Gezecek, görecek, araştıracaktı. Bir gün, ünlü Luksor Tapınağı'nı gezmeye başladı. Elinde bir katalog vardı. Sayfalarını karıştırdı. O ne? Ne kadar ilginç bir kabartma resmiydi. Hemen altındaki yazıyı yutar gibi okudu: "Kral Amonhotap III olarak betimlenen Tanrı Khnemu'yu çömlekçi çarkında erkek ve dişi iki insanı yaratırken görüyoruz."
Sıtkı'nın kafasında birden şimşekler çaktı. Soluğu kabartmanın önünde aldı. Aklına, Kur'an'daki sureler gelmişti. Kur'an, ilk insanın çamurdan yaratıldığını söylüyordu. İşte, önündeki kabartmada, öküz başlı Mısır tanrısı Khnemu, bir çömlekçi ustalığıyla, çamura biçim verip insanı yaratıyordu. Hem de Kur'an ayetlerinin inişinden yüzyıllar öncesine ait bir kabartmaydı bu.."Allah, Allah.." dedi.
Düşüncelere daldı Sıtkı. Acaba, eski çağların, diğer uygarlıklarında yaratılış öyküleri nasıldı? "Tanrılara sormalı" diye düşündü. Sonra kendi kendine kızdı. Ne biçim şeyler düşünüyordu. Mısır'da öğle sıcağı ne kadar bunaltıcıydı. Gevşedi.
Luksor Tapınağının loş bir köşesinde tatlı hayallere bırakmıştı kendisini. Birden silkelendi, araştıracaktı. Sıtkı, eski efsaneleri, mitoloji ve arkeoloji kitaplarını topladı. Durmadan okuyor, kitap sayfaları arasından tanrıları çağırıyor, onlarla konuţuyordu.
Zeus da çamuru kullanmış "Ey yüce tanrı Zeus, in bakalım Olimpos dağından. Yanına Prometheus'u da al gel bakalım."
Böyle bağırıyordu Sıtkı, Olimpos Dağı'na karşı. Zeus da şaşırmıştı. Aşağıda bir ademoğlu kendisine emrediyordu.
Olacak iş miydi? Vardır bir hikmeti diye düşündü Zeus. Prometheus'u da yanına aldı, merakla indi.
"Önce sen anlat Prometheus, anlat bakalım insanı nasıl yarattın?"
"Ey ademoğlu, 2000 yılının adamı, anlatayım" dedi Prometheus. Falso vermemek için iyice düşündü ve söze başladı:
"Babam Titan Giapeto, Zeus ile savaş halindeydi. Ağabeylerim Menezius ve Atlas'ı, gaddar Zeus cezalandırdı. Ben savaşa katılmamıştım. Fakat, Zeus'u da hiç sevmedim. Çünkü, evrenin dört köşesinde yaşanan acılara tatsızlıklara karşı çok ilgisiz davranırdı Zeus. Nefret ederdim ondan. Sonunda kararımı verdim. Kendim gibi duygulu varlıklar yaratmalıydım.
Gözyaşlarımla toprağı çamur haline getirdim ve yoğurdum. Bir insan heykeli yaptım. Sonra bu heykele ruh verdim. İlk
ölümlü yaratıklar oluştu böylece."
"Ey Prometheus, neden çamuru kullandın?" diye sordu Sıtkı.
"Bilmem ki," dedi Prometheus. "Ben, önceki tanrılardan böyle gördüm. Böyle terbiye aldım. Örneğin, Zeus da böyle yaratmıştı insanı."
Onlar nereden bileceklerdi Sıtkı'nın ne düşündüğünü? Kur'an'ı okumamışlardı ki..Elindeki mitoloji kitabına baktı.
Prometheus, doğru söylüyordu. Hışımla Zeus'a döndü: "Sen anlat bakalım gaddar tanrı, sen nasıl yarattın insanı?"
"Namlı, şanlı Hephaistos'u çağırdım hemen, 'bir parça toprak al, suyla karıştır' dedim. 'İçine insan sesi koy, insan gücü koy. Bir varlık yap ki, yüzü ölümsüz tanrıçalara benzesin.' Koca Hephaistos, topal tanrı, hemen yaptı dediğimi. Bir kız biçimine soktu toprağı. Ses koydu içine. Ve, Pandora adını koydu. İşte, böyle yarattım insanı."
İyice terlemişti Sıtkı'nın karşısında Zeus. Koca yunan tanrısı, yalan söyleyecek değildi ya. Milattan önce 8.yüzyılda yazılan Hesiodos Destanı da aynen öyle anlatıyordu olayı.
"Ey Zeus, insanı yaratmak için çamurdan başka bir şey bulamadın mı?" diye sordu Sıtkı. Örneğin, demirden veya taştan yaratılsa, belki insanın mayası daha sağlam olurdu. "Bizde adet böyledir," dedi Zeus. "Benden önce,Marduk da böyle yaratmıştı insanı." Sümerlerdeki ilk harç
"Peki, dönün bakalım yüce dağınıza," diye emretti Sıtkı. Bu sefer aklınaMarduk takılmıştı. Sümer tanrısıydı, Marduk.Mezopotamya'da yaşardı. Kitabına baktı. Ilk Sümer dönemine dayanan ve milattan önce 7. Yüzyıla ait olan tabletler, 1914-1929 yılları arasındaki arkeolojik kazılarda bulunmuştu. Oluşma tarihi dörtbin yıl öncesine uzanan Sümer Efsaneleri'nde, "Enuma-eliş Destanı"nda tanrı Marduk'tan söz ediliyordu. Sayfaları karıştırdı Sıtkı. Karıştırırken, Dicle ile Fırat'ın birleştiği bereketli topraklarda buldu kendini. "Marduuuk" diye bağırdı. Marduk hemen gelmişti. "Söyle derdini ademoğlu" dedi. "Olimpos'un tanrısı Zeus senden söetti.Anlat bakalım insanı nasıl yarattığını" dedi Sıtkı. "Bizim eski tanrılar, yaptığım işlerden dolayı teşekkür etmişlerdi bana. Hallerinden çok memnun olduklarını, ancak kendilerine hizmet edecek, tanrı niteliği taşımayan bir yaratığa ihtiyaçları olduğunu söylemişlerdi. Bunun üzerine, ben de Ea'nın yardımını istedim. Toprağı, Kingu'nun kanıyla yoğurdum. İlk insanı meydana getirdim."
Bu kadar da benzerlik olur mu iye düşündü Sıtkı. Yoksa Marduk palavra mı atıyordu? Kitabından "Enuma-eliş Destanı"nı buldu. Okudu. Hayret!..Sadece Enuma-eniş'te değil, Ullikumi, Sankhuniaton gibi diğer Sümer efsanelerinde de yaratılışın ilk harcı olarak çamur kullanılmıştı. Marduk'a teşekkür etti. "Kafamı iyice açtın sevgili Marduk" dedi. Marduk da şaşırmıştı. Kimdi bu ademoğlu? Nasıl olur da yüce tanrıları sorguya çekerdi? Zeus kendisine önceden haber vermiţti. "Aman dikkat et," demisti.
