| Arşiv Kapatilan Konuların Yer Aldığı Bölüm |
 |
peygamberimizin sevdiği ve sevmediği isimler hadis olarak |
 |
08-19-2006, 15:22
|
#1 (permalink)
|
|
Kıdemli Üye
ibrahimonur isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 375
Tesekkür Etti: 0
Tesekkür Aldı: 29
Rep Puanı: 53
|
peygamberimizin sevdiği ve sevmediği isimler hadis olarak
112 - Ebu'd-Derdâ (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Sizler kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağırılacaksınız öyleyse isimlerinizi güzel yapın"
Ebu Dâvud, Edeb 69, (4948).
113 - İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah'ın en ziyade sevdiği isimler Abdullah ve Abdurrahman'dır."
Müslim, Âdâb, 2, (2132); Ebu Dâvud Edeb 69, (4949); Tirmizî, Edeb 64, (2835).
114 - Ebu Vehb el-Cüşemî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Peygamberlerin isimleriyle isimlenin. Allah'ın çok sevdiği isimler Abdullah, Abdurrâhman'dır. En sâdık olanları da Hâris ve Hemmâm isimleridir. En çirkinleri de Harb ve Mürre isimleridir"
Ebu Dâvud, Edeb 69, (4950). Metin Ebu Dâvud'a aittir, Nesâî'de muhtasar olarak kaydedilmiştir (Hayl 3 (6, 218, 219)).
115 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah katında en düşük (ahna') isim Melikü'l-emlâk (mülklerin mâliki) ismidir. Allah'tan başka Mâlik yoktur."
Süfyân merhum dedi ki: Şâhân Şâh bunun örneğidir.
Ahmed İbnu Hanbel merhûm dedi ki: "Ebu Amr merhum'a, ahna'ne demek diye sordum, bana "en düşük" diye cevap verdi.
Buhârî, Edeb 114; Müslim, Edeb 20, (2143); Ebu Dâvud, Edeb 70, (4961); Tirmizî Edeb 65, (2839).
116 - Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle buyrulmuştur: "Kıyamet günü, Allah'ın en ziyade kızacağı en kötü kimse, adı Melikü'l-emlâk (Şehinşâh) olan kimsedir. Allah'tan başka Mâlik yoktur."
(Adâb 21)
117 - Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Ya'la, Bereket, Eflah, Yesâr, Nâfi ve benzeri isimlerin kullanılmasını yasaklamayı arzu etmişti. Sonra onun bu mevzuda sükut ettiğini gördüm. Sonra da yasaklamadan vefat etti."
Bu hadisi Müslim, Âdab 13, (2138); ve Ebu Dâvud, Edeb, 70, (4960) rivayet ettiler. Hadisin metni Müslim'e aittir.
Ebu Dâvud'un rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "...Zira kişi "Bereket burada mı?" diye sorar da "hayır yok!" diye cevap verirler."
118 - Hz. Ömer (radıyallahu anh)'in azadlı kölesi Eslem anlatıyor: "Hz. Ömer (radıyallahu anh), bir oğlunu Ebu İsa künyesini kullandığı için dövdü. Öte yandan Muğîre İbnu Şu'be (radıyallahu anh), Ebu İsa künyesini kullanıyordu. Hz. Ömer (radıyallahu anh) ona "Ebu Abdillah künyesini kullanman sana yetmez mi?" dedi. Muğîre: "Bana Ebu İsa künyesini takan Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'dir" cevabını verince, Hz. Ömer: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in geçmiş gelecek bütün günahları affedilmiştir. Biz ise bundan böyle sıkıntıdayız" dedi. Ölünceye kadar Muğire'yi "Ebu Abdillah" diye künyeledi.
Ebu Dâvud, Edeb 72, (4963).
119 - Yahya İbnu Sa'îd (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bol sütlü bir deve hakkında: "Bunu kim sağacak?" diye sordu. Bir adam ayağa kalkmıştı ki Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) "İsmin ne?" dedi. Adam: "Mürre (acı)!" deyince, ona: "Otur!" dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) tekrar "Bunu kim sağıverecek?" diye sordu. Bir başkası ayağa kalktı, ben sağacağım diyecekti. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ona da: "ismin nedir?" diye sordu. Adam: "Harb!" diye cevap verdi. Ona da "Otur" dedi.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Bu deveyi kim bize sağıverecek?" diye sormaya devam etti. Bir adam daha kalktı. Ona da ismini sordu. "Ya'îş (yaşıyor!)" cevabını alınca ona: "Sen sağ" diyerek müsaade etti."
Muvatta, İsti'zan 24 (2, 973).
HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'İN İSİM KOYDUĞU KİMSELER
120 - Sehl İbnu Sa'd es-Sâidi (radıyallahu anh) buyurdu ki: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Fâtıma (radıyallahu anhâ) annemizin evine uğramıştı. Hz. Ali (radıyallahu anh)'yi evde bulamayınca: "Amca oğlun nerede?" diye sordu. Fatıma (radıyallahu anhâ): "Aramızda bir şekerlenme oldu. Bunun üzerine bana kızdı ve çekip gitti" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) birine: "Hele bir arayıver nereye gitmiş" diye emretti. "Mescidde yatıyor!" diye haber verince, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), 'Kalk ey Ebu Turâb, kalk ey Ebu Turâb (yani Toprak babası) diye seslendi.
Sehl der ki: Hz. Ali (radıyallahu anh)'nin en çok sevdiği ismi bu isimdi.
Buhârî, Salat 58, Fedaili'l, Ashab 9, Edeb 113, İsti'zân 40; Müslim, Fedailu's-Sahâbe 38, (2409).
121 - Esmâ Bintu Ebî Bekr (radıyallahu anhümâ) anlatıyor. "Mekke'de Abdullah İbnu Zübeyr (radıyallahu anh)'e hâmile kalmıştım. Doğum yaklaşmıştı ki, Mekke'yi terkettim ve Medine'ye geldim, Kuba'ya indim. Abdullah'ı orada dünyaya getirdim. Doğunca, bebeği alıp Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a götürdüm, kucağına bıraktım. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir hurma istedi, ağzında çiğneyerek ezdikten sonra, tükrüğünden çocuğun ağzına bıraktı. Abdullah'ın midesine ilk inen şey Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın mübarek tükrükleri idi. Sonra (yumuşattığı o) hurma ile çocuğun damağını oğdu, hakkında bereketle dua etti ve Abdullah ismini verdi. Müslüman aileden ilk doğan çocuk bu idi. (Medine'de bütün Müslümanlar) onun doğumuna çok sevindiler. Çünkü "Yahudiler size sihir yaptılar, asla doğum yapamayacaksınız" diye bir şayia çıkarılmıştı."
Buhârî, Menâkibu'l-Ensâr 45, Akîka 1, Müslim, Âdâb 26, (2146).
122 - Ebu Mûsâ (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir oğlum doğmuştu. Hemen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a getirdim. İbrahim ismini verip bir hurma ile tahnikde bulundu. Sonra da "Mübarek olsun" diye dua buyurdu ve çocuğu bana geri verdi. Bu çocuk, Ebu Musa'nın en büyük evladı idi."
Buhârî, Akîka 1; Müslim, Adab 24, (2145).
123 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Abdullah İbnu Ebi Talha'yı doğduğu zaman Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a götürdüm. Bebek bir bez içerisinde idi. Vardığımızda Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) devesine katran sürüyordu. "Beraberinde hurma da getirdin mi?" diye sordu. "Evet" dedim ve birkaç tane hurma verdim. Onları ağzında çiğnedi, sonra çocuğun ağzını açtı. Ağzına tükrüğü püskürttü. Bebek, yalamaya başladı. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Ensar'ın hurma sevgisine bakın (doğar doğmaz başlıyor)" diye latife etti ve çocuğu Abdullah diye isimledi."
Buhârî, Cenâiz 42, Akîka 1; Müslim, Âdab 22, (2144); Ebu Dâvud, Edeb 69, (4951) Hadisin metni; Müslim'deki metindir.
124 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ): "Ey Allah'ın Rasûlü, dedim, arkadaşlarımdan her birisinin bir künyesi var, (benim yok)". Dedi ki: "Oğlum Abdullah İbnu Zübeyr ile künyelen." Aişe, "Ümmü Abdillah (Abdullah'ın annesi)" diye künye almıştı"
Ebu Dâvud, Edeb 78, (4970).
Rezîn merhum: "Teyze anne gibidir" ilavesini kaydetmiştir.
HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'İN DEĞİŞTİRDİĞİ İSİMLER
125 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ): "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) çirkin isimleri değiştirirdi" buyurmuştur.
Tirmizî, Edeb 66, (2841).
126 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Zeyneb Bintu Ebî Seleme'nin ismi Berre idi. "Nefsini tezkiye ediyor" denildi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) onu Zeyneb diye isimlendirdi.
Buhârî Edeb 108; Müslim, Edeb 17, (2141).
127 - İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: "Cüveyriye Bintu'l-Hâris'in ismi Berre idi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onun ismini Cüveyriye diye değiştirdi. Zira, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Berre'nin yanından çıktı" denmesini sevmiyordu.
Müslim, Edeb 16, (2140).
128 - Şureyh İbnu Hâni, (radıyallahu anh) babasından naklediyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), kavmimin beni Ebu'l-Hakem diye künyelediklerini işitmişti. Beni çağırtarak: "Hakem olan Allah'tır, hüküm de O'nadır, öyle ise, sen nasıl Ebu'l-Hakem künyesini taşırsın?" dedi. Ben açıkladım: "Kavmim bir meselede anlaşmazlığa düşünce bana gelirler, ben hükme bağlarım. Her iki taraf da verdiğim hükme râzı olurlar." Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Bu ne güzel şey?" buyurdu ve "Çocuklarından neler var?" diye sordu. Ben: "Şüreyh, Müslim, Abdullah var" dedim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "En büyüğü hangisi?" dedi. "Şüreyh" dedim. "Öyleyse, buyurdu, sen Ebu Şüreyh'sin"
Ebu Dâvud, Edeb 70, (4955); Nesâî, Kadâ 7, (8, 226-227).
129 - Beşîr İbnu Meymun, amcası Üsâme İbnu Ahdarî'den rivayet ediyor: Ahdarî diyor ki: "İsmi Asram olan bir adam vardı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona: "İsmin nedir?" diye sordu. Adam Asram diye cevap verdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır sen Zür'a'sın" buyurdu.