"Bu Sıtkı dedikleri 2000 yılının adamı." Marduk, "Ben de Aruru'yu arayayım" diye düşündü. "Ne de olsa dayanışmak zorundayız bu devirde. Ademoğulları işi azıttı." Gılgamış'ta da yaratılış çamurdan
Sıtkı okuyordu, sürekli. Bir ara eline Gılgamış Destanı geçti. Daha önce okumuştu. Fakat yaratılış açısından hiç incelememişti. "Okuyalım bakalım" dedi kendi kendine. Birden karşısında Aruru belirdi Sıtkı'nın. Bulunmaz fırsattı. "Ey yüce Aruru," dedi Sıtkı, "Bir inceleme yapıyorum, tüm tanrılara soruyorum, insanı nasıl yarattınız diye?" Aruru, hazırlıklıydı. Marduk'tan bilgi almıştı. Karşısındakinin kül yutmayacağını biliyordu. "En iyisi doğruyu anlatmak," dedi ve başladı konuşmaya: "Büyük gök tanrısı Anu -ki, kendisini ben yarattım- Uruk halkının ah ve figanlarını dinlemişti. Beni çağırdı. 'Sen,' dedi, 'Beni yarattın, şimdi de fikrimi yarat.' Bunu duyar duymaz, Anu'nun fikrini kalbimde yarattım. Ellerimi yıkadım. Bir parça çamur koparıp yazıya attım. Ve bu yazıda, kahraman Engidu'yu yarattım. Çamurdan yarattığım Engidu, demir gibi serttir. Bütün gövdesi kıllardan simsiyahtır. Kadın gibi uzun saçları vardır." "Doğru söylüyor," diye düşündü Sıtkı. Gılgamış Destanı'nı hatırlamıştı. Fakat şimdiye kadar çamur meselesi ilgisini çekmemisti.
Simdi, hersey kafasında yerli yerine oturuyordu. Bereketli toprakların efsanelerinde ilk harç, çamurdu. Önce böcekten, olmayınca çamurdan..
Acaba uzak diyarların tanrıları da insanı çamurdan mı yaratmıştı? "Çinliler ilginçtir," diye düşündü Sıtkı. "Bir de onlara bakalım." Kitapları okumaya devam etti. Çin Efsaneleri bölümünü buldu. Tanrı Pen-gu'dan bahsediliyordu. "Pen-gu" diye seslendi. Zümrüdü Anka'nın kanadına binerek geldi Pen-gu. "Anlat bana yüce Pen-gu," diye sordu Sıtkı. "Sen nasıl yarattın insanı?"
"Ben çok kuvvetliydim," dedi Pen-gu. "Havayı toprak ve yeryüzü olarak ikiye böldüm. Sonra öldüm. Nefesimden rüzgarlar, sesimden gökgürültüsü, gözlerimden güneş ve ay, vücudumdan dağlar, kanımdan ırmaklar ve denizler, saçlarımdan yıldızlar, terimden de yağmur meydana gelmiş. Daha sonra çürüyen bedenimde kaynaşan böceklerden insanlar oluşmuş."
"Hah!" diye bağırdı Sıtkı. "İşte şimdi değişik bir öykü buldum. Demek Çinliler böcekten geliyorlar." "Daha bitmedi, sabırlı ol," diye seslendi yüce Pen-gu, bilge bir tavırla. Ve devam etti. "Zamanla gökyüzünün bir bölümü denizlere düşerek insanlığı yok etti. Bunun üzerine tanrıça Ngüho, yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı." "Hayret," dedi Sıtkı. "Demek Çin tanrıları da insanı çamurdan yaratmışlar." Pen-gu'ya tesekkür etti. Tevrattan Kur'an'a:
Nereye al atmışsa, önüne çamurdan yaratılış çıkmıştı. Evet, hepsi birbirinden "kopya çekmiş"ti. Acaba, Tevrat ne diyordu?
İşte bulmuştu, okudu: "Ve Allah dedi: 'Suretimizde, benzeyişimize göre insan yapalım/Ve Allah insanı kendi suretinde yarattı, onu Allah'ın suretinde yarattı./Ve Rab Allah yerin toprağından Adam'ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve Adam yasayan can oldu./Fakat adam için kendisine uygun yardımcı bulunmadı./Ve Rab Allah Adam'ın üzerine derin bir uyku getirdi ve o uyudu ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı ve yerini etle kapladı./Ve Rab Allah Adam'dan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve onu Adam'a getirdi.." Adem ile Havva'nın ilk günahları ve cennetten kovuluşları ile devam eden bu yaratılış öyküsü, hemen hemen aynen Kur'an'a geçmişti. Neden Çamur?
"Neden çamur?" diye düşüdü Sıtkı. Kimbilir, belki de atalarımız, kendilerine son derece gerekli olan, tüm ihtiyaçlarını karşılayan su ve toprağa özel bir önem vermişlerdi. Su ve toprak birlrşince çamur oluyordu. Zaten günümüze değin gelen büyük efsaneler, soyut düşünce sistemleri, Dicle'nin, Fırat'ın, Nil'in, Indus'un, sulak ve bol çamurlu topraklarından yeşermişti. Büyük uygarlıklar yaratan bu topraklar, zengin efsanelere de yataklık etmişti. Bin yıllar öncesi insanlarının su ve toprağa olan bu şükran borçlarını anlamamak mümkün değildir. Ortadoğu Tanrılarının Etimolojik Gelişimi:
Ortadoğu'da çeşitli dönemlerde yaşayan halkların tanrılarının adları ilginç bir evrim gösterir: Ibraniler'de kâh "Yehova" kâh "Elohim" olur. Tevrat'taki bu iki tanrı adı Yehova ve Eloha'nın geçtiği satırlara dayanılarak metin ayrılıkları saptanmış.
Aramice "elah" kelimesi ile Tevrat'taki bu "eloha" kelimesi, Incil'de Isa'nın ağzından, "Eloi, eloi, Lama sabachtani" (Tanrım, tanrım. Beni niçin bıraktın) biçiminde görülür. Islam öncesi Araplar'da erkek tanrı için kullanılmış olan "ilah" kelimesi de Islamiyet'ten sonra ufak bir gramer türetilmesi ile "Allah" olur. Kur'an'ın bazı surelerinde yer yer "ilah" kelimesine de rastlanır. "Insan Çamurdan Yaratıldı" Efsaneleri Özeti:
Kutsal kitaplarda sözedilen "insanın çamurdan yaratıldığı" fikri, kutsal kitapların ortaya atılmasından çok daha önceki çağlarda yaşayan insanların eserlerinde ve efsanelerinde görülmüştür. Bu durum, kutsal kitapların içine bu eser ve efsanelerden alıntı yapıldığının, kutsal kitaplarin bir Tanrı/Allah-varsa eğer- tarafından değil, kendilerine peygamber adını veren zamanının toplum lideri olabilecek kabiliyette insanlar tarafından yazıldığının (hazırlandığının) somut bir göstergesidir. Bu efsane ve kutsal kitapların ifadeleri şu şekildedir:
1)Gılgamış Destanı: "Ellerimi yıkadım. Bir parça çamur koparıp yazıya attım. Ve bu yazıda ,kahraman Engidu'yu yarattım."