Ebu Dâvud, Edeb 70, (4954).
130 - Said İbnu'l-Müseyyeb babası vasıtasıyla dedesinden naklediyor: "Dedem, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a uğramıştı. İsmin ne? diye sordu. "Hazn (sert yer)" diye cevap verdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır sen Sehl'sin" dedi. Müseyyeb: "Olamaz, babanın verdiği bir ismi değiştiremem" dedi. İbnu'l-Müseyyeb ilâve ediyor: "O günden sonra aramızda kabalık devam etti gitti."
Buhârî, Edeb 107-108; Ebu Dâvud, Edeb 70, (4956).
Ebu Dâvud'un rivayetinde şöyle demiştir: "... Hayır sehl ezilir ve hakîr tutulur."
Ebu Dâvud merhum der ki: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Âsi, Aziz, Atele (şiddet, sertlik), Şeytan, Hakem, Gurâb (karga) Habbâb, Şihab isimlerini değiştirdi. Şihâb'ı Hişam, Harb'i Silm (sulh), Muzdaci'ı (yatan) Münbais (kalkan) yaptı. Afire (çorak) adını taşıyan bir araziyi de Hadire (yeşillik) diye, Şi'bu'd Dalâlet'i (sapıklık geçidi) Şi'bu'l-Hüdâ diye isimledi. Benu'z-Zinye'yi Benu'r-Rüşd olarak değiştirdi."
131 - İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) diyor ki: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) Âsiye (isyankâr, itaatsiz kadın) ismini değiştirip Cemîle (güzel kadın) yaptı.
Müslim, Edeb 14, (2139); Tirmizî, Edeb 66, (2840); Ebu Dâvud, Edeb 70, (4952).
132 - Mesruk anlatıyor: "Hz. Ömer'le karşılaştım. Bana "Sen kimsin?" diye sordu. "Mesruk İbnu'l-Ecda" dedim. Dedi ki: "Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın ecda şeytandır" dediğini işittim."
Ebu Dâvud, Edeb 70, (4957).
133 - Sehl İbnu Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor: "el-Münzir İbnu Ebî Üseyd doğduğu zaman Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a getirilmişti. Çocuğu kucağına aldı ve: "İsmi nedir?" diye sordu. "İsmi falandır" diye ne konmuşsa söylendi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır! bunun ismi Münzir olacak" dedi ve o gün çocuğa Münzir ismini koydu.
Buhârî, Edeb 108; Müslim, Edeb 29, (2149).
HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'İN İSİM VE KÜNYESİNİ ALMA HAKKINDA GELEN RİVÂYETLER
134 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Bakî'de idi. Kulağına bir ses geldi: "Ey Ebu'l-Kâsım!" diyordu. Başını sese doğru çevirdi. Seslenen adam: "Ey Allah'ın Resûlü seni kastedmedim, ben falancayı çağırdım" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "İsmimi isim olarak koyun, fakat künyemi kendinize künye yapmayın!" buyurdu.
Buhârî, Menâkıb 20, Edeb 106; Müslim, Âdab 1 (2131); Tirmizî, Edeb 68, (2844).
135 - Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bizden birinin bir oğlu oldu. İsmini Kasım koydu. Kendisine: "Sana Ebu'l-Kasım künyesini vermeyiz. Bu künye ile seni şereflendirip memnun etmeyiz" dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e gelerek durumu arzetti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunun üzerine: "Oğlunun adı Abdurrahmândır" dedi.
Buhârî, Edeb 105, 106, 109, Menâkıb 20; Müslim, Adâb 2, (2133); Ebu Dâvud, Edeb 74, (4965); Tirmizî, Edeb 68, (2845).
Bir rivayette şu ziyade var: "İsmimi isim olarak koyun, fakat künyemi künye yapmayın. Zira ben Kasım (taksim edici) kılındım. Aranızda taksim ederim."
Ebu Dâvud'un bir rivayetinde şöyle buyrulmuştur: "Kim benim ismimi almışsa, künyem ile künyelenmesin. Kim de künyem ile künyelenmişse, ismimle isimlenmesin."
136 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Bir kadın gelerek: "Ey Allah'ın Resûlü, ben bir oğlan dünyaya getirdim. Muhammed diye isim, Ebu'l-Kasım diye de künye verdim. Bana, sizin bu durumdan hoşlanmadığınız söylendi, doğru mu?" diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "İsmimi helâl, künyemi haram kılan şey de ne?" veya "Künyemi haram kılıp ismimi helâl kılan şey de ne?" diyerek reddetti.
Ebu Dâvud Edeb 76, (4968).
137 - Muhammed İbnu'l-Hanife, babasından (Allah her ikisinden de razı olsun) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e sordum: "Ey Allah'ın Resûlü, sizden sonra bir oğlum olduğu takdirde, sizin isminizle isimlendirebilir, künyenizle de künyelendirebilir miyim, ne dersiniz?" Bana "Evet" buyurdular.
Ebu Dâvud, Edeb, 76, (4967); Tirmizî, Edeb 68, (2846).
Yuharıdaki metin Ebu Dâvud'undur. Tirmizî, hadise, "sahîh" demiştir, ayrıca: "Burada bizim için ruhsat var" diye kaydetmiştir.
İSİM VE KÜNYE ÜZERİNE MÜTEFERRİK HADİSLER
138 - İbnu Ömer (radıyallahu anhumâ) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) çocuğa, doğumunun yedinci gününde isim konmasını, yıkanarak pisliklerin temizlenmesini ve akika kurbanı kesilmesini emir buyurdu."
Ebu Davud, Edâhî, 21, (2837); Tirmizî, Edâhî 23, (1522), Edeb 63,(2834), (Tirmizî'de hadis İbnu Ömer'den değil, Amr İbnu Şu'ayb an ebîhi an ceddihi tarîkindendir. Burada bir sehiv söz konusu -Nesâî, Akîka 5, (7, 166); İbnu Mâce, Zebâih 1, (3165)-dur.).
139 - Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Yeni doğan çocuklar Hz. Peyg er (aleyhissalâtu vesselâm)'e getirilirdi. O da bunlara mübarek olmaları için dua eder, tahnîkde bulunurdu."
Müslim, Edeb, 27 (2147); Ebu Dâvud, Edeb 116, (5106).
140 - Ebu Râfi (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Fatıma (radıyallahu anhâ) oğlu Hasan (radıyallahu anh)'ı doğurduğu zaman, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı kulağına ezan okurken gördüm."
Ebu Dâvud, Edeb 116, (5105); Tirmizî, Edâhî 17, (1514).
Tirmizî hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Rezîn şu ziyadeyi kaydeder: "Kulağına İhlas sûresini okudu, hurma ile tahnik etti ve ismini koydu."
141 - Yahya İbnu Saîd anlatıyor: "Hz. Ömer bir adama: "İsmin nedir?" diye sordu. Adam "Cemre (kor)" dedi. "Kimin oğlusun?" diye tekrar sordu. Adam: "İbnu Şihâb (alev) deyince "Kimlerden?" dedi. Adam: "Hurakalardan." "Eviniz nerede? diye sordu. "Harretu'n-Nâr'da" cevabını alınca, "hangisinde?" dedi. "Zâtı Lezâ'da" cevabını alınca; Hz. Ömer (radıyallahu anh) "Âilene yetiş, yanıyorlar!" dedi. Gerçekten durum aynen Hz. Ömer'in dediği gibiydi"
Muvatta, İsti'zân 25 (2, 973).
|
|
|
|
 |
 |
|
 |
08-19-2006, 15:25
|
#2 (permalink)
|
|
Kıdemli Üye
ibrahimonur isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 375
Tesekkür Etti: 0
Tesekkür Aldı: 29
Rep Puanı: 53
|
A ile başlayan isimler
ÂBAD: (Fars.) Er. 1. Şen, bayındır. 2. (Ar.) Sonsuz gelecek zamanlar.
ABADÎ: (Fars.) Er. Şen, bayındır, mamurlukla ilgili. Abadi Mehmet Çelebi. Türk hukuk bilgini (1555).
ABAKA HAN: (Tür.) İlhanlı hükümdarı Hülagu'nun oğlu.
ABAY: (Tür.) Er. Beceri. Sezgi, anlayış, dikkat. Abay Kunanbayoğlu. Kazak Türk şiirinin kurucusu.
ABAZA: (Tür.) KaraçayÇerkes Özerk bölgesinde yaşayan müslüman bir halk. Abaza Hasan Paşa, Osmanlı vezirlerinden.
ABBAD: (Ar.) Er. Allaha itaat ve ibadet eden, kulluğunu hakkıyla yerine getiren. Yasaklarından kaçınan. Abbad b. Bişr. Ashab'dan.
ABBÂS (Ar.) Er: 1. Sert, çatık kaşlı kimse. 2. Arslan (bkz. Esed, gazanfer, şiir). Abbâs b. Abdülmuttalib. Rasûlullah (s.a.s)'ın amcası, Mekke'nin fethinde müslüman olmuştur.
ABBASE: (Ar.) Ka. (bkz. Abbâs). Ahmed b. Hanbel'in hanımının ismi. Hz. Abbas'a mensup olan.
ABBAZ: (Fars.) Er. Yüzgeç, yüzücü.
ABD: (Ar.) Ka. Köle, hizmetçi, itaat edici. Kul. Sonuna
Allah'ın isimleri getirilince bazı isimler meydana gelir. Abdullah,
Abdurrahim, Abdulmelik gibi.
ABDAR: (Fars.) Ka. 1. Sulu, taze. 2. Parlak. 3. Sağlam vücutlu.
4. Nükteli. 5. Zarif, güzel, hoş. 6. Su veren hizmetçi.
ABDİ: (Ar.) Er. Kulluk ve itaat eden.
ABDULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın kulu. Peygamber (s.a.s)'in en sevdiği
isimlerden aynı zamanda babasının adıdır.
ABDURRAHMAN: (Ar.) Er. Rahman'ın kulu. Rahman; dünyada her
canlıya, mü'minkafir ayırdctmeksizin herkese merhamet eden. Allah'ın
isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.
ABDURRAUF: (Ar.) Er. Rauf olan Allah'ın kulu. (bkz. erRauf)
ABDUSSABUR: (Ar.) Er. Sonsuz sabır ve genişlik sahibi Allah'ın
kulu. Allah'ın isimlerinden, (bkz. esSabur).