2)Sümer'lilerin Enuma-eliş Destanı: "Bunun üzerine ben de Ea'nın yardımını istedim. Toprağı, Kingu'nun kanıyla yoğurdum. İlk insanı meydana getirdim."
3)Çin Efsanelerinden: "Bunun üzerine Tanrıça Ngüho yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti. Ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı."
4)Mısır'da Luxor Tapınağı'nda bulunan kabartma bir resim: "Kral Amonhotap III olarak betimlenen Tanrı Khnemu çömlekçi çarkında erkek ve dişi iki insanı yaratıyor."
5)Hesiodos Destanı. "Namlı, şanlı Hephaisdos'u çağırdım hemen. 'Bir parça topral al, suyla karıştır' dedim. 'İçine insan sesi koy, insan gücü koy."
6)Yunan Efsaneleri'nden: "Gözyaşlarımla toprağı çamur haline getirdim ve yoğurdum (Prometheus anlatıyor.) Bir insan heykeli yaptım. Sonra bu heykele ruh verdim. İlk ölümlü yaratıklar oluştu böylece.)
7)Tevrat'tan: "Ve Rab Allah yerin toprağından Adam'ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan can oldu."
8) Kur'an, Mü'minün 12-16: "And olsun ki Biz insanı süzme çamurdan yarattık."
9) Kur'an, Es-Safaat 11: "Hakikat Biz onları cıvık bir çamurdan yarattık."
10)Kur'an, Sad 71-76: "Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. Artık onu tamamlayıp içerisine de ruhumdan üfürdüğüm zaman kendisi için derhal ona secdeye kapanın." | |
| |  |  | |  |
26.10.2006, 14:14
|
#13 (permalink)
| | Tercübeli Üye
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005 Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden Yaş: 24 Mesajlar: 5.925 Tesekkür Etti: 7
20 Kunu Icin 28 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 57 | birincisi benim bilimle bağım olmamasını iddia etemniz gerçekten aslı dğeildir benim imanımın temellrini bilimle güçlendirdim. ve ben bir yer bilimci olarak kurandan yararlanan biriyim ve bu yaralanmam devam edicek ve bu konuda yazılar bellidir .okumanızı tavsiye ederim...emrim teorisni kanun gibi göstermek yanıltır ki,şi çünkü evrimiler dahai bu düşünceye tam teslim olmamıştır ve ilginç kısmı darwin bile bunu tam benimsememişken ve ömrünün son aşamasında ateistlikten vageçmişken arkasından gelenlerin bu teoriyi kanun gibi göstermeleri ve bunun diretmeeleri okullarda okutma kampanyaları ilginç tabii; halbuki bakım evrim teorisi hakkında evrimciler nediyor; CHARLES DARWIN'İN, TEORİSİ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNDEN;
Charles Darwin, evrim teorisini 1859 yılında yayınladığı The Origin Of Species By Means Of Natural Selection Or The Preservation Of Favored Races In The Struggle For Life (Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon veya Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması Yoluyla) isimli kitabı ile öne sürdü. Darwin "uzun bir argüman" olarak tanımladığı kitabında, canlılığın kökenini evrimsel gelişme ile açıklamaya çalışmıştı.
Kitabın tamamında, konuların ele alınışı son derece acemice ve bilimsel deneylerden veya gözlemlerden uzak, daha çok tahmin ve varsayımlar üzerine kuruludur. Darwin, Descent of Man (İnsanın Türeyişi) isimli kitabında da yine aynı bilimsel seviyede, insanın evrimi ile ilgili teorilerini açıklamıştır. Her iki kitapta da Darwin, teorisinin zayıflıklarını, tutarsızlıklarını itiraf etmiş, böyle bir varsayımın doğruluğu ile ilgili ciddi şüpheleri olduğunu sık sık tekrarlamıştır. Amerikalı fizikçi Lipson, Darwin'in bu korkuları hakkında şu yorumu yapar:
Türlerin Kökeni'ni ilk okuduğumda Darwin'in genelde sunulan tablonun aksine, kendisinden pek de emin olmadığını fark etmiştim. Örneğin "Teorinin Zorlukları" başlıklı bölüm, çok belirgin bir güvensizlik yansıtmaktadır. Bir fizikçi olarak, gözün nasıl ortaya çıkmış olabileceği yönündeki yorumları karşısında şaşkınlığa düştüm. (. S. Lipson, "A Physicist's View of Darwin's Theory", Evolution Trends in Plants, Cilt 2, No.1, 1988, s. 6 )
Ayrıca, Charles Darwin'in oğlu Francis Darwin'in editörlüğünü yaptığı ve Darwin'in mektuplarının derlemesinden oluşan Life and Letters of Charles Darwin (Charles Darwin'in Hayatı ve Mektupları) adlı kitapta yer alan mektuplarda da Darwin birçok benzeri itirafta bulunmuştur. Bu kitapta, Darwin'in pek çok yakın arkadaşına veya dönemindeki bazı bilim adamlarına yazdığı mektuplar derlenmiştir. Bu mektupların birçoğu Darwin'in evrim teorisi ile ilgili itirafları ile doludur. Hatta Darwin, iddia ettiği konulardaki bilgi yetersizliğini sık sık dile getirmekten de çekinmemiştir.
Ne var ki, evrim teorisinin sahibinin bu teorinin doğruluğu ve kendi bilimsel seviyesi ile ilgili şüphelerinin bulunmasına ve büyük bir açık sözlülükle bunları itiraf etmesine rağmen, günümüz evrimcilerinin hem Darwin'den hem de evrim teorisinden bu kadar emin olmaları elbette düşündürücüdür.