ABDÜDDAR: (Ar.) Er. Zararlı şeyleri ve sebeblerini bir hikmete
mebni olarak yaratan Allah'ın kulu. edDar: Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLAFUV: (Ar.) Er. Geniş Avf ve mağfiret sahibi yüce Allah'ın
kulu. Allah'ın isimlerinden, (bkz. elAfuv).
A'LA: (Ar.) Er. En yüksek, en yüce ve yücelikte eşi olmayan
Allah'ın kulu. A'la kelimesi Kur'anı Kerim'in sıfatı olarak geçmektedir.
Ünlü bir İslam bilgini.
ABDÜLALİ: (Ar.) Er. Yüce, ulu, şan ve şeref sahibi Allah'ın kulu.
Ali kelimesi Kur'an'da Allah'ın yüceliğini vasfetme anlamında
kullanılmıştır.
ABDÜLALİM: (Ar.) Er. Alim ve mükemmel bilgiyi uhdesinde bulunduran
Allah'ın kulu. Alim kelimesi Allah'ın 99 isminden birisidir.
ABDÜLAZİM: (Ar.) Er. Azamet ve büyüklük sahibi Allah'ın kulu.
Allah'ın isimlerinden, (bkz. elAzim).
ABDÜLAZİZ: (Ar.) Er. Büyük ve aziz olan, izzet ve şeref sahibi
Allah'ın kulu. (bkz. Aziz). Aziz Allah'ın isimlerindendir. Sultan
Abdülaziz: 32. Osmanlı padişahının adı.
ABDÜLBAKİ: (Ar.) Er. Sonsuz, ebedi olan ve ölmenin kendisi için
sözkonusu olmadığı. Allah'ın kuluAllah'ın isimlerinden, (bkz. Baki).
ABDÜLBARİ: (Ar.) Er. Yaratan, yaratıcı Allah'ın kulu. Bari ismi,
Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜLBASIT: (Ar.) Er. Genişlik, ferahlık ve kolaylık verici olan
Allah'ın kulu. Allah'ın isimlerinden (bkz. elBasıt).
ABDÜLBASİR: (Ar.) Er. Her şeyi görüp gözeten ve gizliliğin kendisi
için söz konusu olmadığı yüce Allah'ın kulu. (bkz. elBasir).
ABDÜLBEDİ: (Ar.) Er. Allah'ın isimlerinden. Bedi'nin kulu. (bkz.
elBedi).
ABDÜLBERR: (Ar.) Er. Berr'in kulu. Cömert ve ihsan edicinin kulu.Berr,
Allah'ın isimlerindendir. (bkz. elBerr).
ABDÜLCEBBAR: (Ar.) Er. Cebredici, zorlayıcı, kuvvet ve kudret
sahibi Allah'ın kulu. Cebbar, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLCELİL: (Ar.) Er. Büyük, ulu, yüce Allah'ın kulu. Celil,
Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLCEMAL: (Ar.) Er. Güzellikleri kendinde toplayan Allah'ın kulu.
ABDÜLCEVAT: (Ar.) Er. Cömert olan Allah'ın kulu.
ABDÜLEHAD: (Ar.) Er. Şeriki ve ortağı bulunmayan, tek olan Allah'ın
kulu. Ehad, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLESED: (Ar.) Er. Aslan'ın kulu. Hz. Rasûlullah (s.a.s)'ın
reddettiği isimlerdendir. Müslümanlar kullanmazlar.
ABDÜLEVVEL: (Ar.) Er. Herşeyin evveli, ilk olan, varlığının
başlangıcı bulunmayan Allah'ın kulu.
ABDÜLEZE: (Ar.) Er. Ezelden beri var olan varlığı için başlangıç
söz konusu olmayan Allah'ın kulu.
ABDÜLFERİD: (Ar.) Er. Tek, eşsiz, eşi olmayan, kıyas kabul etmez,
üstün olan. Allah'ın kulu. (bkz. Ferid).
ABDÜLFETTAH: (Ar.) Er. Zafer
kazanmış, üstün gelmiş, fethedenaçan, kullarınınınının kapalımüşkil işlerini
açan Allah'ın kulu. (bkz. Fettan). Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLGAFFAR: (Ar.) Er. Kullarının günahlarım affeden Allah'ın kulu.
(bkz. Gaffar). Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜLGAFUR: (Ar.) Er. Kullarının günahlarını tekrar tekrar
bağışlayıcı olan Allah'ın kulu. (bkz. Gafur). "Abd" takısı almadan
kullanılmaz.
ABDÜLGANİ: (Ar.) Er. Zengin, varlıklı, bol, doygun olan Allah'ın
kulu. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Gani).
ABDÜLHABİR: (Ar.) Er. Her şeyin iç yüzünden, gizli ve
saklılıklanndan haberdar olan Allah'ın kulu. (bkz. elHabir). Allah'ın
isimlerinden.
ABDÜLHADl: (Ar.) Er. Hidayet eden, doğru yolu gösteren Allah'ın
kulu. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Hadi).
ABDÜLHAFIZ: (Ar.) Er. Herşeyi bütün ayrıntı ve inceliğiyle
kayıtlayıp tutan ve dilediği zamana kadar bela ve afetlerden koruyan
Allah'ın kulu. (bkz. elHafız). Allah'ın isimlerinden.
ABDÜLHAK: (Ar.) Er. Hak ve gerçek olan, varlığı hiç değişmeden
duran Allah'ın kulu. Hak, Esmau'lHüsna'dandır.
ABDÜLHAKEM: (Ar.) Er. Bütün işlerin kendisine döndürüldüğü, onun adalet
ve kararına baş vurulduğu yüce Hakem Allah'ın kulu. (bkz. elHakem).
Allah'ın isimlerinden.
ABDÜLHAKİM: (Ar.) Er. Her şeye hükmeden Allah'ın kulu. Hakim,
Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜLHALİK: (Ar.) Er. Yaratan, yoktan vareden, yaratıcı Allah'ın
kulu. Halik, Allah'ın isimlerinden. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜLHALİM: (Ar.) Er. Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu, hikmetli
Allah'ın kulu. (bkz. Halim). Allah'ın isimlerinden.
ABDÜLHAMİD: (Ar.) Er. Hamdolunmuş, övülmüş, bütün varlığın diliyle
övülmüş Allah'ın kulu. Hamid; Allah'ın isimlerindendir. (bkz. Hamid).
Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.
ABDÜLHASİB: (Ar.) Er. Bütün varlıkların takdir edilen hayatları
boyunca yaptıkları bütün işlerin ayrıntılarıyla hesabını en iyi bilen
Hasib'in kulu. Hasib; Allanın isimlerindendir.
ABDÜLHAY: (Ar.) Er. Daima diri olan, ebedi hayat sahibi, her şeye
gücü yeten Cenabı Allah'ın kulu. (bkz. elHay). Allah'ın isimlerinden.
ABDÜLKADİR: (Ar.) Er. Bitmez tükenmez kuvvet sahibi olan, her şeyi
yapmaya gücü yeten Allah'ın kulu.Kadir; Allah'ın isimlerindendir. (bkz.
Kadir).
ABDÜLKAVİY: (Ar.) Er. Sonsuz güç ve kuvvet sahibi Allah'ın kulu,
Kaviy kelimesi Esmau'lHüsna'dandır. (bkz. elKaviyy).
ABDÜLKAYYUM: (Ar.) Er. Bu isim her şeyin bir varlık olarak
durabilmesi için neye ihtiyacı varsa onu veren, gökleri, yeri ve her şeyi
tutan, baki, kaim Allah'ın kulu. Kayyum, Allah'ın isimlerindendir. (bkz.
elKayyum).
ABDÜLKEBİR: (Ar.) Er. Kebirin, büyüklük ve Azamette eşsiz olan
Allah'ın kulu. Kebir, Allah'ın isimlerindendir. (bkz. elKebir).
ABDÜLKERİM: (Ar.) Er. Keremi bol, cömert olan Aziz ve Celil
Allah'ın kulu. Kerim; Allah'ın isimlerindendir. (bkz. Kerim).
ABDÜLLATİF: (Ar.) Er. Latif, güzel, yumuşak, hoş, nazik olan bütün
olayların ve eşyanın inceliklerini bilen Allah'ın kulu. elLatif;
Allah'ın isimlerindendir. (bkz. Latif).
ABDÜLMACİD: (Ar.) Er. Kadru şanı büyük, cömertlik ve keremi bol
olan, Allah'ın kulu. Macid kelimesi, Allah'ın isimlerindendir. (bkz.
elMacid).
ABDÜLMALİK: (Ar.) Er. Sahip olan, her şeyin mülkiyetinin sahibi
olan Allah'ın kulu. Malik; Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı
almadan kullanılmaz.
ABDÜLMECİD: (Ar.) Er. Şanı büyük ve yüksek olan, şan ve onur sahibi
yüce Allah'ın kulu. Mecid kelimesi Allah'ın 99 isminden biridir.
Sultan Abdülmecid Han. 31. Osmanlı padişahı.
ABDU'LMELİK: (Ar.) Er. Her şey üzerinde tasarruf ve hükmeden tek
hükümdar Allah'ın kulu. elMelik, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLMENNAN: (Ar.) Er. Çok ihsan eden, ihsanı bol olan Allah'ın
kulu. Mennan kelimesi, Allah'ın sıfatlanndandır.
ABDÜLMESİH: (Ar.) Er. Hastalara şifa veren, mesih İsa'nın kulu.(bkz.
Mesih). İsim olarak kullanılmaz.
ABDÜLMETlN: (Ar.) Er. Metanetli, sağlam, dayanıklı olan Allah'ın
kulu. (bkz. Metin). Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLMUCİB: (Ar.) Er. Kendisine yönelip yalvaranların isteklerine
cevap veren, onların dua ve tevbelerine icabet eden yüce Allah'ın kulu.
Mucib, Esmau'lHüsna'dandır. (bkz. elMucib).
ABDÜLMUHSİ: (Ar.) Er. Bütün varlıkların sayısını tek tek bilen
Allah'ın kulu. Muhsi, Esmau'lHüsna'dandır.
ABDÜLMUHYİ: (Ar.) Er. Hayat veren, can
ve ruh veren, bütün canlıları ve hayatı diri tutan Allah'ın kulu. Muhyi,
Allah'ın 99 isminden birisidir, (bkz. Muhyi).