Bu bölümde Darwin'in sadece genel olarak evrim teorisi ve kendisi ile ilgili itiraflarına yer verilecektir. Bunların yanı sıra Darwin'in bu iddiayı ortaya atarken içinde bulunduğu ruh hali de itiraflarında yer alacaktır. İşte Darwin'in kendi teorisinin çelişkili, tutarsız ve gerçek dışı bir iddia olduğu yönündeki kuşkuları:
Okur yapıtımın (Türlerin Kökeni) bu bölümüne varmadan önce bir yığın güçlükle karşılaşmış olacaktır. Bunların bazıları bugüne dek üzerlerinde belirli bir ölçüde duraksamadan düşünemediğim kadar çetindir. (Charles Darwin, Türlerin Kökeni, Onur Yayınları, Be?inci Baskı, Ankara 1996, s. 185 )
Teoriye karşı haklı olarak yöneltilmiş itirazların ve teorinin karşılaştığı güçlüklerin ağırlığı altında yıllarca ve onların ağırlığından kuşkulanamayacak kadar çok ezildim .(Charles Darwin, Türlerin Kökeni, s. 528 )
Bu çalışmaların (Türlerin Kökeni için kullandığı çalışmaları), bunları yaparken harcadığım zamana değip değmediğinden şüphe ediyorum. (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.I, New York . Appleton and Company, 1888, s.315 )
Görüşlerimin, sayısız miktarda zorluklarla dolu olduğunu göremeyecek kadar kör olduğumu sanma ...(Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.I, s. 395 ) Harvard'da biyoloji profesörü ve yakın dostu olan Asa Gray'a yazdığı bir mektubundan:
Oldukça iyi biliyorum ki, spekülasyonlarım meşru bilimin sınırlarının oldukça ilerisine uzanmıştır .(N.C. Gillespie, Charles Darwin and the Problem of Creation, 1979, s. 2 (Chicago üniversitesi kitabı))
E. Haeckel'e yazdığı mektubundan:
Evrim doktrinini yayarak çok müthiş bir iş yapmış olacaksın. Yararsız yapıların ileriki aşamalarda ortadan kalkmasıyla ilgili problem senin de kafanı karıştırdı mı? Bu problem son zamanlarda benim aklımı oldukça karıştırdı .(Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.II, New York . Appleton and Company, 1888, s.358 )
Fox'a yazdığı mektubundan:
Doğanın tamamı gerçekten inatçı ve benim istediklerimi yapmıyor ve şu an sadece eski midyelerimden başka yeni hiçbir şey üzerinde çalışmak istemiyorum (.Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.I, s.413)Bazen tamamıyla çöküntüye uğrayacağımdan korkuyorum...(Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.I, s.430 ) J. D. Hooker'a yazdığı mektubundan :
Bazen, yakında tamamen yenilgiye uğrayacağımdan şüpheleniyorum. (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.II, s.152 )
Görüşlerime ters düşen bazı büyük zorlukları ortadan kaldırdığımı düşünüyorum, fakat bunların hepsi bir halüsinasyon olabilir. (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.I, s. 439 )
Tamamen yanlış bir inancın içinde olduğumu düşünmeye başladım. Bana bu konunun on sene içinde tamamen unutulacağını söylediğinde haklıydı .(Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.II, s.117 )
Bana kitabımı soruyorsun, sana söyleyebileceğim tek şey intihar etmeye hazır olduğum; kitabın çok makul bir şekilde kaleme alındığını düşünüyordum, fakat şimdi tekrar yazılması gerektiğini anladım .(Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.II, s.501 )
Türlerin Kökeni'nin yayınlanmasının ardından o kadar çok şey yayınlandı ki, bu bilgileri değerlendirip bir bütün haline dönüştürme gücüne ve akıl yeteneğine sahip olduğumdan şüphe ediyorum.(Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.II, s. 388 )
Lyell'e yazdığı mektubundan:
Çeşitli konularla ilgilenen pek çok insanın yıllardır bir illüzyon içinde olduğunu düşünerek oldukça seviniyorum. Sık sık üzerime soğuk bir ürperti geliyor ve kendi kendime bütün hayatımı bir fantaziye adayıp adamadığımı soruyorum .(Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.II, s. 25 ) Robert Downs anlatıyor:
Darwin'in yaşı ilerledikçe din konusundaki görüşleri de değişti. Gençliğinde özel yaratılış fikrini hiç tartışmasız kabul ediyordu. Life and Letters adlı kitabında ise "insan uzak gelecekte şimdikinden çok daha mükemmel bir varlık olacaktır" diyordu. Sonra şu fikirleri de ilave ediyordu:
"Allah'ın varlığı hakkında hislere değil de akla bağlı bir başka nokta da, çok önemli bir konu olarak beni etkiliyor. Bu muazzam ve harikulade evreni, çok geriye ve çok ileriye bakabilme kabiliyeti bulunan insan da dahil olmak üzere, kör tesadüf veya zaruretin eseri olarak görmek çok güç, hatta imkansızdır. Böyle düşününce bir dereceye kadar insanınkine benzeyen zihin sahibi bir "İlk Sebep" aramak zorunda kalıyorum; bu bakımdan teist sayılabilecek bir insanım. Hatırladığıma göre, Türlerin Kökeni'ni yazdığım zaman bu inanç bende çok kuvvetliydi. O tarihten beri yavaş yavaş ve birçok dalgalanmalarla zayıfladı. Ama o zaman da şu şüphe ortaya çıkıyor: Benim inandığıma göre en aşağı hayvanlarınki kadar basit bir zihinden çıkmış olan bir akla, böyle büyük bir sonuç çıkardığı zaman güvenilir mi?" ;(Robert B. Downs, Dünyayı Değiştiren Kitaplar, Tur Yayınları, İstanbul 1980, s. 289 ) Darwin bu noktada çaresizlik içinde ellerini açıyor ve şunları söyleyerek sözünü bitiriyor:
"Böyle karmaşık meselelere en ufak bir ışık dahi tuttuğumu iddia edemem. Herşeyin başlangıcındaki sır bizim için çözülemez bir halde duruyor; şahsen ben bir agnostik (bilinemezci) olarak kalmaktan memnunum." (Robert B. Downs, Dünyayı Değiştiren Kitaplar, s.290 )
__________________ Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ? HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63) | |
| |  |  | |  |
26.10.2006, 14:15
|
#14 (permalink)
| | Tercübeli Üye
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005 Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden Yaş: 24 Mesajlar: 5.925 Tesekkür Etti: 7
20 Kunu Icin 28 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 57 | EVRİMCİLERİN DARWİN İLE İLGİLİ İTİRAFLARI
Charles Darwin'in eğitiminin ve bilimsel seviyesinin -özellikle de günümüz imkanları ile karşılaştırıldığında pek yüksek olduğu söylenemez. Darwin, Edinburgh'da başladığı tıp öğrenimi başarısızlıkla sonuçlandırmış ve okulu yarıda bırakmıştı. Dolayısıyla evrim teorisini ortaya koyarken teoriyle yakından ilgili bilim dalları hakkında bilgi sahibi değildi. Thomas Huxley (En yakın arkadaşı ve evrim teorisi konusunda en büyük destekçisi. Hatta evrim teorisini Darwin'in adına yüksek sesle savunduğu için "Darwin'in buldog köpeği" olarak anılır.):