ABDÜLMUİD : (Ar.) Er. Yaratılmışları yokettikten sonra tekrar
dirilten Allah'ın kulu. Muid Allah'ın 99 isminden birisidir, (bkz. elMuid).
ABDÜLMUİZ: (Ar.) Er. Muiz'in, izzet veren, şereflendiren Allah'ın
kulu. (bkz. elMuiz). Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLMÜMİN: (Ar.) Er. Gönüllerde iman nurunu yerleştiren, kendisine
yönelenlere, iman nasib ederek onları hidayetine alan, koruyan yüce Allah'ın
kulu. Mü'min, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLVACİD: (Ar.) Er. Yoktan vareden, meydana getiren, dilediğini
anında elde eden, zenginlik ve servetine nihayet bulunmayan Vacid'in kulu. Vacid,
Allah'ın isimlerindendir. (bkz. elVacid).
ABDÜLVAHİD: (Ar.) Er. Tek ve eşsiz olan, zatında sıfatlarında,
hükümlerinde, işlerinde asla benzeri olmayan Allah'ın kulu. Vahid kelimesi
Cenabı Hakk'm Kur'an'da zikredilen 99 isminden birisidir, (bkz. elVahid).
ABDÜLVALl: (Ar.) Er. Bütün alemleri ve meydana gelen bütün olayları
tedbir ve idare eden Allah'ın kulu. Vali, Esmau'lHüsna'dandır. (bkz.
elVali).
ABDÜLVARİS: (Ar.) Er. Gerçek servet ve zenginliklerin mutlak
sahibi. Bütün zenginliklerin son ve asıl sahibi olan yüce Allah'ın kulu.
Varis kelimesi Allah'ın isimlerindendir. (bkz. elVaris).
ABDÜLVASİ: (Ar.) Er. Vasi'nin kulu.Genişlik sahibi ve müsade edici,
darlık, fakirlik ve sıkıntıdan münezzeh olan Allah'ın kulu. Vasi kelimesi,
Allah'ın isimlerindendir. (bkz. elVasi).
ABDÜLVEDUD: (Ar.) Er. Vedud'un kulu. Allah'ın isimlerinden.
Vedud; iyi amel sahibi kullarını seven, onlara rahmet ve rızasını yönelten,
sevilmeye ve sayılmaya, dostluğu kazanılmaya yegane layık olan yüce Allah
anlamındadır.
ABDÜLVEHHAB: (Ar.) Er. Çok çeşitli nimetleri daima bağışlayan
Allah'ın kulu. Vehhab, Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan
kullanılmaz.
ABDÜLVEKİL: (Ar.) Er. Kendisine tevekkül edilen, kudretiyle
kullarının işlerini halleden, onlara yardımcı olan yüce Allah'ın kulu.
Vekil. Allah'ın isimlerindendir. (bkz. elVekil).
ABDÜLVELİ: (Ar.) Er. Kendisine iman edenlerin dostu ve yardımcısı.
Yarattıklarına mütevelli ve nazar edici olan Allah'ın kulu. elVeliyy
kelimesi Allah'ın isimlerindendir. (bkz. elVeli).
ABDÜNNAFİ: (Ar.) Er. Yararlı şeyleri ve sebeplerini kudretiyle
yaratan Allah'ın kulu. Nafı kelimesi, Allah'ın isimlerindendir. (bkz.
enNafî).
ABDÜNNASIR: (Ar.) Er. Yardım eden, Yardımcıların en hayırlısı,
mü'minlere nusret ve zafer veren Allah'ın kulu. Nasır, Allah'ın
sıfatlanndandır.
ABDÜNNASIR: (Ar.) Er. Yardımcı, yardım eden Allah'ın kulu.
ABDÜNNUR: (Ar.) Er. Nur sahibi, aydınlık, parlaklık sahibi olan
Allah'ın kulu. Nur, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜRRAFİ: (Ar.) Er. Rafı'nin kulu. (bkz. erRafı). Allah'ın
isimlerinden
ABDÜRRAHİM: (Ar.) Er. Merhametli, esirgeyen, koruyan, acıyan,
ahirette mümin kullarına merhamet eden Allah'ın kulu. erRahim, Allah'ın
isimlerindendir.
ABDÜRRAUF: (Ar.) Er. Çok lütuf, şevkat ve rahmet eden. Onlan belli
nimetlerle dengeli yaşatan, seviyelendiren Allah'ın kulu. (bkz. Rauf).
ABDÜRREŞİD: (Ar.) Er. Allah'ın isimlerinden. Reşid'in kulu. (bkz.
erReşid).
ABDÜRREZZAK: (Ar.) Er. Bütün mahlukların rızkım veren Allah'ın
kulu. Rezzak, Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜSSAMED: (Ar.) Er. Kimseye hiçbir şeye muhtaç olmayan, Allah'ın
kulu. Samed, Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
Türk dil kuralı açısından "d/l" olarak kullanılır.
ABDÜSSELAM: (Ar.) Er. Banş, rahatlık, selamete çıkaran, selam eden,
zevalsiz ebedi olan Allah'ın kulu. esSelam kelimesi, Allah'ın
isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılamaz.
ABDÜSSEMİ': (Ar.) Er. Her şeyden arınmış olarak bütün
sesleri, sözleri ve kelimeleri işitip ayırdeden yüce Allah'ın kulu. (bkz. esSemi').
ABDÜSSETTAR: (Ar.) Er. Günahları örten, gizleyen Allah'ın kulu.
ABDÜŞŞAHİD: (Ar.) Er. Şahid'in kulu. Görünen ve görünmeyen eşyanın
hepsini görücü ve tasarruf edici olan ve her şeyi müşahade altında bulunduran
Allah'ın kulu. Şahid, Allah'ın isimlerindendir. (bkz. eşŞahid).
ABDÜŞŞEKÜR: (Ar.) Er. Emrine uyan, yasaklarından sakınan kullarını
seven ve çok ikramda bulunan Allah'ın kulu. Şekür, Allah'ın
isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kull anılmaz.
ABDÜZZAHİR: (Ar.) Er. Varlık ve birliği sonsuz sayıda eserler ve
delillerle belli olan Allah'ın kulu. ezZahir, Allah'ın isimlerindendir. (bkz.
ezZahir).
ABER: (Ar.) Er. Hz. Nuh'un erkek torunu.
|
|
|
|
 |
08-19-2006, 17:17
|
#3 (permalink)
|
|
Süper Aktif Üye
seyfullah putkıran isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: Sep 2005
Nerden: Ruhlar Aleminden
Kan Gurubu: A Rh (+)
Yaş: 24
Mesajlar: 5.934
Tesekkür Etti: 2.765
Tesekkür Aldı: 5.987
Rep Puanı: 908
|
Allah C.C. razı olsun ama isimlerin devamını da bekliyoruz inşallah sadece a harfi ile olanlar var .diğerlerinide paylaşırsanız seviniriz.
__________________
Bin sene de okusam ne biliyorsun diye sorsalar bana ?
HADDİMİ BİLİRİM derim....
“Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler...Kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler (geçerler)” (Furkan 25/63)
|
|
|
|
 |
|
 |
08-19-2006, 19:10
|
#4 (permalink)
|
|
Kıdemli Üye
ibrahimonur isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 375
Tesekkür Etti: 0
Tesekkür Aldı: 29
Rep Puanı: 53
|
ABENDAM: (Fars.) Ka. Güzel vücutlu, güzellik.
ABGUN: (Fars.) Er. 1. Mavi renk. Gök. 2. Parlak. 3. Nişasta.
ABHER: (Ar.) Er. 1. Nergis çiçeği. 2. Yasemin. 3. Zerrin kadehi çiçeği.
4. Dolu kab.
ABILAY HAN: (Tür.) Er. Orta cüz Kazak Hanı. Ülkesini Çinlilere,
Hive hanlıklarına karşı ustaca savundu (17111781).
ABIŞKA NOYAN: (Tür.) Er. İlhanlı komutan. (XIIIXIV. yy.) bkz.
Abuşga.
ABHİZ: (Fars.) Er. 1. Büyük dalga. 2. Kaynak. 3. Su yolu.
ABİD: (Ar.) Er. Allah'a ibadet eden, çok ibadet eden, zahid. Kullar,
köleler.
ABİDE: (Ar.) Er. Anıt. Önemli ve değerli yapıt.
ABİDİN: (Ar.) Er. İbadet edenlerZeyne'lAbidin'den kısaltma isim ad.
Zeynelabidin: Hz. Ali'nin torunlarından biri, ibadet edenlerin ziyneti.
ABŞAR: (Ar.) Ka. Şelale.
ABUŞKA: (Tür.) Er. Koca, zevç, yaşlı erkek.
ABUZER: (f.a.i.) Er. Altın suyu. Altın suyu gibi parlak ve
görkemli. Yahut Ebû Zer (elGıfarî) ismim'n fonetik değişikliğe uğramış şekli.
ABUZETTİN: (Ar.) Er. Din yolunda çabuk, hızlı giden
AÇA: (Tür.) Er. 1. Amca, ağabey. 2. Güçlü kuvvetli, başladığı işi
bitiren. 3. Büyük
ACABAY: (Tür.) Er. (bkz. Aça). ACAHAN: (Tür.) Er. (bkz. Aça).
ACAR: (Tür.). 1. Becerikli. 2. Atılgan, ele avuca sığmaz. 3. Halk. 4. Yeni, taze
Erkek ve kadın adı olarak kullanılır (örfte). Acar, Sırrı: 1967 Dünya
Güreş şampiyonu Türk.
ACARALP: (Tür.) Er. Yiğit, becerikli, cesur kişi.
ACARBAY: (Tür.) Er. Doğan Acarbay, olimpiyatlarda yarışmış
Türk aüet, 1948.
ACARER: (Tür.) Er. (bkz. Acaralp).
ACARKAN: (Tür.) Er. (Acaralp).
ACARMAN: (Tür.) Er. Çevik, beikli, girişken.
ACARÖZ: (Tür.) Er. Özünde yiğitlik bulunan.
ACARSOY: (Tür.) Er. Yiğit, soylu. ACEM: (Ar.) Er. 1. Arap olmayan
milletlerin hepsi 2. Açık ve doğru Arapça konuşamayan kimse 3. Özellikle İranlı,
İran halkından biri. Acem Bekir Efendi: Türk Reisü'lKüttab, 1723.
ACER: (Ar.) Ka. Hz. İsmail (a.s.)'in annesi (bkz. Hacer).
ACLAN: (Ar.) Er. Hızlı, çabuk, telaşlı. Osman Bey ile çağdaş olan
14. yy. ortalarında yaşamış Karasi Beyi.
ACUN: (Ar.) Er. Dünya, varlık.
ACUNAL: (Tür.) Er. Dünyayı kapsayan, dünyayı fetheden.
ACUNALP: (Tür.) Er. (bkz. Acunal).
ACUNMAN: (Tür.) Er. Dünyaca tanınmış, ünlü.
AÇANGÜL: (Tür.) Ka. (bkz. Gül).
AÇE: (Tür.) Ka. Sumatra adasının en kuzey kısmı. Önceleri burada
Açe İslam devleti hüküm sürerdi. Şimdi ise Hollanda sömürgesidir.
AÇELYA: (Yun.i.) Ka. Kokusuz, fundagillerden çeşidi renklerde
çiçekler açan bir bitki.
AÇIL: (Tür.) Ka. Açılmak eyleminden emir, serpil
AÇILAY: (Tür.) Ka. Ayın dolunay halinde olmaya başlaması
AD: (Ar.) Er. Çok eskiden Yemen taraflarında bulunan ve Hud
peygamber tarafından imana getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine
inanılan bir kavmin adı. Kur'anı Kerim'de bu kavim aynı isimle anılmış ve
başlarından geçen hadiseler genişçe ele alınmıştır.
ADAHAN: (Tür.) Er. Adanın hakimi, yöneticisi.
ADAL: (Tür.) Er. "Adın yayılsın, ün kazan" manasında.
ADALEDDİN: (Ar.) Er. Dinin adaleti Türk dil kuralı açısından "d/t"
olarak kullanılır.
ADALET: (Ar.) Ka./Er. 1. Hakka riayctkarlık, hak tanırlık,
haklılık, doğruluk. 2. Haksızlıktan uzaklaşma. 3. Düzenli ve dengeli davranma.
4. Hakkaniyet.
ADANIR: (Tür.) Ka./Er. Şanlı, şöhretli
ADEM : (İb.h.i.) Er. 1. Allah'ın yarattığı ilk insan, insan soyunun atası
ve ilk peygamberi. 2. Adam. 3. İyi, temiz kimse. Âdem (a.s.) ilk insan ve
ilk isimlendirilen varlık. Kur'an'da Hz. Adem'in 25 yerde ismi geçer.
ADETULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın kanunu, ilahi sünnet.
ADEVİYE: (Ar.) Ka. 1. İyilik, yardımseverlik. 2. Ünlü hanım mutasavvıfe.
ADIGÜZEL: (Tür.). Ka./Er. Güzel isim. Verilen ismin güzel olması.
ADİL: (Ar.) Er. 1. Doğruluk gösteren. Doğru. 2. Eşit, eş, müsavi. 3.
Adaletli davranan. Kur'ân! bir isimdir. Allah'ın emirlerini hakkıyla uygulayan
anlamına gelir. Raşid halifelerin 2. çişi Ömer b. elHattab'ın meşhur lakabı.
ADİLE: (Ar.) Ka. 1. Doğruluk gösteren. 2. Doğru Her işinde adalet,
doğruluk bulunan hükümet. 3. Adile Sultan; Osmanlı döneminde Bağdat'ta
valilik yapan Süleyman Paşa'mn hanımı. Adına bir cami bir de kervansaray
yapılmıştır.
ADİLHAN: (a.t.i.) Er. Adil yönetici.
ADİL GİRAY: (a.t.i.) Er. Kırım veliahtı. (1548 Kazvin 1579) Devlet
Giray'm oğlu. Osmanlıİran savaşında Osmanlılara yardımcı oldu. İkinci Şamah
savaşını kazanan İranlılarca tutsak edildi ve Kazvin'de öldü.
ADİN: (Ar.) Er. Cennet (Adn).
ADİY: (Ar.) Er. Savaşçı, savaştan geri durmayan, mücahid. Adiy
b. Hatim etTai: 630 yılında müslüman oldu. Babası gibi cömertti. Kabilesinde
İslam'dan dönme eğilimleri görünce engel oldu. Cemel vakasında Hz. Alinin
yanında yer aldı.
ADNAN: (Ar.) Er. Cennette ölümsüzlüğe kavuşan kimse.
ADNİ: (Ar.) Er. 1. Adın'a mensup, (bkz. Adnan). 2. Cennete girmeye hak
kazanan. Adni Recep Dede. Türk mutasavvıf, şair. (Belgrat 1688).
ADNİYE: (Ar.) Ka. (bkz. Adni).
AFAFET: (Ar.) Ka. 1. Afiflik, temizlik, temiz olan. 2. Fenalıktan, günah
işlemekten kaçınma. 3. Namuslu olmak.
AFET: (Ar.) Ka. 1. Büyük felaket, bela, musibet. 2. Çok güzel kadın,
dilber
AFFAN: (Ar.) Er. Kötü şeylerden kaçınan, kötülüklerden uzaklaşan,
temiz. Ashab'dan bu ismi kullananlar olmuştur.
AFGAN: (Ar.) Er. Heyecanlı, çabuk öfkelenen. Orta Asya'da yaşayan
müslüman bir kavim. Cemalettin Afgani: Müslüman alimlerden.
AFİF: (Ar.) Ka. 1. İffetli, namuslu, ırz ve namus sahibi kadın. 2. Doğru,
haramdan sakınan, yolsuzluğa sapmaz kişi.
AFİFE: (Ar.) Ka.. (bkz. Afif). IV. Mehmed'in hanımı.
AFİL: (Ar.) Er. 1. Uful eden, gurub eden, batan (güneş, yıldız). 2.
Görünmez olan, kaybolan
AFİTAB: (Fars.) Ka.l. Güneş, gün ışığı. 2. Çok güzel, dilber, parlak yüz.
AFRA: (Ar.) Ka. 1. Ayın onüçüncü gecesi. 2. Beyaz toprak. Afra binti U
bey de.: Sahabe hanımlardan.
AFŞAR: (Tür.) Er. 1. Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. Türkiye, İran,
Azerbaycan ve Afganistan'da dağınık olarak yaşamaktadırlar. 2. Çabuk iş gören,
çevik, atılgan
AFŞİN: (Tür.) Er. Zırh, silah. Afşin bey: Selçuklu komutanı.
( XI. yy.). Gümüştigin'le birlikte Anadolu savaşlarına çıktı. Malatya'da Bizans
ordularını yendi. Marmara kıyılarına kadar ilerledi (1079).
AFTABE: (Fars.) Ka. 1. Su kabı. 2. Güneş biçiminde yapılan
mücevher.
AFUV: (Ar.) Er. Daima affeden, merhametli. Esmaü'lHüsna'dandır. "Abd"
takısı alarak kullanılır.
AGAH: (Fars.) Er. Bilgili, haberli, uyanık, afif. Vakıf olmuş,
malumatlı. Agah Efendi: (17441824). Türk devlet adamı.
AĞAN: (Tür.) Ka. Akanyıldız, ağma
AGER: (Tür.) Er. Temiz, doğru kimse
AGRA: (Ar.) Er. Çok sevimli, çok yakışıklı.
AĞA: (Tür.) Er. 1. Yaşlanma manasına gelen "ağmak"tan. Büyük, efendi.
Büyük kardeş, ağabey. 2. Amir, baş, reis. Eski devlet teşkilatımızda bazı
idarecilere verilen unvan. 3. Osmanlı devletinde okumayazma bilenlere, verilen
şeref unvanı. 4. Halkın saygısını kazananlara verilen unvan. 5. Erkek, eş, koca.
6. Eski büyük konaklarda çalışan hizmetlilerin başı. Eski Türklerde soylu aileye
mensup kadınlar da bu unvanı kullanmışlardır.
AĞAHAN: (Tür.) Er. Nizari İsmaili imamlara verilen unvan. Doğu
Türkçesinde ağabey anlamında da kullanılmıştır. Türk kökenli Kaçarlann onur
unvanıydı. Ağa Han: Nizari İsmailîlerin dini önderi.
AĞAR: (Tür.) Er. 1. Beyaz renkli. 2. Açık tavırlı, samimi. 3. Asil,
onurlu, şerefli.
AĞANER: (Tür.) Er. Saf, temiz, duru insan.
AĞCA: (Tür.) Ka. Beyaz tenli kadın.
AĞGÜL: (Tür.) Ka. Beyaz gül, ak gül.
AHAD: (Ar.) Er. 1. Bir, kişi, kimse. 2. Birler, birden dokuza kadar olan
sayılar. 3. Ünlü Türk denizcilerinden Ahad bey (Umur bey donanmasından).
AHAVİ: (Ar.) Er. 1. Kardeşçe, dostça. Kardeş gibi.
AHBARÎ: (Ar.) Er. Haber veren, rivayet eden.
AHDİ: (Ar.) Er. Ahd, and icabı veya ahd ve ahda müteallik. Ahdî,
Türk tezkire yazan ve Divan şairi (Bağdat 1593).
AHENK: (Fars.) Ka. 1. Uygun, uyum düzen, armoni. 2. Renkler arasında
uygunluk. Sesler arasında uygunluk, düzen, makam. 3. Çalgılı eğlenceSaz
takımınca icra edilen beste. 4. Kasıt, niyet.
AHFA: (Ar.) Kalb, ruh, sır, hafi, ahfa şeklinde sıralanan "letafeti
hamse" sonuncusuna verilen ad. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
AHFAZ: (Ar.) Er. 1. Belleği çok kuvvetli. 2. Kur'an'ı en iyi
hıfzetmiş kişi. 3. Alçak gönüllü.
AHFEŞ: (Ar.) Er. 1. Küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. Yalnız gece gören
kimse. Ahfeş lakabında üç büyük Arap alimi vardır. Abdülhamid, Said b.
Mes'ade, Ali b. Süleyman.
AHİ: (Ar.) Er. 1. Ahi ocağına mensup olan kimse. 2. Cömert, eliaçık.
Ahi Benli Hasan. Türk şairi. Yavuz döneminde yaşamış ve Şirinu Perviz
mesnevisini yazmıştır.
AHİD: (Ar.) Er. 1. Bir şeyin yerine getirilmesini emretmek. 2. Söz
vermek. Emir, talimat, taahhüt, anlaşma, yükümlülük.