Aynen diğerlerimiz gibi onun da biyoloji bilimi üzerinde doğru düzgün bir eğitimi yoktu.(Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.I, s. 315 ) En yakın dostu A. Sedgwick'in Darwin'e yazdığı mektuptan:
Bazı bölümlerine hayranlık duydum. Bazı bölümlerine ise karnım ağrıyana kadar güldüm. Okuduğum diğer bölümler bana büyük bir acı verdi. Çünkü bunların tamamen yanlış ve zarar verici olduklarını düşünüyorum… Çıkardığın sonuçların büyük bir bölümü, bazı tahminlere dayanıyor… Doğal seleksiyonu, seçici bir organ tarafından bilinçli olarak yapılmış birşey gibi yazmışsın.(Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.II, s.42-43 )
__________________ Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ? HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63) | |
| |  |  | |  |
26.10.2006, 14:19
|
#15 (permalink)
| | Tercübeli Üye
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005 Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden Yaş: 24 Mesajlar: 5.925 Tesekkür Etti: 7
20 Kunu Icin 28 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 57 | EVRİMCİLERİN, EVRİM TEORİSİNİNGEÇERSİZLİĞİ HAKKINDAKİ İTİRAFLARI
Kitabın giriş bölümünde de belirtildiği gibi, evrimci bilim adamları, aslında evrim teorisinin bilimin hiçbir ilgili dalı tarafından ispatlanamadığının ve tutarsız bir iddia olduğunun farkındadırlar. Ancak inandıkları ideoloji uğruna bu teoriyi savunmaktadırlar. Bu bölümde evrimcilerin evrim teorisinin genel olarak geçersizliği ile ilgili itiraflarına yer verilecektir. Pierre Paul Grassé (Fransız Bilimler Akademisi Eski Başkanı, Evolution of Living Organisms (Canlı Organizmaların Evrimi) isimli kitabın yazarı):
Bugün, bizim görevimiz, bizden daha önce baş gösteren ve basit, anlaşılır ve açıklanmış bir olgu olarak kabul edilen evrim mitolojisini yıkmaktır. Hile (aldatma) bazen bilinçsiz olur, ama her zaman değil, çünkü bazı insanlar, tarafgirlikleri nedeniyle, amaçlı olarak gerçeği görmezden gelirler ve inançlarının yetersizliğini ve yanlışlığını kabul etmeyi reddederler .(Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, Academic Press, New York, 1977, s.8 )
Rastgele mutasyonların, tüm canlılık aleminin ihtiyaçlarını karşılamış olmasının imkansızlığını anlattıktan sonra Grassé şöyle diyor:
Hayal kurmaya karşı bir yasa yok, ama bilim buna dahil edilmemelidir. (. Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, s.103 ) Prof. Derek Ager:
Öğrenci iken öğrendiğim bütün evrim hikayelerinin bugün doğru olmadıklarının anlaşılması oldukça önemli .(Derek Ager, "The Nature of the Fossil Record." Proceedings of the Geological Association, Vol. 87, No:2, 1976, s. 132 ) Dr. Robert Milikan (Nobel ödüllü, ünlü bir evrimci):
Şu çok acıklı: Biz bilim adamları şu ana kadar hiçbir bilim adamının kanıtlayamadığı evrimi kanıtlamaya çalışıyoruz.(. SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland, URL: http://www.rmplc.co.uk/eduweb/sites/.../evolutio.html ) Dr. Lewis Thomas:
Biyolojinin, evrimde yönlendirici güç için "hata" sözcüğünden başka bir sözcüğe ihtiyacı var. Tesadüf doktrini ile uzlaşmam mümkün değil. Doğadaki amaçsızlık ve kör tesadüfler kavramına tahammül edemiyorum. Ve bununla beraber zihnimi sakinleştirmek için bunun yerine ne koyabileceğimi hala bilmiyorum .(. Lewis Thomas, "On the Uncertainty of Science", Key Reporter, vol.46 (Sonbahar 1980), s.2 ) Jerry Coyne (Chicago Üniversitesi Evrim ve Ekoloji Bölümü'nden):
Neo-Darwinist görüş için çok az delil olduğunu söylemeliyiz: Bu görüşün teorik temelleri ve deneysel delilleri oldukça zayıftır. (. H.A. Orr ve Jerry Coyne (1992), "The Genetics of Adaptation: A Reassessment", American Naturalist, 140, 726) H. S. Lipson:
Eğer canlılık atomların, doğa güçlerinin ve radyasyonun karşılıklı etkileşimleri sonucunda oluşmamışsa nasıl oluşmuştur?.. Sanırım tek kabul edilebilir açıklamanın yaratılış olduğunu kabul etmeliyiz. Bundan ne kendim ne de fizikçiler hoşlanmamaktadır. Ancak eğer bir teoriyi bilimsel deliller destekliyorsa, o teoriyi sırf hoşlanmadığımız için reddedemeyiz. Aslında evrim bir anlamda bilimsel bir din haline geldi; hemen hemen bütün bilim adamları bunu kabul etti ve birçoğu onunla uyumlu olması için gözlemlerini eğip bükmeye hazırlandılar.
Evrim teorisinin yaşayan canlıların tüm özelliklerini sayabilme yeteneği beni daima teoriden kuşkulanmaya itmiştir (Örneğin zürafanın uzun boynu). Bu nedenle son 30 yıllık biyolojik araştırmaların Darwin'in teorisine uygun olup olmadığına baktım. Uygun olduğunu düşünmüyorum. Bana göre teori ayakta bile duramamaktadır .( S. Lipson, "A Physicist Look at Evolution", Physics Bulletin, 31 (1980), s. 138 ) Gregory Alan Pesely:
Ayrıca bilim adamlarının temel prensibi "gereksiz söz tekrarı" olan bir kanundan memnun kalmaları utanılacak bir şeydir. Bu problem ile ilgili başarılı bir çözüme kavuşulmadıkça doğal seleksiyon teorisi asla ciddi bir bilim olamaz. ( Gregory Alan Pesely, "The Epistomological Status of Natural Selection", Laval Theologique et Philosophique, vol. 38 (Şubat 1982), s. 74 ) Dr. Colin Patterson (İngiltere Doğa Tarihi Müzesi yöneticilerinden, evrimci paleontolog. Doğa Tarihi Müzesi Gazetesi'nin editörü, Evolution kitabının yazarı):
Bu anti-evrimci bakış açısını almaya başlamamın nedenlerinden birisi, bu şey üzerinde 20 yıl çalışıp bu konuda tek bir şey bilmemenin yaptığı etkiydi. Bir kişinin bu kadar uzun bir süre yanlış yönlendirildiğini öğrenmesi onun için oldukça büyük bir şok. Bu yüzden geçen birkaç hafta, çeşitli insanlara ve insan gruplarına basit bir soru sormaya çalıştım. Soru şu: Bana evrim hakkında bildiğiniz bir şeyi, doğru olan bir şeyi anlatabilir misiniz? Bu soruyu Doğa Tarihi Müzesi'ndeki jeoloji grubuna sordum ve aldığım tek cevap sessizlikti. Chicago Üniversitesi'ndeki Evrim Morfoloji Semineri'ndeki (Evolutionary Morphology Seminar) prestij sahibi evrimci üyelerde denedim ve aldığım tek cevap uzun süren bir sessizlikti ve sonunda bir kişi şöyle dedi: "Tek bir şey biliyorum, evrim teorisi liselerde okutulmamalıdır." (Dr. Colin Patterson, "Evolution and Creationism", American Museum of Natural History'deki konuşmasından, New York City, 5 Kasım 1981) Dr. Albert Fleischman (Zoolog): Çöküşte olan Darwin'in teorisi doğa aleminde ispatlanması gereken tek gerçek değildir. Bilimsel araştırmaların bir sonucu değildir, ama kesin olarak hayal gücünün bir ürünüdür.(SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland, ( URL:http://www.rmplc.co.uk/eduweb/sites/.../evolutio.html )