AHKAF: (Ar.) Er. 1. Kum fırtınası 2. Kur'anı Kerim'in 6. suresi. Araplar
bu ismi, Arabistan'ın güneyinde, kimsenin bilmediği ve giremediği çöle
vermişlerdir.
AHLA: (Ar.) Ka. Çok taüı. Pek şirin.
AHLAS: (Ar.) Er. 1. Saf, halis, kanşımsız. 2. İyi yürekli, temiz
kimse. 3. Kur'anî ıstılahta, Allah'a halis olarak yönelip ihlaslılıkta ileri bir
dereceye varmış kul.
AHMED: (Ar.) Er. Çok, en çok övülmüş, methedilmiş. Kur'anı Kerim'de
Saf suresinin 6. ayetinde: Hz. İsa, Jsrailoğullarına: "...adı Ahmed olan
peygamberi de müjdeleyici olarak geldim" şeklinde geçen isimlendirme ile
Peygamberimizin isimlerinden birisi olarak anıldı ve kullanılmaya başlandı. Türk
dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. Ahmedi Muhtar, Hz. Muhammed
(s.a.s).
AHMER: (Ar.) Er. Kırmızı, kızıl.
AHNEF: (Ar.) Er. 1. Ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. Daha çok lakap
olarak kullanılır. Ahnef b. Kays, ashâbdan.
AHNES: (Ar.) Er. Basık ve sivri burunlu. Daha çok lakap olarak
kullanılır.
AHRA: (Ar.) Ka. Daha layık, münasip, uygun
AHSA: (Ar.) Arabistan'ın KuveytKatar kısmına verilen isim Erkek ve
kadın adı olarak kullanılır
AHSEN: (Ar.) Daha güzel, çok güzel, en güzel. Erkek ve kadın adı
olarak kullanılır. Ahseni takvim: En güzel şekil. Kur'anı Kerim'in Tin
suresinin 3. ayetinde insanın ahseni takvim üzere yaratıldığı beyan
buyurulmaktadır. Ahsen kelimesi, Kur'an'da 16 yerde zikredilmiştir.
AHTER: (Fars.) Ka. Yıldız.
AHU: (Fars.) Ka. 1. Ceylan, karaca, gazal. 2. Güzel, ince alımlı kadın.
3. Gözleri ceylan gözüne benzeyen kadın. 4. Kardeş, dost
AHVER: (Ar.) Er. 1. Müşteri yüzlü, güzel gözlü adam. 2. Zeki, akıllı.
AHVES: (Ar.) Er. Cesur, kahraman, yiğit.
ÂİŞE: (Ar.) Ka. 1. Yaşayan, zenginlik ve bolluk gören. Yaşayış.
Âişe binti Ebû Bekir. Peygamberimiz (s.a.s)'in hanımlarından. Muhterem
annelerimizden biri olan Âişe (r.a.) Islami bilgisi ve fakihliği ile de
meşhurdur (bkz. Ayşe).
AJDA: (Tür.) Ka. 1. Filiz sürgün. 2. Çentik çentik olan şey
AKABE: (Ar.) Er. 1. Sarp geçit, çıkılması zor yokuş. 2. Tehlike.
Atlatılması zor güçlük, muhtıra.
AKAD: (Tür.) Er. Doğruluğuyla, dürüstlüğüyle tanınmış kimse.
|
|
|
|
 |
 |
|
 |
08-19-2006, 19:11
|
#5 (permalink)
|
|
Kıdemli Üye
ibrahimonur isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 375
Tesekkür Etti: 0
Tesekkür Aldı: 29
Rep Puanı: 53
|
AKALP: (Tür.) Er. Doğruluğu ve dürüstlüğüyle tanınan kimse.
AKALIN: (Tür.) Er. Alnı açık, suçu olmayan, onurlu. Akalın
(Besim Ömer Paşa). Türk hekim.
AKANAY: (Tür.) Ka. Yıldız kümesi.
AKANSEL: (Tür.) Er. 1. Akarsu. 2. Uzun mesafeler geçerek denize dökülen
akarsu.
AKAR: (Tür.) Er. 1. Akıp geçen. 2. Gelir getiren.
AKASMA: (Tür.) Ka. Beyaz, mavi, morumsu, pembe çiçek veren yabani,
tırmanıcı bir bitki.
AKASOY: (Tür.) Er. Sevilen, sayılan soydan gelen
AKASYA: (Yun.i.) Ka. Küçük sıra yapraklı, gölgeli küçük cinsleri
süs için yetiştirilen baklagillerden bir ağaç. Salkım ağacı da denir.
AKAY: (Tür.) Beyaz ay, ayın tam bir daire olarak dolgun, parlak göründüğü
evre. Ak ve ay kelimelerinden birleşik isim. Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
AKBATU: (Tür.) Er. Yiğit erkek.
AKBATUN: (Tür.) Er. (bkz. Akbatu).
AKBEHMEN: (Tür.) Er. Peygamber çiçeğinin eşanlamlısı.
AKBİLGE: (Tür.) Alim, bilgili, dürüst kimse. Erkek ve kadın adı
olarak kullanılır.
AKBOĞA: (Tür.) Er. Boğa gibi güçlü ve temiz şahsiyetli. Akboğa
Celayir: Moğol emir ve komutanı.
AKBORA: (Tür.) Er. (bkz. Bora)
AKBUDUN: (Tür.) Er. Temiz, tanınmış soydan gelen
AKBURAK: (Tür.) Er. (bkz. Burak)
AKÇAN: (Tür.) Ka. Temiz, dürüst kimse
AKCEBE: (Tür.) Er. Beyaz zırh sahibi yiğit.
AKÇA: (Tür.) Ka. 1. Oldukça ak, beyazca. 2. Eskiden kullanılan küçük
gümüş para, nakit. 3. Temiz, saf, iyi niyetli kişi.
AKÇAKİRAZ: (Tür.) Ka. Bir kiraz çeşidi.
AKÇAKOCA: (Tür.) Er. Temiz ve namuslu erkek. Osman Gazi ve
Orhan Gazi'nin silah arkadaşı.
AKÇALI: (Tür.) Er. Varlıklı, zengin.
AKÇAM: (Tür.) Er. Kuzey Amerika'da yetişen bir çam türü.
AKÇAR: (Tür.) Er. İyi ruhlar.
AKÇIL: (Tür.) Beyazımsı, solgun Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
AKÇİÇEK: (Tür.) Ka. Beyaz çiçek Daha çok örfte kullanılır.
AKÇORA: (Tür.) Er. İyi ruhlar. AKDA: (Ar.) Ka. Himaye altında
olan cariye, kadın, köle.
AKDEMİR: (Tür.) Er. Demir gibi güçlü ve temiz yürekli. Yiğit.
AKDES: (Ar.) Er. En kutsal.
AKDİL: (Tür.) Er. İyi, doğru, güzel konuşan kişi.
AKDOĞAN: (Tür.) Er. (bkz. Doğan).
AKDORU: (Tür.) Er. Doruğu bulutlu dağ.
AKEL: (Tür.) Er. 1. Doğru, dürüst işler yapan kimse. Dürüst, güvenilir
erkek.
AKERGİN: (Tür.) Er. (bkz. Akerman).
AKERMAN: (Tür.) Er. Dürüst, soylu, temiz kişi.
AKGİRAY: (Tür.) Er. (bkz. Akergin)
AKGÜL: (Tür.) Ka. Beyaz gül.
AKGÜN: (Tür.) Er. Muüu, sevinçli gün.
AKHAN: (Tür.) Er. Dürüst hakan.
AKALP: (Tür.) Er. Cömert, eli açık yiğit.
AKIMAN: (Tür.) Er. Cömert, eli açık kimse.
AKIN: (Tür.) Er. Her engeli aşan, güçlüklerden yılmayan, hızlı
hareket kabiliyetine sahip.
AKINALP: (Tür.) Er. Akın yapan yiğit. Yiğit.
AKINCI: (Tür.) Er. Osmanlılarda ileri karakol. Ani vurkaçlarla
düşmanlarının moralini bozan uç süvarileri. Hafif süvari.
AKINER: (Tür.) Er. (bkz. Akınalp)
AKINTAN: (Tür.) Er. Tan yeri ağarırken yapılan akın
AKİF: (Ar.) Er. 1. Bir şeyde sebat eden. 2. İbadet eden, ibadet
maksadıyla mübarek bir yere çekilen. İ'tikafa giren. 3. Direnen. M. Akif
Ersoy: Ünlü şair ve yazarımız. Safahat'ın yazan. İstiklal marşını te'lif
etmiştir.
AKİFE: (Ar.) Ka. 1. Bir şey üzerinde azimle duran, sebatlı, kararlı. 2.
İbadet eden hanım.
AKİL: (Ar.) Er. Akıllı, akıl sahibi. Uslu, kavrayışlı. Ali b. Ebi
Talib'in kardeşi. Akil b. Ebi Talib.
AKİLE: (Ar.) Ka. (bkz. Akil)
AKİPEK: (Tür.) Ka. İpek gibi kadın.
AKİS: (Ar.) Ka. 1. Yankı. 2. Işığın veya bir şeklin bir satha çarpıp
orada görünmesi, yansı. 3. Zıt, ters, muhalif.
AKKOR: (Tür.) Ka. Işık saçacak aklığa vanncaya kadar ısıtılmış
olan.
AKKIZ: (Ar.) Ka. Beyaz kadın.
AKMAN: (Tür.) Er. 1. Temiz, beyaz, güzel insan. 2. Yaşlı kimse.
AKMANER: (Tür.) Er. (bkz. Akman).
AKMAR: (Ar.) Ka. Aylar, yıldızlar.
AKMER: (Ar.) Ka. Ay gibi beyaz (yüz)
AKNUR: (t.a.i.) Ka. Beyaz nur.
AKÖZ: (Tür.) Er. Özü sözü doğru kişi, temiz kişilikli.
AKPINAR: (Tür.) (bkz. Pınar).
AKSAN: (Tür.) Er. İyi ve temiz tanınmış kimse.
AKSEN: (Tür.) Ka. Sen aksın, temizsin, doğru ve namuslusun.
AKSEVİL: (Tür.) Ka. (bkz. Sevil).
AKSIN: (Tür.) Er. Temiz, doğru, dürüstsün.
AKSOY: (Tür.) Er. Temiz soylu.
AKSUN: (Tür.) Er. (bkz. Aksu).
AKSUNA: (Tür.) Ka. Ak renkli yaban ördeği.