( http://www.pathlights.com/ce_encyclopedia/01-evol1.htm, Scientists Speak About Evolution –1 ) ) W. R. Thompson (Commonwealth Institute of Biological Control - Ottowa'nın başkanı):
Bilim adamı olmayan kişilerin dikkatini, evrimle ilgili anlaşmazlıkların üzerine çekmek uygun ve doğru olacaktır. Fakat bazı evrimcilerin son görüşleri bunu makul bulmadıklarını gösteriyor. Bilimsel olarak tanımlayamayacakları bir doktrini savunmak için biraraya gelen bilim adamlarının zorlukları elimine ederek ve eleştirileri gizleyerek inançlarını halkın gözünde devam ettirme girişimi bilimsel açıdan anormal ve istenmeyen bir durumdur .(Charles Darwin, Origin Of The Species (Türlerin Kökeni) kitabının "Everyman's Library" baskısının Önsöz'ü, 1965 ) E. O. Wiley (CUNY, Balık Bilimi (Ichthyology) Bölümü ve Amerikan Doğa Tarihi Müzesi), Norman Macbeth tarafından yazılan Darwin Retried (Yeniden Darwin) adlı kitap hakkındaki düşünceleri:
Macbeth, evrime yeni bir göz ile bakmamızı, halka ve gerekirse kendimize Darwinizm'in yanlış verilere sahip yapay bir teori olduğunu itiraf etmemizi öneriyor. Sanırım bunlar mükemmel öneriler. (O.Wiley, "Review of Darwin Retried by MacBeth" Systematic Zoology, cilt 24 (Haz.1975), s. 270). Roger Lewin (Ünlü evrimci bilim yazarı, New Scientist dergisi eski editörlerinden):
Zekamızı gösteren anlayışımız, son derece geniş teknolojik imkanlarımız, son derece kompleks olan dilimiz, ahlaki değerlerimiz tüm bunlar galiba doğayla insanları birbirinden ayırmaya yeterli olacaktır… Evrimciler için bu durum açıklanması gereken bir utançtır .(Roger Lewin, In the Age of Mankind, Washington D.C.: Smithsonian Books, 1988. s.22 ) Herribert Nillson:
Evrimi bir deney ile ispat etme girişimlerim 40 seneden fazla sürdü ve başarısızlıkla sonuçlandı. Hiç olmazsa deneyime ön yargılı anti-evrimsel bir başlama noktasından başlamakla suçlanmayacaktım .(Herribert Nillson, Synthetische Artbildung (lund, İsveç: Verlag CWK Gleerup, 1953), s. 31 ) P. Lemoine:
Evrim teorileri ile araştırma yapmayı seven gençlerimiz kandırıldı. Bütün dünyanın öğrenmeye devam ettiği bir dogma oluşturuldu. Zoologlar ya da botanikçiler yapılan hiçbir açıklamanın yeterli olmadığını saptamıştır… Bu özetten şu sonuç çıkmaktadır ki, evrimin gerçekleşmiş olması imkansızdır. (Introduction: De (Evolution), Encyclopedie Française, Vol.5 (1937) s.6 ) Norman Macbeth:
Maalesef evrim alanındaki açıklamaların çoğu iyi değil. Doğrusu bunların açıklama olarak değerlendirilmeleri bile çok zordur. Öneri, önsezi ve boş hayallerdir, hipotez olarak adlandırılmaları bile yanlış olur. (Norman Macbeth, Darwin Retried: An Appeal to Reason, Boston: Gambit, 1971, s. 147 ) Prof. Cemal Yıldırım (Yerli evrim savunucularından, felsefe profesörü):
Hiçbir bilim adamı (Darwinist ya da neo-Darwinist olsun) evrim kuramının ispat edildiği düşüncesini ileri süremez .(Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, Bilgi Yayınevi, Ocak 1989, s.56-57)
Doğrudur, evrim kuramı ispat edilememiştir. (Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, s.134 )
Darwin'in evrim kuramı bugün geçerliliğini koruyorsa, bunun başlıca nedeni yerine geçecek daha doyurucu, alternatif bir kuramın yokluğundandır. Yetersiz de olsa Darwin'in kuramını, başka bir kuram ortaya çıkıncaya kadar korumak zorundayız.( Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, s.108 ) François Jacob (Hücre Genetiği Profesörü - 1965 Nobel Tıp Ödülü):
Ama yine de, özellikle evrimin mekanizmalarına ilişkin nihai açıklamaya sahip olmanın uzağındayız... Ayrıca, örneğin kromozomların yapısıyla ilgili şu yakınlarda gerçekleştirilen bazı gözlemlerin de ortaya koyduğu gibi, evrimin temelinde yer alan bütün mekanizmaları bilebilmenin de çok uzağındayız .(François Jacob, Mümkünlerin Oyunu, Kesit Yayıncılık, İstanbul 1996, s. 50-51 ) C. D. Darlington:
Bize insanoğlunun sanatı kademe kademe geliştirdiği ve sonunda tarihin ışığında ortaya çıktığı anlatıldı. Bu "yavaş yavaş" ve "adım adım" gibi insanın beynini uyuşturmak için kullanılan kelimeler sürekli olarak tekrarlandılar. Amaç büyük bir bilgisizliği örtmekti. Biri şu soruyu sormalıydı: Hangi kademeler? Ancak bu soruyu soran kişi de verilen yavan cevaplarla uyuşturuldu ve vazgeçti. Çünkü hiç kimse medeniyetin bir anda oluştuğunu düşünmek bile istemiyordu .(C.D. Darlington, "Origin of Darwinism", Scientific American, Mayıs 1959, s.68 ) Christopher Wills (San Diego California Üniversitesi'nde biyolog ve evrim dersleri veriyor.)
Darwin ve Alfred Russel Wallace'tan söz ederek şöyle diyor:
Evrim kuramının iki büyük kurucusundan birinin (Wallace) sonunda bu kuramın çoğunu reddetmesi şaşırtıcı .(Christopher Wills, Genlerin Bilgeliği, Sarmal Yayınevi, Mart 1997, İstanbul, s.86)
__________________ Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ? HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63) | |
| |  |  | |  |
26.10.2006, 14:21
|
#16 (permalink)
| | Tercübeli Üye
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005 Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden Yaş: 24 Mesajlar: 5.925 Tesekkür Etti: 7
20 Kunu Icin 28 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 57 | EVRİMCİLERİN TEORİYİ, İDEOLOJİK OLARAK SAVUNDUKLARINA DAİR İTİRAFLARI
Yirminci yüzyılın ikinci yarısı ve yirmi birinci yüzyılda, birçok bilimsel bulgu evrim teorisinin bilimsel açıdan geçersizliğini çok açık ve kesin olarak ortaya koymuştur. Daha önceki bölümlerde de belirtildiği gibi, dünyanın en önde gelen evrimcileri dahi bu gerçeğin farkındadırlar. Hatta teorilerine olan "gözü kapalı" bağlılıklarına rağmen evrim teorisinin açmazlarını kendileri itiraf etmektedirler. Peki, evrim teorisinin bilim dışı olduğunu bilmelerine rağmen neden bazı bilim adamları ısrarla bu teoriyi savunmaktadır?