AKSUNER: (Tür.) Er. (bkz. Aksungur).
AKSUNGUR: (Tür.) Er.Doğan cinsinden bir nevi av kuşu. Aksungur
b. Abdullah. Melikşah zamanında Halep'in hakimliğini, yöneticiliğini yapan
Türk Emiri.
AKSU : (Tür.) Ka. 1. Temiz, pınl pırıl su gibi. 2. Nehir
AKSÜYEK: (Tür.) Er. Eski Türklerde soylu anlamında kullanılırdı.
AKŞEMSEDDİN: (t.a.i.) Er. Dinin güneşi. Türk din bilgini ve hekim. (Şam
1389Göynük 1459). Fatih'in hocasıdır. İstanbul'un fethinde bulundu. Ünlü sahabi
komutan Ebâ Eyyub elEnsari'nin mezarını bulduğu söylenir. Türk dil kuralına göre
"d/t" olarak kullanılır.
AKŞIN: (Tür.) 1. Az ak, akımsı.2. Derisinde, kıllarında ve gözlerinde
doğuştan boya maddesi bulunmadığı için her yanı beyaz olan (insan, hayvan).
Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
AKŞİT: (Tür.) Er. Kutlu uğurlu. 2. Ak. 3. Güneş, nur, aydınlık.
Akşit Muhammed b. Tugac: İhşidiler devletinin kurucusu.
AKTAY: (Tür.) Er. Beyaz tay. Türkler'de çok kullanılan bir isimdi.
AKTAÇ: (Tür.) Er. Beyaz taç.
AKTAN: (Tür.) Aydınlık, mehtaplı gece.
AKTAR: (Tür.) Er. Parlak, aydınlık sabah.
AKTAŞ: (Tür.) Er. Mermer.
AKTEKİN: (Tür.) Er. Parlak, görkemli, temiz huylu yiğit.
AKTEMÜR: (Tür.) Er. Akdemir.
ARTİMUR: (Tür.) Er. (bkz. Aktemur).
AKTOLGA: (Tür.) Er. (bkz. Tolga). AKTUĞ: (Tür.) Er. (bkz.
Aytuğ).
AKYIL: (Tür.) Er. Temiz, güzel sene. Erkek ve kadın adı olarak da
kullanılır.
AKYILDIZ: (Tür.) Akşama doğru doğan parlak yıldız. Çoban yıldızı,
sabah yıldızı.
AKYİĞİT: (Tür.) Er. Dürüstlüğü ve temizliğiyle tanınmış yiğit.
AKYOL: (Tür.) Er. Dürüst, doğru ve iyi yol.
|
|
|
|
 |
 |
|
 |
08-19-2006, 19:11
|
#6 (permalink)
|
|
Kıdemli Üye
ibrahimonur isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 375
Tesekkür Etti: 0
Tesekkür Aldı: 29
Rep Puanı: 53
|
ALAADDİN: (Ar.) Er. Dini yüceltmek için din uğruna çalışan kimse.
Alaaddin Keykubad
(11921237) Anadolu Selçuklu Sultanı. Türk dil kuralları açısından "d/t"
olarak kullanılır.
ALACAN: (Tür.) Er. (bkz. Akan).
ALAGUN: (Tür.) Ka. Yazın güneş buluta girdiği zamanki gölgeli hava.
ALAMET: (Ar.) Ka. 1. İşaret, iz, nişan. 2. Remiz, sembol. 3. Belirti,
emare. 4. Çok iri, şaşılacak büyüklükte (meç.).
ALANALP: (Tür.) Er. Ülke alan, fetheden, fatih.
ALANAY: (Tür.) Er. (bkz. Alanalp).
ALANER: (Tür.) Er. (bkz. Alanalp).
ALANGOYA: (Moğ.) Ka. 1. Altın geyik. 2. Ünlü Moğol destanının kutsal
sayılan kadın kahramanı.
ALANGU: (Tür.) Er. Altın geyik.
ALANUR: (Ar.) Ka. (bkz. Nur).
ALAPINAR: (Tür.) Ka. (bkz. Pınar).
ALATAN: (Tür.) Er. Güneş doğmadan önce ufukta beliren karışık
renkler.
ALATAY: (Tür.) Er. Derisinde benekler olan tay.
ALCAN: (Tür.) Ka. Can alıcı güzel. Can alan, cesur, yürekli.
ALEMDAR: (a.f.i.) Er. 1.Bayrak veya sancak tutan, taşıyan, bayraktar,
sancaktar. 2. İşe önderlik eden. Alemdar Mustafa Paşa: Osmanlı veziri.
ALEV: (Tür.) Ka. 1. Ateşten ve yanıcı cisimlerden çıkan parlak, çeşitli
şekillere giren gazlardan meydana gelen şeffaf dil, yalım. 2. Aşk ateşi, sevda.
3. Alımlı, cazibeli kadın.
ALEVİ: (Ar.) Er. Hz. Ali soyundan, Hz. Ali'ye hususi ilgi gösteren,
ona taraftar olan. Şii mezhebinin kollarından biri.
ALGAN: (Tür.) Er. Alan, fetheden, fatih.
ALGIN: (Tür.) Er. 1. Güçlü, iyi, güzel, sıcakkanlı, sevimli. 2. Sevdalı,
aşık, vurgun. 3. Hızlı akan su. 4. Renksiz, cılız, zayıf.
ALGUHAN: (Tür.) Er. Çağatay hanlığı hükümdarı. (1266). Orta Asyayı
ele geçirip Harezmden Afganistan'a kadar sınırlarını genişletti. Cengiz'in
yasalarını şiddetle uyguladı.
ALGUN: (Fars.) Ka. 1. Aklı alınmış. 2. Al renginde, koyu ve parlak pembe.
3. Tümsek, tepe.
ALGUNE: (Fars.) Ka. 1. Serap. 2. Allık.
ALGÜL: (Tür.) Ka. Kırmızı gül.
ALİ: (Ar.) Er. 1. Yüce, ulu, yüksek. 2. Hz. Ali: Ebû Talib'in
oğlu. Peygamberimizin amcazadesi ve kızı Fatma (r.anha)'nın kocası. Dördüncü
halife.
ALİCAN: (a.f.i) Er. Ali ve can isimlerinin bir araya gelmesinden
meydana gelmiştir. (bkz. Ali ve Can).
ALİCENGİZ: (a.t.i.) Er. Akla gelmez, şeytanca, beklenmedik ve
umulmadık tarzda anlamlan ile "Alicengiz oyunu" deyiminde geçer.
ALİGÜHER: (a.f.i.) Er. Yaratılışı ve mayası yüce ve değerli olan.
ALİ HAN: (a.t.i.) Er. Yüce han. ALİKADR: (Ar.) Er. 1. Yüksek
kıymette olan, çok kıymetli, çok takdir edilen, çok saygıdeğer. 2. Meşhur bir
çeşit lale.
ALİM: (Ar.) Er. 1. Çok okumuş, bilgin. 2. Çok bilen. 3. Sonsuz. İlim
sahibi. Allah'ın sıfatlarındandır. Kur"an'da Cenabı Hakk'ın ismi olarak 13 yerde
geçer. "Abd" takısı alarak da kullanılır.
ALİME: (Ar.) Ka. (bkz. Alim). ALIN AK: (Tür.) Er.
Doğru, güvenilir.
ALİŞAH : (a.f.i.) Er. Hükümdarların en yücesi. Alişah Taceddin.
(?1324). İlhanlı veziri.
ALİŞAN: (a.f.i.) Er. Şan ve şerefi yüce ve yüksek olan çok değerli.
ALİYAR : (a.f.i.) Er. 1. Yar, dost, sevgili. 2. Alinin dostu, sevgili
adı. 3. Yüce dost Birleşik isim
ALİYE: (Ar.) Er. Yüce, yüksek, bir şeyin en yukarısı, tepesi.
(bkz. Ali).
ALKAN: (Tür.) Er. Kırmızı kan. Alkan bey. Türk denizci.
Selçukluların egemenliğindeki İznik'te Ebu'lKasım'ın donanma komutanı.
ALKIM: (Tür.) Er. Gökkuşağı. Alkım (Uluğ Bahadır) Türk
Arkeolog.
ALKIN: (Tür.) Er. 1. Sevdalı, aşık, vurgun. 2. El çırpma, övme.
ALKUR: (Tür.) Er. Hep, bütün, herkes.
ALLAHVERDİ: (a.t.i.) Er. İran'da yaşayan bir Türkmen kabilesinin
adı.
ALP: (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde kahraman, yiğit, cesur, bahadır,
pehlivan. 2. Seyfı kola mensup, savaşçı, fütüvvet ehli. Alperen, Alpgazi.
Bu isim İslam'dan sonra da Türkler arasında kullanılmaya devam etti.
ALPAGU: (Tür.) Er. 1. Tek başına düşmana saldıran yiğit. 2. Eski
Türklerde bir rütbe adı. 3. Eski Türklerde bir kurt adı.
ALPAĞAN: (Tür.) Er. Cesur, yiğit, kahraman.
ALP AK: (Tür.) Er. Dürüst, kahraman, yiğit.
ALPARTUR: (Tür.) Er. Kendine güveni olan yiğit
ALPASLAN: (Tür.) Er. Arslan gibi cesur ve yiğit savaş beyi. Büyük
Selçuklu hükümdarı. Selçukluların en büyük zaferi sayılan Malazgirt zaferi
onundur (1071).
ALPAY: (Tür.) Er. Cesur, yiğit kimse.
ALFAYDIN: (Tür.) Er. (bkz. Alpay).
ALPBİKE : (Tür.) Er. genç, delikanlı, (bkz. Alp).
ALPÇETİN: (Tür.) Er. (bkz. Alpay).
ALPDE.MİR: (Tür.) Er. (bkz. Alpay).
ALPDOĞAN: (Tür.) Er. Doğuştan yiğit olan.
ALPER: (Tür.) Er. (bkz. Alp).
ALPEREN: (Tür.) Er. Yiğit, bahadır.
ALPERTUNGA: (Tür.) Er. Efsanevi Türk hükümdarı ve destan kahramanı.
M.Ö. 626 yıllarında yaşayıp İranlılarla uzun savaşlara giren Turan (Saka)
hükümdarı olduğu söylenir. Türk, İran, Arap, Hint, Eski Yunan ve Asur
kaynaklarında kendisinden değişik adlarla bahsedilir.