Bu kitabın "Giriş" bölümünde de ele alındığı gibi, bilim adamlarının evrim teorisine olan bağlılıklarının nedeni sahip oldukları ideolojilerinde yatmaktadır. Bu evrimci bilim adamları gerçek birer bilim adamı gibi davranmaz, sadece gözlem ve deneylerine bağlı kalmazlar. Onlar yapılan gözlem ve deneylere ve bilimsel araştırmalara rağmen ideolojilerini savunurlar. Sahip oldukları ideolojilerinin temeli ise materyalizmdir. Materyalizme olan inançları onlara Allah'ın varlığını inkar etmeyi emretmektedir. Bu nedenle tüm bilimsel veriler üstün ve herşeyin hakimi olan bir Yaratıcının varlığını açık ve kesin olarak göstermesine rağmen, bu evrimci ve materyalist bilim adamları Allah'ın varlığını inkar etmektedirler. Ancak her konuda olduğu gibi bu konuda da açıkça itiraflarda bulunmuşlar, delillerin bir Yaratıcının ve O'nun var ettiği kusursuz tasarımının varlığını gösterdiğini, ancak sahip oldukları ideolojileri uğruna bu gerçeği kabul edemeyeceklerini belirtmişlerdir. Chandra Wickramasinghe:
Bir bilim adamı olarak aldığım eğitim boyunca, bilimin herhangi bir bilinçli yaratılış kavramı ile uyuşamayacağına dair çok güçlü bir beyin yıkamaya tabi tutuldum. Bu kavrama karşı şiddetle tavır alınması gerekiyordu... Ama şu anda, Allah'a inanmayı gerektiren açıklamaya karşı olarak öne sürülebilecek hiçbir argüman bulamıyorum… Biz hep açık bir zihinle düşünmeye alıştık ve şimdi yaşama getirilebilecek tek mantıklı cevabın yaratılış olduğu sonucuna varıyoruz, tesadüfi karmaşalar değil. Prof. Fred Hoyle (Cambridge Üniversitesi'nden İngiliz matematikçi ve astronom):
Aslında, yaşamın akıl sahibi bir varlık tarafından meydana getirildiği o kadar açıktır ki, insan bu açık gerçeğin neden yaygın olarak kabul edilmediğini merak etmektedir. Bunun (kabul edilmeyişin) nedeni, bilimsel değil, psikolojiktir.(Fred Hoyle-Chandra Wickramasinghe, Evolution from Space, New York, Simon & Schuster, 1984, s.130) François Jacob:
Bütün bu tartışmalar ciddi soruları gündeme getirmektedirler ve başlıca şu soruları: Biyologların ideolojik ön yargıdan gerçekten bağımsız bir evrim kuramı geliştirmeleri mümkün müdür?(François Jacob, Mümkünlerin Oyunu, Kesit Yayınları, İstanbul 1996, s. 60 ) Dr. Michael Walker (Antropolog, Sidney Üniversitesi):
Birçok bilim adamı ve teknoloji uzmanının Darwin teorisine dilleriyle hizmet ediyor olmalarının tek nedeninin, bu teorinin bir Yaratıcı olduğunu reddetmesi olduğunu kabul etmek zorundayız.(Dr. Michael Walker, Quadrant, Ekim1982, s.44 ) Robert Shapiro:
Bizi basit kimyasalların var olduğu bir karışımdan, ilk etkin replikatöre (DNA veya RNA'ya) taşıyacak bir evrimsel ilkeye ihtiyaç vardır. Bu ilke "kimyasal evrim" ya da "maddenin kendini örgütlemesi" olarak adlandırılır, ama hiçbir zaman detaylı bir biçimde tarif edilmemiş ya da varlığı gösterilememiştir. Böyle bir prensibin varlığına, diyalektik materyalizme olan bağlılık uğruna inanılır.(Robert Shapiro, Origins: A Sceptics Guide to the Creation of Life on Earth, Summit Books, New York, 1986. s. 207 )
Hubert Yockey (Evrimci biyolog):
Diyalektik materyalizmin mutlak ve kapsamlı doktrinlerine olan inanç, yaşamın kökeni senaryolarında çok önemli bir rol oynamaktadır. Diyalektik materyalizmin etkili olduğu hayatın kökeni ile ilgili senaryolardan biri de güneş sistemi içindeki "uygun bir başka gezegende" daha hayat olduğu iddiasıdır. Bu hiçbir delil olmamasına, hatta aksini kanıtlayan güçlü deliller bulunmasına rağmen inanılan bir senaryodur. (Hubert Yockey, "Self-Organization Origin of Life Scenarios and Information Theory", Journal of Theoretical Biology, cilt 91, 1981, s. 27-28 ) Paul R. Ehrlich ve Richard W. Holm:
Modern evrim teorisini bu yapıların açıklamasında en iyi teori olarak görmektense tek teori olarak görmek giderek daha yaygın hale gelmektedir. Günümüzde bu teoriyi bir dogma olarak ölümsüzleştirmek gözlemlenen dünya hakkında daha doyurucu açıklamalar yapılmasını engelleyecektir. (Paul R. Ehrlich ve Richard W. Holm, "Patterns and Populations", Science, vol. 137 (August 31, 1962), s.656-7) Theodosius Dobzhansky:
Deliller hiçbir zaman kimseyi tam anlamıyla tatmin etmedi; yine de gerçekler konusunda bilgili olan çok az insan anti-evrimcidir. (Theodosius Dobzhansky, "Evolution at Work", Science, Mayıs 9, 1958, s. 1092 ) Pierre Paul Grassé:
(Evrimcilerin canlılığın açıklaması olarak öne sürdükleri)... tesadüf kavramı, ateizm görüntüsü altında kendisine gizlice tapınılan bir tür ilah haline gelmiştir.(Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, Academic Press, New York, 1977, s.107 ) Prof. Cemal Yıldırım:
Darwinizm doğal seleksiyon tezini yoklanması gereksiz, doğruluğu apaçık bir ilke saydığı ölçüde bilimsel bir kuram olmaktan uzaklaşmakta, ideolojik bir öğreti kimliği kazanmaktadır.(Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, Bilgi Yayınevi, Ocak 1989, s. 51 ) Geoffrey Clark (Arizona State Üniversitesi'nden antropolog):
Önümüzdeki bir grup alternatif araştırma sonucundan bir tanesini, daha önceki varsayımlarımıza ve ön yargılarımıza göre seçiyoruz, bu hem politik hem de subjektif bir işlem... Paleoantropolojinin sadece şekli bilimseldir, içeriği değil.(G. A. Clark, C. M. Willermet, Conceptual Issues in Modern Human Origins Research, New York, Aldine de Gruyter, 1997, s. 76) Evrimci Greg Kirby (Biyoloji Öğretmenleri Birliği'nin toplantısında yaptığı bir konuşmadan):
Eğer bütün hayatınızı kemik toplamak, kafatasının ve çenenin küçük parçalarını bulmak için harcıyorsanız, bu küçük parçaların önemini abartmak için çok güçlü bir istek duyarsınız.(Paul S. Taylor, Origins Answer Book, 5. baskı, 1995, s. 35)
__________________ Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ? HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63) | |
| |  |  | |  |
26.10.2006, 14:27
|
#17 (permalink)
| | Tercübeli Üye
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 30.09.2005 Bulunduğu yer: Ruhlar Aleminden Yaş: 24 Mesajlar: 5.925 Tesekkür Etti: 7
20 Kunu Icin 28 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 57 | birin ikinci yazını yaradılış gerçeği tarihin her aşamasında her ırkta benzer şekilde anlatılması sebebi bizler bilirki ilk insan peygamberdir, ve ilk toplumda inanalardandır ve günümüze gelen toplumlarda onların peşi sıra gelmiştir ve her kavme resulde galmiştir ve hepsi uyarlmıştır bu kavimlere sümerlilerde dahildir, ve diğer kavimlerde bu sebeple hepsi ilmi sağlam kaynaklardan dinlemiş kimi kabul etmiş kimi etmemiş kabul ednelerde bu yolda düşünmüş bunların içinde hayalleri ile şekillendiren olmuştur ama hepsine emir gittiği için her birinin yaradılışın nasıl gerçekleştiğini bilmesi normaldir, ve kendi dili ile bunu resmetmesi azıya aktarması gerçektir, sizler sümerden önce yazıya erişseydiniz bu hakikatleri onlardan alındığınıda söylicektiniz. biz size bir geçreği söyliyelim ozaman bu bilgiler tarih boyunca tekrar edilen bilgilerir u ilk insanla başlayan ve hala devam eden bilgilerdir bunun çin her kavme uyarıcı geldiği sebbeyile tüm kavimlerde bu olaylardan haberdardır , burda inançsızlığın getirdiği bir mantık hatası söz konsudur . dikkat edilmelidir...