ALPGİRAY: (Tür.) Er. Yiğit hükümdar. Kırım veliahtı. Bir ara Kınm
Hanı da oldu.
ALPHAN: (Tür.) Er. Yiğit hükümdar.
ALPKAN: (Tür.) Er. Yiğit soydan gelen.
ALPKIN: (Tür.) Er. Keskin kılıç.
ALPMAN: (Tür.) Er. Yiğit, cesur, kahraman.
ALPNUR: (Tür.) Ka. (bkz. Alp).
ALPSOY: (Tür.) Er. (bkz. Alpkan). Yiğit ve cesur soya mensub.
ALPTEKİN: (Tür.) Er. Kahraman şehzade. Birleşik isim. Alp:
Kahraman, Tekin: Şehzade.
ALTAN: (Tür.) Er. 1. Sabahın güneş doğarkenki zamanı. 2. Hakanlara
verilen unvan, sultan, padişah.
ALTA Y: (Tür.) Er. 1. Asya'da Batı Sibirya ile Moğolistan'ı ayıran dağlık
bölge. 2. Altay dağlan bölgesinde yaşayan Türklerin genel adı.
ALTIN: (Tür.) Ka. 1. Parlak, san renkte, paslanmayan, kolay işlenebilen,
ziynet eşyası olarak da kullanılan maden, zer, zeheb. 2. Örfte kadın adı olarak
kullanılır. Zerrin (bkz. Zerrin).
ALTINBAŞAK: (Tür.) Ka. Değerli kimse.
|
|
|
|
 |
 |
|
 |
08-19-2006, 19:12
|
#7 (permalink)
|
|
Kıdemli Üye
ibrahimonur isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyelik tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 375
Tesekkür Etti: 0
Tesekkür Aldı: 29
Rep Puanı: 53
|
ALTINBİKE: (Tür.) Ka. (bkz. Altınbaşak).
ALTINISIN: (Tür.) Ka. Işığın en güçlü anı.
ALTINIZ: (Tür.) Ka. (bkz. Altınışık).
ALTINTAÇ: (Tür.) Ka. Altından taç.
ALTUĞ: (Tür.) Er. (bkz. Tuğ).
ALTUNAY: (Tür.) Er. Ay'ın san renkli hali
ALTUNÇ: (Tür.) Er. 1. Bakır alaşımı. 2.Kırmızı bakır. 3. Kırmızı, al
gözlü.
ALTUNER: (Tür.) Er. Değerli kimse.
ALTUNHAN: (Tür.) Er. Zengin hakan. Türklerin, Çin'de hüküm süren
TürkMoğol hükümdarlarına verdikleri ad.
ALYA: (Ar.) Er. 1. Yüksek yer, yükseklik. 2. Gök, sema.
AMANULLAH: (Ar.) Er. Allah'ın bağışlaması. Allah'ın koruması.
AMİD: (Ar.) Er. 1. Çok hasta. 2. Aşk hastası. 3. Başlıca nokta. 4. Önder,
şef, komutan. 5. Diyarbakır'ın eski adı. Ortaçağ'da İslam Türk devletlerinde
kullanılan bazı unvanlar ve memuriyet isimleri.
AMİL: (Ar.) Er. 1. Fail, yapan, işleyen. 2. İslam devletlerinde zekat,
vergi tahsildan veya valiler ve devlet memurlan.
AMİNE: (Ar.) Ka. Gönlü emin, kalbinde korku olmayan.
Peygamber'in (s.a.s) annesinin adı. (bkz. Emine).
AMİR: (Ar.) Er. 1. Mamureden, şenlendiren. 2. İmar olunmuş. 3. Devlete
ait. 4. Kendisine bağlı görevliler bulunan. Amir b. Abdullah b. Mes'ud:
Tabiindendir. İslam fıkıh bilgini.
AMİRE: (Ar.) Ka. (bkz. Amir).
AMMAR (Ar.) Er. 1. Memur eden. 2. Bayındırlaştıran. (bkz. Amir).
Ammar b. Yasir. Sahabeden. İlk müslüman olanlardandır. Çok işkence gördü.
Habeşistan'a hicret etti. Annesi ilk İslam şehidesi Sümeyye (r. anha)'dir.
AMR: (Ar.) Er. Uzun yaşamak, uzun ömürlü olmak. Amr b. Madikerib:
631'de Medine'ye gitti ve müslüman oldu. Çok yaşlıyken bile iyi savaştı.
AMRE: (Ar.) Ka. (bkz. Amr). AMUZ: (Fars.) Er. Bilen,
öğrenmiş, öğreten.
ANBER: (Ar.) Ka. 1. Ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak,
yapışkan ve misk gibi kokan, kül renginde madde. 2. Güzel koku. 3. Güzellerin
saçı.
ANDAK: (Tür.) Er. Hemen, o anda. Erkek ve kız adı olarak
kullanılır.
ANGIN: (Tür.) Er. 1. Tanınmış, ünlü, namlı. 2. Bayındır.
ANI: (Tür.) Yaşanmış olaylardan belleğin sakladığı. Erkek ve
kadın adı olarak kullanılır.
ANİF: (Ar.) Er. 1. Sert, şiddetli. 2. Haşin. 3. Geçmişte, pek yakında,
burnun ucu denecek kadar yakından gecen. 4. Biraz önce, belirtilen, bahsedilen.
ANİFE: (Ar.) Ka. (bkz. Anif).
ANIL: (Tür.) Ka. 1. Anılmak eylemi. 2. Meşhur, ünlü. 3. Hatırlanan.
ARAF: (Ar.) Er. 1. Cennet ile cehennem arasındaki yer. 2. Sert, tepe. 3.
Adetler, usuller. Arafat. Mekke'nin yakınında bulunup hacıların arefe
günü durdukları yerdir. Bu duruş haccın rükünlerindendir.
ARAL: (Tür.) Birbirine yakın adalar topluluğu. Orta Asya'da bir
göl.
ARAM: (Fars.) Ka. 1. Dinlenme, sükun, karar. 2. Rahat, huzur, istirahat.
3. Oturma, eğlenme, ikamet etme.
ARAMCAN: (Fars.) Ka. 1. Gönül rahatı. 2. Sevgili, sevilen güzel.
ARAMDİL: (Fars.) Er. 1. gönül rahatı. 2. Sevilen güzel. 3. Yer mekan.
ARCA: (Ar.) Ka. 1. Temiz, namuslu. 2. Aksak, topal.
ARDA: (Tür.) Er. 1. Eskiden bazı çavuşların elde tuttukları uzun değnek.
2. İşaret için dikilen değnek. 3. Çıkrıkçı kalemi. 4. Sonra gelen.
ARDALI: (Tür.) Er. (bkz. Arsal). ARDAN: (Tür.) Er. (bkz.
Arsal).
AREF: (Ar.) Er. 1. Pek maruf, çok bilinen. 2. Arif, anlayışlı ve bilgili.
AREFE: (Ar.) Ka. 1. Arife, dini bayramlardan bir evvelki gün. 2. Bir
önceki gün.
AREL: (Tür.) Er. Temiz, dürüst kimse.
ARGU: (Tür.) Er. 1. İki dağ arası, uçurum. 2. Orta Asya'da Issık gölü
çevresinde Çu ve Talaş havzalarında yaşamış Kırgızların en büyük boyu. Argu
Türkleri.
ARGUN: (Tür.) Er. 1. Zayıf, güçsüz, düşkün, dermansız, zebun. 2. Yanyana
iki kamış düdüğünden veya kartal kemiğinden yapılmış kaval. Argun:
İlhanlı hükümdarı. Abaka Han'ın oğlu.
ARGÜN: (Tür.) Er. Temiz, aydınlık gün.
ARGUNŞAH: (Tür.) Er (bkz. Argun). Argunşah. (Nizameddin)
Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Aslan H'nın oğlu. Babası ülkeyi oğullan arasında
pay edince, hissesine Amasya düşmüştü.
ARHAN: (Tür.) Er. Üstün nitelikli, gururlu bakan.
ARICAN: (Tür.) Er. Temiz, doğru kimse.
ARIÇ: (Tür.) Er. Banş, asayiş. ARIER: (Tür.) Er. Çalışkan
kimse.
ARİF: (Ar.) Er. 1. Meşhur, çok tanınmış, mütearif. 2. Bilgi sahibi.
Bilen, bilgili, irfan sahibi. 3. Sıbyan mektebi hocası veya kalfası.
ARİFE: (Ar.) Ka. Bilgi ve irfan sahibi kadın. Uyanık, ince ruhlu,
latif.
ARIHAN: (Tür.) Er. (bkz. Arhan). ARIKAL: (Tür.) Er. Temiz,
doğru, dürüst kal.
ARIKAN: (Tür.) Er. Temiz soy. ARIKHAN: (Tür.) Er. (bkz. Arhan)
ARIN: (Tür.) Er. 1. Temiz, an, saf. 2. Alın. 3. Yüz, cephe. Dağlann,
tepelerin yüzü.
ARINÇ: (Tür.) Er. 1. Temiz, saf, an. 2. Banş.
ARISAL: (Tür.) Er. An gibi çalışkan kimse.
ARISAN: (Tür.) Er. Temiz, doğru tanınmış kimse.
ARISOY: (Tür.) Er. (bkz. Ansan). ARITAN: (Tür.) Er.
Temizleyen, an duruma getiren.
ARKAN: (Ar.) Er. 1. Temiz, ari kandan gelen. 2. Üstün galip. Arkan (Şeyfi)
Türk mimar (19031966).
ARKIN: (Tür.) Er. Yavaş, ağır, sakin, gelecek yıl.
ARKUT: (Tür.) Er. Temiz, uğurlu, kutlu.
ARMAĞAN: (Fars.) 1. Hediye, peşkeş, tuhfe, bergüzer. 2. Birinin gördüğü
işe veya başansına karşılık olarak verilen şey, mükafat.3. Bir ilim adamını
tanıtmak veya çalışmalanndan ötürü mükafatlandırmak maksadıyla adına çıkanlan
ilmi eser. (Köprülü Armağanı). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ARMAN: (Fars.) Er. 1. Hasret, özleme. 2. Zahmet, sıkıntı. 3. Teessüf. 4.
Pişmanlık.
ARMİNE: (İbr.) Ka. İbranice isim. (bkz. Emine).
ARRAF: (Ar.) Er. l Falcı, kahin. Münecc | |