__________________ Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ? HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63) | |
| |  |  | |  |
26.10.2006, 16:03
|
#18 (permalink)
| | Mesajlari Onaylanacak
fizikci isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 17.10.2006 Yaş: 46 Mesajlar: 41 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | arkadaş dinin başlangıcını herhalde Peygamber efendimizden başlıyarak alıyor!
Halbuki ilk insandan itibaren Allah peygamberlerini göndermiş,insanları uyarmak için.İnsanlar şimdi olduğu gibi sapıtmışlar ama eski dinlerinden eserler kalmış,bunlar adet haline gelmiş.mısırdaki tapınakta tanrı figürünün çamurdan insan yapmasıda bunu sonucu.
Arkadaşın dayandığı temel daha baştan yanlış.Bu çürük temel tesadüf ve mutasyondur.Bunları temel aldıktan sonra zaten gerisine gerek yok.Bu arada nikim gibi gerçekten fizikciyim ve bilim ve bilimsel düşünceyide kabul ederim.Bilim ve bilimsel düşünce islama da ters değil islamda buna ters değil.Çünkü bilim dediğimiz şey yaratılmış şeyler arasındaki ilişkileri inceleyip,anlamlandırma çabasıdır.Bu gün fizik yasası dediğimiz şeyler bu çabanın bir ürünü olup ilişkileri anlamamıza yarayan sembollerdir.
Bu arkadaşa Micheal Talbot'un Holgrafik Evren isimli kitabını okumasını tavsiye ederim.Kendisi spirütealist ama çok güzel tespitleri var.
Bu forumdaki arkaaşlara sesleniyorum;ateistlerle uğraşmayın bunlar gözlerini güneşe kapatmış ahmaklardır.Hele bizim ateistler tam ahmak çünkü batıda ateistler belirli bir araştırma,inceleme sürecinden sonra kiliseninde büyük katkılarıyla ateist olmuşlardır.Yani altyapıları var.Bizdeki ahmak ateistler ise klasik şabloncu mantıkla batının kendine özgü değerleri almışlardır.
Klasik olan bilim dinle çatışır da batıdan alınmış,burdaki dinde akıllı her insanın red edeceği kilise dinidir.Tabi ifrat tefrit hareketleri refleks hareket oldukları içinde toptancı davranmış,kiliseye karşı çıkarken toptan dine karşı olmuşlardır.
Yukarıda bahsettiğim bilimsel düşüncede ateistlerin uzağından dahi geçmemiştir.Bilimsel düşüncenin olduğu yerde ateizm olmaz. | |
| |  |  | |  |
26.10.2006, 16:11
|
#19 (permalink)
| | Yeni Üye
warchild isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: 26.10.2006 Yaş: 38 Mesajlar: 5 Tesekkür Etti: 0
0 Kunu Icin 0 Tesekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 0 | Evrimi inkar eden kişilerden bahsetmişsiniz.Bu doğru birçok bilim adamı,sanatçı,teolog daha doğrusu birçok insan hatta Charles Darwin bile geliştirdiği ve temellerini attığı bu teoremin eksik noktalarını bulmuştur.Ancak ömrü yetseydi belki de tamamlayacaktı eserini.Eksiklerden arındıracaktı.Belirli noktalarda eskikliği barizdir ancak bir puzzle'ı düşünün insanlar günden güne çıkan bulgularla bunları tamamlamaktadırlar.Her ne kadar muhafazakar kesim bunu inkar etse de...
Bir diğer konu bahsettiğinizde benden kaynaklanan bir mantık hatası yok.Ateist insan sizden farklı değildir.Sizin gibi düşünür,değer yargıları bir insanın değer yargıları nasılsa öyledir, ahlak anlayışına sizin kadar sahiptir.Lütfen insanları inançlarına göre daha doğrusu inanmadıkları için sorgulamayın ve ayırmayın.Gelelim şu yaratılış konusuna:
1-Allah okuma yazması olmayan kavimlere (alfabe bulunmadan önce) nasıl kutsal dinini götürdü ? Bir kitap var mıydı ? Yoksa kurallar nasıl bellendi ? Eğer ağızdan ağıza,nesilden nesile aktarıldıysa bu dinin bir nesilden diğerine aktarımı sırasında değişmemesi imkansızdır.Her anlatan kendinden birşey katacaktır.O zaman Allah bunu bile bile insanlara sadece 1 ömürlük din mi gönderdi ? Kur'an da İslam dininden önce dünyadaki bütün kavimlere teker teker Allah tarafından kitap ve elçi yollandığını belirten bir sure var mıdır ?
2-Allah niye insanlara sürekli din gönderiyor ? Niye her kavme farklı farklı dinler gönderiliyor? Topraktan yaratılış hepsinde aynı ancak dini alışkanlıklar,tanrılar vb.. hepsi tamamiyle farklı.Bu eski dinlerin versiyonları mı var ? Yazılım gibi gelişir mi bunlar? İslam bu yazılımın kararsız sürümü mü ? Eğer öyleyse Allah niye en başta insanlara İslam dinini vermedi ?
3-Siz eski uygarlıklara da Allah tarafından elçiler gönderildiğini ve bazılarının bunların dediklerini uygulayıp getirdikleri kabul etiiklerini,bazılarınınsa yoldan saptıklarını anlatmışsınız.Bana islam'dan önce Araplar hariç bugünkü İslam kurallarına uyan 1 din söyler misiniz ? Madem İslam'dan önce de bunlara Allah dinler göndermiş, bunların İslam ile benzer özellikte olması en azından birinde haram olanın diğerinde helal olmaması gerekir.
Şunu kabul etmiyorsunuz.İsla | |